TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ: Önce “Peynir Diplomasisi” Sonra “Futbol Diplomasisi”

Dr. Şenol KANTARCI

2008 yılı, Türk iç ve dış politikasındaki hareketliliğiyle önemli bir yıl oldu. Türk iç politikasında; AKP’nin kapatılma davası, yerel seçimlerin takvimi hatta sürpriz sayılmayacak bir erken seçim olgusu ve tartışmalarının yanı sıra bütün bu belirsizliklerin ekonomiye olan etkileri devam ederken Türk dış politikasında da yüksek düzeyde hareketlilik seyir halinde. Öyle ki, Türkiye bir taraftan Filistin-İsrail, Suriye-İsrail, ABD-İran ilişkilerinde bir nevi arabuluculuk diplomasisi sergilerken diğer taraftan da sıcaklığını koruyan Irak ve Kıbrıs konusu üzerinde politikalar üretmeye çalışmaktadır. Bütün bu sayılanların yanı sıra müzakere sürecinde aday ülke olarak, yeni Fransız Anayasası’na ve daha birçok engellemeye  rağmen Avrupa Birliği ile de ilişkilerini yürütme çabasındadır.

İşte böylesi diplomasi trafiğinin yoğun işlediği bir süreçte küçük çaplı da olsa 2008 yılı başlarında, Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinde dillendirilen “Peynir Piplomasisi”nden söz edilirken 2008 Temmuz’unda Erivan’dan gelen ‘maçı Ermenistan’da izleme daveti’ üzerine iki ülke arasında bu defa da “Futbol Diplomasisi” başladı.

2008 Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında önce Başbakan Erdoğan’ın daha sonra Cumhurbaşkanı Gül’ün Türk Milli Takımı’nın maçlarını izlemeye gitmelerinin Türk Milli Takmı’nı motive ettiği gerçeğinin yanı sıra Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu hareketleri Ermenistan için de yeni bir açılım sağladı. Öyle ki, Dünya Kupası Eleme Maçları için yeni bir politika aracı olarak “Futbol Diplomasisi”ni seçen Ermenistan yönetimine de bunun ilham verdiği, son gelişmelerden net bir şekilde anlaşılmıştır.

Erivan yönetimi, Türkiye ve Ermenistan milli futbol takımlarının Eylül’de Erivan’da oynanacak Dünya Kupası Eleme Maçı’nı birlikte izlemek için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Erivan’a davet etti.

Erivan’dan gelen davet henüz yeni işbaşı yapmış olan aslında bir önceki yönetimin devamı sayılabilecek Ermeni şahinlerin sürpriz çıkışı veya Ankara’ya yönelik –yetersiz de olsa- yeni Erivan açılımı olarak değerlendirilebilir. Erivan yönetiminin bu sürpriz çıkışı aslında ‘kararsızlık’ hali içerisinde Türk yönetimi tarafından ‘resmi anlamda’ kabul edilmeyeceğini bile bile atılmış nazik ve “kararlı” bir diplomatik hamledir.

Diplomasi, bir anlamda belki de bu olsa gerek…

Türkiye-Ermenistan ilişkilerine yüzeysel olarak bakıldığında Ermenistan’a karşı sürekli olarak inisiyatif kullanan tarafın Türkiye olduğu, bütün çıplaklığı ile ortadadır. Ve gerçek olan şu ki, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde Ermenistan’ın karnesi zayıftır. Aynı zamanda bir diğer gerçek de ikili ilişkilerde, Türkiye Ermenistan’a karşı sürekli iyi niyet girişimlerinde bulunmuştur.

Türkiye:

·                 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’ı ABD’den bile önce Türkiye tanımıştır.

·                 Türkiye, Eylül 1991’de incelemelerde bulunmak üzere Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine heyetler gönderirken Ermenistan’ı ihmal etmemiştir.

·                 Karadeniz’e kıyısı olmamasına rağmen 1993 yılında Ermenistan Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne kurucu üye olarak davet edilmiştir.

·                 1990’lı yıllarda enerji sıkıntısı çeken Ermenistan’a Türkiye yardım etmiştir.

·                 Kendi kamuoyundaki olumsuz tepkilere rağmen Türkiye, Ermenistan’a 100 bin ton buğday yardımında bulunmuştur.

·                 Türkiye, halen devam eden Erivan-İstanbul seferlerine izin vermiştir.

