AB’de Türkiye karşıtı rüzgâr öyle güçlendi ki İspanya, İsveç gibi ülkelerin sesi bile duyulmuyor artık. Müzakereler Rumlar ve Fransa yüzünden tıkandı. Peki Polonya 2011’de dönem başkanı olunca Türkiye için kavgaya girer mi? Çok zor…

Yeni bir Avrupa haritası
1993’TE Lech Walesa Polonya cumhurbaşkanıyken yaptığım söyleşide bugün Türkiye’nin sürüklendiğine benzer bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Belki de o gün için haklıydı. Nükleer bir savaşta ilk hedef ülkelerden biri Polonya olacaktı ama koskoca Sovyet İmparatorluğu’na meydan okuduğu halde Avrupa’dan yeterince destek görmediğine inanıyordu. “Komünizm ortadan kalkınca her devletin kendi menfaati öne çıktı” diye şikâyet ediyordu. “Sadaka değil işbirliği yapmak istiyoruz” diyordu. Belki Walesa başlangıçta hayal kırıklığı yaşmış olabilir ama her halükarda Polonya Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla kurulmaya başlanan yeni Avrupa’nın ikinci halkası içindeydi ve nitekim 2004’te de AB’ye girdi. Hem de 100 milyar euroluk para muslukları açılarak… 

4 YILDA NELER DEĞİŞİR?
Bugün de Türkiye, yıllar önce Walesa’nın yaşadığına benzer bir hayal kırıklığına sürüklendi. Hayal kırıklığını güçlendiren en büyük faktör ise 47 yıldır kapısında beklediği Avrupa Birliği’nin tutumu. Lech Walesa, Türkiye’de AB’ye yönelik umutların giderek söndüğü bir dönemde 4 yıl sonra Türkiye’nin AB’ye üye olacağını söyledi. Buna “Hayal” diyenler çıkabilir. Ama unutmayalım ki Walesa 1980’lerde komünizme karşı bayrak açtığı zaman Sovyetler Birliği’nin 10 yılda paramparça olacağını rüyada görsek inanmazdık. Belki de Walesa haklı çıkacak. Belki, 4 yıl içinde Sarkozy ve Merkel gibi dar vizyonlu liderlerin yerine sahne alacak yeni liderler, Türkiyesiz yapamayacaklarını görecek. Bugün için tünelin ucundaki ışık cılız da olsa Türkiye’nin bir anda Avrupa yolunu açabilecek siyasi gelişmeleri çok yakından izlemekte yarar var.. Varşova’da yaptığım görüşmeler 2020’ye doğru, Walesa’nın söylediğinden oldukça farklı bir Avrupa haritasının hedeflendiğini gösterdi bana..

Avrupa Birliği’nin temelleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra atılırken stratejik hedef milyonlarca insanın öldüğü Avrupa kıtasında artık kalıcı barışın yolunu açmaktı. Formül ise “Ekonomik ticari, siyasi, kültürel ve sosyal” işbirliğiydi. Başlangıçta 6 çekirdek ülkenin tuğlaları koymaya başladığı proje hayal gibiydi. Ancak 60 yıl gibi bir sürede gerçek oldu. 6 kez genişledi Avrupa Birliği… Berlin Duvarı’nın da yıkılmasından sonra ise Doğu Bloku da katıldı ve 27 ülkenin oluşturduğu 500 milyonluk dev bir yapıya dönüştü. Bugün yaşanan ekonomik kriz yüzünden AB’nin parçalanabileceği tartışmaları başlasa da Varşova’daki görüşmelerimde AB’nin 2020’ye doğru yeni stratejik hedeflerini saptadığını gördüm. AB 2007’de Bulgaristan ve Romanya’yı alırken, ondan sonraki stratejik hedefini zaten saptadı. Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından Avrupa treni Balkanlar’da süratle ilerliyor. Tren, 2011’de önce Hırvatistan’da duracak. 

TÜRKİYE DOSTLAR KULÜBÜNE
Gelecek yıl olmasa bile ikinci durağı Sırbistan olacak. Bu arada Kosova, Makedonya ve hatta Arnavutluk istasyonları bile yavaş yavaş hazırlanıyor. Balkanlardan sonraki stratejik hedef ise “Ukrayna, Belarus, Moldova, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan” olarak saptandı. “Doğu Bloku Ortaklığı” adıyla 6 ülkeyle ortaklık anlaşmaları müzakere edilmeye başlandı. Sırbistan’ın ardından 46 milyonu Ukrayna olan 76 milyonluk 6 ülkeye vizelerin kaldırılması da tartışılmaya başlandı bile. Gerçi bugün için yeni üyelerden söz eden yok ama 2020’de tam üyelik perspektifi de yok sayılmıyor. Böylece, AB sınırları Rusya’ya kadar dayanıyor. Birlik, Kafkaslara kadar da sarkıp Rusya’yı güneyden de sarmaya çalışıyor. Amaç, Rusya’nın arka bahçesi olan ülkelerle siyasi-ekonomik ve ticari ilişkiler geliştirmek. Türkiye ise “Doğu Bloku Ortaklığı’na” davet edilmedi. ABD, Kanada ve Rusya’yla birlikte “dostlar” grubuna alındı. Bu arada 27 üyelik hantal bir yapıya dönüşen AB’yi yeniden yapılandırma tartışmaları da çoktan başladı. Birliğin bütün mali yükünü taşıyan Almanya artık dizginleri daha fazla ele almak istiyorlar. Yani AB’de birinci, ikinci ve üçüncü kategorideki ülkelerin oluşacağı bir süreç de başladı. Bu da başta Polonyalılar olmak üzere yeni üyeleri kaygılandırıyor. Polonyalılar, “Biz ikinci kategoriye atılmaya karşıyız” diyorlar. Ama son kararı yine de AB’yi baştan beri omuzlayan Almanya verecek gibi. 

BİZİ NELER BEKLİYOR?
Peki, “Türkiye 2020’ye doğru çizilen yeni Avrupa’da nerede” derseniz… AB’de kimse Türkiye’ye “Oyun bitti” demiyor. Ya da diyemiyor. Çünkü müzakereler nasıl oybirliğiyle başladıysa durdurmak için de 27 AB üyesinin “Evet” demesi şart. Ayrıca hiçbir ülke açıkca “Hayır” deyip Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamıyor. Ama müzakereler Rumlar ve Fransızlar yüzünden zaten tıkandı. Türkiye’ye karşı rüzgâr öyle bir esiyor ki artık İngiltere, İtalya, İspanya ve İsveç gibi ülkelerin bile sesi duyulmaz oldu. Önümüzdeki 2 yıl yaprak kımıldamayacağı şimdiden belli. AB’nin Dönem Başkanlığı’nı yapan Belçika bırakın Türkiye ile sorunları çözmeyi parçalanmamak için mücadele ediyor. Ocakta dönem başkanlığını üstlenecek olan Danimarka’nın da Türkiye aleyhtarlığı yüzünden tıkanan müzakereleri aşmak için inisiyatif alması çok zor. Peki Polonya 2011’in Temmuz ayında başkanlığı üstlendiği zaman Türkiye için kavgaya girebilir mi? Hiç kolay görünmüyor..

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.