Site icon Turkish Forum

3 MAHKUMUN KARAR METNİ

BEZİRKGERİCHT  WİNTERTHURMAHKEMESİNİN - isvicre perincek
ISVICREDE MAHKUM 3 TURKE AID KARAR METNI OZETI
BEZİRKGERİCHT  WİNTERTHURMAHKEMESİNİN - swisscourt

BEZİRKGERİCHT  WİNTERTHURMAHKEMESİNİN

ALİ MERCAN  HASAN KEMAHLI VE ETHEM KAYALİ  HAKKINDAKİ  KARARININ  AYRICA  BELİRTTİĞİMİZ GÖRÜŞ İLE İLGİLİ  BÖLÜMLERİNİN   ÖZETİ

1)Frankfurt’ta mukim Türk vatandaşı Ali Mercan  ırk ayrımcılığı suçundan İsviçre Zürih’te mukim Hasan  Kemahlı ile İsviçre  Schlern’de mukim Ethem Kayali  ırk ayrımcılığı suçuna iştirak etmekten  mahkum edilmişlerdir.

2)Karar Bölüm II . Md.2

“  Davalı Ali Mercan  1915 yılında vuku bulan olayların soykırımı değil karşılıklı  savaş   eylemleri  neticesinde vuku bulan trajik olaylar olduğunu   ve bu nedenle ırk ayrımcılığı fiilinin oluşmadığını  belirtmiştir”

“Kendisinin suçuna iştirak eden diğer  iki davalı bu  görüşe esas itibariyle katılmışlar, ayrıca avukatları vasıtası ile Doğu Perinçek’in  düzenlenen toplantıya katılmasını bekledikleri için   konuya methalder olduklarını,  Doğu Perinçek’in katılamadağı toplantıdan kısa süre önce belli olduğunda,   desteklerinin onun yerine toplantıya katılan  Ali Mercan’a yöneldiğini belirtmişler, eylemlerini önceden tasarlamadıklarını   ”  vurgulmışlardır.

“Mahkeme  ilk önce  Davalı Ali Mercan’ın eyleminin ırk ayrımcılığı  olup olmadığını inceleyecek,   bu yönde karar alırsa,  kendisine  yardım  eden iki sanığın  eylemlerinde teammüd bulunup bulunmadığını  ele alacaktır. Yargıç – itiraf olmadığı durumda-  suçu önceden tasarlama konusunda tesbit edilebilen   delillere  ve  deneyim kuralına  dayanacaktır.

3)Bölüm III  Md.1

Kararda  savcının  iddianamesine kısmen yer  verilmiştir. Savcının iddianamenin  özet  çevirisi   de   aşağıda sunulmuştur. Kararda  savcının şu görüşlerinin  altı çizilmektedir.  “Sanık   30 Haziran 2007’de Hotel Zentrum Töss’de  40  dinleyici ve basın mensuplarının önünde   Türkçe ve Almanca, Osmanlı  İmparatorluğu tarafından Ermeni halkına  uygulanan katliamın (massaker) ve sürgünün (deportation), bu ülkede kabul gören  tarihe dayalı görüş birliğine rağmen ( entgegen des hierzulande aufgrund der anerkannten Geschichtswissenschaft herrschenden Konsenses) ve  genel olarak kabul edilen anlayışa  karşın ( allgemein anerkannten    Verstaendnisses) soykırımı olmadığını , ayrıca  soykırımı iddiasının  bir uluslararası tarihi yalan olduğunu   belirtmiştir. Bu iddiasını kendi imzasiıyla  dağıtılan  üç sayfalık bir bildiride  dile getirmiştir Sanık, Ermeni toplumunun  kendisini tarihine, özellikle  1915 olaylarına dayanarak tanımlayan bir halk ya da bir etnik grup olduğunu bilmekteydi”

“Sanık, Ermenilere yapılan soykırımını inkar  eden  ve  küçümseyen  eylemi ile,   şimdiye kadar iki kez  mahkum edilmiş bulunan  Türkiye İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in  daha önce yaptığı açıklamaları  bilinçli olarak  savunmuştur.