·                 Ermenistan’dan kaçak olarak Türkiye’ye gelip “kaçak işçi” olarak çalışan binlerce Ermeni’ye göz yummuştur.

·                 Türkiye, AKP iktidarı döneminde Ermenistan’a yönelik yine bir iyi niyet girişimi olarak Türkiye’de çeşitli bölgelerdeki Ermeni kiliselerini restore girişiminde bulunmuştur.

Ermenistan,

·                 Devlet politikası olarak Türkiye’ye yönelik sözde soykırım iddialarını uluslararası kamuoyu başta olmak üzere hemen her platformda dillendirmiştir/ dillendirmektedir. Açık bir söylemle, Ermenistan yönetimi, Türkiye’yi soykırım ile suçlamaktadır.

·                 Ermenistan Parlamentosu’nun 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesinde, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi için ‘Batı Ermenistan” ifadesine yer verilmiş, aynı zamanda Ermeni soykırım iddialarının uluslararası alanda tanınması çabaları vurgulanmıştır.

·                 Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinin 2. paragrafında, devlet armasında Ağrı Dağı’nın da bulunduğu kayıt altına alınmıştır.

·                 Erivan yönetimi, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı belirleyen 1920 tarihli Gümrü, 1921 tarihli Kars Antlaşmaları’nın yürürlükte olmadığı iddiasını hâlâ savunmaktadır.

·                 Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiş olup,  bu haksız işgal BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına rağmen hala devam etmektedir.

Türkiye ile Ermenistan arasında yukarıda da görüldüğü üzere neredeyse tamamı Ermenistan’dan kaynaklanan önemli sorunlar bulunmaktadır.

Türkiye’nin hemen yanı başında bulunan komşusu Ermenistan, Türkiye ile olan sınırlarını kabul etmemekte ve bunu da resmi yoldan zaman zaman dillendirmektedir. Nisan 1993’te Ermenistan Savunma Bakan Vekili Vazgen Manukyan, TASS Ajansı’na yaptığı açıklamasında, Erivan yönetiminin, sınırların değişmezliği ilkesini kabul etmediğini, bu ilkenin iki dünya savaşı sonucunda oluşmuş olan Batı ve özellikle Avrupa sınırları için geçerli olduğunu, eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin rast gele kalem darbeleriyle çizilmiş olan sınırlarının aynı ilkeler çerçevesinde tanınmayacağını iddia ederek Erivan’ın Türkiye topraklarındaki yayılmacı politikasını resmi söylemle de pekiştirmiştir.

Koçaryan döneminde bizzat Koçaryan ve dönemin Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan tarafından sık sık dillendirilen soykırım iddiaları, 2008 yılı Temmuz ayında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Erivan’a maç izlemeye davet eden Sarkisyan tarafından da yine 2008 yılı Temmuz ayında açık ve net bir şekilde ileri sürülmüştür. Cumhurbaşkanı Gül’ü Erivan’da birlikte maç izlemeye davet eden Sarkisyan, soykırım iddialarını tanıtma tavrından vazgeçmeyeceklerini bir kez daha dile getirmiştir.

Her şeyiyle, her yönüyle,  problemli bir Ermenistan olduğu gerçeği, bütün çıplaklığı ile ortadadır. İran dışında bütün komşularıyla sorunları olan bir Ermenistan portresi yıllardır Ermenistan’a kan kaybettirmektedir. İşgal ettiği topraklar yüzünden Azerbaycan’la, toprak talepleri yüzünden Gürcistan’la, soykırım, tazminat ve toprak iddialarıyla Türkiye ile problemler yaşayan bir Ermenistan bulunmaktadır.  

