PARANIN İSTİKAMETİ POLİTİKAYA YÖN VERİRSE?!!!

ergun ozgen [ergunozgen@superonline.com]

TURKISH FORUM DANISMA KURULU UYESI

Ekonomik gücün  vazgeçilmez  aracı olan paranın  giderek küresel düzeydeki etkisinin artmış olması,   ülkelerin politikalarına etken bir unsur olmaktadır. Özellikle, dünya rezerv para birimi konumunda bulunan ABD dolarının son dönemde, sanal ekonominin  olumsuz etkilerine maruz kalmasının sonuçlarının da, zaman zaman  bir takım yorumlarda gündeme getirilmekte olduğu görülmektedir…

Değişik zamanlarda, konu ile ilgili olarak, ileri sürülen görüşler dikkate alındığında, temas noktalarının  birçoğunun örtüşmekte olduğu da izlenmektedir. Bu konuda  yakın dönemdeki yorumlardan alınan özetler  hatırlandığında;

*  Muhafazakar Cumhuriyetçi, Patrick J. Buchanan’ın “ Day of Reckoning: How Hubris, İdeology and  Greed Are Tearin Apart “  Hesap  Zamanı, Kibir , ideoloji ve Açgözlülük ABD’i  Nasıl Parçalıyor…. Adı ile  yayınlanan kitabında ileri sürdükleri …

* Chigago Üniversitesi’den  Prof. John  Mearsheimer ve Stephen Walt’ın, “İsrail Lobisi ve ABD Dış  Politikası” adlı  kitabında  İsrail’e verilen desteğin stratejik ve ahlaki nedenlerle açıklamanın mümkün olamayacağını,  konu hakkında, Yahudi Lobisinin, ve neo conların  sorumlu olduklarının  yer almış olması malum çevrelerde gürültüye neden olduğuna ilişkin görüşü…

* “Türbilans Çağı :Yeni Bir Dünyada Maceralar”  adlı kitabında, yönetimi sarsan değerlendirmeleri ile, ABD  eski Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’ın,  Irak  savaşının gerçek yönünün petrolün kontrolunun  olduğunu, bunun da bir yönü ile para potikasının zorunlu sonucunu ifade ettiğini belirttiği…

* Bir Bilderberg üyesi  olmasına rağmen  Brezinski’nin Kontroldan Çıkmış Dünya adlı kitabında para politikalarına yön verenleri kasdederek şu ifadelere yer verdiği  görülmektedir…” Aç gözlü bir zengin sınıf….Bu sınıf, bazı aşırı  örneklerde  gözlemlendiği gibi, kendisini zenginleştirmek için yaygın bir biçimde kanun dışı yollara sapabilmektedir…  sf.116 “ ifadesi…

* Sanal ekonominin getirdiği dar boğazlar nedeniyle, karşılıksız büyümüş olan para politikalarının içine çekilmekte olduğu anaforu dikkate alan eski ABD. Başkanı Clinton’un danışmanlarından Prof. Joseph Stiglitz’in  “yeni bir para birimi olarak,  Küresel Greenback” adlı yeni bir  rezerv para birimini önerdiği…

* Bir Mart Tezkeresinin  ABD ile hasıl ettiği siyasal kriz hatırlandığında, finans üzerinden Türkiye’ye yönelik bir kriz operasyonu konusunda Dick Cheney’in  baş danışmanı olan S. Libby bölgeden askerin çekilmesini,  finansal piyasalarınTürkiye’nin defterinin dürülmesi ile görevlendirilmesini ön görmesi konusunda para üzerinde siyasal sonuç aranmasının nasıl düşünüldüğü konusundaki yaklaşımı…  “Michael R. Gordon. Gnl. Bernard E. Trairor.. Kobra II sf. 138”

*  Doların rezerv para olarak  küresel etkinliği ile benzer görüşler, sık sık  değerlendirmelerde yer almaktadır…. Doların dünyanın tek gerçek ihtiyat akçesi olarak kalma kabiliyeti birden bire sona erebileceği…,  Prof İmmanuel Wallestein’in Amerika’nın gücünün gerileyişindeki   ifadesinde yer aldığı    “sf.257”,   … Ayrıca, Prof.  Wallestein’in bir diğer yorumu olan “ Nükleer Kutup Genişliyor” başlıklı makalesinde konuyu  farklı biçimde tekrar ederek .” Belki Bir gün ABD’nin korkusu gerçekleşebilir, dolara olan güvende geniş ölçekli bir  kayıp ortaya çıkabilir…”  şeklindeki bir diğer  değerlendirmesi…

*  Thomas P.M. Barnett’in Pentagon’un Yeni Haritası adlı kitabında…” dolar sonsuza dek  altın kadar iyi olarak kalmayacak, çünkü AB para birimi euro kaçınılmaz bir şekilde  denk ve rakip olarak yükselişe geçecektir. Uzun dönemde Doğu Asya’dan çıkacak bir para birimi, muhtemelen Çin  Yuan’ı, Japonya  Yeni ve Güney Kore Wonu’nun bir araya gelmesiyle euroya  da  rakip olacaktır. Kısaca  Merkez’deki  her oluşum kendi para birimini pazara sürecektir”…. “Sf. 290”   ifadesi…

*….Euro aynı zamanda diğer Merkez  Güçlerine ekonomilerini dolara fazla bağımlı kılmak karşısında bir alternetif sunarak onlara, ekonomik büyüme yörüngelerini belirtmekte daha büyük bir esneklik  sağlamıştır…. görüşünün de  belirtilmiş olması… Thomas P. M. Barnett Pentagon’un Yeni Haritası. Sf. 290.

* 2 Aralık 2004  tarihli Economist dergisinde “Nick Beam’ın,  ABD. dövizi üzerinde gerçekleşen olumsuzluklar, giderek bu para biriminin dünya genelindeki rezerv para birimi  olması ile ilgili tereddütlerin çoğalabileceği ve dolara olan güvenin giderek azalabileceği  şeklindeki yorumu!…

*….Joseph S. NYE. Jr….. Avrupa  Para Biriliği ve  1999’un başlarında euronun piyasaya sürülmesi birçok gözlemci tarafından ABD’ye doların egemen rezerv para rolüne karşı önemli bir meydan okuma olarak değerlendirilmiş ve  övgüyle karşılanmıştır. Her ne kadar bunların birçoğunun, elinde dolar tutmak istemesine yol açan  Amerika’nın sermaye piyasalarının  benzersiz derinliğini ve çapını büyük ölçüde hesaba katmayan görüşlerse de, Avrupa’nın para içindeki ve  Uluslar arası  Para Fonu’ndaki rolü ABD’nin rolüne eşittir… ifadesi…  Ameriken Gücünün Paradoksu… sf. 38.

