Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvelle savaşmıştık. Şimdi karşımızda
40 devlet var!

Turhan FEYİZOĞLU
18 Temmuz 2005, Sayı: 86

İmralı Cezaevi mahkumu Abdullah Öcalan, Suriye’de yaklaşık yirmi yıldan fazla barındırıldıktan sonra Türk devletinin uyguladığı politika nedeniyle 1998 yılında Suriye’den ayrılmak zorunda kalmış, Rusya, İtalya, Yunanistan ve Kenya’da barındırılmış, sonra da CIA tarafından Türkiye hükümeti yetkilileri ve güvenlik elemanlarına teslim edildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Bülent Ecevit, MİT Başkanı Şenkal Atasagun’du. 12 Kasım 1998’dan 16 Ocak 1999 tarihine kadar İtalya’da barındırıldığı zaman gazeteci Nilgün Cerrahoğlu, şimdiki İmralı Cezaevi mahkumu Abdullah Öcalan’la bir söyleşi yaptı ve bu söyleşi, Milliyet gazetesinin 13 Aralık 1998 tarihli nüshasında, “Aynanın İçindekiler” başlığı adı altında yayınlandı.

Şimdi, İmralı Cezaevi mahkumu olan Abdullah Öcalan, bu söyleşinin bir yerinde kendisi ve örgütü için özetle şu açıklamayı yapıyor: “40 yerden müdahale var. 40 devlet. Herkes kendi pozisyonunu kollayacak.”

Türk ve Türkiye düşmanı emperyalist güçler, 1919’da bile bu kadar birlikte ortak hareket edip Türklere saldırmamışlardı. O dönem için yaygın bir deyimle, Türkler, “Yedi düvele karşı savaşmış”, kazanmıştı.

1998’de Türkler, 40 devletin Türkiye üzerinde müdahalesi ile karşı karşıyaydı. Buna rağmen, Türkler yine kazandı.

Ortada bir itiraf var. Nedir bu itiraf? “40 devletin bir şahıs ve bir örgüt üzerinden Türkiye’ye ve Türk vatandaşına karşı emperyalist müdahalesi.” Hiçbir şey gizli değil. Zaten herşey dünya kamuoyunun gözü önünde yapıldı ve yapılıyor. Türk Devletine ve Türk vatandaşına karşı o dönem düşmanlık besleyen bu 40 devletin müdahalesinden bazı örnekler vermek istiyorum.

ALMANYA: Almanya Gizli İstihbarat Servisi’nin o dönem kullandığı bir numaralı adam Kani Yılmaz’dı. Almanya Gizli İstihbarat Servisi’nin bir nuramaralı ajanı gibi çalışıyordu Kani Yılmaz.

Ekim 1995’te Alman Hırıstiyan Demokrat Partisi (CDU) Federal Milletvekili ve Berlin eski İçişleri Senatörü Heinrich Lummer, 1995 yazında, Şam’da, Öcalan ile görüştüAlmanya Federal Anayasayı Koruma Örgütü’nden gizli ajan Grünewald, Mart 1996 ve Mart 1997’de Öcalan’la Şam’da görüştü.

Şam’da Öcalan ile görüşen Hırıstiyan Demokrat Partisi (CDU) Milletvekili Heinrich Lummer, görüşmelerini, o dönem Helmut Kohl’e bağlı çalışan İstihbarattan Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Schmidbauer’in bilgisi dahilinde yapıyordu. Lummer, Kasım 1995’te yaptığı açıklamada, “Almanya’nın çıkarları için gerekirse şeytanla bile görüşürüm”,demişti.

FRANSA: Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın karısı Daniella Mitterand, her türlü desteği verdi.

François ile Daniella, bu dönem karşılıklı birbirlerini aldatıyorlardı.

İNGİLTERE: Temmuz 1998’de İngiliz Parlamenter John Austin Walker, Öcalan’la görüşme yaptı.

İngiliz Lordlar Kamarası mensubu Avebury başkanlığında bir İngiliz heyeti, Ağustos 1998’de Öcalan’la görüşme yaptı.

İTALYA: 10 Eylül 1998’de İtalyan Komünist Yeniden Kurtuluş Partisi (PRC) milletvekili Montavani ve De Cesaris, Öcalan’la Şam’da görüşme yaptı.

