Turhan FEYİZOĞLU
07.11.2005/  Sayı:94

ABD-İngiltere-Fransa gibi emperyalist işgalci güçlerin himayesinde, Birinci Paylaşım Savaşı döneminde Türk devletine, Türk askerine karşı silah sıkılmıştı. Bugün de Türk askerine ve Türk devletine karşı ABD-İngiltere himayesinde olan bazı maşa-uşaklarca silah sıkılıyor. Yurtsever Türk askeri öldürülüyor.

26 Ekim 2005 günü, Şırnak’ta yola döşenen mayının patlaması sonucu asker Mehmet Özdemir, 28 Ekim 2005 günü, ABD-İngiltere emperyalist güçlerin kullandığı maşaların-uşakların Siirt’in Eruh ilçesi Erenkaya köyünde bulunan Jandarma karakoluna yaptıkları alçakça saldırı sonucu geçici köy korucusu İrfan Katmış, 1 Kasım 2005 günü, Şırnak iline bağlı Uludere ilçesi Uzungeçit Jandarma Karakol Komutanlığı’nun yakınında güvenlik görevi yapan jandarma er Ümit Özcan, jandarma er Oğuz Palpaoğlu ve geçici köy korucusu Reşit Aydemir, şehit düştü.

Konya’nın Bozkır ilçesi Sarıoğlan beldesinde toprağa verilen Mehmet Özdemir adlı yurtsever gencimiz ile Siirt’in Zerve Mezarlığında toprağa verilen yurtsever köy korucusu İrfan Katmış ve diğer şehit yurtsever Türk gençleri Türk tarihinin ölümsüzleri arasında yerini aldı. Yurtsever Türk gençlerini unutmayacağız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketlerine Etkisi

“Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Hareketlerine Etkisi” konulu bir çalışma hazırlıyorum. Bir derginin sınırlı sayfalarında bunun hepsini yazmam olanaklı değil. Bu nedenle günümüzdeki bir örnekten yola çıkarak bunu anlatmaya çalışacağım.

AB-ABD-İngiltere ve diğer emperyalist işgalci güçler, Irak’taki işbirlikçileriyle birlikte, bugün, dünyanın gözü önünde Irak’ta soykırım yapmaktadır. Bugün İngiltere nasıl Irak’ı işgal edip soykırım yapıyorsa geçmişte de aynısını Kenya’da yapmıştı. İngiltere’nin Kenya’da yaptığı emperyalist işgal ve soykırımdan bir örnek aktarmak istiyorum. İngiltere’nin Kenya’da yaptığı emperyalist işgal ve soykırıma karşı yurtsever Kenyalılar direniş başlattı. Kenya’da İngiliz emperyalizmine ve soykırımına karşı direnen yurtsever örgütlerden bir tanesi de “Mau Mau” hareketiydi.

Hareketin kuruluşu 1921 yılına dayanmaktaydı. Direniş hareketi çeşitli adlar altında örgütlenmiş ve İngiliz emperyalizmine karşı direnmişti. Türkiye’de de Mustafa Kemal Atatürk, İngiliz ve diğer emperyalist güçlere karşı 1919’da direniş başlatmıştı. 1951’de, “Mau Mau” olarak ortaya çıkan Kenya yurtsever direniş hareketinin geçmişi, Kenya’da İngiliz işgalcilerine karşı direnmek için 1922’de kurulan, “Kenya Merkez Birliği” adı altında örgütlenen yurtsever güçlere dayanıyordu. “Kenya Merkez Birliği”, 1939 yılında, “İhtilalci” bulunarak kapatıldı. Kenya yurtseverleri, İngiliz işgalcilerine karşı bu kez, “Kenya Afrika Birliği” adı altında örgütlendi.

Kenya’nın yönetimini oluşturan 80 yerli kabile vardı. Kenya Afrika Birliği içinde yer alan güçlerden birisi de Kenya’nın en büyük kabilelerinden olan “Kikuyu” kabilesiydi. Kenya Afrika Birliği içinde değişik güçler yer alıyordu ve bu güçlerden bazıları İngiliz işgalcilerine karşı “şiddet” kullanmanın doğru olmadığını söylüyordu. “Kikuyu” kabilesinde yer alan güçlerden bir kısmı İngiliz emperyalizmine karşı “şiddet” kullanılmasını, bir kısmı ise “şiddet” kullanılmamasını savunuyordu.