* Joseph S. NYE. Jr. Tarafından ayrıca, ….Amerikan ekonomisinin performansında meydana gelebilecek bir başarısızlığın  bir felç durumu yaratabileceğini belirtilmesi. “Amerikan Gücünün Paradoksu  sf. 152 “

*….Joseph S. NYE’nin bir diğer değerlendirmesinde …. Bugün küreselleşmenin çeşitli boyutlarının WALL Street,  Silikon  Vadisi ve  Hollywood’un tahakkümü altında olduğunun itirafı…. Amerika’nın Gücünün Paradoksu…… sf.95

* …1929’da Wall Street’deki Kara  Pazartesi ve 1930 da, Avustralya’da  Credit Anstatt  Bankasının   iflası dünya çapında bir mali krize ve küresel bir buhrana yol açmıştı… Ama bugün gayri safi akışlar çok daha  büyüktür. Günlük döviz işlemleri 1973’te 15 milyar dolardan 1995’te 1,5 trilyon  dolara yükselmiştir. 1997 krizi de Wall Street’te değil, küçük bir piyasa ekonomisinde meydana gelen bir mali  çöküş tetiklemişti…. İfadesi… Joseph S. NYE Amerikan Gücünün  Paradoksu…sf. 104

* …2 Aralık 2004 tarihli, Economist  dergisinde, Nick Beams  imzası ile   ayınlanan  makalade ….Amerikan dolarının doviz piyasalarındaki düşüşü devam ederken, onun dünyanın baskın uluslararası   rezerv parası olma rolünde  sorunların ortaya çıkmakta olduğuna ilişkin yorumu….

*….1. Ocak 2002 de uluslar arası finans sahnesine giren AVRONUN prestij ve gücü her geçen ay artmaktadır. Avro, Irak işgalinin intikamını almak isteyecek, ya da herhangibir nedenden ötürü Birleşik Devletler’e karşı gücünü  kullanmaya karar verecek bir OPEC için olağanüstü bir fırsat oluşturmaktadır OPEC, standart para birimi olarak dolar yerine AVRO kullanmaya karar verirse bu, şirketokrasiyi temellerinden sarsar. Böyle bir şey olur da, bir veya iki alacaklı, borçlarımızı AVRO cinsinden ödememizi  talep ederlerse, bunun etkisi çok büyük olur…. C.I. sf. 296   ifadesi…

* Aralık 2007 tarihli Fortun Dergisi’ de Shawn Tully’nin  Wall Street’in Para Makinaları  Parçalanıyor  başlığı ile yapmış olduğu analizi!…

*  25 Ağustos 2007 tarihli Hürriyet gazetesinde yansıyan  bir diğer yoruma göre,….Dünyanın en büyük yatırım bankacılarından olan,  Goldman Sach’ın  iddialı yorumunda  büyümenin yavaşlayacağını ve FED’in faizlerini indireceğini ifade eden Sach’a göre , euronun, dolar karşısında yeni rekorlar kırabileceğini ön görüşü….

* …  ABD doları iyimserlere göre hucumlara karşı dayanıklı bir potansiyeldir. Ancak, tarih diyor ki, ekonomi  merkezindeki nisbi kuvvetini ve rekabet gücünü kaybetmeye başladıktan sonra, daha önce geçerli olan  “altın standartı,  İngiliz Sterlini ve 1914 Londra  Cit’sinin etrafında dönen para rejimi gibi” uluslar arası para rejimlerini sürdürmek daha zor  hale gelmektedir. Amerika’nın global aktiflerinini payının azalması, Yen ve  Ecu gibi, bazı diğer para birimlerinin yükselişi, yeni finans merkezlerinin meydana  çıkışı, Amerika’nın ulusal refahında borç ödeme için gereken payın artışı gibi halen mevcut olan ekonomik trendlere  bakılırsa 1945 sonrasında  hayat  bulan uluslar arası para rejiminin ömrünün de, görünürde  halefi olmaya yeterli bir sistem olmaksızın, sonlarına yaklaştığı ihtimali hatıra gelmektedir ….  değerlendirmesi…….. Paul Kennedy Yirmibirinci  Yüzyıla  Hazırlanırken… sf. 70…

* …..Çevreme baktığımda, Wall Street yöneticilerinin  kelepçeyle götürüldüğünü  görüyorum. Öylesine büyük bir ulusal zarar içindeyiz ki, sıfırları sayamıyorum. Evsiz insanlar sokakta aç dolaşırken hükümet çiftçilere, tarlalarını ekmemeleri için para ödüyor. Bir yerlerde bir şeyler yanlış gidiyor ve o yerler de Danimarka değil, burası. Ülkenin gidişini hale yola koymak için yapılacak tek şey  o eski sağduyuya geri dönmek. İşe temelden başlamalıyız,   tarzındaki eleştiri yüklü yaklaşımı… Lee Iacoca  Sözün Özü…sf. 18

* …Prof.Wallestein’in, bir diğer değerlendirmesinde…. Birçok, ülke dolardan uzaklaşmaya daha çok istekli olacaktır. Rusya, petrol fiyatlarını artık euro üzerinden belirleyeceğini çoktan duyurdu. Diğerleri de, onu takip edebilir. ..Çin,  yuanın değerini  artık sadece  dolarla değil, diğer para birimlerini de kapsayan bir grupta  belirlemeyi düşündüğüne dair işaret verdi ve belki bir gün ABD’nin korkusu gerçekleşebilir. Dolara duyulan güvende geniş  ölçekli bir kayıp oluşabilir…. Bu durum bir kez gerçekleşirse, geri dönüş olmaz ve ABD hükümetinin kırılgan finans yapısını yerle bir eder, şeklindeki  bir diğer  değerlendirmesi…”Nükleer Kulüp Genişliyor”

*… Dünyanın şimdiye dek hiçbir bölümünde görülmemiş bir zenginlik oluşturan süreç aynı zamanda dünya çapında bir ekonomik ve sosyal kriz yaymak  için gereken mekanizmayı da sağlıyabilir…  ABD Ekonomisi için bir gerileme de ekonomik krallığı aşacak ağır sonuçlar getirebilir… Boyutuna bağlı olarak böylebir gerileme pek çok ülkenin ekonomik istikrarını  tehdit edebilir ve Amerika’nın uluslar arası konumunu çökertebileceğine ilişkin yorumu… Kıssınger. Amerika’nın Dış Politikaya İhtiyacı Var mı? … şeklindeki  analizi.. Sf. 193

*…Internationala Forecaster Dergisinden Bob Chapman’ın….. (RF)  önümüzdeki  yıllarda ABD doları yerine  euroye dönebileceği  görüşü….