Sanık   bu eylemi ile   Ermenilerin  eşitliklerini (Gleichwertigheit) sorgulamış ve insanlık onurunu yaralamıştır  ; bunu bilinçli olarak yapmıştır. Bu  eylemini,  1915 olaylarının soykırımı olduğu yolunda   bu ülkede  egemen olan  ve İsviçre Ulusal Meclisindeki (Nationalrat) ve uluslararası kurumlardaki görüş birliğine rağmen yapmış, böylece  bilinçli olarak yasaya  aykırı davranışta bulunmuştur.”

4)Bölüm III. Md.1.b.

4.Irk ayrımcılığı İsviçre Ceza Yasasının 261 Ek maddesinin 4 fıkrasına göre  cezalandırılacak bir eylemdir. Kim yazı ile sözle, eylemle veya başka şekilde  bir kişiyi ya da kişilerden oluşan grubu,  ırkı etnik veya  dinsel aiditiyet nedeniyle, insanlık onurunu zedeleyecek şekilde aşağılarsa  ya da onlara ayrımcılık yaparsa veya herhangi bir nedenle, kabaca küçümserse veya   bu eylemleri haklı göstermeye tesebbüs ederse veya soykırımını veya insanlığa karşı başka bir suçu inkar ederse suç işlemiş olur. Bu konuda  ırkçı bir saikinin  bulunup bulunmadığı aşağıda  ele alınmıştır.

5)Bölüm III.1.c.

Davalılar    eylemlerini  kamu oyu önünde gerçekleştirdikleriini yadsımamaktadırlar. Bu  vesile ile  Türkiye İşçi Patisi için seçim propagandası yapmış bulunmaları konuyla ilgili  sayılamaz.  Zanlılar Ermenilerin kendilerini 1915 olayları ile  tanımladıklarını  bilmektedirler.. Buna karşı, zanlılar eylemleri ile  soykırımını ya da  insanlığa karşı bir başka suçu inkar ettiklerini kabul etmemişlerdir.

6) Bölüm III 1c/aa

Ali Mercan    olayların Ermenilere karşı soykırımı  değil  karşılıklı öldürmeler olduğunu, ayrıca insanların hastalıktan ve açlıktan oldüğünü  söylemiştir. Ona göre ,“Ermeniler o dönemde Rusya, Fransa ve İngiltere gibi  emperyalist güçler tarafından  kullanılmışlardır. Bu Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı  bilinçli  soykırımına benzetilemez.”

Savunma,  İsviçre Federal Anayasasında klayıtlı   fikir ve bilim özgürlüğüne  değinmiş , eyleminin suç olmadığını savunmuş, 1915 yılında Doğu Anadolu’da vuku bulan olayların serbestçe tartışılmasını istemiş, bu olayların yeterince incelenmemiş bulunduğunu ve  sıradan bilgi sahibi  kesim tarafından soykırımı olarak  tanımlandığını vurgulamıştır. Ona göre,…. “Bu konuda gerçeğin ne olduğunu tarihçiler ve uzmanlar  söyleyebileceklerdir.”Sanık, uluslararası hukuk açısından geçerli bir soykırımı kararı bulunmadığı cihetle, bu eylemin ceza Kanunun  261  maddesi çerçevesine girmediğini  belirtmiştir.   Savunmaya göre :“Her ne kadar 1985     yılında   Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Alt Komisyonu  Doğu Anadolu’da 1915 yılında vuku bulan olaylarının  soykırımı olduğu saptamasını  yapmış ise de bu  tarihsel inceleme yapılmadan     söylenmiş, olan  ifadesini bulmuş olan bir  siyasal söylemdir.  Bu konuda  Ermenistan ile Türkiye arasında görüşmeler yapılmaktadır.  Nihayet  mahkeme tarihsel konularda karar verme konusunda  yetkili değildir.”

