Prof. Dr. Oya Akgönenç

“Arap Baharı” olarak adlandırılan halk ayaklanmaları, hala bütün hızı ile devam etmekte, Suriye’den Fas’a , Irak’tan Yemene kadar bütün bölgeyi sarsmaktadır. Bu sosyo-ekonomik Tsunami (yıkıcı dev dalga,bölgede ki ülkelerin çoğunda mevcut olan  “tek adam” rejimleri de yıkılmaya başlamıştır.

Ortadoğu’da yayılan bu isyan hareketleri sonucunda uluslararası siyasi dengelerinde ve güvenlik politikalarında da önemli değişiklikler görülmeye başlamıştır.

Ortadoğuda yer alan bu “Arap Baharı” olaylarının gelişimi incelenip, vardıkları sonuçlara bakıldığında, bu isyanlara “Arap baharı” demenin de yalnış olduğu ortaya çıkmaktadır. (zaten olaylara  bu adı Batılılar takmıştır.)

Mağrip’den başlayarak dalga, dalga yayılan bu sosyo-ekonomik dalgalanmalara  “OrtaDoğu halklarının uyanışı ve hak arama mücadeleleri” demek daha doğru olur. Gerçek anlamda,bunca ayaklanma, çatışma, ölüm ve yaralanmanın her hangi bir baharla ilgisi olmadığı gibi, henüz ortada kazanılmış bir zafer veya iyileşmiş  bir durum da mevcut değildir. Hatta, aksine, bazı Arap ülkelerinde, ilk haftalarda ki olumlu sonuçlar bile kaybedilmeye başlanmıştır, Tunus ve Mısırda olduğu gibi. Bu toplumlarda ki mücadeleler henüz hız kesmemiştir. Tsunami yıkmaya devam etmektedir.

Tehlikeli Deviyasyonlar:

Ortadoğu da ki gelişmeler, iki yerde, büyük ve tehlikeli sapmalar (normal gelişimden ayrılma) yani deviyasyon göstermiştir:

* Birincisi Bahreyn’de (burada olaylar bir Sünni, Şii çatışmasına dönüşmüştür).

*  İkincisi de Libya’da (burada ki halk hareketi, tam anlamı ile bir ülkeyi bölme hareketi haline gelmiştir.

Dikkate değer diğer bir gelişme de dış dünyanın tutumunda izlenmiştir. Bahreyinde kan gövdeyi göütrürken, Batıdan hiç müdahale olmamış ve hiç bir protesto yükselmemiştir. ABD’nin 5. filo’sunun dinlenme yeri olan Bahreyin’in emiri ve idarecileri, halk ayaklanmasını en sert şekilde  bastırmışlardır. Batı, bu olaylar karşısında, herhangi bir insan hakları ihlali veya demokratik kısıtlamalardan bahs etmemiştir.

Öte yandan, Libya’da ise bunun tam tersi bir tutum sergilenmiştir. Bu ayaklanmada “halkların demokratik haklarından, sivillerin korunmasından” bahsedilerek, isyan edenlere yardım eli uzatılmıştır.  Uluslararası egemenlik haklarını çiğnenerek, egemen bir ülkeye, şavaş açmadan müdahale edilmiştir.             Libyada ki isyancılar Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD gibi ülkelerden yardım istemiş ve elde etmişlerdir. Bu ülkeler resmen “savaşta olmadıkları” halde, Libya’ya saldırmış ve onu def’alarca bombalamışlardır.

Bu saldırılar Fransa ve İngilterenin yanı sıra ABD ve sonra da NATO tarafından, uluslararası hukuka dayanmadan ve ülkenin egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilmiştir. Haftalarca süren hava saldırılarında Libyanın hava güçlerini tahrip ettikten sonra bu hafta da  Libya limanlarında demirli duran deniz kuvvetlerine saldırılar yapılmıştır. İşte işin püf noktası ve en tehlikeli kısmı da bu hukuksuz müdahalelerin yaygın hale dönüşmesi hususudur.

 

Ortadoğuda ki her iki “sapma” durumu da son derece vahim sonuçlar yaratabilecek olaylar olup çok tehlikelidir. Bu sapmalar, uluslararası ilişkilerde  yeni bir dönem başlatmış bulunmaktadırlar. Tüm Ortadoğu ülkeleri ve halkları büyük tehlike altındadırlar.Zira, bu sapmalar sonucunda  uluslararası politikalarda tekrar  “Güç’ün ve Güçlünün” hakim olduğu ”19 ve 20. yüzyıl sömürgecilik politikalarına” hızlı bir geri dönüş başlatılmış bulunmaktadır.

NATO’nun Yalnış Kullanılışı:

NATO bu günlerde, ana kuruluş gayesinden bir hayli uzaklaşmış bulunmaktadır. Adeta orada da bir “deviyasyon “ yaşanmaktadır. NATO, tam altmış iki yıl önce Komünizme karşı, hür dünyayı korumak ve onların totaliter veya baskıcı  rejimler altında ezilmekten kurtamak için kurulmuş olan bir teşkilattır. Bu askeri teşkilat, bazı Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarını gerçekleştirmek için de devreye sokulabilmekteydi. “soğuk savaş” yıllarında yararlı görevler ifa etmiştir. 1990’lı yıllarda da Bosna-Hersek savaşında ve Kosovada önemli ve faydalı görevler üstlenmiştir.

1990’lı yılların başında Sovyetlerin çözülmesi ve Yugaslavyanın dağılmasından yani Komünizmin yıkılışından sonra NATO kuruluş gayesini tamamlamış olup, adeta hedefini kaybederek yeni arayışlar içine girmiştir. İşte bu süreçte, o zamana kadar ana hedefi olan “Kızıl tehlike yi yok etme misyonu” yerine “Yeşil Tehlikeyi (İslamı)” oturtmaya başlamıştır. Bunu yaparken de “islami terörü ile mücadele edildiğini” öne sürerek, değişik İslam coğrafyalarında  savaşçı güç olarak boy göstermeye başlamıştır. İslam ülkelerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.