* The Economist dergisinin  Ocak 2008   bir değerlendirmesinde,…. ABD piyasalarının yaşadığı ekonomik darboğaza değinilmekte ve ortaya iç karartıcı bir tablodan söz edilerek, piyasalardaki paniğin korkutucu olduğundan bahis edilmektedir… Yorumda, Amerika’daki  Mortgage piyasalarının geçen yıl yaşamış olduğu ekonomik  sıkıntının  bir kasırgaya dönme ihtimalinden de  bahis edilerek, bu olumsuz sürecin bir süre sonra bankaların bilançolarını ve son olarak da borsaları  vuracağının ifade edildiği   görülmektedir…

*Bir diğer değerlendirme de paranın cambazı George Soros’a ait olmaktadır… Soros, dünya piyasalarınnı alt üst eden finansal sarsıntıyı “60 yılın en kötü piyasa krizi” olarak nitelendirdiği görülmektedir… Bu konuda, Soros, Finansial Times Gazetesinde yayınlanan  “ 60 Yılın En Kötü Piyasa  Krizi “ başlıklı  makalesinde mevcut finansal krizin ABD’deki  konut piyaslarındaki  bir köpük tarafından tetiklendiğini anımsatarak, bu krizin bazı açılardan  İkinci Dünya Savaşından bu yana 4 –  10 yıllık aralıklarla meydana gelen krizlere benzemekle birlikle aralarında  büyük bir farkın bulunduğuna değinmiştir…Mevcut krizin,uluslararası rezerv  para birimi olarak  dolara dayalı bir kredi büyüme döneminin sonu anlamına geldiğini kaydeden Soros, önceki dönemlerde ne zaman kredideki büyümede sorun  yaşanmış ise, finansal otoritelerin devreye girerek likidite enjekte ettiklerini ve ekonomiyi canlandırma yollarını bulduklarını belirtmiştir… Ancak  finansal otoritelerin ekonomiyi canlandırma kabiliyetlerinin, dünyanın diğer ülkelerinin daha çok dolar rezervini biriktirme isteksizliği  nedeniyle  kısıtlandığını öne sürdüğü  görülmüştür!!! Kısa bir süre öncesine kadar yatırımcıların FED’in  önceki defalar gibi bir resesyonu önlemek için ne gerekirse yapacağını umduklarını kaydeden Soros, ancak “Şimdi ise, FED’in artık böyle bir şey yapabilme durumunda olmayabileceğini anlamaları gerekecektir” ifadesini kullanmıştır…

*…Bir diğer yorum da “ Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı, Jean Parkıns’in değerlendirmelerinde izlenmektedir…  Dünya standart para birimi olarak doları kabul etmeye devam ettiği sürece, bu aşırı borç şirketokrasi için ciddi bir engel oluşturmaz. Ancak, başka bir para birimi gelip de doların yerini almaya kalkacak olursa ve Birleşik Devletler’in  alacaklılarından bazıları “örneğin, Japonya veya Çin” alacaklarını istemeye karar verirlerse, bu durum radikal olarak değişir. Birleşik Devletler, kendisini birdenbire son derece tehlikeli,  ve nazik bir durumda bulabilir…demekte ve ilaveten,

…..1 Ocak 2002 de uluslararası finans sahnesine giren avronun prestiji ve gücü her geçen ay artmaktadır. Avro, Irak işgalinin intikamını almak isteyecek, ya da herhangibir nedenden ötürü  Birleşik Devletler’e  karşı gücünü kullanmaya karar  verecektir. OPEC, standart para birimi olarak DOLAR yerine AVRO  kullanmaya karar verirse, bu, şirketokrasiyi  temelinden sarsar şeklindeki   değerlendirmesi….Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları…C.ı. sf.296

*John Perkins’in   Bir ekonomik Tetikçinin İtirafları eserinin 2. Cildinde  de konu  değerelendirilirken şu hususların üzerinde durduğu  görülmektedir…

…Dünya Bankası gerçekte dünyanın değil ABD. Bankasıdır…. Sf.5…..

…İmparatorluk  “ABD” egemenliği altındaki altında tuttuğu toprakların kaynaklarını sömürürür…kontrolu altındaki ülkelere kendi   PARA BİRİMİNİ DAYATIR… yani doları…

* Birleşik Devletler her ne kadar ülkeleri doğrudan vergilendirmezse ve  doları ulusal para birimlerinin  yerine resmen geçirmezse de şirketokrasi gizli bir vergi sistemi dayatır… ve dolar dünya ticaretinin standart para birimi haline gelmiştir… sf. 7…

Küreselleşmenin, Soğuk savaş döneminden sonra geniş açılı bir politika olarak, Ulus  Devletlere bir    dayatma  şeklinde  sunulmasının temelinde, finansal hedeflerin yer aldığı açıklık taşır hale gelmiştir….Doların altın karşılığından  ayrılmasından sonra, bunun yerine petrolün ikame etmesine ilişkin görüşlerin  yetersiz kalacağına dair endişelerin de haklı çıkmakta olduğu görülmektedir… Ekonominin itici gücü haline getirilmiş olan  finansın dolara endeksli süreci, sanal ekonominin de şişirilmiş olan  yapısına neden olmuştur…  yukardaki çeşitli görüşler  dikkate alındığında, dolara dayalı  finansal bir küresel  politikanın  muhtemel  sonuçlarına ait  olumsuzluklar ve endişeler  çeşitli kalemlerin yorumlarında görülmektedir…. Para, ekonomik gücün  itici unsuru oloduğundan sistemin sürekliliğinin de, paranın mevcut hali ile, “DOLAR”  gücünün korunmasına bağlantılı olduğu netleşmektedir… Önce altın  terazinin dengesini karşılarken, 1971 den sonra bu dengenin petrol ile sağlanması mali görüşlerin politik hedefleri içinde yer almış  olarak görülmektedir….

ABD’in, tek kutuplu dünya hedefinde giderek hegomonik demokrasiyi  dayatır duruma gelmesi  bu sürecin sonucu olmuştur… Wall Street ,Pentagon  denkleminde  petrol bölgelerine yönelik  olan ve  uluslar arası  hukuku bertaraf eden  askeri çözüm şekilleri  paranın politikaya yön veren modelleri içinde yer almıştır…

Konu, güncelli itibariyle büyüyen finansın gerçekleştirdiği seçkin dünya hiyerarşisinin  demokrasi kılıfı içindeki hegomonik gücü olmuştur. Bu süreç ister istemez  doğmatik bir otoriter yapıyı da  küresel düzeyde şekillendirmey başlamıştır. Orta Çağda zenginleşen Yahudi bankerlerin  paralarına  zaman zaman  Kilise veya  Kıral  elkomuştur. Mutlak monarşinin olduğu Osmanlı da bile mülk devletin olmuş ve özel  mülkiyetin  gelişmesine olanak verilmemiştir. Bir  Kapitalist ülke olan ABD de 1929  krizinde  de, mali önlemler içinde, sermayeye kısıtlamalar getirilmiştir… Hitler rejiminde  Yahudi sermayesi  burada da  ellerinden alınmıştır.  Türkiye de bile  Varlık  Vergisi ile  semaye çevrelerine  bir takım  sınırlamalar ve yükümlülükler getirilmiştir. Marksist rejimlerin etkin olduğu  ülkelerde  sermayenin tümü mülkiyetle birlikte devletleştirilmiştir…. Kısaca günümüzde  büyümüş olan finansın tepesinde bulunan çevrelerin rahatsızlığı, güçlü devlet yapılarının geçmişte olduğu gibi  müdahaleci uygulamalarına tekrar muhatap olabilmeleri de ihtimaller içindedir!… Ulus devlet karşıtı politikaların  nedenleri içinde bu hususların da yer almış olması muhtemeldir… Finansın yönetim hiyerarşisinde bulunanlar ,  milli, güçlü   ulus  devlet yapılarının koruyucu ve müdahaleci  tavırlarından anılan nedenlerle her zaman tedirgin olmuşlardır.

