Kategoriler
Politika

Kürt Kızı Müyesser…

Fatma Sibel Yüksek

“Türk’ü Tasfiye Projesi” ni yazan Kürt kızı Müyesser’in tutuklanması, sembolik biçimde “Ergenekon” ismi verilmiş olan bu alçakça tertibin Türklüğü bu topraklardan süpürme planı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Gazeteci Müyesser Yıldız, Adıyamanlı bir Kürt ailenin 6 çocuğundan biri olarak dünyaya geldiğinde, köyde okuma yazma ve Türkçe bilen kimse yoktu. Kız çocuklarının kaderi, on beş yaşına gelmeden kocaya verilmek, 16’sında anne, 30’unda büyükanne olmak ve dayakla, yoksullukla geçen çileli ömrünü ortalama 50 yaşında doktorsuz, bakımsız, ilaçsız, acılar içinde tamamlamaktı…

Müyesser’in anası, o çaresiz haliyle bu kadere razı olmak istemedi. Kızlarının da kendi yazgısını paylaşmalarından hep korktu ama biliyordu ki gücü yetmeyecek, kızları daha çocuk yaşta kucağından koparılıp kocaya verilecekti.

Şöyle dahiyâne bir çözüm üretti kendince:

Çevresinde kızlarıyla yaşıt ne kadar akraba ve komşu erkek çocuk varsa, hepsini sırayla emzirdi. Böylece, kızlar biraz büyüyüp de köyden talip çıktığında “Onlar sütkardeş, birbirlerine düşmezler” diyebildi. Kızları “kısmetsiz” bırakarak akraba evliliği yapmaktan ve köyden kalmaktan kurtardı. Canını dişine takıp her birini okula gönderdi; aç kaldı, dayak yedi, çile çekti ama evlatlarının geleceğinden bir gün olsun taviz vermedi.

İmkânsız şartlarda 6 çocuğuna da üniversite tahsili yaptırmayı başaran o mübarek ana şimdi Ankara’da alzheimer hastalığının pençesinde boğuşuyor. Kendisine bir bebek gibi bakan, saçlarını tarayan, masallar anlatan, uyutmadan başından ayrılmayan Müyesser’ini bir gün görmese kuş gibi çırpınıyor. Çaresiz ve güçsüz kalana kadar kendisini ruh kafesinin duvarlarına çarpıp duruyor…

Kendisine hiç bir şey söylenmediği halde ana yüreği hissetti ve Müyesser’in gözaltına alındığı gün ziyaretine gelenlere “Bu deli kız başınıza ne işler açtı?” diye sordu. Herkes şaşırıp kaldı, nasıl hissedebildiği anlaşılmadı. Ana böyle dedi ve sonra sustu, kendi dünyasına döndü. Ağzından o gün bu gündür tek kelime çıkmıyor…

Müyesser’e iki saat boyunca “Falanca kişiyi neden tanıyorsunuz”, “Şu haberi ne amaçla yazdınız”, “Şu yazınızda ne demek istediniz” gibi sorular sorduktan sonra “terör örgütü ile bağlantı” kanısına vardılar ve gecenin 3’ünde tutukladılar. Aralarında Müyesser’in can ciğer arkadaşlarından hiç ayırmadığı, her sıkıntılarına koştuğu bir takım insan müsveddelerinin de bulunduğu tipler şimdi, “Canım, belli ki savcıların elinde güçlü deliller var, bekleyelim görelim” diye yazılar yazıyorlar…

“Bekleyelim, görelim” diyenler, dört yıldır yapılan “Ergenekon” duruşmalarına bir kere olsun gitmiyorlar orada yüzlerce “delilin” nasıl çürütüldüğünü biliyorlar ama yazmıyorlar….Tertemiz hayatların karartılmasını sapkın bir zevkle izleyip fil dişi kulelerinde ahkâm kesiyorlar.