7) Mahkeme, Ceza Kanunun 261 maddesinin sadece Nasyonal Sosyalistlerin suçlarını değil  tüm soykırımlarını kapsadığı görüşünü  benimsediğini açıklamıştır

8) Mahkeme, kararlarının, araştırmaların ve  hukuk öğretisinin Holokost’un inkarının bir ceza davasında isbatlanmasına gerek bulunmayan     herkes tarafından doğru olarak kabul edilen tarihsel gerçek ( von der Allgemeinheit wahr erwiesenen anerkannte historische Tatsache) olduğunu  belirtmiştir. Bu durumda mahkemenin  tarihçilerin çalışmalarına başvurmasına gerek yoktur. Holokost’un inkarının cezalandırılması esası, yargıcı başka soykırımlarının inkarı durumunda yönlendirecektir. Bu durumda isbatlanması gereken husus, davalı tarafından inkar edilen vakada  genel uzlaşma bulunup bulunmadığının  saptanmasıdır.

Federal Mahkeme Doğu Perinçek hakkında verdiği kararın 4.1 ve 4.2 maddesinde  Lozan Mahkemesinin   tesbitlerinin  keyfi olup olmadığını ele almış ,  keyfi olmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme , görevinin tarih yazmak olmadığını,  işinin  bu konuda bir karar vermeden önce, soykırımının   bilinen ve kabul edilen ve  hatta  isbatlanmış olup olmadığının  tesbiti olduğunu  belirtmiştir.  Lozan Polis Mahkemesi kararında, sadece  Ermenilere karşı  soykırımı  suçu işlendiği  konusunda  mevcut  siyasal  tanıma ile yetinmemiş ve  soykırımını tanıtan  organların  -makamların-   Fransız Ulusal Meclisinin   Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin 20 Ocak 2001 tarihli yasasının kabulü sırasında sunulan 100 tarihçinin  uzman raporu veya Avrupa Parlamentosunun  soykırımını tanıma kararının  iyi gerekçelendirilmiş ve belgelenmiş    uzman saptamalarına istinad ettiğini  belirlemiştir. Lozan Polis Mahkemesi kararında, doğru olarak, sadece  siyasal tanımaya istinad etmemiş  ama  bu siyasal tanımanın  temelinde  1915 olaylarının soykırımım olarak nitelenmesi  hakkında   toplumda  geniş  mutabakatın  bulunduğunu vurghulamıştır. Benzer şekilde  İsviçre Ulusal  Meclisinin   16 Aralık 2003 tarihinde  aldığı soykırımını tanıma kararı ile ilgili görüşmelerde “Ermenilere yapılan soykırımı ve  Shoah” başlıklı uluslararası araştırmaya işaret edilmişti  (Lang’ın konuşması) . Nihayet,   Ermenilere yapılan soykırımı ,   uluslararası ceza hukuku ve soykırımı araştırmaları  konusundaki  literatürün  “klasik” örneğidir  ( Marcel Alexander Niggli,  Rassendiskriminiruung, 2 basım.  Zürih 2007)

Dosyada  bu   verilerin reddini  sağlayacak   dayanak bulunmamaktadır. Bu durumda, savunmanın, 1915 yılında vuku bulan olayların tereddüd edilemeyecek şekilde   soykırımı olmadığına  ve  soykırımının genelde kabul edilen bir  gerçek sayılamayacağına dair  itirazı   dayanaksızdır. Son yıllarda bu  konuda  uluslararası gelişmeler olmuştur. Tarihçiler arasında Ermenilere soykırımı suçu işlendiğinin tanınması hakkında  geniş bir  görüş birliği vardır. Bu  siyasal nitelikli  tanıma  da  çok sayıda ulusal ve uluslararası örgüt ve kurum tarafından  dile getirilmektedir.