Kenya, İngiliz işgalcilerinin egemenliği altındaydı. “Kikuyu” kabilesi içinde yer alan ve İngiliz işgalcilerine ile işbirlikçilerine karşı “şiddet” hareketini savunan yurtsever Kenyalılar, “Mau Mau” adlı hareketi oluşturdu. Kenya Afrika Birliği adlı kuruluşun reislerinden birisi de Jomo Kenyatta’ydı. Bu birliğin reisi daha sonra Wyeliffe Awori oldu. Wyeliffe Awori, özetle amaçlarını şöyle açıkladı:

“Eşitlik istiyoruz. Kenya Afrika Birliği’nin amacı halk tarafından yönetilen ve halkın amaçlarını koruyan demokratik bir yönetin kurulmasına çalışmaktır. İnsanlar renkleri yüzünden ayrılmamalıdır. İşçi ücretleri işçinin rengine değil, yeteneklerine göre ayarlanmalıdır. Afrikalılara çok daha geniş eğitim olanakları sağlanmalı, ilk okula devam zorunlu olmalıdır.”

Mau Mau hareketinin Dedan Kemathi, Jomo Kenyatta, Mathenge adlı liderleri vardı. Mau Mau hareketini 1952 yılında yöneten 7 kişilik bir komiteydi. Londra Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunlarından ve bir İngiliz kadını ile evli kaldıktan sonra bir kaç yıl sonra boşanan Mau Mau hareketinin kurucularından Jomo Kenyatta, halk arasında, “Yanan Mızrak” lakabıyla anılmaktaydı. Direniş liderleri İngiliz işgalcileri ve onlarla işbirliği yapan hainler tarafından tutuklanınca ya da öldürülünce yerine başka yurtsever Kenya direnişçileri geçiyordu.

Kenya’daki yurtsever hareketi bastırmak amacıyla İngiliz işgalci güçleri bütün güçleriyle seferber olmuşlardı. Örneğin, 1953 yılında, İngiliz gizli istihbarat servisi şefi Sir Percy Cillitoe, uçakla Kenya’ya gitmiş, doğrudan operasyonlara katılmıştı. 1952 yılında, Kenya umumi valisi İngiliz Sir Evelyn Baring’di. Kenya’da yerel bir “İngiliz Hükümeti” vardı. 1952’deki Kenya, aynen 1914’te Birinci Dünya-Paylaşım Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun başta İngiltere olmak üzere emperyalist işgalci güçlerce paylaşılması gibiydi.

İngiliz işgalcilerinin bütün güçlerine ve İngiliz işgalcileriyle işbirliği yapan Kenya’lı hainlere rağmen Kenya’lı yurtsever direnişçiler öyle bir direniş gösteriyorlardı ki İngiliz işgalci güçler Kenya’da hiç bir yerde huzur içinde olamadı, korku içinde yaşadı. Yurtsever Mau Mau adlı direnişçi Kenya hareketinin İngiliz işgalcilerine ve İngilizlerle işbirliği yapan Kenyalı işbirlikçi hainlere karşı 1951-1956 yılları arasında verdiği silahlı direniş mücadelesi sonucunda Kenya’da siyasi değişiklikler meydana geldi. İngiliz işgalcilerine karşı direniş yapan Mau Mau direniş hareketinin liderlerinden Jomo Kenyatta, tutuklu bulunduğu cezaevinden 1961 yılında serbest bırakıldı. Jomo Kenyatta, 22 Kasım 1969’da Kenya Cumhurbaşkanı oldu.

“Mustafa Kemal Atatürk, istiklallerine susamış bütün milletlerin önderidir.”

Türklerin ve Mustafa Kemal’in Kenya’da İngiliz işgalcilerine ve İngiliz işbirlikçilerine karşı direnen Mau Mau hareketine etkisi ne olmuş ona bakalım. İngiliz işgalcilerine karşı direniş yapan Kenya’nın Mau Mau adlı yurtsever direniş hareketinin liderlerinden Amolo Kamard, 1953 yılının Kasım ayında, örgütünün amacını anlatmak üzere milletlerarası bir geziye çıktı. Amolo Kamard, Mısır Cumhurbaşkanı General Necip’le de görüştükten sonra 18 Kasım 1953 tarihinde Mısır’da bir basın toplantısı yaparak basın toplantısına katılan gazetecilerin sorularını yanıtladı ve görüşlerini açıkladı.

Amolo Kamard, yaptığı açıklamada, “Kenya, Uganda ve Nigerya’da ulusal kurtuluş savaşı veren hareketlerin liderlerinin kurtuluş mücadelesini ortak yürütmek amacıyla bir cephe kurmağa karar verdiklerini,” söyledi. Amolo Kamard’ın yaptığı basın toplantısına katılan Türk Haberler Ajansı (THA) muhabiri, Mau Mau’ların liderlerinden olan Amolo Kamard’a şu soruyu sordu:

“-Yaptığınız bu seyahat sırasında Türkiye’ye de gidecek misiniz?”

