Defalarca söylendiği gibi Türkiye’nin AB yolu Kıbrıs’tan (bazen de Diyarbakır’dan) geçiyor.

Babacan, Kıbrıs yüzünden AB ile müzakerelerde 8 faslın açılamadığını, askıya alındığını belirterek bunu doğruladı.

Kıbrıs meselesinin kaçınılmaz olarak bir de din boyutu var.

AB; “AB normlarına uyumlu imam” yetiştirmemiz için 2008-9 “Akademik Yılı”nda Jean Monnet Bursu tahsis etmiş, 85 kişilik kontenjanın % 60’ı kamuya ayrılmış.

Demek “özel sektörden” de AB uyum kursu görecek imamlar mevcutmuş..

Peki, ama AB, bayrağında 13 Havari’yi temsil eden 13 yıldızın bulunduğu bir Hıristiyan örgütü değil miydi?

O halde nasıl olacak Ey Erenler, Türkiye’nin imamlarının AB’ye “uydurulması”?

Özel’e indirgersek demek ki Türkiye ile birlikte KKTC’nin de “AB’ye uyumlu imam”lar açısından; Rum tarafının da “Ilımlı Ortodoksluk”; yahut “Ilımlı Hristiyanlık” yorumları doğrultusunda kallavi bir din algılama boyutu mevcut.

“Ilımlı Ortodoksluk”u, 13 Temmuz günü Kiev’den yazan Deniz Berktay’ın; “Ilımlı Hristiyanlık”ı da 14 Temmuz tarihli “Strateji”de Gözde Kılıç Yaşın’ın yazısında okuduk..

Müslümanlık’tan sonra Ortodoksluk ve Hristiyanlık da “ılımlılaşmaya” başladıysa, küresel ısınmayla ilgili ciddi bir sorunumuz var demektir.

Efendim problem, Temmuz sonlarında Rus-Ukrayna Prensi Vladimir’in tebasına putperestliği yasaklayıp onları 988’de Dinyeper’de kitlesel olarak vaftiz edişinin 1020’inci yıldönümünün kutlanacak olmasıyla ilgili.

Kıyamet işte tam bu noktada kopuyor.

Çünkü, Türk Yargıtay’ının 4’üncü Ceza Dairesinin 25 haziran 2007 tarihli ve temyizi mümkün olmayan anıtsal kararına rağmen “ekümenik” olduğu iddiasındaki “Fener”in papazı bu kutlamaya katılmak istiyormuş..

Rus kilisesi bu ziyaretten endişeli.. Çünkü “fenerli” papazın rahat durmayıp bir takım kışkırtmalara girişebileceği düşüncesindelermiş. Çünkü, meğer 2004’deki “turuncu devrim”de bu “fenerli”, Viktor Yuşçenko’yu destekleyen konuşmalar yapmakla kalmayıp bazı rahiplerini de gelişmelerde aktif rol oynatmış.. (Deniz Berktay’ın)

Doğrusu ben bir takım TC vatandaşlarının Ukrayna’daki sorosçu muhabbetine bu kadar müdahil olduklarını, olabildiklerini bilmiyordum.

Rus kilisesinin ikinci endişesi, aslında artık kronikleşen “küresel” endişe; “fenerli”nin, dünyadaki bütün Ortodoksların papası olmak istemesi..

Meraklısı, ayrıntı için konuyla ilgili eski tarihli yazılarımıza bakabilir.

Küreselleşen dünyada, değişen küresel stratejiler artık “din”i de kullanılabilir bir motif olarak görüyor ve şekil vermeye çalışıyor.

2’nci Dünya Savaşından sonra dinin Doğu Avrupa’da etkin olduğunu fark eden Stalin aynı Vladimir gibi, sürgün ve hapisteki Rus papazlara derhal Rus kilisesini kurmaları talimatı vererek Doğu Avrupa’da “etkin ve etkili” olmak ister.

Amerika meydanı boş bırakacak değildir. Amerikan vatandaşı Athenagoras başkanlık uçağı ile acele Türkiye’ye gönderilir, bir gecede Türk vatandaşı yapılır ve ertesi sabah Patrik seçilir.

Truman da Stalin gibi “din”i kullanmaya kararlıdır.

1990’dan itibaren de “fenerliler”, bu doğrultuda ve bütün dünyadaki Ortodoksların teolojik yorum farklılıklarını minimize ederek “ılımlı Ortodoksluk” şiarıyla “ekümenikliğe” soyunurlar.

Ilımlı Ortodoksluk, kaçınılmaz olarak “Ilımlı Hristiyanlığı” getirir.

