Sultan Abdülaziz
Sultan Abdülaziz

Turhan FEYİZOĞLU
Ocak 2000

Bundan sonra her ay Berfin Dergisi’nde Türkiye’nin toplumsal mücadeleler tarihini gençlik hareketleri açısından okuyucuya aktarmaya çalışacağım.

Bu gençlik hareketleri, gençlik sorunlarından meydana gelmiş olaylar değildir. Doğrudan toplumun toplumsal sorunlarından kaynaklanan ve içlerinde gençlerin de bulunduğu olaylardır.
Aktaracağım her olay, kronolojik bir sıralamaya göre değil, elde olan bilgi ve belgelere göre sıralanacaktır.

İlk olarak, halen tartışılan ve bazı kesimlerin “Avrupa’nın bir parçası olmak” amacıyla yaptığı girişimlerdir. Yani, “Türkiye’nin Batılılaşma” adı altında emperyalist devletlerin güdümüne sokma çabasıdır.

Üç kıtadaki sınırları içinde çeşitli topluluk ile milletleri yaklaşık yediyüz yıl barındırmış, “Yelkenleri atlastan”, kendisini hiç bir ülke ile eş değer görmeyen  bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu, askeri, mali ve siyasi sorunlara girdikten itibaren küçümsediği Batı’ya gitmek zorunda kalmış, devletin yönünü bu yöne çevirmek için çaba göstermiştir.
Hatta ilk kez bir Osmanlı Sultanı, Avrupa ülkelerine seyahete çıkar.

Padişah Abdülaziz, 21 Haziran 1867 Cuma günü, seyahate başlar.  1 Temmuz 1867’de Paris’e giden Sultan Abdülaziz, daha sonra Londra’ya gider.

23 Temmuz 1867’de Londra’dan ayrılan Sultan Abdülaziz, İstanbul’a döner. Avrupa seyahati 47 gün sürmüştür.

1875 sonbaharında ülkenin ekonomik durumu gittikçe zayıflamaktadır. 1875’de Sirbıstan, Ege ve Akdeniz’deki adalarda, Mısır’da, Karadağ, Romanya, Bosna ve Hersek’de isyanlar patlak verir. Mali soruların yanında toprak kayıpları da başlamıştır. Yaşanan her kötü durum toplumsal huzursuzluğu artırır. O dönem yaşanan bir olay bu huzursuzluğu çok güzel yansıtır. “Selanik vakası” olarak adlandırılan olay şöyledir.

Resmi makamlara müslüman olmak istediğini bildiren bir Bulgar kızı, islam kadınları gibi giyinerek trenle Avrathisar adlı beldeden Selanik istasyonuna gelir. Ancak, kızın amacını öğrenen bazı hristiyanlar tarafından telgrafla Selanik’in Amerikan Konsolosluğuna bildirir. Telgrafı alan Amerikan Konsolosu da, istasyon çevresine Rum ve Bulgar’lardan oluşan bir kalabalık yığar. Konsolosun buyruğuyla harekete geçen bu kalabalık, kendisini istasyondan hükümet konağına götürmekle görevli 3 zaptiyenin elinden zorla aldıkları Bulgar kızının feracesiyle, yaşmağını parçalar.
“İslam” olduğunu haykıran kızın yardımına koşan birkaç müslüman-Türk hırpalanır ve kız da Amerikan konsolosluk arabasıyla Amerikan Konsolosluğuna götürülür.

Ertesi günü, bunu bir onur sorunu sayarak kızın hükümete teslimini istelen yaklaşık onbin müslüman-Türk, “Saatli Cami” adıyla da anılan Selimpaşa Camiisi’nde toplanır.
Öfkeli topluluk, Amerikan Konsolosluğunu basmak amacıyla yola koyulur. Bu olayı engellemeye çalışan Fransız ve Alman konsolosları topluluk tarafından linç edilir. Sonunda işe karışan İngiliz konsolosu, Bulgar kızı, Türk makamlarına teslim eder. Böylece ortalık o gün yatışır.