Neo liberal kapitalist sistem gelişimi liberal demokratik  bir süreci izlemiş olmakla beraber,  sessiz bir şekilde  araç haline getirdiği bu oluşum, sonunda  siyasi liberalizm ve liberal ekonomi yöntemleri ile, giderek otoriter bir kalıba dökülmeye de başlamıştır. Özellikle ABD çıkışlı  olan bu uygulamanın küresel örnekleri güncelliğini korumakta olup, sistemim güvenliği için, hedef ülkelerin  içlerinden kontrol yöntemleri de bir şekilde  geliştirmektedir…

(… Devletin siyasal ekonomik rolüne eşlik eden bir unsur da, ABD’in tahakküm altındaki ulusların polis, ordu ve istihbarat vasıtalarının içine sızmasıdır…James Petras Henry Veltmeyer Maskesi Düşürülen Küreselleşme..  sf.77)

Özelikle bir seçkinler  sosyal yapısı üzerinden ülkelerin  denetiminin sağlanmasını amaçlayan  küreselci yaklaşım, piyasa ekonomisi yapısında  söz konusu  seçkinleri  bir diğer yönü ile Bilderberg  kadroları içinde  toparlamayı  amaçlamıştır…

(…Bilderbergciler 1954 yılından bu yana tüm batı uluslarının seçkinlerini ve mutlak  zenginliğini temsil etmiştir. Finanscılar,sanayiciler, bankerler,poiltikacılar, çok uluslu şirketlerin başkanları,devlet başkanları,başbakanlar,maliye bakanları, dışışler bakanları,Dünya Bankası, ve IMF  temsilcileri medya  yığışımlarının başkanları ve askeri liderler…. Danıel Estulın  Kulüp BİLDERBERG…..Sf 28.)

Burada bir saplama yaparak Türk Silahlı  Kuvvetleri üzerinde sistemleştirilmeye çalışılan yıpratıcı propagandaların hangi merkezlerce sürdürülmeye çalışıldığını da   hatırlamak gerekmektedir… Uygulanmaya konulmak istenilen bu strateji içinde Türkiye’de  neo liberal kadroların tek nüfuz edemedikleri kurum TSK olmaktadır. Ulus devlet yapısının da  savunucusu olan bu kurum üzerinden yıpratmak amacıyla  siyaset yapmaya çalışanların ayrıca belirtilen  mantık kapsamında  hangi çevreler ile bağlantılı olduklarının da  dikkate alınması yararlıdır!!!

(…Buradaki mesele, devletin  küresel sermaye tarafından  ele geçirilmesi veya küreselleşme sürecinde  ortaya çıkan  menfaatlerin yeniden yönlendirilmesidir. Bu bağlamda,neo  liberal  devletin rolü ,üç temel  işlev   bağlamında  tanımlanmaktadır…

* Makro ekonomik istikrarı  güvence altına alan  mali ve parasal  politikalar uygulamak.

* Küresel ekonomik faaliyet için  gereken  temel altyapıyı oluşturmak.

* Toplumsal denetim ,düzen ve  istikrarı  sağlamak.

* Neo liberal  devletin bu işlevlerce  düzenlenen  rolünü küresel ölçekte uygulama alanına sokamak…. James Henry Petras Henry Veltmeyer.. Maskesi Düşürülen Küreselleşme… sf. 30.)

Bu süreç içinde yer alan güçler  küresel alanda bir tarafta Avro, diğer tarafta dolar rezerv saha  paylaşımı içinde aralarında  rekabet ederlerken,  Orta doğu petrolleri üzerinden de  enerjiyi kontrol ederek, diğer  finans alanlarının kontrolünü ileriye dönük  olarak sağlamayı   amaçlanmakta ayrıca, İsrail’in güvenliğini esas almaktadır…Bu  ince hesapların  yapılış şekli ise,   herkes tarafından bilinir hale gelmiştir… Konu ile ilgili olarak, ABD’in. Irak’ı işgali ile ilgili süreçte  Bilderberg toplantısında 2003 döneminin Fransız Dışişleri Bakanı Dominique’ün, Kıssınger’e hitaben söyledikleri de  ilginçtir….

(…) Fransız Dışişleri Bakanı Bakanı Dominique de Villepin, Henry Kıssinger’e Amerikalılar zamanında Irak  konusundaki gerçek niyetlerini ortaya koysa ve işgalin asıl nedeninin bedava petrol ve doğal gaz akışını denetlemek olduğunu açık etse, Fransızların “Birleşmiş Milletler önergelerini veto  etmeyeceklerini” açıkça söylemiş ve eklemiştir: Dünya’nın geri kalanı aptal değil  Henry!!!…. Danıel Estulın  Kulüp Bilderberg   sf.41.

Bir saplama yaparak  hatıralar tazelendiğinde,  küreselci  politikanın sonucu olarak Irak’ın işgali ile  yürütülmek istenilen  stratejinin bir bölümünün petrolün kontrolu kadar, bu politikanın  İsrail’in  çıkarlarına  da  uygun duruma  getirilmesi    konuyu ayrı bir boyuta taşımıştır… Halen İsrail’in  politik hedeflerine göre şekillendirilmeye çalışılan bu süreç ABD içinde de giderek artan  eleştirilere neden olmaktadır… Harekatın başından bu yana  geçen süre içersinde ABD Silahlı  Kuvvetlerindeki  yüksek komuta kademesindeki  bazı istifalar özellikle  dikkate çarpmaktadır.

* Hatırlanacağı üzere, Irak’ın işgalinden önceki aşamada görevde bulunan  o günkü Genel Kurmay Başkanını sağlık  nedeniyle  istifa etmiş  olduğu duyurulmuştur….

*  Neo con kadrosunda yer almış bulunan General Powell de İçişleri  Bakanlığı görevini malum sebeplerle günün koşulları içinde bırakmak durumunda bırakılmıştır…

*  Irak’ın işgalinin sürmekte olduğu dönem içinde  dört yıldızlı bazı emekli generallerin  yönetim karşıtı beyanlarına da tanık olunmuştur…

* Irak Kuvvetlerine  atanan dört yıldızlı amiralin ise 2008  yılı içinde istifasının   basına yansıdığı  ayrıca  yakın zaman içinde izlenmiştir…

* Son olarak bu defa da gene yüksek komuta kademesinden  Hava Kuvvetleri komutanı ile yardımcısının  birlikte istifalarının istenildiğine ilişkin haberler  basına günün konusu  olmuştur …

Özetle ABD Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta kademesinde Irak’ın işgalinden  bu yana geçen süre içinde  üst rütbeden komutanların belli zaman aralıkları içinde istifa ederek görevden ayrılmaları özel bir anlam taşımaktadır!… Anlaşıldığı kadar  ABD çıkarlarını dikkate almayan ve  reel politikadan ziyade  İsrail’in çıkarları için  bu ülkenin gücünün  israf edilir olması,  ABD silahlı kuvvetleri içinde bir  huzursuzluk kaynağı  olduğu imajını kuvvetlendirmektedir…

Konuya tekrar dönüldüğünde, emperyalis bir yaklaşıma karşı, paylaşımda pay kapamayan bir diğer  emperyalist ülkenin  tavrı, Fransız Dışişleri Bananının  ifadesinde yansımış bu husus ise,  hiç de şaşırtıcı olmamamıştır!!!  AB ile ABD arasındaki  dolar  euro çatışmasının  temelindeki  çıkara dayalı  tavırlar bu sürecin başından beri izlenmiştir… Hatırlanacağı  üzere, Chirac’ın görevde bulunduğu sıralarda  Latin Amerika ülkelerini ziyaretinde paranın  istikametini yansıtan şu ifadeleri dikkati çekmiştir…  Latin Ülkelerine hitabında, artık  kuzeye değil Avrupaya bakın mesajının gerisinde,  bir şekilde  ticaretin de  euro üzerinden  yapılmasına ilişkin  örtülü önerileri, ABD ‘yi son derece rahatsız etmiştir!!!

