“ÖTEKİ” KIBRIS (2)

 

“ÖTEKİ” KIBRIS (2)

Hüseyin MÜMTAZ

                Erbâbı iyi bilir, “iki ağızlı anahtar” tamircilerin vaz geçilmez yardımcısıdır, her işe yarar.

                KKTC de işte aynen öyle, hâttâ “çok ağızlı anahtar”. Her derde devâ..

                Herkesin elinde, dilinde, herkesin ağzında.. Herkes kullanıyor.

                Önce AB-D kullanıyor, Türkiye’ye istediklerini yaptırabilmek için.

                Sonra “Türkiye” kullanıyor, AB-D’ye karşı şantaj olarak.

                Rum ve Yunanlılar “batı” nezdinde Türkiye’ye karşı kullanıyor.

                Şimdi de Fransa “Akdeniz Birliği” eldivenini takarak, Türkiye’yi AB’ye almamak için kullanıyor,

                Türkiye’deki toz duman bunların hepsini örtüyor..

                Türkiye’deki toz duman; Türkiye’nin İran’a karşı kullanılmak istenmesini de, Irak’ın parçalanmasına 5 kala kuzeyde kurulacak bir Kürt devletini Türkiye’ye dayatmakta da, Türkiye’nin bütünüyle AB-D projelerinin bir figüranı-piyonu olmasının da üzerini örtüyor..

                İktidara gelmeden önceki propaganda çalışmalarından itibaren ve iktidara geldikten sonra da Sarkozy’nin dilinden düşürmediği bir konu var; “Türkiye coğrafi olarak Avrupa’da değildir, öyleyse AB üyesi olamaz. Çocuklarıma Irak, İran ve Suriye ile sınırı olan bir AB vatandaşı olmalarını söyleyemem” diyor.

                AB ortaklarında, “Yapma. Türkiye’yi başka türlü her istediğimizi yapacak konumda tutamayız” uyarısını alınca da hem onları formüle edecek, hem Türkiye’yi kırmayacak bir formül öneriyor, “Akdeniz Birliği”..

                Akdeniz Birliği, Erol Manisalı’nın söylediği “bekleme odası”dır.

                Akdeniz Birliği’nin, Türkiye’yi AB’ye katiyen almamak ama sürekli alırmış gibi yapmak için kurulduğunu Mısır’daki sağır sultan bile bilmektedir.

                Bugün (13 Temmuz 2008) Paris’te yapılmakta olan toplantıya yaklaşık 40 ülkenin lideri katılacakmış.

                Ben “Zirve”ye bu kadar yoğun ve kalabalık bir katılımın olmasını, Carla Bruni’nin yarattığı imaja bağlıyorum.

                Kamuoyuna yansıtılan hava Sarkozy’nin; toplantının Kıbrıs Türk toplumu ile de ilgili vizyonu olabileceğini duyurarak Türkiye’nin katılımını sağlamış olduğu yönünde.

                Sarkozy’nin dediği meğer, KKTC üretiminin, Rum limanları kullanılarak AB ülkelerine ihraç edilme olanağı imiş..

                KKTC’nin, üretimini ihraç problemi yoktur ki! KKTC 34 yıldır ürünlerini dünyaya nasıl ihraç ediyorsa yine öyle eder.. Üstelik bu “formül” daha önce Finlandiya tarafından da önerilmiş ve kabul görmemişti.

                “Akdeniz Birliği”nin Türkiye için belirsizlikleri sadece KKTC ile de sınırlı değil..

                1. “Birlik”de Rum Kesimi de doğal olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla yer alıyor.

                2. “Başkanlar”, “eşbaşkan” olacakmış ama bu “eşbaşkanlar”, AB ve Arap Birliği üyesi ülkelerden seçilecekmiş. Türkiye her ikisine de üye değil..

                3. Oylamalarda Türkiye “oy birliği”ni, Sarkozy ise “Oy çokluğunu” düşünüyormuş. “Oy çokluğu” mekanizmasının Arap ve AB’lilerin bulunduğu bir toplantıda Türkiye’nin pek lehine olmayacağını düşünmek için müneccim olmaya gerek yok.

                Akdeniz Birliği; AB üyelerinin ortak çıkarlarına, eski adına pek uygun olarak yeni “Ortak Pazar”lar arayışının bir sonucudur.

                Onlar ortak, Akdeniz ve Arap ülkeleri “Pazar” olacaklardır.

                Neon levhalara yazılacak olan da tabiî, “barış-istikrar ve refahın geliştirilmesi, işbirliğinin arttırılması, çevre ve ulaşım, sivil savunma, alternatif enerji kaynakları ve eğitim” olacaktır.

                Gördünüz mü KKTC nasıl her derde devâ imiş? Başka ne gibi rahatsızlıklara iyi geliyormuş?

                Ben yine de gece liderler yemeğinde Bruni’nin giyeceği elbisenin rengi-deseni ve çizimi ile kesimini daha çok merak ediyorum.. 13 Temmuz 2008

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.