Nihayet,  sanık tarafından inkar edilen  1915 olayları İsviçre Ceza Kanununun  261 ek fıkra 4 bağlamında  tereddüd  edilemeyecek  biçimde  soykırımı çerçevesine girdiğinden  bu Ceza Davasında ayrıca  kanıt gösterilmemiştir. Ayrıca kanıt toplanmasına da gerek bulunmamaktadır.

…………..

9)Bölüm III.1.d/bb    ve  d/cc  ve d/dd  ve   d/ee

Sanık  Doğu Perinçek’in bu konudaki sözleri  nedeniyle  mahkum  edildiğini bilmekte olmasına rağmen  yasaya karşı hareket etmiştir Sanık bu eyleminde  ırk ayrımcılığı saiki ile mi hareket etmiştir?  Yoksa,    ırk  ayrımcılığı  soykırımının inkarı fiilinin içinde  esasen bulunmakta  değil midir  ve bu nedenle  ırkçı saik bulunduğunun  ayrıca kanıtlanmasına gerek var mıdır ?

Bu  konuda doktrin ve  yargı kararlarında görüş  birliği yoktur. Federal Mahkeme bu nedenle kararında konuyu açık bırakmıştır. Doktrine göre soykırımının inkarı  saikten ayrı olarak ele alınmamalıdır.  Zira, ırkçı  gerekçelerle olmasa da ulusalcılık nedeniyle  böyle bir  durumun ortaya çıkması  halinde   soykırımı suçunun inkarı cezasız kalır.

Sanık  sözleri ile 1915 yılı olaylarının soykırımı olduğunu inkar etmekte  ve  o dönemin Türkiyesinde işlenmiş olan suçu haklı göstermektedir….

Üç sanık ta  ırkçı   stmediklerini, saikle hareket   etmediklerini, amaçlarının tarihe aöçıklık getirmek olduğunu  belirtmektedirler. Ancak   22 haziran 2007 olayları incelendiğinde   sanıkların Türkiye’yi daha iyi bir  imge altında göstermek istyedikleri, ancak bunu yaparken Ermenilerin eşitliğini  zedeledikleri görülmektyedir.  Olay popülist biçimde  gerçekleştirilmiştir. “Hepimiz Perinçek’iz”  “ Ermeni soykırımı bir uluslararası yalandır”  şeklinde  pankartlar asılmıştır. Bunun  ciddi bire tarihsel tartyışma ortamı ile ilişkisi yoktur. Sanıkların  aksi yönfeki beyanları kendillerini korumağa yöneliktir. Her üç  sanık ta ayrımcılık saiki ile hareket etmişlerdir.

WİNTERTHUR/UNTERLAND

SAVCILIĞI  İDDİANAMESİ    ÖZET

Savcı A.E. Gnehm

16 Eylül 2008    Saat 13.45

Sanıklar :  Ali Mercan, 1.1.1950 doğumlu , T.C. vatandaşı Almanya’da Frankfurt’ta mukim

30 Haziran 2007  tarihinde saat 13.00’ten 22.45’e kadar tutuklu

Avukatı:   Freiburg  Rue St Pierre  10,  1701’de mukim   Dr.Tarkan Göksu

Dava konujsu : Irk ayrımcılığı hakkında

Ve

Ethem Kayalı, 7.10.1955 doğumlu, TC vatandaşı, işsiz,…. Köniz’de mukim, 30 Haziran  2007 tarihinde  saat 13.00 ‘ten  1 Temuz 2007   saat 01.20 kadar tutuklu

Avukatı :     Dr. Tarkan Göksu

Dava konusu : Irk ayrımcılığına yardımcı olmak hakkında

ve

Hasan Kemahlı, 25.06.1966 doğumlu. TC vatandaşı….. Zürih’te mukim

Dava konusu :  Irk ayrımcılığına yardımcı olmak   hakkında

Çok Sayın başkan, çok sayın  yargı sekreteri,  çok sayın üye,  sayın katılanlar

Talep : Ali Mercan,Ethem Kayalı ve Hasan Kemahlı  davasında 6 Mart 2008 tarihli dava talebimin   ayrıntılarını belirtiyorum:

Vakıalar : Dava açılmasına neden olan  olaylar,  davalılar tarafından reddedilmemektedir ve bu nedenle vuku bulmuş sayılmaktadır.