Paranın istikametinin küreselleşme sürecinde  giderek politikalara yön vermekte olduğu açıktır.. Değişik yönlerden örnekleri çoğaltmak   ve konunun  farklı   sürümlerini de gene stratejik yaklaşımlar  içinde  tanımlamak mümkündür… Konuya bir taraftan askeri çözüm yöntemleriyle yaklaşılırken  diğer yönlerden de  psikolojik harekat  kapsamında  ve siyasi coğrafya üzerinde    ön görülen  kontrol alanlarını, hedef ülkeleri  ve bölgeleri  de içine alacak tarzda  farklı stratejilerin şekillendirilmekte olduğu izlenmektedir…Bu koda  da, ABD ile İsrail’in çıkarlarının önceliği  sorun yaratmaktadır…Uygulanan bölge politikalarında,   Bir taraftan etnik ayrımcılığa destek verilirken, diğer yönlerden inanç farklılıkları üzerinden  toplumları  ayrıştırmanın  yolları aranmakta, gerektiğinde  ise üretilen terör bahaneleri ile, hedef ülkelerin işgaline meşru kılıflar oluşturulmaktadır!!!…Bir diğer yönden,   BOP gibi projeler kapsamında, ülkelerin siyasi coğrafyalarının değiştirilmeleri amaçlanmakta ve gene, hedef ülkelerden  euro üzerinden ticarete dönenlerin de  hükümranlık hakları  vesayet alındığı oranda, bunların tekrar dolar alanları  içinde tutulmalarının yöntemleri  aranmaktadır!… Kısaca,küreselci yaklaşımlar içinde  paranın, yani  “DOLAR’IN” geleceği, politikalara yön verir duruma gelmiştir…

Yukarıda  değişik kaynaklardan alınmış bulunan  görüşlerin  genel anlamda birleştikleri ortak noktalar özetlendiğinde;

* Dolara olan güvenin  küresel düzeyde giderek azalmakta olduğu,

* Evangelist siyonist politikaların etkisinin ve güvenirliğinin  giderek zaafiyete uğradığı,

* Irak Savaşının gerçek yönünün petrol ve doğal gazı ele geçirmek olduğu,

* Küresel düzeyde finans üzerinden  siyasal ve sosyal yapıları etkileyen aç gözlü bir sosyal sınıfın  bu politikaları ile, siyasetin açmazlarını yarattığını,

* Dolara olan güvenin giderek azalması nedeniyle,  yerine, yeni bir para biriminin dünya rezerv parası olarak kabul edilmesinin  düşünülebileceğini ,

* Mevcut uygulamalar içinde,  finans üzerinden ülkelere siyasal baskı ve santajların yapılmakta olduğunu,

* Mevcut gelişmeler dikkate alındığında, Wall Street’in para makinalarının giderek parçalanmakta olduğunu,

* Tek para biriminin “DOLARIN’”  rezerv olarak  etkinliğinin devamınca  finansal krizlerin FED’in  piyasaya  likit aktararak  çıkan  krizi önlediğinin, ancak  doların giderek  rezerv  niteliğinin azalması durumunda   FED’in bu süreçte  müdahale  imkanlarının azalacağının  yorumların içeriğinde  anlaşılmaktadır!!!

ABD. Küresel düzeyde sistemleştirmiş olduğu bu politikaları ile,  tek kutuplu dünya stratejisini, Wall Street  ve Pentagon  üzerinden özellikle soğuk savaş sonrasından itibaren uygulamaya koymuştur!!! Bu süreç içinde uluslar arası  ilişkilerine bakıldığında  uygulamaya çalıştığı stratejinin  hangi oranlarda başarılı olabildiği sorgulanmalıdır?!!!.

Gelişmeler  soğuk savaş  döneminden itibaren ele alındığına, ABD’nin uyguladığı ve  “NSA” üzerinden yürüttüğü   psikolojik harekat yöntemlerinde  etkin olduğu,   ancak,  sonraki aşamada  konuyu  aktif politika safhasına  intikal ettirdiği dönemden itibaren   elde ettiği kazanımlarını giderek  kaybettiği görülmektedir!…Genel hatları ile konuya özet olarak  bakıldığında; ABD  nerelerde başarılı olabilmiştir?

* Domuzlar Körfezi çıkarması bir fiyasko olmuştur!….

* Lübnan’a  yapılan müdahale başından başarısızlığa uğramıştır!…

* İran Şahı üzerinden yürüttüğü politika  yalnız karşıt bir rejimi getirmekle kalmayıp,  bölge dengelerini tümü ile aleyhine çevirmiştir!…

*  Hümeyni rejimi geldikten sonra, esir alınan ABD personelini   kurtarma oprasyonu bile  çölde  takılmış ve  basit bir  eylem düzeyinde kalmıştır!…

* Vietnam, hezimeti  ise  yabana atılmayacak bir  askeri harekattır!…

* Somali uygulaması da bir diğer fiyasko olmuştur!…

* Afganistan bataklığının durumuna bakıldığında,  kendi üretimi olan Talibanların olayları taşıdığı bir diğer başarısızlıktır!…

* Irak açmazı ise, güncelliği itibariyle  ibretlik örnekleri sürdürmektedir!…

* Siyasal yönden, arka bahçesi olan Latin  Dünyasını  kaybetmiştir!… ABD karşıtı politikaların Küba’dan sonra, Venezuela, Brezilya, Uruguay, Şili, Bolivya, Arjantin gibi ülkelerde de  etkinliğinin arttığı gözlenmektedir!… Kısaca  Quebec anlaşması sonuçları itibariyle ölü doğmuştur!!!