Neredeyse ayrı birer din gibi olan Katoliklik ve Ortodoksluk arasındaki farklılıklar giderilmeye çalışılır. Amaç Doğu Blokuna karşı, Rusya’ya karşı etkili olmaktır.

Ama bu büyük kucaklaşmada en büyük engel Moskova Patrikhanesinin, fener’in ekümenikliğini kabul etmemesidir.

Aynı, Türk Yargıtay’ının kararı gibi.

Fener’in bu noktada büyük bir handikapı var. Ortodoks inancının temeli; “Devletsiz kilise, kilisesiz devlet olmaz” anlayışıdır. (Gözde Kılıç Yaşın)

Moskova Kilisesi’nin devleti vardır, Fener’in yoktur..

İşte onun için Fener, sur içinde veya dışında, çevresel yahut küresel bir takım endişelerle ve “Unesco projeleri” desteğinde küçük de olsa, bırakın bir şehir devletçiğini, mahalle devletçiği bile olmaya râzıdır.

Ekümenizmin ipine yapışmaları ve bırakmamalarının asıl nedeni işte budur.,

Peki Kıbrıs bu konunun neresinde diye merak ediyorsunuz, biliyorum..

Tam göbeğinde..

Fener’de bir patrik varsa, Kıbrıs’ta da en meşhurları Makarios olan bir “başpiskopos” vardır.

Her ikisi de Rum asıllıdır.

“Kıbrıs”taki “Fener”e “gönülden” bağlıdır. “Ekümenik olduğu” için bağlıdır. “Kilisesiz devlet-devletsiz kilise” olamayacağı için de aralarında “mefkûre” birliği vardır.

Her ikisi de Türk devleti aleyhine boylarını ve cüppelerini aşan yorumlarda bulunmaktadırlar.

Kasım 2006’da Rum kesiminde taç ve Bizans İmparatoru kaftanı giydirilip tahta oturtulan II’inci Hristostomos “Müezzinden değil, Türk askerinden korkuyoruz” demişti..

Hristostomos Ocak 2007’de KKTC’ye;  “Ben istediğim gibi gelip geçerim. Kapıda arabam durmaz, şoförüme bile kimlik soramazsınız, çünkü devletinizi, bayrağınızı tanımıyorum” üslubu ile “dinlerarası diyalog” çağrısı yapmıştır.

Kıbrıs’taki papaz gündemi oldukça yakından izlemektedir ve sürece müdahildir.

ALİTHİA geçen gün “Başpiskopos Hrisostomos: Liderlik Canlı Olmadığında Halk Uyuya Kalır” başlığı altında verdiği haberde Hrisostomos′un, Atina Üniversitesi′nde “9 Temmuz 1821″ olaylarını konu alan bir etkinlikte yaptığı konuşmaya geniş yer verdi.

Habere göre açıklamasında Başpiskopos olarak görüşlerini dile getirmesinin yasak olmadığını ifade eden Hrisostomos; “halkın ne istediğini bildiğini ancak çoğu zaman liderlikler canlı olmadığında halkın da uykuya daldığını, bu tehlikenin mevcut olduğunu ve bu yüzden de ulusal anlamda uyanık olmaları gerektiğini” söyleyerek Kıbrıs sorununun çözümüne de değindiği açıklamasında; “siyasi liderlik Kıbrıs halkının bölünmemesi için federasyon çözümünü kabul ettiği için, Kilise′de acı çekerek de olsa bunu kabul etmektedir. Başpiskopos olarak federasyonu kabul ediyorum, ancak Hrisostomos Dimitriu olarak kabul etmek istemezdim” şeklinde konuşmuş. Hrisostomos ayrıca; bu görüşü konusunda Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi′nin çoğunluğunun kendisine destek vermekte olduğunu da vurgulamış.

Aynı konuşmadan Politis ve diğer gazetelerin aktardıklarından öğrendiğimize göre “Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi′nin çoğunluğunun kendisine destek vermekte olduğu” Hrisostomos ayrıca şunları da ifade buyurmuş:

“Atina′dan Vaaz – Başpiskopos Barikatların Kapatılmasını Öneriyor” başlıkları altında verilen haberlerde; Başpiskopos Hrisostomos′un, ayrıca, Güney Kıbrıs′ın AB′ye üyeliğinin “yeterince değerlendirilmediğini” söylediğini yazıldı.