Ve hiç utanmadan, yüzleri kızarmadan Müyesser gibi halktan insanları “statükoculukla”, “ayrıcalıklı egemen” olmakla, “Beyaz Türklük’le” suçluyorlar. Böyle iftiralar atarken bir yandan iktidarın bütün imkânlarından azgınca yararlanıp banka hesaplarını kabartıyorlar…

Müyesser Yıldız

Müyesser hayatında bir gün bile kendini düşünmedi. Cefakâr Kürt kadınlarının bütün özelliklerine sahipti. Her ortamda evsahibi, her sıkıntılı durumda öne düşendi. Meclis kulisinde üç kişiyi bir arada görünce hemen “Çay getireyim” diye koşardı. Getirdiği çayları evindeymiş gibi kendi elleriyle ikram eder, şekeri az olmuş diyene şeker, “ben açık içmem” diyene demlik koştururdu.

Ankara’nın görüp görebileceği en bilgili, en iyi gazetecilerinden biriydi. Tarihi, devleti, kurumları, bürokrasiyi, mevzuatı, güncel siyaseti çok iyi bilirdi. Hitabeti ve kalemi çok güçlüydü. Ankara’nın bütün kütüphanelerini evinin odaları gibi tanır, nerde hangi eser var, hangi mevzuat hangi kurumun arşivinde bulunur iyi bilirdi. Pek çok genç gazeteciyi yetiştirdi, araştırma yapmayı öğretti, gözden kaçan haber konularına dikkatlerini çekti. İşini her zaman en iyi şekilde yaptı. Basın Müşaviri iken bizlere kök söktürdü. Onun sorumlu olduğu birimlerden kolay biçimde hiç haber alamadık ama işini iyi yapan gazetecilere asla engel çıkarmadı. Doğru haberi patronu istiyor diye yalanlamadı. Yalan haberi şevkimizi kırmamak için tekzip etmemeye çalıştı ama doğru bilgi edinme yöntemleri konusunda bizleri de hep eğitti. Basın müşaviri iken elinden çok zor haber koparılan Müyesser, gazeteciyken haberi en sağlam biçimde koparan gazeteci oldu.

İstanbul’da üç gün misafirim oldu. Bir sabah elektrik süpürgesinin sesiyle uyandım. Baktım, Müyesser sabah erken kalkıp evi pırıl pırıl yapmış. Mutfaktan tertemiz kokular, ışıltılar geliyor. Bu arada bir “yabancının” halıları kaldırıp paspasları balkona çıkardığını gören evin kedisi Badi, durumdan işkillenip hır çıkarmış. Kalktım ki Badi ile Müyesser kavga ediyorlar. Badi, Müyesser’in elindeki paspası almaya çalışıyor…

(Badi ile bu şekilde tanışan Müyesser’in kanına bir da hayvan sevgisi girdi. Ankara’ya döner dönmez o kadar işinin gücünün arasında kendisini bir de sahipsiz hayvanlara adadı. ODTÜ ormanında yaşam mücadelesi veren tilkilere kar, kış demeden her gün yiyecek taşıdı. Tilkiler, vicdanı ve Allah’ı olmayan bir takım hainlerce zehirlendiler, Müyesser aylarca gözyaşı döktü.)
“Yahu Müyesser ne yaptın! Misafir sen misin, ben miyim…”

“Sen benim gönlümün misafirisin kurban” deyip bir de önüme kahvaltı koydu.

Evi temizleyip kahvaltı hazırlamakla kalmamış, iki tane de makale yazmıştı.

O günlerde “100 Yılın Hesabı/Türk’ü Tasfiye Projesi” adlı kitabını yayını hazırlıyordu. Kahvaltı ederken güldü, “Farkında mısın, Türklüğün akıbeti, benim gibi bir Kürt’le, senin gibi bir Çerkes’e dert oluyor” dedi.

Benim dedelerim de 150 yıl önce Kafkasya’da topraklarından zorla koparılmış, zorla dolduruldukları gemilerde açlıktan ve hastalıktan kırılmış, ölülerini Karadeniz’e kefensiz atmak zorunda kalmışlardı. Bilir misiniz, Çerkesler bu yüzden balık yemezler. Sevdiklerinin cansız bedenleri Karadeniz’de balıklara yem olduğundan, balık kokusundan tiksinirler. Yaşlı annem, evde balık piştiğinde hâlâ ağzını, burnunu tülbentlerle kapatıp odasına çekilir.