* Bir diğer yönden Afrika ve Latin  Dünyası , giderek artan  ABD karşıtlığı nedeniyle  Çin’e yaklaşır hale gelmiştir!…

* RF başlangıçta, ABD ile NATO konseyinde gözlemci olarak  işbirliğine yakın durmuşsa  da, gene ABD’in   NATO’yu doğuya kaydırma politikası sonucu, bir taraftan  yeni üsler oluşturulurken, diğer  yönden Karadenize çıkabilmek için Montrö’nün  değiştirilmesine  ilişkin ağız yoklamaları tedirginlik yaratmıştır!…Bu yaklaşım,  hem Türkiye’yi, hem de RF fazlasıyla rahatsız etmiştir!… Ayrıca, SOROS modeli üzerinden  yapay  demokrasi ihracatı da  doğu ülkeleri kadar Orta Asya Türk  devletlerinde de güven sarsıcı sonuçlar oluşturmuştur !!!   Putin’in  Münih konferansında ki tavrı bu konuda  bir dönüm noktası olmuştur…

* PKK konusunda ki uzun süren tutumu ile de Türkiye gibi bir müttefikinde bile kamu oyunda , %90 üstünde bir  güvensizliğe neden olunmuştur!!!

* ABD’in bu yayılmacı politikalarındaki acelecilik ve acemiliği  ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ’Nİ  tetikleyerek, beklenilmeyen bir karşı  cephenin acilen doğmasına da neden olmuştur!!!

* Pakistan üzerindeki  benzer baskılar da dikkate alındığında, ABD’nin giderek bu ülkeyi de tümü ile Şanghay İşbirliği’nin bir üyesi olarak zaman içersinde  kaybetmesi dikkate alınması gereken bir husustur!!!

* Çin’in, açık deniz politikasına çıkması durumunda ise, mevcut gelişmeler  sonunda bu ülkenin de Hint Okyanusunda bayrak göstermesi  kaçınılmaz görülmektedir…

*Son gelişmeler içinde 12  Latin ülkesinin,  ekonomik ve siyasal bir  birliği amaçlayan şekilde  Güney Amerika Birliğini,   UNASUR’ u  kurmaları, özellikle ABD karşıtı bir görüntü sergilemiştir…

* Ayrıca, yakın dönemde, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev’in, Rus  rublesini bölgenin en önemli para birimi yapmayı hedeflediklerine ilişkin beyanı, siyasete yön veren para   politikaları açısından, dikkate alınması gereken bir mesaj olmuştur…

Belirtilen faktörler geniş anlamda  ele alındığında, PARANIN YÖN VERDİĞİ  politikalar  sonucu ortaya çıkan tabloda ABD nerede ve hangi politikalarında başarılı olabilmiştir?… Reel politikadan uzak bir şekilde , sadece, Wall Street’in  içine çekilmekte olduğu girdabı engellemek için  yürütülen stratejilerde  ABD küresel bir güç oluştururken, gerçekte , küresel düzeyde cephelerini yayarak  zaafiyetlerini  de yaratmıştır!!! Kısaca, peş peşe istifa etmiş olan  generallerin durumunu da bu mantık içinde değerlendirmek gerekmektedir.

Özetle, küresel düzeyde bir  kontrolun sağlanabilmesi ise, ulusal direnme noktalarının zaman içersinde pasifize veya etkisiz hale  geçirilmesinden geçmektedir. Bu konuda mukavemet merkezleri kendi milli benliğinin ve ulusal değerlerinin farkında  olan ULUSAL DEVLET  yapılarıdır. Küresel sömürü veya neo liberalizm üzerinden   yeni emperyal sömürgeci oluşumun, karşısında  milli  devletlerin kendi halklarına ve değerlerine sahip olmasının korumacı  engeli yatmaktadır!… Küresel finans ise, sınır tanımayan bir liberalizm içinde  ülkeden ülkeye, borsadan borsaya akarak,  kendi çıkarı istikametinde kaynakları  tranfer etmeyi  amaçları içinde görmektedir!!! Bu durumda da ULUS DEVLET YAPILARI finansal enternasyonalizmin  hedefleri içinde yer almakta olup, giderek , bir karşıt hareket olarak  ulus devletler dayanışmasının  da zaman içinde  oluşması artık  şaşırtıcı olmayacaktır!

ABD. askeri yönden  stratejik yayılma yöntemleri ile,  dünya enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelere , gerek ittifaklar içinde  üsler oluşturarak,   ya da  Irak ve Afganistan modellerinde olduğu şekilde kendilerine göre, KURTARICI (!)  işgal  yöntenleri ile  bölgeye yerleşerek  çözüm yolları aramaktadır….

Bir diğer yönden ise ittifak yapıları içindeki  ulus devletler bile, finansal enternasyonalizmin  ihtiyacına göre   tasfiye yöntemlerine muhatap olduklarının farkına varmışlardır!…. Bunların üniter yapıları ve  bütünlükleri yok edilmek istenilmektedir!… Bu konuda bir taraftan etnik farklılıklar  ile toplumlar  kendi içinde ayrıştırılıp , yabancılaştırılmaya çalışılırken, diğer yönden de, inanç farklılıkları üzerinden sosyal dokuların birleştirici ortak değerlerine karşıt  politikalar oluşturulmakta ve çatışma ortamlarının da yaratılmakta olduğu anlaşılmıştır!….

Elde edilen bazı sermaye çevreleri  ile, bunların yönettiği medya kuruluşları yanında, amacı dışında kurulan STÖ.    ve  devşirilerek  kendilerine yabancılaştırılmış  aydın(!) kimliği verilmiş çevreler, sahte bilim, sahte sanat vb. unsurlar,  psikolojik harekat yöntemleri içinde dönüştürülerek peş peşe  devreye sokulmaktadır!…. Bu bağlamda  sahte bilim, sahte edebiyat, sahte sanat vb. unsurlara öncelik verilmekte, bunlar, toplumun ortak değerlerini  ayrıştırmanın  araçları olarak propaganda yöntemleri içinde  kullanılmaya  çalışılmaktadır!… Amaç,  Ulus devletlerin  koruyucu politikalarının paranın istikametine engelleyici  olabilecek   önlemleri almasının önüne geçmek olmaktadır…

Küreselci güçler psikolojik  harekat yöntemleri içinde  ulus devlet yapılarına karşı, dini siyasallaştırarak ümmet anlayışına ayrıca destek veren bir politikayı da öne çıkarmaya  başlamışlardır…. Milli Devlet yerine ümmet anlayışının yer alması konusunda ki esas amacın toplumu önce milli birlik  beraberlik ortak değerlerinde  soyutlamak , daha sonra  da  ümmet yapısını kendi içinde  mezhepleştirmeye dönüştürdükten sonra bu  sosyal dokuyu   tekrar ayrıştırarak  inanç sistemlerini radikalleştirmek ve   yeni bir iç  çatışma vasatı oluşturmak  şeklinde konu  görüntüye gelmektedir….Halen, Irak ve  Pakistan’da yaşananlar, bu konudaki  gelişmelerde izlenen  somut örneklerdir!!! Ruanda faciası ise ayrıştırmanın bir diğer  insanlık ayıbı olmuştur!….   Özetle;

BOP hedef alanı içinde bulunan ülkeler  enerji kaynaklarını  ve doğal kaynakların bulunduğu coğrafi kesimlerdir…. Bu coğrafyada  etkin olabilmek ve müdahale edebilmek   için  emperyal sömürgeci  güçlerin  dünya genelinde meşru (!) nedenler oluşturmalarını gerektirmektedir…. Bu amaçla;

