Uluslararası siyasette, ülkeler üç kategoriye ayrılabilir: Birincisi, neredeyse istedikleri her şeyi yapabilen büyük güçler. İkincisi, büyük güçlere tutunarak kendi çıkarlarını koruyan küçük ve zayıf ülkeler ve üçüncüsü, dışişleri arenasını istedikleri gibi yönlendiremeyen, ama uluslararası ortaklıklar ve işbirliği vasıtasıyla etki yaratan orta boy ülkeler.

Türkiye oldukça uzun bir zaman için, dış siyasetini tamamen Amerika ile paralel sürdüren küçük ve zayıf ülke kategorisindeydi. Geçen senelerde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yönetiminde, Türkiye orta boy ülke statüsüne geçti. 15 Temmuz’da, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bu gelişmeyi not ederek, Türkiye’nin “yükselen bir dünya gücü” olduğunu söyledi. Bu noktada sorulması gereken soru, Ankara’nın orta boy ülke statüsünün parametrelerinin neler olduğudur. Sınıf atlayan Türkiye’nin hâlâ Amerika’ya ihtiyacı var mı, yoksa kendi yolunu kendi mi çizmeli?

NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, aynı zamanda G-20’nin de yeni üyesi. Buna ek olarak, AKP’nin aktif dış siyaseti, Türkiye’nin, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya gibi birçok farklı coğrafyada etkili olmasına yardımcı oluyor. Ankara aşağıdaki iki parametreye dikkat ettiği takdirde, sınırlarının ötesinde büyük etki yaratma gücüne kavuşabileceği tarihi bir dönemeçte duruyor.

Öncelikle, Türkiye yeni elde ettiği gücü tutabilmek için uluslararası etki ve dinleyici kitleleri yaratmalı. Bunu başarabilmenin yolu ise Ankara’nın siyasi mesajlarını ve yumuşak gücünü (soft power) tutarlı bir şekilde anlatmasından geçiyor. Şimdiye kadar Ankara bu konuda çok başarılı olamadı. Örnek olarak, Türkiye, Çin’in Uygurlar’a Temmuz ayı başında yaptığı baskıyı çok sert bir dille eleştirdi ama buna karşın, Tibet’te olan gelişmelere hep sessiz kaldı. Ankara inanılır bir dünya gücü olmak istiyorsa, sadece Müslüman Uygurlar’ın değil, aynı zamanda Budist Tibetliler’in insan haklarına sahip çıkmalı. Dünya siyasetinde bir orta güç olarak, Türkiye’nin Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar, Türk olanlar veya olmayanlar için ayrım yapmadan, aynı duyguları paylaşması gerekir.

Aynı şekilde, Türkiye’nin yumuşak gücünü sürekli ve istikrarlı bir şekilde Ortadoğu’da hissettirmesi lazım. Bu konuda da, Ankara’nın karnesi de o kadar parlak değil. 2006 yılında Hamas, Filistin seçimlerinden zaferle çıktığında Türkiye bu başarıyı demokrasi adına destekledi. Ama 2009 Haziran’ında İran’daki seçimlerde tüm hile ve hukuksuzluk iddialarına karşı sessiz kaldı ve İran’da gösteri yapan siviller öldürülürken Ahmedinejad’ı ilk kutlayan ülkelerin başında geldi. Türkiye, Ortadoğu’da orta beden güç olarak kendi değerlerini, mesela demokrasiyi ön plana çıkarmak istiyorsa, bunu hem İranlılar, hem de Filistinliler için yapmalı.

Başarılı bir orta boy ülke olmanın ikinci parametresi ise şu: Yeni elde ettiği uluslarası gücünü geliştirmek için Türkiye’nin bir dünya gücüyle ortaklık etmesi lazım. Bu adım Türkiye’nin kendi bölgesinin dışında da etkili olabilmesi ve uluslararası organizasyonlarda büyük ülkeler tarafından alt edilmemesi için gereklidir. Bu noktada, Amerika’nın Türkiye ile olan ilişkisi ön plana çıkıyor. Türkiye, Amerika için artık çantada keklik değil. Ama Türkiye’nin Washington’da yeni artan önemi, Türkiye’nin Amerika ile olan ortaklığını bitirmesi anlamına gelmiyor. Diğer tüm orta boy ülkeler gibi, Türkiye’nin gücünü en iyi şekilde kullanması, bir dünya gücüyle ortaklığından geçiyor. Örnek olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecini ele alabiliriz. Washington’un desteği olmadan, Türkiye’nin AB ile pazarlığı şu an devam ediyor olmazdı. Benzer bir şekilde, Amerika’nın Türkiye’ye desteği NATO’nun içinde de çok büyük önem taşıyor. Ankara tek başına olsaydı, bu organizasyon içindeki rolü, orta ölçekli ülkeler arasında boğulup zayıflamış olurdu. Ortaklık stratejisi ABD tarafından da benimsenmiş durumda. Washington’un NATO’daki şiârı şudur: “Türkler’i hiçbir zaman tek başına bırakma.” Gerek bu şiâr, gerek ABD’nin Türkiye’ye tanıdığı yüksek askeri teknolojiye erişim fırsatları gibi imkânlar, Türkiye artık orta boy bir ülke olmuş olsa bile, ABD ile ittifakın faydalarını gösteriyor.

Türk – Amerikan ilişkisinin iki ülkeye de büyük faydası var. Türkiye global bir güçle ittifaktan çok şey elde edebilecek. Washington’un da Türkiye’ye birçok yerde ihtiyacı var -Afganistan ve Ortadoğu listenin başında geliyor. Yeni süreç iki tarafın aklıselim düşünmesini gerektiriyor. Yakın bir zamanda, Amerika’nın Irak’tan asker çekme süreci bu ilişki için yeni bir test oluşturacak; çıkış için Amerika, Türkiye’yi kullansa da kullanmasa da.

Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkisini daha da yeni boyutlara taşıması lazım. Türkiye orta boy bir devlet olmayı başardı, ama şimdi gücünü daha da fazla arttırmak, Türkiye’nin önündeki en büyük engel.

(Çağaptay, Washington Enstitüsü Yakın Doğu Araştırmaları’nda üst düzey araştırmacı.)

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.