Ölülerini denize attılar. Limanlarda kurulan pazarlarda çocuklarını sırf yaşasınlar, bir yuvaları olsun diye çocuksuz ailelere verdiler. Çocuğun geri dönmemek üzere bir yabancıya teslim etmek zorunda kalan analardan dayanamayıp intihar edenler, inme inenler oldu. Yüzlerce yıllık altın kemerlerini, gümüş kamalarını iki domates, bir ekmek karşılığında pazarlarda sattılar.

Yurdunu kaybetmenin ne demek olduğunu Çerkesler’den daha iyi kimse bilemez. İşte onun içindir ki, kendilerine yurdunu, yuvasını açan, eşit ve itibarlı vatandaş statüsü veren, en stratejik kurumlarının yönetimini teslim eden, güzel ve iffetli kızlarını el üstünde tutan, “Çerkes gelin aldım” diye övünen Türk Millet’ine her zaman vefa duydular. Kendilerini bu büyük milletin bağrından koparmaya çalışanların oyunlarına gelmediler.

Müyesser’in Kürtleri, zaten bu toprakların çocuklarıydı. Emperyalizmin bütün alçakça oyunlarına rağmen, onlar da Türk Millet’inin bağrından koparılmayı reddettiler. Bölücülük en güçlü olduğu dönemlerde bile bizi birbirimizden ayırmayı başaramadı. Maalesef karşılıklı kan da döküldü ama yine de birbirimizden kopmadık. Allah’ın izniyle bundan sonra da kopmayacağız.

Kürt kızı Müyesser ile Çerkes kızı Fatma, Türklüğü bu derece önemsiyorlar ve yeryüzünden silinmesinden korkuyorlarsa, bilinsin ki Türklük “ırkçılıkla”, bazı şuursuzların yakıştırmaya çalıştığı gibi “faşistlikle” uzaktan yakından alâkası olan bir kavram değildir.

Türklük, özgür ve onurlu yaşamanın adıdır. Türklük eşitliğin, vefanın, dünyanın en güzel coğrafyasında güven içinde yaşamanın adıdır.

Biz, kaderimizi büyük Türk Milleti’nden ayırıp kurda kuşa yem olacak kadar aklımızı peynir ekmekle yemedik. Çocuklarımızı, “Sen Kürt’sün”, “Sen Çerkes’sin”…

Ama sen TÜRK’SÜN” diyerek büyüteceğiz.

Mustafa Kemal’den böyle öğrendik; bu bilincin nesillerden kazınmasına kanımız, canımız, hayatlarımız pahasına izin vermeyiz.

Türk’ü Tasfiye Projesi”ni yazan Kürt kızı Müyesser’in tutuklanması, sembolik biçimde “Ergenekon” ismi verilmiş olan bu alçakça tertibin Türklüğü bu topraklardan süpürme planı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Başaramayacaklar.

Bu böyle bilinsin…
“Türk demek dil demektir. Millîyetin en bariz vasıflarından biri dilidir. Türk her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” ATATÜRK.

İlgili Video

“Kürt Kızı Müyesser…” için 20 yanıt

Yuregim cok KATI’dir ,BABAM oldugunde de ,ARKADASIM yanimda vurulup BEYNi uzerime SICRADIGIN’dada AGLAMAYI beceremiyen biriyim ,ama iNAN GOZLERiM DOLDU !!. Hele “Farkında mısın, Türklüğün akıbeti, benim gibi bir Kürt’le, senin gibi bir Çerkes’e dert oluyor” sozu ,hem guldurdu ,hem doldurdu yuregimi !!. Allah razi olsun ,evet bizler VATAN’in ,YURT’un yoklugunu iyi biliriz 150 sene once CED’dimizin yasadigi yasanmis ACi HATIRA’lardan 🙁

