ATATÜRK’Ü DEĞİL HUMEYNİ’Yİ SEVİYORLARMIŞ….

Atatürk 21 Mart 1922 tarihinde Ankara'da yapılan Nevruz kutlamalarında

Teke Tek programını izlerken adeta bir şok yaşadım geçen gün. Fatih Altaylı programında türban meselesini üniversitede okuyan kızlarla konuşup tartışmak amacıyla çağırmıştı o genç kızları. Kızlardan ikisi türbanlı, ikisi de başı açık kızlardı.

1999’dan  bu yana türban eylemcisi olduğunu söyleyen Nuray isimli genç kız, inanç özgürlüğü  kapsamında türbanla eğitim hakkını savunurken, bunun eğitimle 
sınırlı olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her türlü hakkı  kapsaması gerektiğini söyledi. Aslında bu söylem kimseyi pek şaşırtmadı. Zira alıştığımız bir durumdu bu. Türban savunucularının sıkı sıkıya sarıldıkları bir söylemdi bu.  Yani AKP’nin Anayasa’da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten  onları kesmeyecekti. Bu bilinen bir gerçekti. Ancak bu kız konuyu bambaşka taleplere kadar taşıma cesareti gösterdi.

Nuray’a “İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku  beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin  ortaya çıkmayacağını ve yarın öbür gün Müslümanların kadı  mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?”  şeklinde bir soru yöneltildi. Verdiği cevap da ilginçti; “Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de.  Niye insan kendi inandığı  hukukla yönetilmesin?” Fatih Altaylı da izleyen herkes de aminim şok olmuşlardır bu cevap karşısında. Hemen ardından bir soru; “Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey  nasıl olacak?” Cevap; “Niye olmasın”

Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser’e bir soru; “İran’daki baskı rejiminin İslam’a örnek olamayacağını  söylüyorsun ama facebookdaki sayfanda Humeyni resimleri varmış”  Gayet sakin bir tonda yanıtlıyor soruyu; “Evet var. Humeyni’yi çok severim.” Ardından ise bizleri asıl şoke eden soru ve alınan yanıt geliyor; “Peki Humeyni’yi çok seviyorsun. Atatürk’ü de sever misin?” Yanıt olarak sadece askeri yönü ön plana çıkararak; “Asker olarak çok başarılıymış” dedi. Tam anlamıyla bir Milli Görüş çizgisi söylemiydi bu.

 Diğer  öğrenci de Humeyni’yi çok sevdiğini söylüyordu. Yine Fatih Altaylı ona da “Peki Atatürk’ü seviyor musun?” diye sordu. Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi.Sonra “Hayır Atatürk’ü hiç sevmem” dedi. “Neden?” diye soruldu. Alınan cevap; “85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan” dedi. “İyi de sevmediğin o adam Türkiye’yi İngiliz, Fransız, Yunan  işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk. O  olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında  olabilirdik. Sömürge olurduk” açıklamasını yapınca Fatih Altaylı, “Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar  başlattı. Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman. Atatürk’le ilgisi yok” dedi türbanlı kız. “Atatürk bu savaşı organize etmeseydi, Maraş’ta veya başka bir  yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi” diyen Fatih Altaylı’ya yine bir cevabı vardı kızın; “Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında  inançlarımız daha iyi yaşayabilirdik. Daha özgür olabilirdik”  dedi.

Ülkemizin üzerindeki asıl mesele kara cehalet. Ve yazıktır ki bu kara cehalet ülkemizi tehdit eder hale gelmiş durumda. Neden mi öyle diyorum? Bir defa Nene Hatun, Maraşlı değil, Erzurumlu. O bölgede savaştığı düşman, Fransız değil, Rus. Ruslar başörtüsüne değil Aziziye Tabyası’na saldırmışlardı. İlk kurşunu sıkan Sütçü İmam değil , Hasan Tahsin idi. Üstelik kızın söylediği gibi Maraş’ta değil, İzmir’de. Baktığımız zaman Hasan Tahsin tetiğe Sütçü İmamdan tam altı ay önce basmış.

Üstelik o dönemin sosyolojik yapısı incelendiğinde cephedeki insanların hepsinin Müslüman olmadığını da göreceklerdir. O dönemde okunan “şehit listesi”ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu doktorlar arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var. Dikkat edilirse hepsi de şehitlerimiz olarak geçmiştir tarihe. Zira o dönemde şehitlik dinle alakalı bir şey değildi. Tamamıyla yurtseverlikle alakalıydı.

Yazıktır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya olduğu durum yansıdı geçen gün tüm açıklığıyla televizyonlara. İstenen şey açıkça şeriat. Pek çoğu tarafından dillendirilmese de asıl talep edilen bu. Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni de bu. Zira bu Türkiye Cumhuriyeti’nden alınmak istenen rövanş.

Çok da güzel kılıf uydurulmuş. Bunun kılıfı özgürlük. Bunun kılıfı demokrasi.
Bunun kılıfı liberalizm. Kabul ederseniz. Etmezseniz zorla yaptırmak istiyorlar. Örneğini gördüğümüz kara cehaleti ülkemize yerleştirmek istiyorlar. Gerisini siz düşünün….
 
ARZU KÖK
kok.arzu@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.