2000’li yıllar,New York’taki İkiz kulelerin vuruluşu ile  yeni bir dönemi başlamıştır. Bu olaydan itibaren  ABD, askeri ve siyasi  dikkatini ve gücünü, Orta Asya ve Orta Doğu’da yoğunlaştırmıştır. Orta Asyada, Afganistan  tam 10 yıldır savaş alandır. Afganistan, Amerikan güçleri ve diğer devletlerden toplanan Koaliyon güçleri ve NATO tarafından sürekli bombalanmakta olup, askeri harekata da maruz kalmakta ve toprakları işgal altında bulunmaktadır.

Orta Doğu’ya gelince  Irak , Amerikan müdahalesi ile 7 yıldır tam bir işgal  altındadır. Irakta yaşayan halkları, gaddar bir diktatörden kurtarmak ve gizli “kitle imha silahlarını” bularak yok etmek amacı ile Irak’a giren ABD ve diğer Avrupa devletleri tam 7 yıldır orada savaşmaktadırlar. En büyük zararı Irak halkı görmüş olup, tahribat hala devam etmektedir.

Adı geçen her iki yerde de , NATO kısa bir süre sonra devreye girmiş olup, halen bu ülkelerde fiilen savaşa devam etmektedir. NATO, böylece ABD’nin yükünü hafifletmekte ve onlara uluslararası “haklılık” kazandırmaktadır.

Diğer taraftan Mağrip ayaklanmaları Libya’ya ulaştığında, umulmadık bir şekilde, “isyancılara” yardım bahanesi ile Fransızlar, İngilizler ve ABD’nin işe karıştığı, İtalyanların ve Hollandalıların aktif olarak isyancılara destek verdiği görülmüştür .Fransa ve İngiltere, Libya’yı ve özellikle de Hükümet güçlerini bombalıyarak isyancılara yardımcı olmuşlardır.

Kısa bir süre sonra da ABD olaya Tomohawk füzeleri yollayarak katılmış ve ABD baskısı ile NATO devreye girmiştir. Böylece NATO güçleri de “Kadaffi güçleri”ni bombalamaya başlamışlardır. Sivil halk katledilmiş, sivil hedefler vurulmuştur.Bütün bu saldırılar gerçekleşirken bu ülkelerinin hiçbirisi Libya ile “savaş halinde” değillerdir. Libya hiç birine saldırmamış veya savaş ilan etmemiştir. Yani bu olaylar, egemen bir ülkeye uygulanan operasyonlardır. Olayların en vahim ve en endişe verici yönü de budur.

 

Yeni Tehlikeli Uygulamalar ve Hatalar:

  • Avrupa ve Batı, yeniden 19ve 20. yüzyılın vahşi sömürgecilik politikalarına geri dönmüş  bulunmaktadırlar.
  • Bat’nın bazı ülkeleri bu “yeni sömürgeçiliği” geliştirirken, bazı Arap ülkelerinden destek ve yardım almış bulunmaktadırlar. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bunlardan açık katılımlı olanlarıdır. Bu katılım,“zihni esaretin” sonucudur. Bütün zenginlik ve modernliklerine rağmen, hala Avrupa devletlerine, zihnen tutsak olmanın bir sonucudur.
  • Arap Birliği ve İslam Konferansı Örgütleri de olaylar karşısında fevkalade pasif ve sessiz kalarak adeta “zımni onaylarını” vermişlerdir.Bu da, bu teşkilatların etkisizliğinin ve cesaretsizliğinin en iyi örneğidir.
  • Bütün bu gelişmelerde etken olan faktörlerden birisi de, Kadaffi’nin hiç sevilmeyen bir lider olması ve dostunun bulunmamasıdır. Kadaffi’ye kızgın olan birçok lider (Arap veya diğer) içlerinden Kadafinin bu duruma düşmesinden adeta memnun olmuşlardır. Lakin, uluslararası politika ve ilişkiler “kişisel sevgi veya nefretler” üstünden yürütülemez. Bu çok büyük bir hata olur. Mühim ve esas olan, bölge liderlerinin, bölgenin müşterek çıkarlarını korumak ve  bölge dengelerini esas alarak karar vermeleridir.   Bugün Libya’ya ses çıkartmayanlar, muhtemelen yakın bir gelecekte aynı veya benzer durumlarla kendileri karşılaşabilirler zira “Güç’ün üstün olduğu diplomasi”nin geri dönüşü için kapının açılışına kendileri yardımcı olmuşlardır.
  • NATO, burada ki müdahalesini kolayca anlatabilecek durumda değildi.

 

  • Türkiye, Fransız ve İngilizlerin saldırılarını kontrol altına koymak amacı ile NATO’nun devreye girmesine razı olmuş ama yine de onların saldırılarının önüne geçmemiştir. Sivil halkı koruma bahanesi ile Türkiye operasyona ikna edilmiş ama sonra NATO güçleri, istedikleri gibi, kontrolsuz şekilde saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

 

  • Hiç bir Avrupa devleti ve ABD, ihlal edilen uluslararası hukuktan veya suçsuz olarak  öldürülen Libyalı sivillerin  insan haklarından bahsetmemektedir.
  • Nedense, Batı güçlerinin illgi alanı ve korumaya çalıştıkları , Libya’nın petrol bölgesinde bulunan “isyancılar” olup, hukuksuz bir şekilde o bölge petrollerini “isyancılardan alarak” tehlikeli bir uygulama başlatmış bulunmaktadırlar.
  • Bütün ülkelerin derhal bu gidişata müdahale etmeleri ve bunu durdurmaları sarttır.       23 Mayıs 2011

YENİ TEHLİKELİ  UYGULAMALAR  VE NATO

Prof. Dr. Oya Akgönenç

“Arap Baharı” olarak adlandırılan halk ayaklanmaları, hala bütün hızı ile devam etmekte, Suriye’den Fas’a , Irak’tan Yemene kadar bütün bölgeyi sarsmaktadır. Bu sosyo-ekonomik Tsunami (yıkıcı dev dalga,bölgede ki ülkelerin çoğunda mevcut olan  “tek adam” rejimleri de yıkılmaya başlamıştır.