2008 Mayıs ve Temmuz aylarında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ikili ülke diplomatlarının yakın temaslarının olduğu ve iki tur görüşme yaptıkları ortaya çıktı. Görüşmelerin hangi konular üzerine olduğu konusu hakkında iki taraftan da bir açıklama gelmedi. Anlaşılan o ki, bu görüşmeler sonrasında Sarkisyan’dan maçı Erivan’da birlikte izleme teklifinin gelmesi, Türk Dışişleri diplomatlarının Ermeni muhataplarını yumuşatma konusundaki maharetlerini göstermesi bakımından dikkate alınması gereken bir olgu olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’nin Ermenistan ile olan ilişkilerinde önemli ayaklardan birisi de Azerbaycan’dır. Topraklarının yüzde 20’sinin haksız işgalini her fırsatta dillendiren Azerbaycan, Türk-Ermeni ilişkilerinde göz ardı edilmesi düşünülemez bir faktördür. Türkiye’nin Ermenistan’la son dönemde yaşadığı ilginç diplomasiyi Azerbaycan kamuoyu da sessizce takip etmektedir. Türk Dışişleri mensupları ile Ermeni diplomatların Mayıs ve Temmuz ayında gerçekleştirdikleri görüşmelerin, Azerbaycanlı diplomatlarla da paylaşılması noktası üzerinde durulmalıdır. Ekim ayında seçimlerin yapılacağı Azerbaycan’da Ermeni sorunu konusunun hassasiyeti göz ardı edilmemelidir. Nitekim, Türkiye için öncelikli ülke hiç şüphesiz Azerbaycan’dır.

Ortada olan önemli bir gerçek daha var. O da Ermenistan’ın hemen her alanda ve her geçen gün daha kötüye gitmesidir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın açıklamış olduğu yeni verilerinde Ermenistan’da ekonomik anlamda ciddi düşüşlerin yaşandığına dikkat çekilmektedir. Ermenistan’ın Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan ile yaşadığı problemler yüzünden kayıpları büyük olduğu gibi her geçen gün de bu kayıplar Ermenistan aleyhine artmaktadır. Ermenistan’ın problemli ve uzlaşmaz tutumu, Ermenistan’ı Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattından, Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattından ve son olarak da 24 Temmuz’da Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye tarafından temeli atılan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattından mahrum bıraktı.

Her geçen gün yanlış politikaları ile kendi kendisini izole eden bir Ermenistan var ortada. Ermenistan’ı bu vahim noktaya taşıyan iki grup bulunmaktadır. Birincisini, önceki ile şu an iktidarda bulunan yönetim oluştururken, diğerini ise, Ermenistan’dan habersiz, Ermenistan gerçeklerini bilmeden, kurgusunu sadece Türkiye düşmanlığı üzerine oturtmuş olan ABD ve Avrupa’da faaliyet gösteren Ermeni örgütleri oluşturmaktadır. Bütün bunların faturası ise, her geçen gün ekonomik olarak dar boğazın içerisine giren ve sürekli olarak değişik ülkelere ekmek parası için çalışma amaçlı giden, sürekli göç veren ve yıpranan Ermeni halkına çıkmaktadır.

Son seçimlerde Ermenistan gerçeklerini iyi tahlil etmiş olan Koçaryan’dan önceki devlet başkanı Levon Ter Petrosyan’ın oylarındaki yükselme, Ermeni halkının az da olsa bir uyanış içerisinde olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

Sarkisyan’ın ortaya attığı “Futbol Diplomasisi” Washington’da, Brüksel’de, Moskova’da ve hatta Tahran yönetimince bile ilginç ve iyi bir gelişme olarak algılandı. Oysa ortada oldukça çetrefilli bir durum ile önemli sorunlar var ve bu sorunların kaynağında ise Erivan yönetimi bulunuyor.

Peki Erivan’ın “Futbol Diplomasisi” jesti karşısında Ankara ne yapacak?

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Eylül ayı programının oldukça yoğun olduğu gerçeği ortadadır. Dolayısıyla Sayın Gül’ün çok önceden planlanmış programı, Erivan’ın bu ani davetine sıcak bakmasına imkan vermemektedir. Ancak, Ankara, Erivan’ın bu nazik davetine de hayır dememelidir. Her şeyden önce Türk töresinde davete icabet vardır. Ama bu icabet, iki ülke arasındaki gerçekler göz önünde bulundurularak olması gereken şekliyle olmalıdır. Sivil olarak spordan sorumlu devlet bakanı, ayrıca hükümetten (sivil olarak) milletvekilleri ile bu konu üzerine yıllardır emek veren muhalefet partilerinden milletvekillerinin (sivil olarak) Erivan’daki maça gitmeleri iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir ivme kazandıracaktır. Bu da, Erivan’ın yaptığı “Futbol Diplomasisi” şeklindeki diplomatik hamlesine karşı, olması gereken şekliyle diplomatik,  “Türk jesti” olacaktır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.