Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN’ ın Konuşması

Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ
2008 Yılı  Diploma Töreni
Rektörümüz Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN’ ın Konuşması

Sayın Veliler,
Saygıdeğer Öğretim Üyeleri,
Sevgili öğrenciler,
Değerli Basın Mensupları,
Hanımefendiler, Beyefendiler,

Akdeniz Üniversitesi’nin 2008 Yılı Diploma törenine hoş geldiniz. 

Akdeniz Üniversitesi’nin mezuniyet törenleri bu üniversitede öğretim üyesi, Rektör Yardımcısı ve Rektör olarak geçirdiğim toplam 26 yıl boyunca bana hep büyük bir heyecan, mutluluk ve gurur vermiştir. Bugün yine bu duygularla doluyum. Üniversitemiz bugün 30 birimi, 1889 akademik personeli ile 1.037 mezunumuzu yeni yaşamlarına uğurluyor.   

Sevgili 2008 mezunlarımız,

Sizlere sadece rektörünüz olarak hitabetmiyorum bugün.  Birikimini öğrencilerine aktarmaya çalışmış ve bugün onlarla övünen bir öğretim üyesi olarak,  öğretirken, öğrenmeye de devam eden bir yaşam serüveni öğrencisi olarak,   mutluluklarını gözlerinden okuduğum velilerinizin duygularını bir baba gibi paylaşarak,   büyük Atatürk’ün sizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetini dünyada bugün olduğundan çok daha saygın ve güçlü bir konuma getireceğinize yürekten inanan bir Türk vatandaşı olarak  hitabediyorum. 

Üniversite, geçmişin birikimlerinin geleceğimizin mimarlarına aktarıldığı yerdir. Bilimin, eleştirel aklın, özgür düşüncenin, yaratıcılığın, kendine, ötekilere, doğaya ve hayata saygının baş tacı edildiği yerdir.  

Dogmalara boyun eğilmeyen, inanç sömürüsüne geçit verilmeyen, beyinlerin,  ruhların ve yarınların bilimin ışığı ile aydınlandığı yerdir.

Bilimsel düşüncenin olmadığı yerde, önce beyinler ve ruhlar, ardından insanların yaşam alanları daralır.  Yaşam alanlarımıza sahip çıkmak hepimizin en önemli görevi ve sorumluluğudur. “YAŞAM ALANI” kavramı o kadar GENİŞ KAPSAMLIDIR ki hangi birini anlatayım? 

Doğal yaşam alanı dediğimizde tüm insanlığı kuşatan ve sonuçta kuraklık, iklim değişikliği ve benzeri boyutlarıyla bu gezegende yaşayan herkesi ilgilendiren bir alandan söz ediyoruz. Kalitesini sadece yerel değil, uluslararası uygulamalar da belirliyor. 

Geleceğe baktığımızda kişi başına doğal yaşam alanının hem dünyada hem de  ülkemizde daralmakta olduğunu görüyoruz. Bu daralmaya karşı koymak sorumluluğunu taşıyoruz.

Bizi yaşadığımız çevre de ilgilendirmeli. Kırsal ve kentsel peyzajın nasıl değiştiği, yerleşme dokusu, mahalle ve yapı ölçeğinde olup bitenlerin bizi ve toplumu nasıl etkilediği, plansızlık, arazi yağması ve rant hırsıyla kıyılarımızın nasıl betonlaştığı, yeşil alanlarımızın neden tükendiği konusuna kafa yormak, yaşadığımız mekanlara da sahip çıkmak zorundayız.

Uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda diğer ülkelerin kendi yaşam alanlarını genişletme çabalarının Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini düşünmek, Büyük Ortadoğu Projesinin ne anlama geldiği üzerine kafa yormak ve dış tehditlere karşı sınırlarımızı korumak zorundayız.  

Demokratik, laik ve üniter  hukuk devletinin yaşam alanına sahip çıkmak zorundayız. 

Küreselleşmenin,  refahın paylaşımı savaşlarının ve küresel güç odaklarının, gelişmekte olan ülkelerin refah düzeyini nasıl etkileyeceğini düşünmek ve Türkiye’nin ekonomik yaşam alanına sahip çıkmak sorumluluğumuz var.