Habere göre, Hrisostomos; “Sosyal görüşmeler ve yemeklerle Kıbrıs sorununu çözecek iyi Talat efsanesinin yaratıldığını” iddia etti ve “Kıbrıs Rum tarafının, acı sonuçlar doğuracak şekilde kendi kendini tutsak ettiğini” savundu. “Etnik netleştirmenin gerçekleştirilmekte ve ilk kez Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk kurucu devletleri terimlerinin kullanılmakta olduğunu” iddia eden Hrisostomos; “partenojenez” (bakir doğum) konusuna ilişkin her türlü fikri reddettiğini vurguladı.
Hrisostomos; KKTC ile Güney Kıbrıs arasında açılan sınır kapılarına, “Türkiye′nin ekonomik çıkarlarına hizmet ettiği için, karşı olduğunu” belirtti ve “Kıbrıs′a yerleşiklerin (TC kökenlilerin) girmesi engellenemezse, tüm geçiş noktalarının kapatılmasını” önerdi.

Hrisostomos ismini, İzmir’in Kurtuluşunda linç edilen ve onun için Selanik’te elinde asası ile yüzü İzmir’e dönük olarak heykelleştirilen “Son İzmir Metropoliti” olarak da hatırlıyoruz..

Kıbrıs’taki konuşur da, Fener’deki durur mu?

Derhal “gündeme uygun olarak” ve AB’nin son kararları ile tamamen “eşgüdüm” içinde Kıbrıs’la Gökçeada ve Bozcaada paralelliği kurdu, “veciz” bir şekilde “ilişkilendirdi”.

NTVMSNBC’nin 04 Temmuz 2008 Cuma günlü ve TSİ 16:44’de güncellemesi yapılan haber şöyle:

“LEFKOŞA – Fener Rum Patrikhanesi’nde kendisini ziyaret eden Rumlara hitap eden Bartholomeos’un konuşması Baf Radyosu’nda yayımlandı. Rum basınında yer alan haberlere göre, -ilk kez İstanbul ve Kıbrıs’taki Rumların durumuna değinen- Bartholomeos, -İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumların bu kadar az olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu- öne sürdü. -Kıbrıslıların doğal olarak Türkiye’de yaşayan soydaşlarına sorun çıkarmak istemediğini, ancak durumun, Kıbrıs sorununun bir etkisi olarak geliştiğini, nüfusun daraldığını- ifade eden Bartholomeos şu iddiada bulundu. -Binlerce soydaşımız ya kaçtı ya da kovuldu. Çünkü Kıbrıs sorununun en kritik aşamalarından biri olan 1964’te Türk makamları 12 bin Rumu sınır dışı etmeye karar verdi- dedi.

Bartholomeos, küçük yaşından itibaren Kıbrıs sorununu dinlediğini, bugün 70 yaşına gelmesine rağmen halen aynı sorunu işittiğini kaydetti.

Patrik Bartholomeos şunları söyledi: -Bugün farklı aşamalara giriliyor. ‘Kıbrıs’ın yeni başkanı Sayın Dimitris Hristofyas ve diğer tarafta Sayın Talat’ın aldığı inisiyatiflerle şimdi ümitlerimiz kanatlandı. En azından bu sefer bölünmüş adanın birleşmesi ve insanların barış, uyum ve sevgi içinde yaşaması için kesin ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik bir anlaşmaya varılmasını diliyoruz-.

Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri -çok iyi- olarak niteleyen Bartholomeos, Türkiye’den gelerek KKTC’ye yerleşen kişilerin, -uyum sağlayamadığı ve adanın ananeleriyle uyuşamadığı, sonuç olarak da sorun yarattığı- iddiasında bulundu.

Rumların, adanın Kuzey bölümüne geçişlerine izin verilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu ve bu gidiş-gelişlerin karşılıklı duygularda iyileşme sağlayacağını umduğunu ifade eden Bartholomeos, Rumların, Kuzey kesimdeki mabet ve manastırları ziyaret ettiğini de belirterek şunları söyledi: -Uzun yıllardır kendisiyle bağlantı içinde olduğum Başpiskopos 2. Hrisostomos’un da Kuzey kesimdeki Hristiyan anıtlarının restorasyon, tamir ve bakımlarını üstlenmek istediğini izliyorum. Burada (Anadolu’da) olduğu gibi, orada da çoğu kilise müzeye veya camiye çevrildi-.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’un geçen yıl Mayıs ayında Patrikhaneye resmi bir ziyarette bulunmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Bartholomeos, -Ancak son anda ilgili makamlar tarafından istenmeyen kişi ilan edildi ve ziyaret ertelendi. Ziyaretin kesin olarak iptal edilmediğini ummak istiyorum” dedi-.

Biz de 70 yaşına geldiği halde Kıbrıs meselesini dinlemekte olduğunu kaydeden “ekümenik ruhani lider”in “ilk kez İstanbul ve Kıbrıs Rumlarının durumlarına değinmesi” ile hakikaten çok ilgilendik.

Bir bakalım ne diyor Barthalemeos?

