Nabucco’ya Veda mı?

NABUCCO’YA VEDA MI?
Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

50 sene önce, doğalgazın gündelik hayattaki yeri, en azından ülkemiz için yok gibiydi. 1970’lerde metal kutu veya bidonlarla köşedeki bakkaldan eve gazyağı taşıyarak ısındığımızı zihnimizi zorlayınca hatırlıyoruz. 50 sene sonra doğalgazın ülke ve ev ekonomisinde, hatta uluslararası ilişkilerde bugünkü önemini koruyacağı şüphelidir. Ancak önümüzdeki en az birkaç on yıl doğalgazın gündelik hayattaki yeri ve önemi tartışılmaz olacaktır. Gaz kaynaklı politikalar, oyunlar, kumarlar da çokça izlendi ve oynanacak.
Genellikle petrole sahip olan ülkelerde, petrol yatakları yakınlarında doğalgaz bulunmaktadır. Bu nimeti yerin derinliklerindeki mağaralardan çıkarıp, kullanılır hale getirip tüketiciye ulaştırmak petrolden daha masraflı ve ileri teknoloji gerektirmektedir. Onun için gaz yataklarına sahip birçok ülke kendi imkânları ile buna çıkarıp, işleyip, ulaştıramamaktadır.
Sibirya bölgesinden çıkarılan gaz Avrupa için hayati önem arzedip Rusya bunu politik ilişkilerde baskı unsuru olarak kullanmaktadır. Aynı şey Türkiye için de sözkonusu olup, Moskova ile münasebetlerde yoğurdu üfleyerek yememizin önemli bir sebebi budur. Monopol satıcı durumundaki Rusya’nın ekonomik hayat kaynağını siyasallaştırması, sadece kullanıcılar açısından büyük risk teşkil etmemekte, en az onun kadar kendisi de güvenilir satıcı olmaktan uzaklaşmaktadır.
Özellikle Ukrayna’nın diğer eski Doğu Bloku ülkeleri gibi AB ve NATO’ya yaklaşmasına Rusya izin vermeyeceğini her fırsatta dile getirmiştir. Halbuki tıpkı Baltık cumhuriyetleri Litvanya, Letonya, Estonya gibi Ukrayna ve Gürcistan da eski Sovyet cumhuriyetleri olup bugün için bağımsızdırlar. Ancak bu bağımsız ülkelerin egemen iradelerini izni olmadan istedikleri ülke ile işbirliğinde kullanamayacaklarını, bu yöndeki teşebbüslere seyirci kalamayacağını, Gürcistan’da olduğu gibi bu yönde mesafe kat’eden ülkeyi parçalamaktan çekinmeyeceğini Rusya her fırsatta beyan edip, uygulama alanına koymaktadır.
ABD ve NATO’nun, diğer ülkelerin egemen iradelerine karşı çağdaş değerlerle bağdaşması mümkün olmayan ve bilinen müdahaleleri ayrı konudur. Ancak Rusya’nın sadece Ukrayna ve Gürcistan’a karşı izhar ettiği politikaları bile her ne pahasına olursa olsun bir an önce bu ülkeleri NATO şemsiyesi altına girmeye adeta mecbur bırakmaktadır. Azerbaycan’ı da katacağımız Moskova tehdidi altındaki ülkelerde, gittikçe revaç kazanan politikayı şöyle özetleyebiliriz: “Moskova’ya karşı politikalar izlediğimizde Rus saldırılarından Batı bizi koruyamamaktadır. Ancak Moskova yanlısı politikalar izlediğimizde egemenliğimiz kısıtlanmakta, fakat ülke bütünlüğümüz, refahımız teminat altında olmaktadır.” 15 yıldan beri Dağlık Karabağ işgalini adeta destekleyen batının Bakü’ye Moskova adresini göstermesinin birçok sebebi olabilir. Bu hususta Nabucco projesi, mihenk taşı durumuna gelmiştir.
Gaz tüketicisi Avrupa ülkeleri, Rusya’nın monopol satıcı riskinden kurtulmak üzere Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, hatta İran gibi ülkelerden gelip Türkiye üzerinden geçecek yeni bir hat üzerinde yıllarca kafa yormaktadır. Haberlere göre kesin imza 13 Temmuz’da Ankara’da atılacaktır. Ancak buradaki imzalar, bir niyet beyanı olduğu halde asıl belirleyici husus, bu hattan taşınacak gaz ve boru hattı inşaatı için kredi tedarikidir. Olmayan gaz için kimse kredi verecek değildir.
Bu gerçeklerden hareket eden Rusya, Nabucco’nun muhtemel kaynağı Azerbaycan ve Türkmenistan’ı daha önce görülmeyen fiyatlarla bağlama yoluna girmiş, bu aşamada önemli imzalar atmıştır. Daha önce Türkmenistan için monopol alıcı durumundaki Rusya, dünya fiyatlarının çok altından aldığı gazı istediği fiyatla Avrupa’ya satabilmekte idi. Şimdi ise özellikle Hazar kıyılarına yakın yataklardan çıkacak gazı Türkmenistan için çok daha iyi fiyatla alıp, Hazar’ın doğusundan inşa edeceği hatlar ile Avrupa’ya taşımak üzere sözleşme imzaladı. Benzeri sözleşme, yıllardır Hazar’ın statüsü konusunda taban tabana zıt olduğu Bakü yönetimi ile Hazar’dan çıkarılacak gazlar konusunda imzalandı. Türkiye’nin Ermenistan açılımı da Bakü’nün Moskova yönelişinin başta gelen sebeplerinden.
26-27 Haziran’da Norvwegian Atlantic Committee’ce İstanbul’da düzenlenen “Caucasus Energy Security and Turkey” Konferansı’nda, özellikle Azerbaycanlı katılımcılar beni şaşırtacak derecede Nabucco’dan ümitlerini kesmişti. Halbuki yıllar önce ilk defa Nabucco ismini ve önemini onlardan duymuştum. Genel olarak söylenenler, Nabucco’nun ekonomik olmadığı, zaten hattı dolduracak gazın da artık kalmadığı yönünde.
Yıllarca Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın (BTC) önemi konusunu tartışırken benzer eleştiri ve ümitsizlikleri çokça dinledik. O dönemdeki eleştirilerin aksine BTC’nin ekonomik olduğu gibi Nabucco’da aslında son derece ekonomiktir. Bir nedenini yazalım: ekonomik olmak aynı zamanda risk hesaplarıyla ilgilidir. Gerek monopol alıcıdan gerekse monopol satıcıdan kurtularak ürünün ticaretini güvenli kılmak başlı başına siyasaldan önce “ekonomik” bir faaliyettir.
Tıpkı BTC’de olduğu gibi, AB ve ABD’nin bu konudaki kararlılığı, hat için gerekli gazın bulunmasını da sağlar, yatırımların başlamasını da. Çünkü ekonomisi pek de iyi olmayan Rusya’nın kendi imkânları ile her imzaladığını gerçekleştirmesi pek kolay olmayacaktır. Bunlar gerçekleşse bile diğer bölge ülkelerinden hat için doğalgaz tedarik edilecektir. Hat kurulduktan sonra, Moskova’ya rağmen gazını satmak isteyen ülkeler Nabucco kapısını da çalacaktır. Tıpkı, BTC’nin kurulmasından sonra Kazakistan’ın bu hatta petrol satmasını istemesi gibi.
Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya
Öncevatan, 07.07.2009
http://www.oncevatan.com.tr/Yazar.asp?id=31

Alaeddin Yalçınkaya tarafından

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.