Ortadoğu’da yayılan bu isyan hareketleri sonucunda uluslararası siyasi dengelerinde ve güvenlik politikalarında da önemli değişiklikler görülmeye başlamıştır.

Ortadoğuda yer alan bu “Arap Baharı” olaylarının gelişimi incelenip, vardıkları sonuçlara bakıldığında, bu isyanlara “Arap baharı” demenin de yalnış olduğu ortaya çıkmaktadır. (zaten olaylara  bu adı Batılılar takmıştır.)

Mağrip’den başlayarak dalga, dalga yayılan bu sosyo-ekonomik dalgalanmalara  “OrtaDoğu halklarının uyanışı ve hak arama mücadeleleri” demek daha doğru olur. Gerçek anlamda,bunca ayaklanma, çatışma, ölüm ve yaralanmanın her hangi bir baharla ilgisi olmadığı gibi, henüz ortada kazanılmış bir zafer veya iyileşmiş  bir durum da mevcut değildir. Hatta, aksine, bazı Arap ülkelerinde, ilk haftalarda ki olumlu sonuçlar bile kaybedilmeye başlanmıştır, Tunus ve Mısırda olduğu gibi. Bu toplumlarda ki mücadeleler henüz hız kesmemiştir. Tsunami yıkmaya devam etmektedir.

Tehlikeli Deviyasyonlar:

Ortadoğu da ki gelişmeler, iki yerde, büyük ve tehlikeli sapmalar (normal gelişimden ayrılma) yani deviyasyon göstermiştir:

* Birincisi Bahreyn’de (burada olaylar bir Sünni, Şii çatışmasına dönüşmüştür).

*  İkincisi de Libya’da (burada ki halk hareketi, tam anlamı ile bir ülkeyi bölme hareketi haline gelmiştir.

Dikkate değer diğer bir gelişme de dış dünyanın tutumunda izlenmiştir. Bahreyinde kan gövdeyi göütrürken, Batıdan hiç müdahale olmamış ve hiç bir protesto yükselmemiştir. ABD’nin 5. filo’sunun dinlenme yeri olan Bahreyin’in emiri ve idarecileri, halk ayaklanmasını en sert şekilde  bastırmışlardır. Batı, bu olaylar karşısında, herhangi bir insan hakları ihlali veya demokratik kısıtlamalardan bahs etmemiştir.

Öte yandan, Libya’da ise bunun tam tersi bir tutum sergilenmiştir. Bu ayaklanmada “halkların demokratik haklarından, sivillerin korunmasından” bahsedilerek, isyan edenlere yardım eli uzatılmıştır.  Uluslararası egemenlik haklarını çiğnenerek, egemen bir ülkeye, şavaş açmadan müdahale edilmiştir.             Libyada ki isyancılar Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD gibi ülkelerden yardım istemiş ve elde etmişlerdir. Bu ülkeler resmen “savaşta olmadıkları” halde, Libya’ya saldırmış ve onu def’alarca bombalamışlardır.

Bu saldırılar Fransa ve İngilterenin yanı sıra ABD ve sonra da NATO tarafından, uluslararası hukuka dayanmadan ve ülkenin egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilmiştir. Haftalarca süren hava saldırılarında Libyanın hava güçlerini tahrip ettikten sonra bu hafta da  Libya limanlarında demirli duran deniz kuvvetlerine saldırılar yapılmıştır. İşte işin püf noktası ve en tehlikeli kısmı da bu hukuksuz müdahalelerin yaygın hale dönüşmesi hususudur.

 

Ortadoğuda ki her iki “sapma” durumu da son derece vahim sonuçlar yaratabilecek olaylar olup çok tehlikelidir. Bu sapmalar, uluslararası ilişkilerde  yeni bir dönem başlatmış bulunmaktadırlar. Tüm Ortadoğu ülkeleri ve halkları büyük tehlike altındadırlar.Zira, bu sapmalar sonucunda  uluslararası politikalarda tekrar  “Güç’ün ve Güçlünün” hakim olduğu ”19 ve 20. yüzyıl sömürgecilik politikalarına” hızlı bir geri dönüş başlatılmış bulunmaktadır.

NATO’nun Yalnış Kullanılışı:

NATO bu günlerde, ana kuruluş gayesinden bir hayli uzaklaşmış bulunmaktadır. Adeta orada da bir “deviyasyon “ yaşanmaktadır. NATO, tam altmış iki yıl önce Komünizme karşı, hür dünyayı korumak ve onların totaliter veya baskıcı  rejimler altında ezilmekten kurtamak için kurulmuş olan bir teşkilattır. Bu askeri teşkilat, bazı Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarını gerçekleştirmek için de devreye sokulabilmekteydi. “soğuk savaş” yıllarında yararlı görevler ifa etmiştir. 1990’lı yıllarda da Bosna-Hersek savaşında ve Kosovada önemli ve faydalı görevler üstlenmiştir.

1990’lı yılların başında Sovyetlerin çözülmesi ve Yugaslavyanın dağılmasından yani Komünizmin yıkılışından sonra NATO kuruluş gayesini tamamlamış olup, adeta hedefini kaybederek yeni arayışlar içine girmiştir. İşte bu süreçte, o zamana kadar ana hedefi olan “Kızıl tehlike yi yok etme misyonu” yerine “Yeşil Tehlikeyi (İslamı)” oturtmaya başlamıştır. Bunu yaparken de “islami terörü ile mücadele edildiğini” öne sürerek, değişik İslam coğrafyalarında  savaşçı güç olarak boy göstermeye başlamıştır. İslam ülkelerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.