İSPANYA: Ağustos 1998’de İspanyol İzouierda Unida Partisi’nin dış politikadan sorumlu sekreteri ve Avrupa Parlamentosu üyesi Pedro Marcet başkanlığındaki bir İspanyol heyeti Şam’da Öcalan’la görüştü.

RUSYA: 10 Ekim 1997’de Rusya Parlamentosu alt kanadı Duma’nın Jeopolitik Komitesi Başkanı Aleksi Mitrofanov başkanlığındaki 4 kişilik Rus Duma milletvekili heyeti Suriye’de Öcalan’la görüştü.

YUNANİSTAN: Yunan Kara Kuvvetleri subayı Yarbay Savvas Kalenderidis (Kod adı: Kalleras), İzmir Askeri Ataşeliği’ne atandı. Savvas Kalenderidis (Kalleras), Türk devletine karşı bölücük yapanları örgütledi ve onlara destek sağladı. Kalleras, Kenya’da Öcalan’ın yanındaydı.

Yunanistan’ın bölücü örgütle bir diğer sorumlu olan ajanı General Dimitris Matafias’dı. Ayrıca, emekli Amiral Andonis Naksakis de, Yunan gizli istihbarat servisi tarafından bölücülerle ilgili ilişkileri ayarlama ve bu bölücü örgütün uluslararası bağlantılarına destek verme amacı ile görevlendirilen Yunanlı casuslardan birisiydi.

17 Ekim 1988: PASOK’ta Andreas Papandreu’nun danışmanı olan Yunanistan gizli servis ajanı Mihalis Haralanbidis, bir grup Yunanlı generalle Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la görüştü.

20 Mart 1992: Yunanistan Yeni Demokrasi Partisi (PASOK) milletvekilleri Varivakis, Vounatso, Elizavet Papazoi ve Mihalis Galenianos’un da aralarında bulunduğu Yunan parlamento heyeti Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la görüştü.

14 Haziran 1995: Yunanistan Parlamentosu Başkanı Birinci Yardımcısı Panayotis Sgourides başkanlığında, Yunan milletvekilleri Hadji Dimitriou, Dimitris Vunatsos, Leonardo Hacandreu, Yannis Statopoulos, Maria Mahera, Vunacos Statopoulos ve Kostas Baduvas’tan oluşan bir Yunan milletvekili heyeti, Bekaa Vadisi’nde Öcalan ile görüşme yaptı.

1997 yazında Yunanistan Parlamentosu Başkanı Birinci Yardımcısı Panayotis Sgourides başkanlığındaki bir Yunan parlamento heyeti Suriye’nin Bekaa Vadisi’nde Öcalan ile görüşme yaptı.

Emperyalist güçler tarafından kullanılanlara bir örnek daha verelim.

Hürriyet gazetesinin 4 Kasım 1997 tarihli nüshasında, “CIA’dan Talabani’ye Ayda 500 Bin Dolar”, başlıklı bir haber yayımlandı.

Talabani diye sözedilen kişi şimdiki Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’dir.

Washington Post adlı gazeteden aktarılan bilgiye göre; “CIA, Celal Talabani ve aşiretine, her ay 500 bin dolar ödendiği”, vurgulanmıştır.

Biliyorsunuz Celal Talabani, Irak’ta Irak halkına yapılan zulüm, baskı, soykırım ve işkenceler için de, 6.5.2004 tarihinde yayımlanan haberlerde belirtildiğine göre, “Abartılmaması gerektiğini”, söylemişti.

Türklerin, “Parayı veren düdüğü çalar”, deyiminde belirttikleri gibi, Talabani de, “çalınan düdük”, gibi düttürmüş. Cumhuriyet gazetesi yazarı Şanlıurfalı Mehmet Faraç, 10 Haziran 2005 tarihinde “ABD, Kandil’i Koz Olarak Tutuyor”, başlığıyla yayımlanan yazısında özetle şunu belirtiyor:

“Beyaz Saray’daki son girişimler de gösteriyor ki; ABD bölgesel çıkarları uğruna PKK’yi hedef almaktan kaçınıyor. Kuzey’de bir devletin kurulma çalışmaları sonuçlanmadan ve Irak’taki direniş Kürt müttefiklerin desteğiyle kırılmadan Kandil Dağı’na yönelik bir operasyon çok uzak görünüyor. PKK ise bir taraftan eylemlerini sürdürüyor diğer yandan, ‘Karşılıklı ortak çıkarlara dayalı ilişkiye herkese açığız’ diyerek ABD’ye göz kırpıyor.”