Merhabalar bugün Müyesser ile ilgili yazını okudum, Müyesser le 2002 de tanışmıştım. Bakan danışmanlığı yapıyordu. Bende TBMM de Bşk. Vekili Danışmanıydım. Gündemi almak için gelirdi. Sonra çok iyi arkadaş olduk, yıllarca orma da tilkilere yemek taşıdık. Fatma Hanım sizinlede TBMM de Bşk. Vekili Danışmanıyken tanıştık. Bir hafta berber aynı odada çalıştık sizinle çalıştık. Yürekli ve Cesur bir kadın olarak tanıdım sizi yolunuz açık olsun başarılar dilerim

Allah sizlere güç kuvvet versin derken başımı önüme eğiyorum. Sizler kendinizi feda ederken birşey yapamamak utanç veriyor. Zarar verenlerinse niyetleri o kadar aşikar ki.

Yazınızı okuyana kadar Müyesser Hanım hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim. Yazıyı okuyunca da maslesef Türklüğün varlığını sona erdirme gayretlerinin “ bir Kürt kızı ve bir Çerkes kızının” savunmasına kadar ki durum beni çok derin düşünceye sevketti ve Atatürk İlkeleri ve devrimleri etrafında birlikte yürümenin gereğini bir kere daha ortaya koydu Teşekkürler

Ben Türkiye’nin kucak açtığı Kafkasya göçmenlerinin, Dagistanlilarin kızıyım ama Türküm. Hemde öyle bir Türküm ki canımı türklüge Türkiye’ye hic düşünmeden feda ederim fakat son 18 sene korku ve hayretle Türkiyemi izliyorum. Ne kadar çok Vatan haini varmış sevgili ülkemde ne kadar cok münafık varmış… Yazik ettikleri canlara bir de Müyesser kardeşimizin hayatini dahil ettiler. Ülkemizle Ülkemizin Vatan sever insanlari ile menfaatleri ugruna oyuncak gibi oynayıp sonra kandirildik diyenler gün gelecek hesap da verecek inşallah. En yakın zamanda özgürlüğüne kavuşmasini diliyorum.

Anadolu yüzyıllarca değişik kavimlere yurt yuva olmuş. Sadık samimi olanlara ana kahbe lere mezar olmuştur. Zaman zaman ağlayıp zaman da gülmeyi ayağa kalkmayı başar mıştır. Bu günlerde geçecek hak yerini mutlaka bulacaktır. Asla ümitsiz deyilim.

Okuduklarımdan çok duygulandım….inanıyorum ki Türk,Kürt,Çerkez, Laz kardeşlerimizle kenetlenmiş durumdayız bizi çözemiyecekler… bizler ne olursak olalım TÜRK bayrağımız altında yaşayacağız…Müesser kardeşimizi , şimdiye kadar bilmediğimiz fevkalade özellikleriyle bize tanıtan Kardeşlerimize teşekkürler

Bu sekiz sene önceki yazının yine tutulamam Müyesser hanımın vasıflarını ortaya koyması bakımından güncelliğini koruduğunu düşünüyor, Fatma Sibel Yükseki bir daha tebrik ediyorum.

Tanıdığım son derece iyi bir gazeteci Müyesser Hanım. Mecliste birlikte çok çay içtik. Vatansever ve fakat daima doğru bir gazetecilik yapan değerli bir hanım. Gerçekten gözaltına alınmasına çok üzüldüm. Doğru gazeteci olmak için her şeyi araştırırsın. Bilgi böyle elde edilir. Araştırmacı tarihçilik gibidir bu da. Bir an evvel serbest bırakılmasını diliyorum.

Asalet abidesi Müyesser hanımefendinin tutuklanmasını hayretle okudum. Yargı erkinin; demokrasiyle /diktatörlüğün ayrıştırılmasının mihenk taşı konumundaki Müyesser hanımefendiyle imtihanını ve sonucunu en kısa sürede öğrenmek istiyoruz.