2000’li yıllar,New York’taki İkiz kulelerin vuruluşu ile  yeni bir dönemi başlamıştır. Bu olaydan itibaren  ABD, askeri ve siyasi  dikkatini ve gücünü, Orta Asya ve Orta Doğu’da yoğunlaştırmıştır. Orta Asyada, Afganistan  tam 10 yıldır savaş alandır. Afganistan, Amerikan güçleri ve diğer devletlerden toplanan Koaliyon güçleri ve NATO tarafından sürekli bombalanmakta olup, askeri harekata da maruz kalmakta ve toprakları işgal altında bulunmaktadır.

Orta Doğu’ya gelince  Irak , Amerikan müdahalesi ile 7 yıldır tam bir işgal  altındadır. Irakta yaşayan halkları, gaddar bir diktatörden kurtarmak ve gizli “kitle imha silahlarını” bularak yok etmek amacı ile Irak’a giren ABD ve diğer Avrupa devletleri tam 7 yıldır orada savaşmaktadırlar. En büyük zararı Irak halkı görmüş olup, tahribat hala devam etmektedir.

Adı geçen her iki yerde de , NATO kısa bir süre sonra devreye girmiş olup, halen bu ülkelerde fiilen savaşa devam etmektedir. NATO, böylece ABD’nin yükünü hafifletmekte ve onlara uluslararası “haklılık” kazandırmaktadır.

Diğer taraftan Mağrip ayaklanmaları Libya’ya ulaştığında, umulmadık bir şekilde, “isyancılara” yardım bahanesi ile Fransızlar, İngilizler ve ABD’nin işe karıştığı, İtalyanların ve Hollandalıların aktif olarak isyancılara destek verdiği görülmüştür .Fransa ve İngiltere, Libya’yı ve özellikle de Hükümet güçlerini bombalıyarak isyancılara yardımcı olmuşlardır.

Kısa bir süre sonra da ABD olaya Tomohawk füzeleri yollayarak katılmış ve ABD baskısı ile NATO devreye girmiştir. Böylece NATO güçleri de “Kadaffi güçleri”ni bombalamaya başlamışlardır. Sivil halk katledilmiş, sivil hedefler vurulmuştur.Bütün bu saldırılar gerçekleşirken bu ülkelerinin hiçbirisi Libya ile “savaş halinde” değillerdir. Libya hiç birine saldırmamış veya savaş ilan etmemiştir. Yani bu olaylar, egemen bir ülkeye uygulanan operasyonlardır. Olayların en vahim ve en endişe verici yönü de budur.

 

Yeni Tehlikeli Uygulamalar ve Hatalar:

  • Avrupa ve Batı, yeniden 19ve 20. yüzyılın vahşi sömürgecilik politikalarına geri dönmüş  bulunmaktadırlar.
  • Bat’nın bazı ülkeleri bu “yeni sömürgeçiliği” geliştirirken, bazı Arap ülkelerinden destek ve yardım almış bulunmaktadırlar. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bunlardan açık katılımlı olanlarıdır. Bu katılım,“zihni esaretin” sonucudur. Bütün zenginlik ve modernliklerine rağmen, hala Avrupa devletlerine, zihnen tutsak olmanın bir sonucudur.
  • Arap Birliği ve İslam Konferansı Örgütleri de olaylar karşısında fevkalade pasif ve sessiz kalarak adeta “zımni onaylarını” vermişlerdir.Bu da, bu teşkilatların etkisizliğinin ve cesaretsizliğinin en iyi örneğidir.
  • Bütün bu gelişmelerde etken olan faktörlerden birisi de, Kadaffi’nin hiç sevilmeyen bir lider olması ve dostunun bulunmamasıdır. Kadaffi’ye kızgın olan birçok lider (Arap veya diğer) içlerinden Kadafinin bu duruma düşmesinden adeta memnun olmuşlardır. Lakin, uluslararası politika ve ilişkiler “kişisel sevgi veya nefretler” üstünden yürütülemez. Bu çok büyük bir hata olur. Mühim ve esas olan, bölge liderlerinin, bölgenin müşterek çıkarlarını korumak ve  bölge dengelerini esas alarak karar vermeleridir.   Bugün Libya’ya ses çıkartmayanlar, muhtemelen yakın bir gelecekte aynı veya benzer durumlarla kendileri karşılaşabilirler zira “Güç’ün üstün olduğu diplomasi”nin geri dönüşü için kapının açılışına kendileri yardımcı olmuşlardır.
  • NATO, burada ki müdahalesini kolayca anlatabilecek durumda değildi.

 

  • Türkiye, Fransız ve İngilizlerin saldırılarını kontrol altına koymak amacı ile NATO’nun devreye girmesine razı olmuş ama yine de onların saldırılarının önüne geçmemiştir. Sivil halkı koruma bahanesi ile Türkiye operasyona ikna edilmiş ama sonra NATO güçleri, istedikleri gibi, kontrolsuz şekilde saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

 

  • Hiç bir Avrupa devleti ve ABD, ihlal edilen uluslararası hukuktan veya suçsuz olarak  öldürülen Libyalı sivillerin  insan haklarından bahsetmemektedir.
  • Nedense, Batı güçlerinin illgi alanı ve korumaya çalıştıkları , Libya’nın petrol bölgesinde bulunan “isyancılar” olup, hukuksuz bir şekilde o bölge petrollerini “isyancılardan alarak” tehlikeli bir uygulama başlatmış bulunmaktadırlar.
  • Bütün ülkelerin derhal bu gidişata müdahale etmeleri ve bunu durdurmaları sarttır.       23 Mayıs 2011

YENİ TEHLİKELİ  UYGULAMALAR  VE NATO

Prof. Dr. Oya Akgönenç

“Arap Baharı” olarak adlandırılan halk ayaklanmaları, hala bütün hızı ile devam etmekte, Suriye’den Fas’a , Irak’tan Yemene kadar bütün bölgeyi sarsmaktadır. Bu sosyo-ekonomik Tsunami (yıkıcı dev dalga,bölgede ki ülkelerin çoğunda mevcut olan  “tek adam” rejimleri de yıkılmaya başlamıştır.