Kendi ifadesine göre Türkiye İşçi Partisinin Avrupa temsilcisi olan Mercan,  davalı Kayalı ve Kemahlı tarafından  Winterthur’da  Hotel Zentrum Töss’te   düzenlenen halka açık  basın toplantısında yaklaşık 40 dinleyici    ve  medya mensubunun önünde  mikrofonda tekraren  Almanca ve Türkçe olarak, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni halkına yapılan  ve şiddet kullanımını  içeren saldırıların soykırımı olmadığını belirtmiştir. (Ona göre) Soykırımı iddiası  uluslararası ve tarihsel bir  yalandır. Daha sonra, sanıklar, Mercan adına  orada bulunanlara üç sahifelik  bir bildiri dağıtmışlardır. Bu bildiride diğer konular meyanında şu  belirtiliyordu: “  Türklerin  Ermenilere  soykırımı yaptığının tarihsel ve uluslararası bir yalan olduğunu beyan ediyorum” ve “ Ermeni devlet adamları, askerleri ve tarihçileri, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Çarlık Rusya’sı, İngiltere ve Fransa tarafından  kullanıldıklarını, Türklerin anayurtlarını savunduğunu   ve olayların  halklar arasında karşılıklı katliam ve Devletler arasında savaş olduğunu  belirtmişlerdir.”

Hukuki  değerlendirme:

Objektif açıdan

Bu gelişmelerin ışığı altında,   zanlıların objektif olarak yasanın öngördüğü anlamda soykırımını inkar edip edip etmedikleri ya da bu eyleme yardımcı olup olmadıkları sorusu sorulmalıdır.

İsviçre Ceza Yasasının (İCY) 261 mükerrer (m)maddesinin 4 fıkrasına göre, (İCY 261m.4) kim sözlü veya yazılı olarak  soykırımını  inkâr ederse, kaba şekilde küçümserse veya haklı  gösterirse  suç işlemiş olur.

Zanlılar bu bağlamda ırk ayrımcılığı yaptıklarını reddediyorlar. Gerekçeleri, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunda vuku bulan olayların  soykırımı olduğunun isbatlanmamış bulunmasıdır.

O halde, İsviçre Ceza Yasasına göre soykırımı nedir?  Bir halk grubuna mensup bulunan insanları öldürmek hangi noktadan itibaren soykırımı sayılacaktır ?

İşte  Lozan Polis Mahkemesi,  Vaadtlaender ( Vaud) Kantonu  Mahkemesi ve Federal Mahkeme  tam da bu konuya eğilmiştir. O sırada sanık olan Doğu Perinçek, Mahkemeyi tarihsel araştırma yapmaya  sevketmeğe boşuna çaba harcamıştı. 12 Aralık 2007 tarihli (68_398/2007) sayılı Federal Mahkeme kararına göre, yargıcın görevi tarihsel araştırma yapmak değildir. Bu nedenle  yargıç, özgün  tarihsel belgelerin doğruluğunu  incelemek ya da bir  arkeolog gibi  başka kanıt malzemesi aramak   durumunda değildir. Buna mukabil, yargıcın görevi, genel olarak ve özellikle tarihsel bağlamda    bir soykırımı  tartışmasının   yapılmamasını  sağlamaya  yetecek derecede  bir  konsensüsü (genel uzlaşmanın)var olup olmadığını tesbit etmektir.  (Kararın 4.3 maddesi) .  Vaud Kantonu makamları     1915 yılında Ermeni halkına yapılan saldırılar konusundaki  bu soruya  gerekçeli olarak olumlu yanıt vermişlerdir; Federal Mahkeme de bu   değerlendirmenin keyfi olmadığına açıkça  hükmetmiştir.  Aksine, Federal Mahkeme,  kararının 5.2. maddesinde  Ermenilere yapılan soykırımının inkarının  o topluma mensup kişilerin kimliklerine bir saldırı olarak  değerlendirmiştir.

