Ana sayfa Avrupa AB

Cumhuriyet, İlerleme Raporu’nun son halini açıklıyor

Ankara– Raporda Ergenekon soruşturmalarındaki tutukluluk sürelerinin kaygı verici olduğu vurgulandı. Anayasa Mahkemesi ve HSYK’da yapılan değişikliklerin “olumlu” bulunduğu İlerlem Raporu’nda Adalet Bakanı’nın HSYK üyesi kalarak soruşturmalar konusunda son sözü söylemeye devam etmesi eleştirildi.

Raporda, Türkiye’de birçok alanda yolsuzlukların sürdüğü tespiti yapıldı. İlerleme raporunda sivillerin askerler üzerindeki kontrolü konusunda ilerleme sağlandığı ancak bütçe dışı askeri fonların Meclis tarafından denetlenmesinde ilerleme sağlanamadığı belirtildi. Bugün açıklanacak raporda dikkat çekecek unsurlar şunlar:

Ergenekon

Ergenekon soruşturmasının Türkiye’nin demokratik kurumlarının düzgün işleyişine güveni güçlendirme fırsatı olarak değerlendirildiği raporda “Ancak, tüm şüpheliler için adli garantiler konusunda kaygılar vardır. Tutukluluk süreleri kaygı vericidir. Şüphelilerin yakalanmaları ile iddianamelerin mahkemeye sunulması arasında yaşanan zaman farkı etkin adli güvenceler konusundaki kaygıları arttırmaktadır” dendi. Raporda, Ergenekon soruşturması hakkında haber yapan gazeteciler aleyhine açılan dava sayısının yüksekliği de eleştirildi.

Basın Özgürlüğü: Basın özgürlüğü konusunda raporda, “Medyaya karşı siyasi saldırılara ilişkin kaygalar sürmektedir” dendi.

Anayasa değişikliği

İlerle raporunun 12 eylülde referandumla kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Referanduma sunulan anayasa değişiklik paketinin hazırlanışı sırasında siyasi partiler ve sivil toplunumn dahil olduğu bir danışma süreci yaşanmamıştır.” Değişiklikler ise “doğru yönde bir adım” olarak değerlendirildi. Yapılan anayasa değişikliklerin uygulamalarının Avrupa standartlarına uygun gerçekleştirilmesinin önemi de vurgulandı. Anayasa ve HSYK’da yapılan değişikliklerin olumlu adımlar olduğu vurgulandı, ancak Adalet Bakanı’nın HSYK üyesi olarak soruşturmalarda son sözü söylemeye devam edeceği eleştirisi yapıldı.

İfade ve basın özgürlüğü

AB raporunda, basın ve kamuoyunun Kürt meselesi, ordunun rolü, azınlık hakları ve Ermeni meselesi gibi geçmişte hassas kabul edilen konuları daha açık ve özgürce tartışabilmesi övülürken, Ergenekon davasıyla ilgili haber yapan basın mensuplarına sık sık dava açılması eleştirildi.

Raporda bu kapsamda, “Ergenekon davasıyla ilgili haber yazan gazetecilere çok sayıda dava açılması endişe yaratıyor. Gazeteciler soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle suçlanarak soruşturuluyor ve yargılanıyor. Bu durum oto sansüre neden olabilir” denilerek, Ergenekon’la ilgili haber yapan gazetecilere Türk Ceza Kanunu’nun 285 ve 288’inci maddelerine dayanılarak 4 bin 91 dava açıldığı
hatırlatıldı.

Türkiye’de internet sitelerine sık sık ve orantısız şekilde erişim yasağı eleştirilen belgede, basın özgürlüğüyle ilgili şu ifadelere yer verildi:

“Basına siyasi saldırılara ilişkin endişeler sürüyor. Hükümeti eleştiren Doğan medya grubu aleyhine 2009 yılında verilen vergi cezasıyla ilgili mahkeme süreci devam etmektedir. Bu davanın ardından basın oto sansür uygulamıştır. Görevleriyle ilgili gazeteciler aleyhine askeri makamlar dahil üst düzey makamlar ve siyasetçiler tarafından birçok dava açılmıştır. Genel olarak bakıldığında Türkiye’de açık ve özgür tartışma sürmüş ve genişlemiştir. Buna karşın gazeteciler hakkında çok sayıda dava açılması ve
haksız nüfuz kullanımı pratikte basın özgürlüğünü zayıflatmaktadır.”

Antisemitizm eleştirisi

İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin azınlıklara yaklaşımının kısıtlayıcı olduğu savunularak yeni çabalarla hoşgörü ve katılımın teşvik edilmesi istendi. Raporda, “Özellikle İslamcı ve aşırı sağcı basındaki nefret söylemi bağlamında antisemitizm sorun olmayı sürdürmektedir” denildi.

Türkiye’deki Rum azınlığın eğitim ve mülk edinme konusunda sorunlarla karşılaşmaya devam ettiği ileri sürülen belgede, hükümetin “Roman açılımı” övülse de kapsamlı bir planın olmaması nedeniyle Türkiye’deki Romanların hala toplumdan dışlanma, eğitime erişimde marjinalleşme, sağlık hizmetlerinde ayrımcılık, istihdam piyasasından dışlanma ve kişisel belgelere erişimde zorluklarla karşılaştığı iddia edildi.