Ortadoğu’da yayılan bu isyan hareketleri sonucunda uluslararası siyasi dengelerinde ve güvenlik politikalarında da önemli değişiklikler görülmeye başlamıştır.

Ortadoğuda yer alan bu “Arap Baharı” olaylarının gelişimi incelenip, vardıkları sonuçlara bakıldığında, bu isyanlara “Arap baharı” demenin de yalnış olduğu ortaya çıkmaktadır. (zaten olaylara  bu adı Batılılar takmıştır.)

Mağrip’den başlayarak dalga, dalga yayılan bu sosyo-ekonomik dalgalanmalara  “OrtaDoğu halklarının uyanışı ve hak arama mücadeleleri” demek daha doğru olur. Gerçek anlamda,bunca ayaklanma, çatışma, ölüm ve yaralanmanın her hangi bir baharla ilgisi olmadığı gibi, henüz ortada kazanılmış bir zafer veya iyileşmiş  bir durum da mevcut değildir. Hatta, aksine, bazı Arap ülkelerinde, ilk haftalarda ki olumlu sonuçlar bile kaybedilmeye başlanmıştır, Tunus ve Mısırda olduğu gibi. Bu toplumlarda ki mücadeleler henüz hız kesmemiştir. Tsunami yıkmaya devam etmektedir.

Tehlikeli Deviyasyonlar:

Ortadoğu da ki gelişmeler, iki yerde, büyük ve tehlikeli sapmalar (normal gelişimden ayrılma) yani deviyasyon göstermiştir:

* Birincisi Bahreyn’de (burada olaylar bir Sünni, Şii çatışmasına dönüşmüştür).

*  İkincisi de Libya’da (burada ki halk hareketi, tam anlamı ile bir ülkeyi bölme hareketi haline gelmiştir.

Dikkate değer diğer bir gelişme de dış dünyanın tutumunda izlenmiştir. Bahreyinde kan gövdeyi göütrürken, Batıdan hiç müdahale olmamış ve hiç bir protesto yükselmemiştir. ABD’nin 5. filo’sunun dinlenme yeri olan Bahreyin’in emiri ve idarecileri, halk ayaklanmasını en sert şekilde  bastırmışlardır. Batı, bu olaylar karşısında, herhangi bir insan hakları ihlali veya demokratik kısıtlamalardan bahs etmemiştir.

Öte yandan, Libya’da ise bunun tam tersi bir tutum sergilenmiştir. Bu ayaklanmada “halkların demokratik haklarından, sivillerin korunmasından” bahsedilerek, isyan edenlere yardım eli uzatılmıştır.  Uluslararası egemenlik haklarını çiğnenerek, egemen bir ülkeye, şavaş açmadan müdahale edilmiştir.             Libyada ki isyancılar Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD gibi ülkelerden yardım istemiş ve elde etmişlerdir. Bu ülkeler resmen “savaşta olmadıkları” halde, Libya’ya saldırmış ve onu def’alarca bombalamışlardır.

Bu saldırılar Fransa ve İngilterenin yanı sıra ABD ve sonra da NATO tarafından, uluslararası hukuka dayanmadan ve ülkenin egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilmiştir. Haftalarca süren hava saldırılarında Libyanın hava güçlerini tahrip ettikten sonra bu hafta da  Libya limanlarında demirli duran deniz kuvvetlerine saldırılar yapılmıştır. İşte işin püf noktası ve en tehlikeli kısmı da bu hukuksuz müdahalelerin yaygın hale dönüşmesi hususudur.

 

Ortadoğuda ki her iki “sapma” durumu da son derece vahim sonuçlar yaratabilecek olaylar olup çok tehlikelidir. Bu sapmalar, uluslararası ilişkilerde  yeni bir dönem başlatmış bulunmaktadırlar. Tüm Ortadoğu ülkeleri ve halkları büyük tehlike altındadırlar.Zira, bu sapmalar sonucunda  uluslararası politikalarda tekrar  “Güç’ün ve Güçlünün” hakim olduğu ”19 ve 20. yüzyıl sömürgecilik politikalarına” hızlı bir geri dönüş başlatılmış bulunmaktadır.

NATO’nun Yalnış Kullanılışı:

NATO bu günlerde, ana kuruluş gayesinden bir hayli uzaklaşmış bulunmaktadır. Adeta orada da bir “deviyasyon “ yaşanmaktadır. NATO, tam altmış iki yıl önce Komünizme karşı, hür dünyayı korumak ve onların totaliter veya baskıcı  rejimler altında ezilmekten kurtamak için kurulmuş olan bir teşkilattır. Bu askeri teşkilat, bazı Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarını gerçekleştirmek için de devreye sokulabilmekteydi. “soğuk savaş” yıllarında yararlı görevler ifa etmiştir. 1990’lı yıllarda da Bosna-Hersek savaşında ve Kosovada önemli ve faydalı görevler üstlenmiştir.

1990’lı yılların başında Sovyetlerin çözülmesi ve Yugaslavyanın dağılmasından yani Komünizmin yıkılışından sonra NATO kuruluş gayesini tamamlamış olup, adeta hedefini kaybederek yeni arayışlar içine girmiştir. İşte bu süreçte, o zamana kadar ana hedefi olan “Kızıl tehlike yi yok etme misyonu” yerine “Yeşil Tehlikeyi (İslamı)” oturtmaya başlamıştır. Bunu yaparken de “islami terörü ile mücadele edildiğini” öne sürerek, değişik İslam coğrafyalarında  savaşçı güç olarak boy göstermeye başlamıştır. İslam ülkelerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.