Federal Mahkeme,  Vaud Kantonu  (yargı) makamlarının Perincek’in  tarihsel-hukuksal bir tartışma açma konusundaki  teleplerini   haklı olarak reddettiklerini belirtmiştir (Kararın 4.6. maddesi). Benzer şekilde, bugün de,  zanlılar,  soykırımı konusunda kesin  kanıt bulunmadığı veya  pek çok devletin 1915 hadiselerini soykırımı olarak tanımadıkları yolunda karşı görüş ileri sürdükleri takdirde, bu   iddiaları  dinlenmemelidir. Bu tesbitler  yüksek yargı kararı gereğince  anılan olayların soykırımı niteliği taşıdığı  yolunda çok   geniş bir mutabakat bulunduğu vakıasını  hiçbir şekilde zedelemez. (Kararın 4.4. maddesi)

Federal Mahkeme  kararında   çeşitli uzman görüşlerine ve kapsamlı raporlara işaret etmiş,  örneğin Birleşmiş Milletler Teşkilatının İnsan Hakları Alt Komişsyonunun, Avrupa Parlamentosunun ve İsviçre  Halk Konseyinin  1915 Ermeni soykırımını tanıyan  kararlarına  atıfta bulunmuştur.

Özetlenecek olursa, artık, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni halkına yapılan saldırıların, İsviçre Ceza yasasının (İCY) 261m.4 ‘e göre  soykırımı  yargısal  açıdan kabul edilmiş bir veri sayılır.

Bayanlar, Baylar  kesin olan şudur:   Bu durumda,  yasaya uygun davranmak  durumunda bulunan , ister zanlılar  olsun, ister bura makamları olsun,  kendi kişisel  düşüncelerinden bağımsız olarak, söz konusu gelişmelerin, İCY  261m.4 gereğince soykırımı çerçevesine girdiğini kabul etmek   zorundadırlar.

Zanlı Mercan, davranışı ile Ermeni soykırımını  bir çok kez sorgulamıştır ve bunların öldürülmelerini izaha çalışmıştır. Zanlılar Kayalı ve Kemahlı, bilfiil yardımları ile ona bir platform sağlamışlar, böylece Sanık  Mercan’ın  davranışını  önemli ölçüde  özendirmişlerdir. Objektif açıdan tüm zanlılar İCY 261m.4 hükümlerine karşı hareket etmişlerdir.

Sübjektif açıdan

Zanlılara, ırkçı davranış suçlaması konusunda ne   söyleyeceklerini  sordum:  Mercan şu cevabı verdi.  “Bunu reddediyorum. Bu benim için en ağır suçlamadır. Ben sosyalistim. Ben her zaman ırkçılığa karşı çıktım.”   Kayalı da aynı şekilde “ Bunu reddediyorum” dedi. Ve Kemahlı “ ne ben ne de ötekiler ırkçılık yaptık” dedi.

Bu durumda herşey  ortada mı?  Zanlılar ırkçılık yapmadıklarını ileri sürüyorlar, bu nedenle aklanmak istiyorlar.  İşte savunma bugün   bu gerekçeleri kullanacaktır.

Bununla birlikte,  yasa koyucunun amacının,  İCY 261m. 4  hükmünün objektif bir şekilde çiğnenmesi durumunda, ırkçı amaçlarla hareket edildiğinin  tek kalemde  inkar edilmesinin   aklanmaya yetmediğini  öngördüğü  açıktır. Öyle olsaydı,  her Yahudi soykırımı inkarcısı  cezalandırılmaktan kurtulurdu ve  Yahudi düşmanlığını cezalandırmayı öngören madde  ölü  bir harf olarak kalırdı.