BİR GÜN HERKES YAŞAYACAK.
YA ALDIĞI DUALARI, YA ALDIĞI AHLARI…

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞANSIN İNSAN HAK LARI,ÖZGÜRLÜKLERİ,ADALET VE BAĞIMSIZ TÜRKIYE.ZÜLÜM EDENLER KENDİ KAZDIKLARI KUYUYA MUTLAKA DÜŞERLER,TARİH BU ÖRNEKLERLE DOLUDUR.INSANLIK FAŞİZM YENECEKTIR.MÜESSER YILDIZ BİR VATANSEVER,BIRAKILMALIDIR…

YORUM YAZDIM,KAHROLSUN FAŞİZM DİYE BAŞLAYAN YORUMU BEN YAZDIM.

Fatma Hanımın Müyesser Hanımla ilgili harika yazısı ve yorumda bulunanların katkıları beni çok etkiledi. Bu güzel ülkenin güzel insanlarını etkisizleştirip Türkiyemizi parçalamak isteyen yabancılar ve onların yerli işbirlikçileri bilmelidir ki “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesini benimseyen tüm Türk, Türkmen, Kürt, Çerkes, Laz, Gürcü, Boşnak, Alevi, Sünni, Ermeni, Musevi, Rum vatandaşlar ve diğerleri Vatan’a sahip çıkacaktır. Orta Asya’da Tengri inancına, Hazar Türkleri döneminde Museviliğe, Macar ovalarında Hristiyanlığa, Anadolu’da Alevilik ve Sünniliğe bağlanan Türkler bu inançların ötesine taşmış bir yüce kimliğe sahiptir, kimse bizi fazla zorlamasın. “Türkler İstiklal Savaşında İngilizleri (Batı’yı) yenene kadar bizler Hindistan’da Tanrının İngiliz olduğuna inanmıştık” diyen Mahatma Gandi’yi Batı’nın egemenleri unutmasın.
Ne Mutlu Türküm Diyene!

Fatma hanımın Müyesser Hanım ile yazısını okurken çok üzüldüm ve tiksindim.Böyle kıymetli insanlara sataşanların inşallah sonları olur.Lanet olsun

Tanrı, Müyesser hanımın şahsında milletimize zulüm yapanlara, “kış geçirmiş yılanlara” güneş göstermesin!

Yazınızı okuduğumda çok duygulandım. Türkiye ‘yi karış karış gezmiş biri olarak her zaman Türklüğümle gurur duyuyorum. Hiç ırkçı değilim ama Türkiye toprakları üzerinde yaşayan her insanı Türk olarak düşünüyorum. Bunu bozmaya kimsenin hakkı yok. – Buda geçer, bu da geçer- Yeterki Fatmalar Müyesserler küsmesin, susmasın. Allah sizlererin gücünüzü şevkinizi artırsın.

Müyesser’in annesinin Türk olduğunu da biliyorsunuz dur her halde. Bu ülkede kişi kendini azınlık kaptırmadığı müddetçe üç beş kafatasıcıdan ve dinciden başka kimse ayrımcılık yapmaz. Yapanlar ya etki ajanı yada kripto ajan provakatördür. Müyesser hanım Türkiye’nin 21 yy. FATMA SEHER’İDİR.

Bilmedikleri, tanımadıkları İnsanları ön yarğıyla Talimatla çıkar, Para için vicdansız ve insafsızca iftiralar atıp, insanların hayatlarını karartıp, onurları ölüme kadar sürükleyen insan müsveddeleri, kul hakkının ne olduğunu bilmezler, Dindar geçinirler. Türkiye parsel parsel satılırken banada ne düşer hesabı yapan her fırıldağın içinde olan, yalaka, satılık özde değil sözde milliyetçiler, İnsanların hakkında onları bilmeden tanımadan dedi kodu yapan kalitesiz ucuz insancıklar.

Gecenin bu saatinde Arslan Tekin kardeşimin köşe yazılarını okurken bu değerli kişileri tanıma fırsatı buldum Yüce Rabbim hepinizden Razı olsun yazılar ve yorumlar çok doyurucu idi onurlarını koruyanlara ne mutlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.