2000’li yıllar,New York’taki İkiz kulelerin vuruluşu ile  yeni bir dönemi başlamıştır. Bu olaydan itibaren  ABD, askeri ve siyasi  dikkatini ve gücünü, Orta Asya ve Orta Doğu’da yoğunlaştırmıştır. Orta Asyada, Afganistan  tam 10 yıldır savaş alandır. Afganistan, Amerikan güçleri ve diğer devletlerden toplanan Koaliyon güçleri ve NATO tarafından sürekli bombalanmakta olup, askeri harekata da maruz kalmakta ve toprakları işgal altında bulunmaktadır.

Orta Doğu’ya gelince  Irak , Amerikan müdahalesi ile 7 yıldır tam bir işgal  altındadır. Irakta yaşayan halkları, gaddar bir diktatörden kurtarmak ve gizli “kitle imha silahlarını” bularak yok etmek amacı ile Irak’a giren ABD ve diğer Avrupa devletleri tam 7 yıldır orada savaşmaktadırlar. En büyük zararı Irak halkı görmüş olup, tahribat hala devam etmektedir.

Adı geçen her iki yerde de , NATO kısa bir süre sonra devreye girmiş olup, halen bu ülkelerde fiilen savaşa devam etmektedir. NATO, böylece ABD’nin yükünü hafifletmekte ve onlara uluslararası “haklılık” kazandırmaktadır.

Diğer taraftan Mağrip ayaklanmaları Libya’ya ulaştığında, umulmadık bir şekilde, “isyancılara” yardım bahanesi ile Fransızlar, İngilizler ve ABD’nin işe karıştığı, İtalyanların ve Hollandalıların aktif olarak isyancılara destek verdiği görülmüştür .Fransa ve İngiltere, Libya’yı ve özellikle de Hükümet güçlerini bombalıyarak isyancılara yardımcı olmuşlardır.

Kısa bir süre sonra da ABD olaya Tomohawk füzeleri yollayarak katılmış ve ABD baskısı ile NATO devreye girmiştir. Böylece NATO güçleri de “Kadaffi güçleri”ni bombalamaya başlamışlardır. Sivil halk katledilmiş, sivil hedefler vurulmuştur.Bütün bu saldırılar gerçekleşirken bu ülkelerinin hiçbirisi Libya ile “savaş halinde” değillerdir. Libya hiç birine saldırmamış veya savaş ilan etmemiştir. Yani bu olaylar, egemen bir ülkeye uygulanan operasyonlardır. Olayların en vahim ve en endişe verici yönü de budur.

 

Yeni Tehlikeli Uygulamalar ve Hatalar:

  • Avrupa ve Batı, yeniden 19ve 20. yüzyılın vahşi sömürgecilik politikalarına geri dönmüş  bulunmaktadırlar.
  • Bat’nın bazı ülkeleri bu “yeni sömürgeçiliği” geliştirirken, bazı Arap ülkelerinden destek ve yardım almış bulunmaktadırlar. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bunlardan açık katılımlı olanlarıdır. Bu katılım,“zihni esaretin” sonucudur. Bütün zenginlik ve modernliklerine rağmen, hala Avrupa devletlerine, zihnen tutsak olmanın bir sonucudur.
  • Arap Birliği ve İslam Konferansı Örgütleri de olaylar karşısında fevkalade pasif ve sessiz kalarak adeta “zımni onaylarını” vermişlerdir.Bu da, bu teşkilatların etkisizliğinin ve cesaretsizliğinin en iyi örneğidir.
  • Bütün bu gelişmelerde etken olan faktörlerden birisi de, Kadaffi’nin hiç sevilmeyen bir lider olması ve dostunun bulunmamasıdır. Kadaffi’ye kızgın olan birçok lider (Arap veya diğer) içlerinden Kadafinin bu duruma düşmesinden adeta memnun olmuşlardır. Lakin, uluslararası politika ve ilişkiler “kişisel sevgi veya nefretler” üstünden yürütülemez. Bu çok büyük bir hata olur. Mühim ve esas olan, bölge liderlerinin, bölgenin müşterek çıkarlarını korumak ve  bölge dengelerini esas alarak karar vermeleridir.   Bugün Libya’ya ses çıkartmayanlar, muhtemelen yakın bir gelecekte aynı veya benzer durumlarla kendileri karşılaşabilirler zira “Güç’ün üstün olduğu diplomasi”nin geri dönüşü için kapının açılışına kendileri yardımcı olmuşlardır.
  • NATO, burada ki müdahalesini kolayca anlatabilecek durumda değildi.

 

  • Türkiye, Fransız ve İngilizlerin saldırılarını kontrol altına koymak amacı ile NATO’nun devreye girmesine razı olmuş ama yine de onların saldırılarının önüne geçmemiştir. Sivil halkı koruma bahanesi ile Türkiye operasyona ikna edilmiş ama sonra NATO güçleri, istedikleri gibi, kontrolsuz şekilde saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

 

  • Hiç bir Avrupa devleti ve ABD, ihlal edilen uluslararası hukuktan veya suçsuz olarak  öldürülen Libyalı sivillerin  insan haklarından bahsetmemektedir.
  • Nedense, Batı güçlerinin illgi alanı ve korumaya çalıştıkları , Libya’nın petrol bölgesinde bulunan “isyancılar” olup, hukuksuz bir şekilde o bölge petrollerini “isyancılardan alarak” tehlikeli bir uygulama başlatmış bulunmaktadırlar.
  • Bütün ülkelerin derhal bu gidişata müdahale etmeleri ve bunu durdurmaları sarttır.       23 Mayıs 2011

YENİ TEHLİKELİ  UYGULAMALAR  VE NATO

Prof. Dr. Oya Akgönenç

“Arap Baharı” olarak adlandırılan halk ayaklanmaları, hala bütün hızı ile devam etmekte, Suriye’den Fas’a , Irak’tan Yemene kadar bütün bölgeyi sarsmaktadır. Bu sosyo-ekonomik Tsunami (yıkıcı dev dalga,bölgede ki ülkelerin çoğunda mevcut olan  “tek adam” rejimleri de yıkılmaya başlamıştır.