Kenya’da İngiliz emperyalizmine karşı direnen Mau Mau’ların liderlerinden Amolo Kamard, şu yanıtı verdi:

“-Türkiye, emperyalizme karşı bayrak açan ilk memlekettir ve Mustafa Kemal Atatürk, istiklallerine susamış bütün milletlerin önderidir. Bu bakımdan, Türkiye’ye gitmek ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine bir çelenk koyarak silah ve fikir arkadaşlarıyla tanışmak en büyük amacımdır.”

Mustafa Kemal’in birinci Türk kurtuluş savaşında yaptığı hareket sadece Kenya’da değil milli kurtuluş savaşı yapan her ülkede “bayrak” oldu. Cezayir’de Fransız işgaline karşı direnen yurtsever Cezayirli direnişçiler de, ceplerinde Mustafa Kemal’in resimlerini taşıyordu. Daha sonraki dönemde Che’nin fotoğrafının taşındığı gibi.

Trablusgarp’ta gerilla savaşının önderi Mustafa Kemal

Mustafa Kemal’in ezilen dünyadaki ve Afrika’daki Ulusal Kurtuluş Savaşları için temsil ettiği önder kimlik sadece fikirsel değildir. Mustafa Kemal bizzat bir gerilla lideri olarak Afrika’da emperyalizme karşı başlayan ilk Ulusal Kurtuluş Savaşlarından birini İtalyan emperyalizmine karşı Trablusgarp’ta fitillemiştir. O “sıcakkanlı Afrika çocuklarına” ilk ulusal kurtuluş dersleri vermiş liderlerden biridir. Mustafa Kemal’in bizzat gerilla savaşındaki öncü karakteri Ulusal Kurtuluş Savaşları ve Afrika için çığır açıcıdır.

Mustafa Kemal’in Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda düzenli orduyu kurmasına kadar Türk halkı, Mustafa Kemal’in dediği gibi “Ya bağımsızlık, ya ölüm!” sloganı inancıyla hareket etmeye başlamıştı. Yurtsever Türk kurtuluş örgütlenmeleri her bölgede, her şehirde, her ilçede, her köyde ardı ardına kurulmaya başladı. Bütün bu güçlere o dönemin deyimiyle, “Kuvayı Milliye-Milli Güçler” adı verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 12 Temmuz 1920’de TBMM’de özetle şunları söylüyordu:

“Efendiler, böyle küçük küçük müfrezelerin başında subay bulundurmakla vücuda getirilen teşkilat, harbi sagir teşkilatıdır.”

Kalpaklı Kuvayı Milliyeci Mustafa Kemal Paşa, birinci kurtuluş savaşında bütün yurtsever-ulusal güçleri biraraya getirdi, onların lideri oldu. Bu süreç içinde gerilla kuvvetlerinin de başıydı. Mustafa Kemal Paşa, askeri harekâtın bütün çeşitlerini savaş alanlarında yaşadı, gördü, uyguladı ve başarılı oldu. Ülke düzeyindeki yurtsever Türk direniş güçlerini bir araya getirdi ve Sevr Antlaşması’yla dağıtılmış olan düzenli orduyu yeniden kurdu.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nda başarıyla uyguladığı gerilla taktiklerini aslında ilk olarak Afrika ve Balkanlarda emperyalist saldırılara karşı uygulamış ve geliştirmişti. 1910’da Arnavutluk’ta eşkıya takibi, 1911-1912’de Trablusgarp (Derne)’ta kıyı savunması-direnme, 1905’te Suriye bölgesindeki çöllerde muharebe ve dağınık kabilelerin yönetimi, İkinci Balkan Harbi’nde Edirne’nin savunulmasında çıkartma ve ileri harekât, 1908’de Avusturya-Macaristan hükümetinin Bosna’ya yapmak istediği askeri harekete karşı bulunmak üzere Bosna’da yaptığı hazırlık, Çanakkale’de kıyı savunması-direniş, siper savaşı, 16. Kolordu Komutanı olarak 1916’da Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı dağlarında muharebe, 1917-1918’de Filistin/ Lübnan ve Suriye’de Türk subayları-askerleri ve oluşturduğu yerel halkla emperyalist güçlere karşı savaş, Kurtuluş Savaşı’nda oyalama, stratejik savunma, takip, saldırı ve başarı.