Ancak, Rus Elçisi General İgnatiev başkanlığında büyük devlet elçileri, Istanbul’da bir toplantı yapar ve karaya asker çıkarmak amacıyla Selanik limanına birer filo gönderir.
Rusya, Avusturya ve Almanya, İngiltere ve Fransa’nında onayını alarak, gerektiğinde Türkiye’ye müdahele etmek amacıyla 31 Ocak 1876’da, bir nota verir.
Başbakan Mahmut Nedim Paşa, Avrupa kamuoyunu yatıştırmak amacıyla Selanik’te düzenlenen gösterilere katılan suçsuz ve günahsız altı kişiyi hemen idam ettirir. Gösterilere katılanların büyük çoğunu şiddetle cezalandırır ve Selanik Valisini görevden alır.

Hükümetin, Bulgar kızını Amerikan konsolosluğundan alması için hiçbirşey yapmaması, ayrıca gösteriye katılanların birçoğunun cezalandırılması nedeniyle gösteriler daha da artar.
Bir taraftan ekonomideki ciddi sorunlar, bir taraftan İmparatorluğun Avrupa bölümündeki illerinin ayrılmak istemeleri, hemen hemen tüm halk kitlelerini sarmış olan hükümetten hoşnutsuzluğu iyice artmasına sebep olur. Halk, Balkanlardaki isyanların, her ne pahasına olursa olsun bastırılmasını, hükümetin Rusya ve Avruya’ya ödün politikasına son vermesini istemektedir.
Istanbul’daki Rus Elçisi General İgnatiyef’in düzen ve denetimi altında, 2 Mayıs 1876’da Bulgarlar, ayaklanır. İsyan kısa sürede Makedonya’ya yayılır.

Serasker Hüseyin Avni paşa, Askeri mektepler Nazırı Süleyman Paşa, Şura-yı Devlet Reisi Redif Paşa, Yeni Osmanlılar cemiyetinin lideri Mithat Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi’den oluşan bir grup, öğrencilerin ve halkın hoşnutsuzluğunu Padişah Abdülaziz’in hal etmeye yönlendirir ve uygulama alanına koyar.

Avrupa’nın ve Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun içişlerine müdahalelerine tepki duyan öğrenciler, 9 Mayıs 1876 Pazartesi günü, eyleme geçer. Fatih Camii medreselerinde eğitim gören 250 öğrenci, dersleri bırakma kararı alır. Kısa zamanda sayıları 5000’e ulaşan öğrenci, ayrıca, Fatih’te bir miting yapar.

10 Mayıs 1876 günü, gösterilerde bulunan Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt medreseleri öğrencileri, Padişahın en büyük oğlu İzzettin Efendi’nin yolunu keser ve “Git babana söyle Başbakan Mahmut Paşa ile Şeyhülislam Hasan Fehmi Efendi’yi görevden uzaklaştırsın”, der.