Türkiye’de Kürtçe televizyon ve radyo yayınlarının daha da serbestleştiği ve 24 saat Arapça TV yayınının başladığı anlatılan raporda, siyaset, eğitimde ve kamu hizmetlerinde Türkçe dışındaki dillerin kullanılmasında kısıtlamaların devam ettiği görüşüne yer verildi.

“Demokratik açılım beklentileri karşılamadı”

Raporda, yetkililerinin kararlılık ifadelerine rağmen, “demokratik açılım”da sınırlı ilerleme sağlandığı belirtilerek, Kürt meselesinin çözümüne yönelik çabaların ısrarla sürdürülmesi talep edildi.

“Demokratik açılım” kapsamında açıklanan somut önlemlerin “beklentilerin gerisine düştüğü ve düzgün şekilde takip edilerek uygulanmadığı” savunulan raporda, terörle mücadele kanununda terörizmin geniş tanımlanmasına dayanılarak ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel özgürlükleri kısıtlayıcı uygulamaların endişe kaynağı olmaya devam ettiği belirtildi.

Raporda, “sorunlara neden olan” köy koruculuğu uygulamasından vazgeçilmesi de talep edildi.

Belgede, Aralık 2009’da DTP’nin kapatılmasının ve iki milletvekili dahil 37 parti yöneticisine siyaset yasağı getirilmesinin “demokratik açılım” çabalarına ciddi bir engel oluşturduğu savunuldu.

“Alevi açılımı” kapsamında gerçekleştirilen 7 çalıştaya rağmen ilköğretimde zorunlu din kültürü ve ahlak derslerinin seçmeli hale getirilmemesi eleştirilen raporda, gayri Müslim toplulukların ve Alevilerin hiçbir baskı altında kalmadan dini faaliyetlerini sürdürebilmelerine imkan verecek yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu kaydedildi.

Türkiye’nin kültürel haklarla ilgili bazı ilerlemeler sağladığı kaydedilen raporda, buna örnek olarak Kürtçe televizyon ve radyo yayınları üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, 24 saat Arapça TV yayınının başlaması ve Roman vatandaşlarının durumunun kısmen iyileştirilmesi gösterildi.

Raporda, başarılı kampanyalara rağmen özellikle doğu ve güneydoğuda çoğunluğu kız yaklaşık 200 bin çocuğun okullara gönderilmediği belirtildi. AB belgesinde, kadınların siyasette, üst bürokraside ve çalışma hayatında yeterince temsil edilmemesi, kadınlara yönelik şiddetin sürmesi, kadınların işgücüne katılım oranının düşük kalması, namus cinayeti vakalarındaki artış ve kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmeye devam edilmesi eleştirildi.

Dış politika

İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin Kıbrıs’taki kapsamlı çözüm müzakerelerine destek açıklamalarına devam ettiği belirtilerek, AB’nin Türkiye’den “aktif destek beklediği” ifade edildi.

Belgede, Türkiye’nin Ek Protokol yükümlülüklerini “hala yerine getirmediği” ve Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerini normalleştirme yolunda ilerlemediği, AB Komisyonu’nun konuyu yakından izlemeyi sürdüreceği ifade edildi.

Raporda, Türkiye’nin özellikle Balkanlar’da barış için gösterdiği çabalar övülürken, AB ile Türkiye’nin Balkanlar, Irak, İran, Güney Kafkasya, Pakistan, Afganistan ve Orta Doğu barış süreci gibi ortak çıkarı ilgilendiren uluslararası konularda düzenli siyasi diyaloğu sürdürdüğü aktarıldı.

BM Güvenlik Konseyi’ndeki İran’a ilave yaptırımlar oylamasında Türkiye’nin “Hayır” diyerek ABD ve AB ülkelerini desteklemediği hatırlatılan raporda, “bölgesinde İran’ı önemli bir ortak olarak gören” Türkiye’nin bu ülkeyle ikili ilişkilerini daha da geliştirmeye çalıştığı belirtildi.

Raporda, Ortadoğu’da yapıcı rol oynamak isteyen ve bunun için İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk öneren Türkiye’nin, son dönemde Suriye ile ilişkilerini kayda değer şekilde geliştirirken, İsrail ile ilişkilerinin özellikle Mavi Marmara baskınının ardından kötüleştiği anlatıldı.

Türk ekonomisine övgü

AB Komisyonu’nun hazırladığı İlerleme Raporu’nda, Türkiye’de kişi başına milli gelirin AB ortalamasının yüzde 46’sına ulaştığı belirtilerek, küresel krizin ardından hızlı toparlanan Türkiye’nin krize karşı yüksek mukavemet gücünü gösterdiği vurgulandı.

Krizi geçen yılın ikinci yarısında yüzde 2 ve bu yılın ilk yarısında yüzde 11 büyüyerek atlatan Türkiye’nin bu yüksek büyüme nedeniyle ihtiyaç duyduğu dış finansmana erişimde sorun yaşamadığı da raporda dile getirildi.

Raporda, Türkiye’nin uyguladığı ekonomi politikalarının son dönemde iyi sonuçlar verse de “makro ekonomik istikrarın hala kırılgan olduğu ve daha güçlü bir mali çıpanın (mali kural) faydalı olacağı” ifade edildi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here