* Önce Ulus devletleri zaafa uğratacak şekilde  ümmet veya etnik  anlayış üzerinden  toplum yapılarını dönüştürmek,

* Ümmet yapılarını kendi içinde ayrıca  mezhepleştirerek  ayrıştırmak

* Etnik farklılıkları birbirlerine  yabancılaştırarak çatışma ortamına sokmak

* Ayrıştırılan mezhep gruplarını da  birbirlerine karşı  ayrıca  yabancılaştırmak

* Daha sonra bunları daha radikal hale getirerek birer terör tehdit unsuru olarak çatışma ortamı içinde dünyaya  göstermek

* Bir taraftan radikal grupları kendi aralarında  mezhep ve etnik  farklıklar içinde çatıştırırken, (Irak ve Pakistan’da  olduğu gibi) diğer taraftan da  hıristiyan dünyası için  bu süreci bir tehdit unsuru  olarak dünya genelinde   ileri sürmek ayrıca, radikal islama karşı  hıristiyan dünyasının desteğini İsrail’e sağlamak …

* Daha sonra da, bu bahane ile, enerji ve doğal kaynakların bulunduğu bu coğrafyalara, kurtarıcı (!) HAÇLI SEFERİ tavrı ile müdahale  yolları aramak!!! Halen Evangelist Siyonist stratejinin paranın istikametini tayin eden politikalarında bu husus hissedilmektedir!!!

* Bir diğer husus da, son yıllarda görülmedik düzeyde dinin gerek  hıristiyan ve gerese müslüman topluluklarda siyasallaştırlmaya çalışılması  ve bunun üzerinden de siyaset yapılmasıdır!… ABD bile tarihinde olmadık ölçüde Evangelist Siyonist uygulamalarda din siyasallaştırılmıştır!!!

Bu noktadan bakıldığında ve Samuel Huntington’un  “Medeniyetler Çatışması” tezi hatırlandığında, tanımlanan   politik hedefin    perde arkasından  bu konunun yavaş yavaş   sürüme hazır hale getirildiği daha iyi anlaşılmaktadır!…  Din üzerinden siyaset oluşturmanın gayesi samimi dindar insanların vicdan özgürlüğü içindeki dürüst  ibadet ve inanç anlayışları değildir!!!…. Konu, tümü ile  küresel çetenin  paranın geleceğinin güvenceye alınması için her türlü etnik ve  inanç bağı üzerinden yürütmeye çalıştıkları çarpıtılmış , siyasallaştırılmış,  düzmece inanç  tezgahtarlığıdır!!! Bir ülkede dinin, hukukun, eğitimin,  politikanın aracı haline getirilmesi ise, ister istemez istismara açık  dış destekli beklentilere  hizmet eden bir sürece  yardımcı olacaktır!!!

Din üzerinden siyasetin  Batı çıkışlı  yaklaşımlarına bakıldığında özellikle, Evangelist-Siyonist  bir siyasal  oluşumun ABD de etkin olmasından sonra çeşitli boyutlarda bu hususun  yankı oluşturmaya başlamış olduğu görülmektedir… Samuel Huntington’un  Medeniyetler Çatışması tezi parlalelinde düğmeye basılmış intibaını veren bu süreçte zaman zaman bazı AB ülkelerinden de  eyleme yönelik  mesajların eş zamanlı olarak yansıdığı izlenmiştir!!!

* 2005 yılında Danimarka’da Hz. Muhammed’i  hedef alan karikatürlerin hasıl ettiği tepki sonucunda  radikal islami çevrelerin  tavırları  hatırlanmalıdır!!!

*  Konunun benzeri 2008  Şubatında  gene   olmuş, İsveç, Hollanda, İspanya’da da benzer  şekilde konu bu ülkelerde bazı çevrelerce desteklenmiştir…

*  Bir diğer yönden  Danimarkada’ki Türk Evlerinin kundaklanmaları, benzerlerinin Almanya’da tekrarı, yakın zaman aralığı içinde toplumları inanç farklılıkları üzerinden  kutuplaşmaya  çalışılan  uğraşılar olarak  sergilenmiştir…

* Yakın zamanda Hollanda da Kuran’ı eleştiren bir filmin gösterime girmesinin de  aynı zaman aralığı içinde yer almış olması ve benzer tahriklerin  Samuel Huntington’un  Medeniyetler Çatışması tezine destek verilmesi şeklindeki bir imajını güçlendirmektedir!!!

* İngiltere’de, gene yakın geçmişte İslami çevreler için Şeriat Mahkemelerinin  kurulmalarına ilişkin bir önerinin ilginçliğini de aynı mantık içinde irdelemek gerekmektedir!!!

* ABD de terör olayları içinde  potansiyel tehdit unsuru olarak Türkiye dahil, özellikle islam ülkelerinin ağırlık taşıdığına ilişkin bazı  haberlerin  basında yer alması ilginçtir!!!

* Bütün bu  paralel  oluşumların gerisinde toplumları tahrik etmeyi amaçlayan  ince politikaların,  PARANIN İSTİKAMETİNİ tayin etmeyi gaye edinen sürümler olduğu konusunun doğru  irdelenmesi de gerekmektedir… İfade edilen bu oluşumlar, hemen hemen eş zamanlı  ve belli hedeflere yönelik olup, gerisindeki  karar vericilerin kimler olduğunun  iyi tahlil edilmelerinde de yarar vardır!!!

* Son Karikatür olayında ilk tepki Vatikan’dan gelmiştir… Bu konuda dinler arası diyaloğa zarar veren bir  olay olarak  konu  kınanmıştır!!! Vatikan’ın bu  tepkisinin  iyi değerlendirmesi de yapılmalıdır.   Bilindiği üzere,” dolar Wall Street’in,  euro ise, AB’in bir yönü ile de Vatikan’ın parası olmaktadır”…. Esasen,  Evangelist-Siyonist cephe ile, Vatikan  Katolik dünyası arasında da  euro/ dolar üzerinden çıkar çatışması oluşmuştur!!! Euronun devreye girmesinde bu yana  rekabet sürmektedir… Vatikan bu çatışma sürecinde Evangelist cepheden , Kiliseye yönelik saldırılar da dikkate alındığında,   İran gibi radikal  islam ülkelerinden  bile Vatikan’a destek gelmiştir…. Dolayısı ile  malum çevrelerden  yürütülmek istenilen Hırıstiyan / Müslüman çatışmasının gerisindeki ince  hesabı  Vatikan çok iyi şekilde görmüştür!… Bu bağlamda,  Huntington’un Medeniyetler Çatışması  tezi,  daha ziyade,  Evangelist –Siyonist  cephe karşısında  euronun çıkar birliği  sağladığı euro alanına girmiş bulunan  müslüman  devletler ile  Vatikan  cephesi birliği  içinde ve  farklı bir boyutta  cevabını ayrıca bulacak gibidir!!!

* İnanç farklılığı üzerinden  çatışma alanları oluşturmayı amaçlayan çevrelerin kimler olduğuna  dikkat edildiğinde,  çıkış  noktalarına ve   değişik sürümlerine bakıldığında konu,   hep aynı adresleri  göstermektedir!!!