1.       Kıbrıs 70 yıllık (kendisi için) bir sorundur.

2.       İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumlar, Kıbrıs sorunu yüzünden azalmıştır, “kaçmış ya da kovulmuş”tur.

3.       Kıbrıs’ın Yeni “Başkan”ı ve “diğer tarafta” (KKTC değil) Talât (o da başkan değil) sayesinde ümitleri kanatlandı. Çünkü ikisi de adayı birleştirmek ve insanların barış-uyum ve sevgi içinde yaşaması için kesin ve yaşayabilir çözüm istiyor.

4.       Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki ilişkiler çok iyi. Ama Türkiye’den adaya gelerek yerleşen kişiler uyum sağlayamadılar ve adanın ananeleriyle uyuşamadılar, bu da sorun yarattı.

5.       Rumların Kuzeye (KKTC değil) geçişlerine izin verilmesi çok iyi. Çünkü Rumlar kuzeydeki (KKTC değil) mabet ve manastırları ziyaret edebiliyorlar.

6.       “Uzun yıllardır kendisiyle bağlantı içinde olduğu” Başpiskopos Hrisostomos kuzeydeki (KKTC değil) Hıristiyan anıtları restore, tamir ve bakımlarını üstlenmek istiyor.

7.       Anadolu’da olduğu gibi orada da çoğu kilise cami yahut müze olmuş.

8.       Hrisostomos’un “istenmeyen kişi”liği umarım geçicidir.

Yâni Barthalemeos;

1.       Batı Trakya ve Adalar Denizi adalarındaki Türk nüfusun neden azaldığını, 70 yaşına geldiği halde bilmiyor. Hiç bahsetmiyor.

2.       KKTC’yi tanımıyor, Talât’a “Cumhurbaşkanı” demiyor. Ama bu iki “yoldaş”ın müşterek çabalarını aynı AB ve ABD gibi destekliyor, ümitleri kanatlanıyor.

3.       Aynı Hristofiyas ve CTP gibi o da 74 sonrası göçmenlerin “Kıprıslıtürkler-Kıprıslırumlar” ve adanın ananeleriyle uyuşmadığını, problem yarattığını ifade ediyor.

4.       KKTC sınırının “elek” haline gelmesinden çok memnun. Çünkü böylelikle Rumların müze ve camiye çevrilen ibadethanelerine gidebilmesini istiyor. Onların restore edilmesini ve bakımlarının, güneydeki başpapaz tarafından üstlenilmesini öneriyor. Ama bu arada güneyde ahır ve meyhane yapılan camilerden bahsetmiyor, Müslümanların güneydeki ibadethanelerine gidebil(eme)me özgürlüğünü hiç düşünmüyor.

5.       Anadolu’da müze yahut cami haline gelmiş kiliselerden rahatsız. İstanbul’daki 2000 Ruma Anadolu’da 200.000 kilise istiyor.

6.       Türk askeri ve Türkiye aleyhinde konuşan, KKTC’yi tanımayan güneyin başpapazına, Türkiye’ye giriş izni istiyor.

7.       70 yaşına gelen ve habire yeni kilise isteyen koca papaz; Rodop ili PASOK Partisi milletvekili Ahmet Hacıosman’ın minarelerle ilgili sorusuna Yunanistan Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanı Evripidis Stilyanidis’in üç gün önce verdiği cevabı görmezden geliyor. Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu’nun internet sitesinden öğrendiğimize göre “Batı Trakya’da Maronya Belediyesi’ne bağlı Demirbeyli köyü ve Sirkeli Belediyesine bağlı Kalenderköy camilerine minare yapılması konusunda karşılaşılan engellerle ilgili olarak Azınlık milletvekili Hacıosman’ın sunduğu soru önergesine yanıt veren Stilyanidis, Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanı ve Bakan Yardımcısı Andreas Likurencos’un daha önceden dile getirdiği gibi yürürlükteki yasa doğrultusunda minarelerin yüksekliğinin 7,5 metreyi (artı 2 metre çatı) aşmaması gerektiği görüşü yineledi”.

Sana göğe uzanan çan kuleleri, bana 7.5 metre cami minaresi..

Pes…

Otlakta otlayan kuzucuğa soğan-sarımsak doğruyor.

“İsteyenin bir yüzü” pişkinliğine sığınıyor..

Ama onun bu pişkinliğinden istifade ile biz de Fener’in Kıbrıs ve Adalar konusundaki müstesna düşüncelerini birinci ağızdan öğrenme fırsatını buluyoruz..

İlerde kullanmak üzere not ediyoruz.

İşte Kıbrıs meselesinin “din boyutu”…15 Temmuz 2008

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.