O dönemin eğitim kurumları olan Medreselerin yoğun olduğu Fatih semtinde sürekli gösteriler yapılmaktadır.
11 Mayıs 1876 Çarşamba günü, Yıldız Sarayı’na Padişah’ın huzuruna yürüyüşler düzenlenir.
Başbakan Mahmut Nedim Paşa, kamuoyunun olayları bilmemesi için basına sansür koyar. Fakat, olaylar devam eder.
Talebenin isyanı, YeniOsmanlılar cemiyetinin liderleri Mithat Paşa, Ziya Bey ve bazı medrese hocaları tarafından yönetilmektedir. Hadise, geriden de, ayrıca, bir Mason cemiyetine üye olan Veliahd Murad Efendi tarafından takib edilmektedir. Talebenin silahlandırılması için gereken para Veliahd Şahzade Murad Efendi’nin Grek sarrafı Hristaki’den alınır.
Rus nüfuzunun kırılabilmesi amacıyla 12 Mayıs mitinginden önce öğrencilere 15 bin tüfek ve pistol dağıtıldığı, bu para ile silah dağıtımının İngiliz hükümeti tarafından yapıldığı ileri sürülür.
Öğrencilere ise, “Mahmut Nedim Paşa’nın Başbakanlıkta kalması halinde Rusya askerlerinin İstanbul’a gelecekleri”, hakkında propaganda yapılır.
Fakat, şu bir gerçektir; İstanbul’da bulunan Rus Elçisi İgnatiyef’e yakınlığından ötürü, Başbakan Mahmut Nedim Paşa’ya “Nedimof” adı takılmıştır.
Fatih cıvarında toplanan on bin kadar Fatih, Süleymaniye ve Beyazıt Medreseleri öğrencileri, 12 Mayıs 1876 Perşembe günü, Fatih meydanında toplanır. Yapılan konuşmalarda şunlar dile getirilir:

“Devlet ve memleketin hukuk ve istiklali düşmanlarca çiğnendiği bir zamanda derslerle uğraşmak dine ve ulusal onura uygun değildir. Öğrenim ve bilimsel çalışma ancak huzur ve sükun içinde olabilir.

Böyle fitne ve karışıklık, ayrıca iç ve dış savaşın yaşandığı bir zamandayız. Bundan ötürü, ders okuyamayız. Öğrenciler silahlı bulunmalıdır. Memleketin içinde bulunduğu felaketlere bir çare bulacağız.”

Cağaloğlu’nda bulunan Genelkurmay Başkanlığı ve Başbakanlık önüne giden öğrenciler, “Başbakan’ı istemeyiz”, “Şeyhülislam’ı istemeyiz”, diye bağırmaya başlar.

Talebeler, Başbakanlık ve Genel kurmay Başkanlığı önünden ayrılmaz, geceyi toplu halde geçirir.

13 Mayıs 1876 Cuma günü, sabahleyin, Şeyhülislam azledilir.

Öğrenci isyanı hakkında yeni hükümet, 16 Mayıs 1876 Pazartesi günü, “Bab-ı Valay-i Fetvapenahi” namına aşağıdaki ihtarı gazetelerde neşreder:

“Öğrencilerin içinde şu arada bazı yasadışı hareketler yapıldığı işitilmektedir. Her toplulukta cehalet yüzünden, o topluluğa yakışmayan hareketlere meydan verecek küstah kimselerin olduğu yadsınamaz ise de, talebe sınıfı ülemadan olduğundan diyanet işleri iktizasınca…talebeye bazı ihtar ve tenbihlerde bulunmağa lüzum görüldü. Adab-ı insaniye ve İslamiye dışına çıkmamak lazımdır. Yukarıdaki tenbihler hilafına hareket edenler her halde mesul olacaklardır.”

Bu ihtara rağmen, öğrenciler, 17 Mayıs 1876 Salı günü, Beyazıt ve Fatih meydanlarında gösteri tertip eder. Toplantıda yapılan konuşmalarda tepkilerini şöyle dile getirirler:

“Her taraf da ehli islam hıristiyanların sürekli hakaretlerine ve ezalarına karşı bir şey yapamıyor. Buna sebep olan hükümet yetkililerini ortadan kaldırma, şer’an cümlemize vazife-i zimmettir.”
Bu şekilde nutuklar atan öğrenciler, Cağaloğlu’ndaki Bab-ı Ali’ye doğru yürüyüşe geçer. Amaçları, Başbakanlığı basıp Başbakan’ı Bab-ı Ali önünde asmaktır. Bu galeyan kısa zamanda İstanbul’un her tarafına yayılır.

Talebenin gelişini haber alan Başbakan Mahmut Nedim Paşa, sadrazam mühürünü almak maksadıyla gelen Mabeyinciye, “Beni parçalarlar”, der ve kunduralarını bile giymeğe vakit bulamadan yalınayak olarak kaçar.