Paranın küresel gücünün ABD’in kontrolunda olması, ancak amaçladığı tek kutuplu dünya politikasının gerçekleştirebilmesi için zorunludur… Oysa, finans üzerinden kurgulanan stratejide de  güç kaymaları giderek batıdan doğuya doğru olmaktadır… Dünya Bankası verilerine göre, 1995 yılında 42,2 trilyon dolar olan   dünya gelirinin %60  batıda iken, bu oran   2005 yılına gelindiğinde 61,3 trilyon dolara yükselmiş ve  %60 olan gelir dilimi batıda %54 düşmüş olarak görülmektedir… Yapılan tahminlere göre;

* Çin ve Hindistan’ın  önümüzdeki  25 yıllık dönemde  GSMH  payının ikiye katlanacağı öngörülmektedir…

* Asya Pasifik bölgesi  içinde RF dahil ,Çin, Hindistan, Endonezya ile Latin Amerikada Brezilya’nın 20 yıl sonraki tahmini  GSMH ları dünya genelinin 1/3 eşit olacağını göstermektedir…

* Halen ABD’in 13 Trilyon  dolara yakın  olan GSMH dikkate alındığında, Çin’in 2008 yılında  10 Trilyon  dolar GSMH ile ABD den sonra  dünya ekonomisinde ikinci sırada yer alacağı  var sayılmaktadır

* Geleceğe yönelik değerlendirmeler içinde dünya ekonomisindeki yerleri itibariyle 2020 yılına gelindiğinde  Çin’in GSMH  57 trilyon dolara, ABD’in 31 Trilyon dolara, Hindistan’ın ise, 15 Trilyon dolara ulaşacağı ön görülmektedir!

Mevcut değerlendirmeler dikkate alındığına, yakın gelecekte Çin’in ABD.ekeonomisine eşit bir ekonomi ile dünya dengesi içinde yer alacağı  hesaplanmaktadır. Böyle bir sürecin sonucunda, ABD’in tek kutuplu dünya stratejisinin yukarıda belirtilen zaafiyet noktaları da dikkate alıdığında, gerçekleştirmeyi amaçladığı stratejide sonun yaklaştığını d a göstermektedir….

Çin açısından zaafiyet noktalarına bakıldığında, halen günlük  petrol tüketiminin 6,5 milyon varil olduğu, bu petrolün %45 Orta doğudan ithal ettiği de görülümektedir…Çin’in bu  kalkınma sürecini sürdürebilmesi için de enerji  yollarının çıkarı istikametinde güvenirliğinin sağlanmasına ilişkin politikalara ihtiyaç duyacağı da anlaşılmaktadır… Halen, Kazakistan ve Türkistan üzerinden  doğuya yönelik enerji akışı dışında RF ile de enerji alımının sağlandığı  yorumlarda izlenmiş bulunmaktadır… 2030 yılına gelindiğinde ise,  Çin’in enerjide %80 dışa bağımlı olacağının da değerlendirmelerde yer aldığı görülmektedir! Çin’in Suudi Arabistan ile Enerji  güvenliği anlaşması yanında, İran’ın  Yadeveran  bölgesinde ve Kenya’daki petrol arama konusunda ki anlaşmaları hatırlandığında,  Hint Okyanusu’nun Çin için de ifade ettiği önem ayrıca öne çıkmaktadır .

ABD’in hegomonik demokrasi imajı içinde seyir eden ürkütücü politikaları sonucu  jeostratejideki kaymalar ivme kazanmıştır!!! Parayı yönetenler, enerji üzerinden ön gördükleri kontrol sistemlerini silahın gücünü de kullanarak  bir yere varamayacaklarını Irak  sürecinde yaşamaktadır…. ABD, Soros çıkışlı yapay demokrasi taarruzları sonucunda Orta Asya daki üslerini zaafiyete uğramıştır…  Özbekistan’daki  Hanabat Askeri üssünden  yararlanma imkanını 2005 yılında kaybetmiştir…Kırgızistan’daki Gansi Askeri üssü ise sorunludur!… Asya istikametinde  ele alınmış bulunan ve paranın istikametine göre şekillendirilmeye çalışılan Evangelist Siyonist  stratejik yaklaşımlar sağlıklı sonuç vermemiştir…

Halen köprü başları tutulmuş bulunan  ülkelerde, küresel sermaye  yeni emperyalist düzen içinde  uygulamalarını sürdürmektedir… Paranın politkaya  yön vermeye  devam ettiği  husus dikkate alındığında, küresel düzeydeki  etki alanlarında ki görüntüye  de  bakıldığında bu ülkelerde ki ;

(…*  Dış borç üzerindeki  büyük ve uzun vadeli faiz ödemeleri.

*  Doğrudan ve portföy yatırımlarından  elde edilen  karların  kitlesel transferi.

*  Karlı kamu teşebbüslerinin, mali  olarak  kötü durumdaki  ulusal teşebbüslerin ve ucuz iş yerleri, enerji kaynakları ve düşük üçretli imalat  ve hizmet endüstrileri, bu alanlardaki  doğrudan yatırımların satın alınmaları ve ele geçirilmeleri.

* Çok  geniş bir alandaki  ürünler, patentler ve  kültürel metalar üzerindeki temettü ödemelerinden kaynaklanan bedellerin toplanması,

* Geleneksel pazarın “ benzerliği” ve tarihsel bağlar aracılığıyla, bölgedeki  ABD’li  şirket  ve  bankaların tahakkümüne  dayanan  elverişli cari hesap  dengeleri…..James Petras Henry Veltmeyer Maskesi Düşürülen  Küreselleşme  sf.111…)  konularındaki   uygulamaların sürmekte olduğu  izlenmektedir!

Küresel sermayenin kendisini korumaya alarak, ülkeler üzerinde tesis etmekte olduğu siyasi  ipotek, otoriter bir şekilde seyir etmektedir….Böyle bir  yönetim hiyerarşisini sürdürmesinin kılıfı ise,  gerçek anlamından soyutlanmış bulunan siyasal liberalizm ile liberal ekonomiyi arac haline getirilmiş olmasındandır!…Bu süreç, gerçek anlamının ötesinde  kılıfına uydurulmuş bir  demokrasi tanımı olmaya başlamıştır!… Paranın istikameti politikaya yön verirken   küresel etkinliğini  sağlamak için de  siyasi coğrafya üzerinde  jeopolitik ve jeostratejik  kontrol noktalarını doğal kaynaklarla beraber  ele geçirmeyi aynı zamanda  amaçlamıştır!…Kısaca, gelişmeler göz önüne alındığında ,  demokrasi sürecinin anlamının ötesinde   amacı aşan şekilde yeni sömürgeciliğin  bir  aracı olarak kullanılır hale getirilmesi  oldukça düşündürücüdür!!! Demokrasi sürecinde bireysel haklar küresel sermayeyi yaratmış, ancak, küresel sermaye ise  sonuçta, hegomonik demokrasi  ile, bireysel hakları yok etmeye başlamıştır!!!

ERGUN ÖZGEN

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.