Ortadoğu’da yayılan bu isyan hareketleri sonucunda uluslararası siyasi dengelerinde ve güvenlik politikalarında da önemli değişiklikler görülmeye başlamıştır.

Ortadoğuda yer alan bu “Arap Baharı” olaylarının gelişimi incelenip, vardıkları sonuçlara bakıldığında, bu isyanlara “Arap baharı” demenin de yalnış olduğu ortaya çıkmaktadır. (zaten olaylara  bu adı Batılılar takmıştır.)

Mağrip’den başlayarak dalga, dalga yayılan bu sosyo-ekonomik dalgalanmalara  “OrtaDoğu halklarının uyanışı ve hak arama mücadeleleri” demek daha doğru olur. Gerçek anlamda,bunca ayaklanma, çatışma, ölüm ve yaralanmanın her hangi bir baharla ilgisi olmadığı gibi, henüz ortada kazanılmış bir zafer veya iyileşmiş  bir durum da mevcut değildir. Hatta, aksine, bazı Arap ülkelerinde, ilk haftalarda ki olumlu sonuçlar bile kaybedilmeye başlanmıştır, Tunus ve Mısırda olduğu gibi. Bu toplumlarda ki mücadeleler henüz hız kesmemiştir. Tsunami yıkmaya devam etmektedir.

Tehlikeli Deviyasyonlar:

Ortadoğu da ki gelişmeler, iki yerde, büyük ve tehlikeli sapmalar (normal gelişimden ayrılma) yani deviyasyon göstermiştir:

* Birincisi Bahreyn’de (burada olaylar bir Sünni, Şii çatışmasına dönüşmüştür).

*  İkincisi de Libya’da (burada ki halk hareketi, tam anlamı ile bir ülkeyi bölme hareketi haline gelmiştir.

Dikkate değer diğer bir gelişme de dış dünyanın tutumunda izlenmiştir. Bahreyinde kan gövdeyi göütrürken, Batıdan hiç müdahale olmamış ve hiç bir protesto yükselmemiştir. ABD’nin 5. filo’sunun dinlenme yeri olan Bahreyin’in emiri ve idarecileri, halk ayaklanmasını en sert şekilde  bastırmışlardır. Batı, bu olaylar karşısında, herhangi bir insan hakları ihlali veya demokratik kısıtlamalardan bahs etmemiştir.

Öte yandan, Libya’da ise bunun tam tersi bir tutum sergilenmiştir. Bu ayaklanmada “halkların demokratik haklarından, sivillerin korunmasından” bahsedilerek, isyan edenlere yardım eli uzatılmıştır.  Uluslararası egemenlik haklarını çiğnenerek, egemen bir ülkeye, şavaş açmadan müdahale edilmiştir.             Libyada ki isyancılar Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD gibi ülkelerden yardım istemiş ve elde etmişlerdir. Bu ülkeler resmen “savaşta olmadıkları” halde, Libya’ya saldırmış ve onu def’alarca bombalamışlardır.

Bu saldırılar Fransa ve İngilterenin yanı sıra ABD ve sonra da NATO tarafından, uluslararası hukuka dayanmadan ve ülkenin egemenliğini ihlal ederek gerçekleştirilmiştir. Haftalarca süren hava saldırılarında Libyanın hava güçlerini tahrip ettikten sonra bu hafta da  Libya limanlarında demirli duran deniz kuvvetlerine saldırılar yapılmıştır. İşte işin püf noktası ve en tehlikeli kısmı da bu hukuksuz müdahalelerin yaygın hale dönüşmesi hususudur.

 

Ortadoğuda ki her iki “sapma” durumu da son derece vahim sonuçlar yaratabilecek olaylar olup çok tehlikelidir. Bu sapmalar, uluslararası ilişkilerde  yeni bir dönem başlatmış bulunmaktadırlar. Tüm Ortadoğu ülkeleri ve halkları büyük tehlike altındadırlar.Zira, bu sapmalar sonucunda  uluslararası politikalarda tekrar  “Güç’ün ve Güçlünün” hakim olduğu ”19 ve 20. yüzyıl sömürgecilik politikalarına” hızlı bir geri dönüş başlatılmış bulunmaktadır.

NATO’nun Yalnış Kullanılışı:

NATO bu günlerde, ana kuruluş gayesinden bir hayli uzaklaşmış bulunmaktadır. Adeta orada da bir “deviyasyon “ yaşanmaktadır. NATO, tam altmış iki yıl önce Komünizme karşı, hür dünyayı korumak ve onların totaliter veya baskıcı  rejimler altında ezilmekten kurtamak için kurulmuş olan bir teşkilattır. Bu askeri teşkilat, bazı Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarını gerçekleştirmek için de devreye sokulabilmekteydi. “soğuk savaş” yıllarında yararlı görevler ifa etmiştir. 1990’lı yıllarda da Bosna-Hersek savaşında ve Kosovada önemli ve faydalı görevler üstlenmiştir.

1990’lı yılların başında Sovyetlerin çözülmesi ve Yugaslavyanın dağılmasından yani Komünizmin yıkılışından sonra NATO kuruluş gayesini tamamlamış olup, adeta hedefini kaybederek yeni arayışlar içine girmiştir. İşte bu süreçte, o zamana kadar ana hedefi olan “Kızıl tehlike yi yok etme misyonu” yerine “Yeşil Tehlikeyi (İslamı)” oturtmaya başlamıştır. Bunu yaparken de “islami terörü ile mücadele edildiğini” öne sürerek, değişik İslam coğrafyalarında  savaşçı güç olarak boy göstermeye başlamıştır. İslam ülkelerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.