Federal Mahkeme, BGE 126 IV 28 E. 1” d  ve BGE 127 IV 206 E.3 kararlarında,  kasıtlı  olarak  yapılan bir   eylem hakkında ceza verilmesi için ırkçı  bir niyetin bulunup bulunmadığı hususunu açık bırakmıştır.

Bu konuda egemen olan kanı, ceza verilmesi için ırkçı niyetin bulunmasının kanıtlanması gerekmediği yolundadır. ( Bu konuda bakınız  Asndreas Donatsch – Yorum İCY  17.A.,S.327)  Federal Mahkeme de kendi kararının sonunda,  bu gibi  suçların  savaş yasası adına veya sözde  güvenlik gerekçesiyle yapılmasının da İCY. 261m. 4  çerçevesine girdiğini  belirtmiştir.Bu nedenle, ırkçı bir soykırımını  kasıtlı molarak  inkar eden kişi cezayı hak eder. Savcılık, böyle bir soykırımını kasıtlı şekilde   inkar eden kişinin yasanın öngördüğü  anlamda ırkçılık yaptığı  görüşünü  paylaşmaktadır.

Federal Mahkeme Perinçek kararında,Perinçek’in davranışının ırkçı olduğu  sonucuna varmıştır. Kanton makamları bu konuda izhari verileri   sunmuştur.

Sanıkların  eylemleri konusunda haricen tesbit edilebilen  koşullar, yukarıda işaret edildiği gibi,  eylemlerinin ırkçı hareket olmadığı  şeklinde tek kalemde  ileri  sürülecek ifade ile  ortadan kaldırılmış olamaz.

Bugünkü dava, sona ermiş ve  kesinleşmiş karar   haline  dönüşmüş bulunan  Perinçek davası ile doğrudan ilişkilidir.    30 Haziran 2007 tarihli basın toplantısının da ana konusu o davaydı. Perincek’in zihniyetini yansıtan davranışlar bu davanın  tüm zanlıları için de geçerlidir . Bunu daha da ağırlaştıran husus, zanlıların  sadece  burada (bu ülkede)  Ermeni soykırımı konusunda  mevcut olan  konsensüsü   bilerek değil, ayrıca Vaud  (Waadtlaender) Kantonu kararlarının hangi nedenlerle  verildiğini  de – en azından  geniş hatları ile-  bilerek  hareket etmiş  bulunmalarıdır.

Perinçek, kendisine karşı açılan soruşturmada, “ İsviçre halkına ve İsviçre Uluslar Meclisine yaptıkları yanlışı  düzeltmeleri için yardım etmek “ istediğini belirtmişti. Zanlı Mercan da   sorgusunda , kendi açısından  “ Biz   Bay Perinçek ile aynı görüşte bulunduğumuzun altını çizmek istiyoruz” ve “ ayrıca  Ermenilere karşı yapılan sözde katliam  suçlamalarının  doğru  olmadığı kanısındayım  ve biz  bunu her yerde söylemek istiyoruz” ve “biz  Türk tarihi hakkındaki bu yanlış görüşün  düzeltilmesini istiyoruz”  ve “ ben tartışmalı olaylar konusunda gerçeği ortaya koymaya çalıştım” demiştir. Zanlı Kayalı da aynı yönde  beyanda bulunmuştur.  Zanlı Kemahlı da yanlış bilgileri düzeltmek istediğini söylemiş  ve “ toplumun  doğru bilgilenmesini istemekteyiz” demiştir.

Daha önce  Perincek,  kendi hareketinin  gerekçesini (motifleri)  tarihsel  bir tartışmaya dayandırmayı başaramamıştı . Bu zanlılar da   yapamamışlardır.

Soykırımını bilerek ve tekraren inkar eden ve Perinçek’in gerekçelerini tekrar eden zanlılar, Ermenilerin eşitliğini bilerek  yadsımışlar ve onların insanlık onurunu  aşağılamışlardır.