Bu olaylarda Mustafa Kemal Paşa, gerilla savaşını (mukavemet-direniş güçleri) bilhassa denedi. Mustafa Kemal, Harp Akedemisinde gerilla üzerine tabiye dersinin ilk tatbik sahasını Trablusgarp savaşlarında bulundu. Arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a yazdığı mektupta Kurmay Yarbay Nuri Bey’in, gerilla metotlarını başarı ile tatbik ettiğini yazıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Libya’nın Trablusgarb şehrinde İtalyan ordusuna karşı gerilla savaşı verildi. Mustafa Kemal Paşa, yerli halkı da örgütleyip varolan Türk subaylarla birlikte İtalyanlara karşı savaştı. Bir İtalyan bölüğünün 150-200, bir İtalyan taburunun 500-900 mevcudu vardı. Bir Türk ileri karakol kuvveti ise en az 5, en çok 20 kişiden oluşuyordu.

Mustafa Kemal Paşa, yerel halkla oluşturduğu bu küçük müfrezelerle İtalyanların bu üstün askeri güçlerine önemli zayiatlar verdiriyor, bozguna uğratıyordu. Düzenli ordu harbi ile gerilla harbi ikisi birarada uygulandığı zaman başarıya ulaşılıyordu. Mustafa Kemal Paşa, sadece klasik harp usüllerini uygulamıyor içinde bulunduğu koşullara ve olanaklara göre en uygun önlemleri alıp ona göre harekat planlıyor, ona uygun hareket ediyordu.

“Sıcak kanlı Afrika çocuklarının” öğretmeni

“Zabıt ve Kumandan ile Hasbıhal” adlı kitapçıkta, Mustafa Kemal şunları söylüyordu:

“Bütün açıklığı ile canlandırılması gereken haklı bir gerçek var ki, o da sıcakkanlı Afrika çocuklarında o saydığımız, savaşçı niteliklerin hareket halinde görülüşleri, bir takım ateşli ruhların Afrika göklerinde uçuşları ile başlar… Bi-misafir vadisinden ilerleyerek boyun noktasını ele geçirmek suretiyle çekiliş hattımızı kesmek isteyen düşman üzerine Teğmen Kasım Efendi komutasında bulunan 70 kişilik Şellavi mücahitlerini de alıp taarruz ettim. Saat 10.40’ta düşmanın iki taburu ile çarpıştık. Düşman geri çekilmeye mecbur edilmiştir.”

Kalpaklı Kuvayı Milliyeci Mustafa Kemal Paşa, Trablusgarp’taki kararlılığını sadece Çanakkale Savaşı’nda değil son Zafer Savaşı’nda da göstermiş, şunu söylemişti: “Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”

Erzurum Kurultayı’nda ilke açıklanmıştı: “Kuvayı Milliye’yi âmil ve iradeyi milliyeyi hakim kılmak esastır.”

1923 yılında da şu açıklanmıştı: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.”

Peki bu nasıl olacaktı? Mustafa Kemal bunun cevabını şöyle veriyor:

“Savaş yalnız iki ordunun değil, iki milletin her şeyi ile, bütün elde tutulur ve tutulmaz güçleriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması demektir. Bundan dolayı bütün Türk milletini, cephede bulunan ordu kadar fikir ve duygu olarak fiilen ilgilendirmeli idim. Milletin her ferdi, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil; köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini ödev almış hissederek bütün varlığını mücadeleye verecektir. Gelecek savaşların başlıca başarı koşulu da en ziyade söylediğim savaş biçiminde gizlidir.”

Türk halkının yüzde 80’inin emperyalizme karşı olduğu söyleniyor. Emperyalizme sadece karşı olmak yetmez. Emperyalizme fiilen de karşı olunmalıdır. Özgürlük ve vatan için ne bedeller ödendiği yukarıda belirtilmiştir. Yüzde 80’i emperyalizme karşı olan Türk halkının hepsi kalpaklı Kuvayı Milliyeci, “Özgürlük ve bağımsızlık benim ve Türk halkının karakteridir”, diyerek savaşan Mustafa Kemal gibi olmalıdır.

Türkler, geçmişte de bugün de bulunduğu her coğrafyada emperyalizme-emperyalizmle işbirliği içinde olan uşaklarına-maşalarına karşı direnen yegane millet olmuştur. Öyle olmaya da devam edecektir.

Kahrolsun emperyalizm ve onun uşakları-maşaları.

Yaşasın yurtsever Türk milleti.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.