Başbakan Mahmut Nedim Paşa’nın kaçtıktan sonra ne yaptığı hakkında iki iddia öne sürülmektedir:

Bir iddia, İran Sefarethanesi’nin alt tarafındaki sokaktan kaçarak yalısına, diğer iddia ise, Başbakanlığın arka kapısından gizlice çıkar ve İran Sefaretine sığınır.
Netice de, Başbakan Mahmut Nedim Paşa, başbakanlıktan uzaklaştırılır. Gösterilerin asıl maksadı Mithat Paşa’yı başbakanlığa getirmektir. Fakat, Mütercim Rüştü Paşa başbakan  yapılır.
16 Mayıs günü hükümetin yaptığı ihtara cevap olarak, Fatih Medresesi öğrencilerinden yirmi kişinin imza ve mühürünü taşıyan bir açıklama, 20 Mayıs 1876 Cuma günü, gazetelere gönderilir.

Açıklama şöyledir:

“Vakit gazetesinin 241 numaralı nüshasında bizlere hitaben padişahın emriyle hareket eden Şeyhülislam Hazretlerinin ilannamesini gördük.

Ve fakat, şu günlerde, aşağılık bazı kimseler talebemizin kıyafetine girip ötede beride bazı uygunsuz haller vukua getirdikleri ve hatta yapılan gösterilerde o kimselerden bir kaç nefer tutulup zabtiyeye teslim olunduğu beyan olunmaktadır. Ve bu babda Bab-ı Valay-i Fetva memurlarıyla Zabtiye Nezareti celilesinin nazar-ı dikkatini celb ve davet ederiz.”

İngiliz donanması, İstanbul’a girmek üzere, 24 Mayıs 1876 Salı günü, Çanakkale’nin Beşike limanında hazır bekletilir.

Marks, Mithat Paşa’nın 1876 darbesi hakkında, 25 Mayıs 1876 Çarşamba günü, Engels’e yazdığı, mektubunda şunları belirtir:

“Hatırlarsın, bir süre önce, Türkiye’yi konuşurken sana Türkiye’de (Kuran’a dayanan) bir Puriten Türk Partisi’nin çıkma ihtimalinden söz etmiştim. İşte gerçekleşti.”
29 Mayıs 1867 Pazartesi günü, Padişah Abdülaziz hakkında,“Umuru siyasetten bihaber, devlet mülkünü tahrip edip, bu tutumu ile bekayi mülk ve millet için mevcudiyeti muzur olup, hal’i caiz olduğuna”, dair Şeyhülislam fetvası alınır.

30 Mayıs 1876 Salı günü. Harbiye Okulu öğrencileri başlarında okul komutanı Süleyman Paşa, Taşkışla ve Gümüşsuyu kışlalarında bulunan askerlerde, Istanbul komutanı Refik Paşa’nın emrinde harekete geçer.

Askeri Mektepler Nazırı Süleyman Paşa, Harbiye Okulu öğrencilerine şöyle hitap eder:

“Arkadaşlar, Devlet ve millet bu gece sizden büyük ve mukaddes bir hizmet istiyor. Padişahımız, memleket idaresini en büyük düşmanınız olan Rusların eline teslim etmiştir.Bu suretle Sefir General İgnatiyef herşeye amil olmağa başlamıştır.

Memleketi bu dereceye indiren Padişah’ınhal’ine, ülema ve rical-i devlet karar vermiştir. Ve bu hizmetin icrasını bizlere havale eylemiştir. Bizde şimdi müştereken Saray’a giderek bu vazifeyi yerine getireceğiz.”

Öğrenciler, hep bir ağızdan, “Hazırız, gideriz”, diye bağırır.

Harbiye Okulu öğrencileri, kumandanları nezareti altında Gümüşsuyu kışlası yolu ile Dolmabahçe önüne gelir. Sarayın her tarafı öğrenci ve askerle kuşatılır.
Bu olayda, Şeyhülislamın medrese öğrencileri, Harbiye Okulu öğrencilerinin yanında yeralır.