Zanlılar açıkça   kasıtlı  hareket etmişlerdir. Baklenenin aksine  Mahkeme ırkçı düşünce ile hareket etmeme gerekçesini kabul ederek cezalandırma yoluna gitmez ise, zanlılar kendi düşüncelerinin isbatlanmış olduğuna inanacaklardır.

Üç zanlı davranışları ile, hem objektif, hem de subjektif açılardan   İCY  216 m.  4 fıkrasının öngördüğü koşulları yerine getirmişledir. Bu nedenle, 6 Mart 2008 tarihli  iddia hakkında   suçlu bulunmalıdırlar.

Cezanın hesaplanması

Ceza eylemi yapanın suçuna göre saptanır.Bunda zanlının  geçmişi ve kişisel tutumu ile cezanın  kişi üzerindeki etkileri göz önünde tutulur.Ben zanlıların tutumlarını ve kişisel ilişkilerini anlatmaktan vazgeçiyorum ve   dosyalara  yönledirme ile yetiniyorum .

Zanlıların işledikleri suç ağırdır. Zanlılar bilerek ve isteyerek yasaya karşı gelmişler ve bu eylemlerini  kamu oyuna açıklamışlardır. Zanlılar  eylemlerinin polisin müdahelesini gerektireceğini bilmekteydiler. Zanlılar polisin   müdahelesini   teşvik etmişlerdir. Eylemlerinin  olası sonuçlarını  bilmediklerini ileri süremezler.  İdare bu gibi  durumlarda enerjik bir şekilde  müdahele etmek durumundadır.

Türkiye İşçi Partinin Avrupa temsilcisi olan Mercan için 180 gün hapislik bir para cezası uygun olacaktır.  Yardımcıları Kayalı ve Kemahlı  kendisine  bir podyum sağladıukları için  her biri için 15*  gün hapis karşılında para cezası  uygun olacaktır

Cezanın  uygulanması

(Bu bölümnde cezanın ertelenmesi konusu ele alınmaktadır. Bununla birlikte  savcının aşağıdaki hususlara ayrıca değinmesi ilgi çekicidir )

Zanlı M ercan, Perinçek’in görüşünün kendi görüşü olduğunu söylemiştir. İsviçre yasasını bilerek çiğnediği iddiasını şu sözlerle yanıtlamıştır : “ Bir gerçek başka türlü savunulamaz”Zanlı  Mercan böylece parti temsilcisi olarak Ermenilere soykırımı yapıldığını  kamu oyu önünde inkar etmeğe devam edeceğini açıklamıştır. Aynı husus yardımcıları için de geçerlidir. Zanlı Kayalı, bilinçli olarak yasayı ihlal etme durumunda olduğunu açıklamıştır:

” Kabul etmediğimiz için ileride de  aynı  görüşü açıklayacağız”. Kemahlı da bilinçli olarak yasayı  ihlal ettiği suçlaması karşısında  şunu söylemiştir. “ Gerçeğin bir bedeli vardır, birisi  bunun için bir bedel ödemesi gerekiyorse,  o bedeli ödmesi lazımdır.”Zanlılar böylece Perinçek’in kendileri için  bir  sözde   düşümce lideri  olduğunu belirtmiş oluyorlar……

Zanlılar  kendilerini  saygın ve  yüce bir dava için   kurban (Martyr)   sayıyorlar. Bu nedenle  eylemlerini tekrarlamayacakları beklentisinden hareket edilemez. Bu nedenle,  zanlılara sacede bir ihtar  cezası verilmesi yetmez. Cezaların uygulanmasını talep ediyoruz.

Sonuç

Bayanlar , Baylar,  sözlerimi bitirirken,  savcılığın bugün sadece yürürlükte olan yasayı uygulama görevini yapmakta bulunduğunu belirtmek istiyorum.   Hangi yasal hükümler geçerli olduğu  yasa koyucunun ve siyasetçinin işidir, savcının değil. Savcı da sadece kendi görevini yapmıştır. Sözümü bitirirken dikkatiniz için teşekkür ederim.

Exit mobile version