Günümüzde insan kimliğinin itişme – kakışma – yarışma – kapışma süreci içerisinde parçalandığına tanık oluyoruz.  Tüketime odaklanan, markalı giyimle övünen, düşünsel yetileri körelen, akşamlarını televizyon dizileriyle geçiren,  sürünün içinde ama toplumsal yaşam zenginliğinin dışında yalnız ve iletişimsiz varlıklar olmaya başladı insanlarımız. Bu anlamda, sosyal yaşam alanımıza da sahip çıkmak ve yoksullaşmasına izin vermemek gerekiyor.

Kültürel yaşamımıza gelince: Post-modern kültürel bunalımı aşmak, akılcılığa, bilime, bunlara dayalı değerlere, entellektüel gelişimi,  yaratıcılığı ve insani değerleri yücelten sanata sahip çıkmalıyız.

Düşüncemize malzeme taşıyan, bizi yaşamla ilgili bilgilendirmesi gereken medyanın tarafsızlığına ve özgürlüğüne sahip çıkmalıyız.

Ülkemizde acıklı bir değer erozyonu yaşanıyor.  Saygı, sevgi, onur, dürüstlük, terbiye, toplumsal sorumluluk, paylaşımcılık, vatanseverlik gibi önemli değerlerimizin hızla yıprandığına, bunların yarattığı boşluğu “KAPKAÇ KÜLTÜRÜNÜN,  BOŞVERMİŞLİĞİN VE İNANÇ SÖMÜRÜSÜNÜN” aldığına tanık oluyoruz. 

Tanınmış felsefe profesörlerimizden Ahmet İNAM diyor ki : “Eğer sahip olduğumuz değerleri ve onlarla birlikte yaşadığımız manayı yenileme ve tazeleme gücümüz yoksa, hayatımız kokuşur”. Sevgili gençler, hayatlarımızın kokuşmasına ve onu kokuşturanlara izin vermemek çok önemlidir. Gerçek ahlak, budur. Gerçek ahlak ahlaksızlıkların kapatılması için kullanılan bir kavram olamaz.

Psikolojik yaşam alanımıza da sahip çıkmak zorundayız.    Karşımızdaki sorunlar ne olursa olsun,   umutsuzluğa,  karamsarlığa ve yılgınlığa asla kapılmamalıyız.  Daha güzel günler göreceğimize inanmak, o günleri yaratabileceğimize dair özgüvenimizi çoğaltmak, toplumsal yaşamda etkin olmak arayışımızı sürdürmek, iyimserliği ve yaşama sevincimizi korumak zorundayız.

Bu saydığım yaşam alanlarımızın tümünün kalitesi dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de insani gelişmişlik düzeyimizle yakından ilgili olmaya devam edecektir.

İnsani gelişmişlik, sadece kişi başına gelirin ve yaşam standardının yükselmesini değil, insanların bilgi düzeyinin yükselmesini ve toplumsal yaşama aktif katılmalarını da içeren bir kavramdır. Gerçek anlamda AYDIN olmakla ilgili bir kavramdır.

Türkiye halen,  Birleşmiş Milletlerin insani gelişmişlik sıralamasında 177 ülke arasında 84. dür. Aynı denizin sahillerini paylaştığımız komşu Yunanistan 24. sıradadır.

 “İNSANİ GELİŞMİŞLİK SIRALAMASINDA 177 ÜLKE ARASINDA EN AZINDAN İLK 10’a GİRMİŞ BİR TÜRKİYE”  hepimizin hayali olmalıdır.

Bu hayalimizin geçekleşmesi siz değerli üniversite mezunlarımızın,  yönetime ve üretime en etkin biçimde katılmanızı sağlamakla, kamu kurum ve kuruluşlarında sadakati ve torpil mekanizmalarını değil, liyakat sistemini işletmekle, çok çalışmakla ve nitelikli insanlarımızı çoğaltmakla mümkün olabilir. 

Bilgi toplumunun gereklerinin yerine getirilmesiyle, teknik devletin yaratılmasıyla ve okul öncesinden başlayarak standartları bugünkünden çok daha yüksek bir eğitim sistemiyle mümkün olabilir.

Aklın ve bilimin yol göstericiliğini özümsemekle, son yüz yılın en büyük devlet adamı seçilmiş olan Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devrimini hedeflerine ulaştırmakla mümkün olabilir.