Süleyman Paşa, Padişah Abdülaziz’i saraydan alıp, rıhtımda bekleyen filikaya bindirir ve, Topkapı’daki sürgün yerine gönderir. Abdülaziz, 4 Haziran 1876’da ucu sivri bir makas ile kollarının damarlarını keserek intihar eder. Fakat tarafdarları, katledildiğini iddia eder. Bu nedenle, daha sonra mahkum edilen Mithat Paşa, idam edilir.

30 Mayıs 1876 Salı günü gecesi, Sultan Abdülaziz’in istifa ettiğini bildiren bir açıklama okunur.

Yeni Osmanlılar cemiyeti liderlerinden Namık Kemal’in öğrencisi olan Beşinci Murat Efendi, tahta çıkarılır. Fakat, Beşinci Murad’ın iktidarı çok kısa sürer. Yerine İkinci Abdülhamid, tahta çıkarılır.
Talebe kıyamında aydın, asker ve sivil birlikte hareket ettiği için bu darbe, ilk “cunta” hareketi olarak adlandırılmaktadır.

Tercüman-ı Ahval gazetesi sahibi Agah Efendi ile talebelerden Yunus Kadri ve Fehmi Efendiler büyük rol oynar.

İsmail Kemal, Hasan Fehmi, Köse Raif, Rifat Bey ve Paşalar ve daha birçok münevverler bu talebe-i ülum kıyamını destekler ve medreselere girmemeleri için teşvikatta bulunur.
Talebe kıyamından maksat, Mithat Paşa’yı Başbakan yapmaktır. Bu temin edilemez. Mehmet Rüştü Paşa dördüncü defa Başbakanlığa getirilir. Hasan Hayrullah Efendi Şeyhülislam ve Hüseyin Avni Paşa da Genelkurmay Başkanlığına tayin olunur. İlk önce Meclis-i Vükela’ya memur edilen Mithat Paşa, 6 Haziran 1876’da Danıştay Reisi olur.

Bu vaka, Avrupa gazetelerini fevkalede alakadar etmiş; İngiliz ve Fransız matbuatı, Mithat Paşa’yı methederken Rus neşriyatı Mahmut Nedim Paşa’yı iltizam ve Mithat Paşa’ya aleyhtar bir cephe alır.
Cumhuriyet yönetimini ilan edeceği söylenen Mithat Paşa, 19 Aralık 1876’da, ikinci defa Başbakanlık’a getirilir. Kanun-i Esasi, yani ilk anayasa, 23 Aralık 1876’da ilan edilir.

Mayıs 1876 darbesi, hem iç huzursuzluğun hem de dış dinamiklerin oynadığı roller sonucu meydana gelmiştir. Darbe, bir anlamda, ekonomik ve siyasi anlamda emperyalizme bağımlılığın ortaya çıkardığı huzursuzluklar sonucu meydana gelmiştir.

20 Ekim 1990 Cumartesi günü, Milliyet gazetesinde yayınlanan söyleşisinde Süleyman Demirel, bu olay hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Sokak, Osmanlı devrinden beri çalışır. 27 Mayıs’ta da çalışmıştır. 12 Mart döneminde de çalışmıştır. Sokak, genellikle iktidar değişiklikleri getirir. Onun için kullanılagelmiştir. 1876’lı yıllarda Abdülaziz’in tahttan indirilmesine kadar giderek, Talebe-i Ülum Hareketleri, daha sonra gençlik hareketi olarak sokağa konulmuştur. Üniversite gençliği olması şart değildir. Bu sokak hareketlerinin arkasından da iktidarlar değişmiştir”, der.

Sohbete katılın

1 yorum

  1. Abdülaziz han intihar etti öyle mi? Kimi kandırıyorsunuz siz Allah aşkına.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.