2000’li yıllar,New York’taki İkiz kulelerin vuruluşu ile  yeni bir dönemi başlamıştır. Bu olaydan itibaren  ABD, askeri ve siyasi  dikkatini ve gücünü, Orta Asya ve Orta Doğu’da yoğunlaştırmıştır. Orta Asyada, Afganistan  tam 10 yıldır savaş alandır. Afganistan, Amerikan güçleri ve diğer devletlerden toplanan Koaliyon güçleri ve NATO tarafından sürekli bombalanmakta olup, askeri harekata da maruz kalmakta ve toprakları işgal altında bulunmaktadır.

Orta Doğu’ya gelince  Irak , Amerikan müdahalesi ile 7 yıldır tam bir işgal  altındadır. Irakta yaşayan halkları, gaddar bir diktatörden kurtarmak ve gizli “kitle imha silahlarını” bularak yok etmek amacı ile Irak’a giren ABD ve diğer Avrupa devletleri tam 7 yıldır orada savaşmaktadırlar. En büyük zararı Irak halkı görmüş olup, tahribat hala devam etmektedir.

Adı geçen her iki yerde de , NATO kısa bir süre sonra devreye girmiş olup, halen bu ülkelerde fiilen savaşa devam etmektedir. NATO, böylece ABD’nin yükünü hafifletmekte ve onlara uluslararası “haklılık” kazandırmaktadır.

Diğer taraftan Mağrip ayaklanmaları Libya’ya ulaştığında, umulmadık bir şekilde, “isyancılara” yardım bahanesi ile Fransızlar, İngilizler ve ABD’nin işe karıştığı, İtalyanların ve Hollandalıların aktif olarak isyancılara destek verdiği görülmüştür .Fransa ve İngiltere, Libya’yı ve özellikle de Hükümet güçlerini bombalıyarak isyancılara yardımcı olmuşlardır.

Kısa bir süre sonra da ABD olaya Tomohawk füzeleri yollayarak katılmış ve ABD baskısı ile NATO devreye girmiştir. Böylece NATO güçleri de “Kadaffi güçleri”ni bombalamaya başlamışlardır. Sivil halk katledilmiş, sivil hedefler vurulmuştur.Bütün bu saldırılar gerçekleşirken bu ülkelerinin hiçbirisi Libya ile “savaş halinde” değillerdir. Libya hiç birine saldırmamış veya savaş ilan etmemiştir. Yani bu olaylar, egemen bir ülkeye uygulanan operasyonlardır. Olayların en vahim ve en endişe verici yönü de budur.

 

Yeni Tehlikeli Uygulamalar ve Hatalar:

  • Avrupa ve Batı, yeniden 19ve 20. yüzyılın vahşi sömürgecilik politikalarına geri dönmüş  bulunmaktadırlar.
  • Bat’nın bazı ülkeleri bu “yeni sömürgeçiliği” geliştirirken, bazı Arap ülkelerinden destek ve yardım almış bulunmaktadırlar. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bunlardan açık katılımlı olanlarıdır. Bu katılım,“zihni esaretin” sonucudur. Bütün zenginlik ve modernliklerine rağmen, hala Avrupa devletlerine, zihnen tutsak olmanın bir sonucudur.
  • Arap Birliği ve İslam Konferansı Örgütleri de olaylar karşısında fevkalade pasif ve sessiz kalarak adeta “zımni onaylarını” vermişlerdir.Bu da, bu teşkilatların etkisizliğinin ve cesaretsizliğinin en iyi örneğidir.
  • Bütün bu gelişmelerde etken olan faktörlerden birisi de, Kadaffi’nin hiç sevilmeyen bir lider olması ve dostunun bulunmamasıdır. Kadaffi’ye kızgın olan birçok lider (Arap veya diğer) içlerinden Kadafinin bu duruma düşmesinden adeta memnun olmuşlardır. Lakin, uluslararası politika ve ilişkiler “kişisel sevgi veya nefretler” üstünden yürütülemez. Bu çok büyük bir hata olur. Mühim ve esas olan, bölge liderlerinin, bölgenin müşterek çıkarlarını korumak ve  bölge dengelerini esas alarak karar vermeleridir.   Bugün Libya’ya ses çıkartmayanlar, muhtemelen yakın bir gelecekte aynı veya benzer durumlarla kendileri karşılaşabilirler zira “Güç’ün üstün olduğu diplomasi”nin geri dönüşü için kapının açılışına kendileri yardımcı olmuşlardır.
  • NATO, burada ki müdahalesini kolayca anlatabilecek durumda değildi.

 

  • Türkiye, Fransız ve İngilizlerin saldırılarını kontrol altına koymak amacı ile NATO’nun devreye girmesine razı olmuş ama yine de onların saldırılarının önüne geçmemiştir. Sivil halkı koruma bahanesi ile Türkiye operasyona ikna edilmiş ama sonra NATO güçleri, istedikleri gibi, kontrolsuz şekilde saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

 

  • Hiç bir Avrupa devleti ve ABD, ihlal edilen uluslararası hukuktan veya suçsuz olarak  öldürülen Libyalı sivillerin  insan haklarından bahsetmemektedir.
  • Nedense, Batı güçlerinin illgi alanı ve korumaya çalıştıkları , Libya’nın petrol bölgesinde bulunan “isyancılar” olup, hukuksuz bir şekilde o bölge petrollerini “isyancılardan alarak” tehlikeli bir uygulama başlatmış bulunmaktadırlar.
  • Bütün ülkelerin derhal bu gidişata müdahale etmeleri ve bunu durdurmaları sarttır.       23 Mayıs 2011

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.