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 1.7.2005 tarihinde bir gazete yayımlanan habere göre, Savunma ve Havacılık dergisinin sorularını yanıtlarken özetle şu açıklamayı yapmış:

“PKK, silahlı eylemlerine paralel olarak insan hakları kisvesi altındaki talepleri ülke bütünlüğünü tehdit etmektedir. Maalesef bu girişimler, gerek yurtiçinde bazı kesimlerden, gerekse AB üyesi bazı Avrupa ülkelerinden hak ettiği tepkileri almamakta, buna mukabil adeta desteklenmektedir. Bölücü örgüt, bazı komşu ülkelerden ve Avrupa ülkelerinden elde ettiği yardımlarla Kuzey Irak’ta barınma, silah, eğitim, finansman, tedavi, elaman temini, yayın organlarının çalışma ortamını sağlamış, bölgedeki kargaşadan da yararlanarak, aradığı siyasi desteği bulmuştur.”

Yukarıda isimlerle hangi devletin ve bu devletin hangi adamlarının Türk Devleti aleyhinde çalıştığı belgelerle açıklanıyor.

Bu bir suç duyurusudur.

Cumhuriyet gazetesinin 10 Haziran 2005 tarihli, “Şehit Analarından Suç Duyurusu” başlıklı haberde özetle şu açıklama yapılıyor:

“İstanbul Şehit Anaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, terör örgütü PKK li-deri Abdullah Öcalan hakkında, ‘Devletin hakimiyeti altındaki toprakların bir kısmını devletin idaresinden ayırmaya yönelik hareketlerde’ bulunduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.”

Bu suç duyurusuna yukarıda isimleri belirtilen devletler ve kişiler de eklenmeli. Gazeteci Yavuz Donat, 5 Temmuz 2005 tarihli Sabah gazetesinde yayımlanan yazısında, Hakkari’nin kent merkezine 17 kilometre uzaklıktaki Dağ ve Komando Tugayı’nın bulunduğu yerdeki anıttan bahsetmiş.

Yavuz Donat, “Anıtta 1.233 taş var. Biz gidince 2 taş daha eklendi. Geçen gün şehit düşen üsteğmen ile asteğmenin adlarının yazılı olduğu 2 taş. Ve her taşın başında birer çam fidanı. Bir yanda, Ey bu toprak için toprağa düşmüş asker, yazısı okunuyor. Bir yanda, Ne Mutlu Türk’üm diyene.” Anıta, “Adları ile Güneşi Yükseltenler” adını vermişler.

Yirmi yıl içinde, tüm dünyanın gözü önünde otuz binin üzerinde Türk vatandaşı öldürüldü. Elektrik kaçak kullanıldı, kullanılıyor. Yüzlerce okul yakıldı. Ulaşım ve yol araçları tahrip edildi. PTT link istasyonlarına saldırı yapıldı, tahrip edildi. Binlerce dönüm ormanımız yakıldı. Çevre ve insan hakları açısından insan hakları suçu işlenmiştir. Trenlere sabotaj düzenlendi. Onbinlerce vatandaşımız sakat bırakıldı.

Başbağlar katliamı, Bingöl-Elazığ karayolunda alçakça katledilen 33 asker şehidimiz, Bakırköy-Çetinkaya mağazasının yakılması ve katliamı, Mavi Çarşı mağazasının yakılması ve katliamı, Tuzla tren durağı katliamı ve buna benzer vahşice yüzlerce katliam unutulmadı. Unutulmayacak.

Unutulması da mümkün değil. Bu katliamlara, vahşetliklere destek veren, katılan kim olursa olsun suçludur. Hem insanlık hem de tarih önünde suçludurlar. İnsan hakları suçu işlemişlerdir ve İnsan Hakları Mahkemesi önünde hesaplarını vereceklerdir.

İnsan hakları suçu işleyenlere karşı Türk Devleti ve Türk vatandaşının güvenliği, meşru savunması için kim canını vermişse, çaba göstermişse onlar Türk tarihinin yurtsever şehitleri ve yurtsever kahramanlarıdır.

Yurtsever şehitlerimizi ve yurtsever kahramanlarımızı unutmamız mümkün değil. Hepsini sevgiyle anıyorum. Yurtsever Türk şehitleri, gazileri ve kahramanları hiçbir zaman unutulmayacak.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.