Horoza sormuşlar;

“Tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?” diye,

Horoz, küllükte eşinmekte olan tavuk sürüsünü göstererek cevap vermiş;

“Benim işim bellidir. Ben bunlara basar geçerim. Gerisi beni alakadar etmez!”

Çiçeği burnunda Genel Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un tavrı da tıpkı yukarıdaki horozun tavrını hatırlatıyor:

“TSK, üniter devlet, ulus devlet ve laik devletten yana taraftır!”

Sayın İlker Başbuğ, bu tavrını hem Genelkurmay Başkanlığı devir teslim töreni sırasında, hem de 30 Ağustos törenleri sırasında devlet ricaline vicahi olarak, 75 milyona karşı da televizyon ekranlarından gösterdi.

Bununla da yetinmedi, gitti aynı şeyleri Anıtkabir Özel Defteri’ne yazarak bir anlamda

Atatürk’e karşı yazılı taahhütte bulundu.

Yani Türkiye Cumhuriyeti’ni üniter devlet, ulus devlet ve laik devlet temeline dayalı olarak kuran kişiye karşı demek istiyorum.

İlker Başbuğ’a göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini üniter devlet, ulus devlet ve laik devlet ilkeleri oluşturuyor olmalıdır.

Çünkü Sayın Başbuğ sadece bu üç temel ilkeyi ön plana çıkartmıştır.

Oysa biz biliyoruz ki; Türkiye Cumhuriyeti ayrıca Hukuk Devleti, Demokratik Devlet ve Sosyal Devlet ilkelerini de benimsemiş ve diğer üç ilke ile birlikte bu üç temel ilkeyi de değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilkelerden kabul etmiştir.

Peki, Sayın İlker Başbuğ neden sadece üniter devlet, ulus devlet ve laik devlet ilkelerini ön plana çıkarmıştır?

Bunun nedenini kesin olarak elbette bilmiyoruz.

Bu konuda ancak tahmin yapabiliriz ki; o da “demek oluyor ki; TSK, bu üç temel ilkenin tehlikede olduğu kanaatindedir” şeklindeki tahmindir.

Dedik ki; İlker Başbuğ’un tavrı hikâyedeki horozun tavrını hatırlatıyor.

Ne demektir bu?

Bu şu demektir:

İlker Başbuğ demek istiyor ki; “Ey siviller, TSK devletin üniter yapısını, ulus devlet yapısını ve laik devlet yapısını korumakla görevlidir. Siz de varın hukuk devleti, demokratik devlet ve sosyal devlet ilkelerini gerçekleştirin…”

Ben şahsen İlker Başbuğ’un tavrını böyle okuyorum.

***

Üniter devlet, ulus devlet ve laik devlet vurgusu, sadece İlker Başbuğ’a ait şahsi bir vurgu da değildir.

En küçük rütbelisinden, en üst rütbelisine kadar TSK’nın topyekûn bir tavrı olsa gerekir. 

Çünkü takip edebildiğim kadarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim törenleri sırasında Org. Işık Koşaner de aynı şeyleri söyledi.

Işık Koşaner de “TSK üniter devlet, ulus devlet ve laik devletten yana taraftır” dedi.

Aynı şeyleri Harp Okullarının mezuniyet törenleri sırasında genç teğmenler de dile getiriyor birkaç gündür.

Dolayısıyla bu tavır, Sayın Başbuğ’un kişisel tavrı değil, TSK’nın ortak tavrıdır.

Öte yandan bu tavrın, tekrar tekrar olmak üzere; Cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerinin huzurunda sergilenmiş olması da gayet anlamlı olmuştur.

Zira Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümet, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” yüksek mahkemenin 11 üyesinden 10’unun oylarıyla kabul edilmiş ve bu yüzden 26.5 milyon YTL ödemeye mahkum edilmiş bir siyasal partinin içinden çıkan kişilerdir.

Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı devir teslim töreninde Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a uygulanan protokolü de iyi okumak gerekir.

TSK, RP ve FP’den sonra AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasıyla açılan davaya da ret kararı vererek tutarlı bir tutum sergilemiştir.

TSK, Genel Kurmay Başkanlığı devir teslim töreninde Sayın Kılıç’ı arka sıralara atarak işte onun bu değişmez tutumuna anlamlı bir cevap vermiştir.

Yoksa en küçük bir uygulamanın bile emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirildiği ve her uygulamanın inceden inceye düşünülüp planlandığı TSK’da, Haşim Kılıç’a uygulanan protokolde yanlışlık olduğunu hiç kimse kabul etmez.

***

Bana sorarsanız; Sayın İlker Başbuğ’un tavrı son derece hoşuma gitti.

Ben de tıpkı onun gibi düşünüyorum çünkü.

Zira bana göre de Türkiye’nin üniter devlet, ulus devlet ve laik devlet yapısı tehlike altındadır.

Çünkü bana göre de özellikle AB müktesebatına uyum adı altında değiştirilen ve yeniden yapılan yasalar, ülkemizin bu üç temel ilkesini kökünden sarsmaya başlamıştır.

 ***

Umarım Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Genel Kurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ, adına ve soyadına yakışır bir Genel Kurmay Başkanı olur.

Umarım Manastır’dan Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşehrisi olmanın gereğini yapar ve özellikle ülkenin birliğine ve dirliğine yönelen yıkıcı faaliyetlerin sona erdirilmesi konusunda TSK’yı tam bir demir yumruk haline getirir.

Umarım, tıpkı spor yorumcusu Erman Toroğlu’nun dediği gibi “Kodu mu oturtan” bir Genel Kurmay Başkanı olur.

Umarız ki; “Demokratlık” şemsiyesi altına sığınıp siyasilerce “Hocam” şeklinde çağrılacak kadar alay konusu yapılan Hilmi Özkök kadar mülayimleşmez.

Umarız ki; eşiyle ulu orta ve olmadık zamanlarda dans ederek ve olmadık yer ve zamanlarda sigara molaları vererek gazetecilere poz veren ve Fenerbahçe taraftarlığını sokaktaki insan seviyesine indirip FB Başkanı Aziz Yıldırım’ın yanında lütfen şeref tribününe oturtulmuş bir insan havası veren Yaşar Paşa’ya benzemez.

Birkaç gündür izlediğim kadarıyla Sayın Başbuğ, Türkiye’nin özlediği Genel Kurmay Başkanı portresi çizmektedir.

2007 yılında Kuzey Irak’a yapılan harekât öncesinde, basın mensuplarını “Lütfen karar vericileri rahat bırakın” şeklinde azarlaması gayet hoşuma gitmişti.

Bu sene tarihinde ilk olarak as subayları resepsiyona çağırması da bir o kadar hoşuma gitti Sayın Başbuğ’un.

Güneyimizden sonra Kuzey doğumuzda da haritaların değişmeye başladığı ve dünyanın yeniden çok kutuplu bir düzene ve soğuk savaş yıllarına dönmeye başladığı bu günlerde kendisine içtenlikle başarılar diliyorum…

01.09.2008

Ömer Sağlam

 

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.