Aydınlanma devrimi aydın ve yürekli insanların eseridir. Onu korumak da aydın insanların en birinci vazifesidir.

Aydın olmak gafletten, bilgisizlikten, edilgenlikten ayılmak demektir. Aydın olmak sorumluluk almak demektir. Yaşamın güzelleşmesi, derinleşmesi, çeşitlenmesi, özgürleşmesi, özerkleşmesi için sorumluluk almak demektir.

Aydın olmak bir bakış açısı, bir duruş belirlemeyi gerektirir. Duruş sadece bilimsel bilgiye dayalı olarak belirlenemez. Aynı zamanda sanattır duruşu belirlemek. Duygular, yaşanmışlıklar, insan ilişkileri de dahildir bu duruşa. İşte bu nedenle aydın insan yaşamdaki duruşunu bir sanatçının yaratıcılığı ile belirlemek zorundadır.

Aydın insan bulunduğu yerden tarihe ve insanlara söyleyecek sözü olandır.

Aydın insan olgun ve ölçülü olmalıdır. Her şeye itiraz etmenin aydın olmanın gereği olduğunu sananlar çoktur. Oysa egosu şişmiş, her şeye çomak sokan, her şeyi eleştiren bir şımarık çocuk olmamalıdır aydın insan!

Tarihe ve insanlara söyleyecek sözü olmak donanım da gerektirir. Donanım sadece bilgi sahibi olmaktan ibaret değildir. Onu nasıl kullandığımız, hayata nasıl döktüğümüzle de ilgilidir. Verilen sesin rengi ve üslubu da önemlidir. Söylenecek olanın nasıl söylendiği önemlidir. Sert mi, yumuşak mı, kırıcı mı kavgacı mı yoksa tebessümle mi? TEBESSÜMLE SÖYLEMEK ÖNEMLİDİR. Dönen dolapları, ifşa etmek kendi doğrularını ötekilere kabul ettirmek tutkusu kırıp dökücülük şeklini almamalı, üslup içeriğe ve insana yakışmalıdır.

Uygun üslup kullanmak bugün aydın geçinen pek çok insanın sahip olmadığı bir özelliktir. Örneğin 68 kuşağı olarak savaşmanın tek yol olduğunu sanıyorduk. Oysa türkü söyleyerek, dans ederek, yazarak, bilim ve sanat yaparak da savaşmak mümkündür. Tebessümle savaşmak en zor savaştır. Savaşırken hayata karşı saygı en yüce ahlaki değer olarak her şeyin üzerinde tutulmalıdır.

Akdeniz Üniversitesi’nin sevgili mezunları, Sevgili öğrenciler,

Hepinizin gerçek aydınlardan olduğunuza, bu yolda yaşamınız boyunca kendinizi geliştirmeye devam edeceğinize, Türkiye’nin bundan 85 yıl önce çok zor koşullar altında yaratmayı başardığı aydınlanma devrimine, sizlere emanet edilmiş olan laik, demokratik, üniter ve hukuka saygılı Türkiye Cumhuriyeti mucizesine sonuna kadar sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum.

Sizler birinci vazifenin ne olduğunu iyi bilenlerdensiniz.  Fazla söze gerek yok. Gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olanları tarife gerek yok. Sizlere bakarken ben parlak gözlerinizde ülkemiz ve dünyamızın geleceğini görüyorum. İşte bu nedenle, ortaçağ karanlığına yelken açmak isteyenlerden korkmama gerek yok.

Sözlerime son verirken: Sizlere,  hem aydınlığa sahip çıkmak serüveninde,  hem de mesleklerinizde yol alırken ihtiyaç duyacağınız bilgi donanımını, yüksek duyarlılığı, toplumsal sorumluluğu, sağlam değerleri ve insan sevgisini kazandırdıkları için önce ailelerinizi, sonra Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerini kutluyor,  teşekkürlerimle, sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli mezunlarımız, 

Sizleri “yolunuz hep açık olsun” diyerek, her birinizle ayrı ayrı büyük gurur duyarak,  sevgiyle, saygıyla,  şefkatle kucaklıyor, başarılar diliyorum. 

                                                                      Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN
                                                                      Akdeniz Üniversitesi Rektörü

Yayım tarihi
Türkiye olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.