EL Arabiya’dan düşürülen Türk jetiyle ilgili şok iddia

EL Arabiya’dan düşürülen Türk jetiyle ilgili şok iddia

29.09.2012 12:09

El Arabiya televizyonu Suriye istihbaratına ait olduğu iddia edilen “çok gizli” iki belge yayınladı. Suriyeli muhaliflerin sızdırdığı belgelere göre, 22 Haziran’da Akdeniz’e düşen Türk keşif uçağındaki iki pilotu Suriye ordusu sağ buldu. Suriye Hava Kuvvetleri İstihbaratı’nın “savaş esiri” muamelesi yaptığı pilotlar, Moskova’dan geldiği öne sürülen emirle “doğal yollardan” öldürülüp cesetleri deniz dibine yerleştirildi!

El Arabiya televizyonu, Akdeniz’de Suriye ordusu tarafından düşürülen uçaktaki iki Türk pilotun olaydan sağ kurtulduğunu fakat Suriye askerleri tarafından infaz edildiklerini öne sürdü.

El Arabiya, Suriyeli muhalifler yardımıyla ele geçirdiğini iddia ettiği bir belgede Devlet Başkanı Beşşar Esed tarafından Suriye Özel Operasyonlar Birliği Komutan Hasan Abdurrahman’a gönderilen gizli belgede Uçağın Tarsus’taki Rus üssüyle koordinasyon içinde düşürülmesinin ardından iki Türk pilotun Suriye Hava Kuvvetleri istihbaratı tarafından yakalandığı ifadelerinin yer aldığını aktardı.

Televizyonda yayınlanan Suriye gizli belgelerine göre Türk uçağı uluslararası hava sahasında Grad füzesiyle düşürüldü. Donanma ve hava kuvvetleri, iki pilotu Tartus’ta bulunan Rus donanması ile koordinasyon kurularak yakalayarak Suriye sularına getirdi. Yayınlanan belgelerde, pilotlara Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in emriyle ‘savaş esiri’ olarak muamele edileceği bilgisi de yer alıyor.

İKİ ESİRDEN KURTULUN

Televizyon kanalının yayınladığı son belge ise Suriye Başkanlık Sarayı mührüne sahip. Habere göre tüm istihbarat merkezlerine gönderilen emirde, yine Rusya liderliğinin tavsiyesiyle, Özgür Suriye Ordusu’na destek veren Türkiye’yi zor durumda bırakacak eylemler yapılması emredildi. Yayınlanan belgede, Eldeki iki esirden normal bir şekilde kurtlun ve uçağın düştüğü yere geri götürün. ifadeleri yer alıyor.

ileMilliyet – EL Arabiya’dan düşürülen Türk jetiyle ilgili şok iddia.

‘Elimizde şok bilgiler var!’

Artık haberi de Arap’lardan alacağız galiba
Turkish Forum

Türkiye’nin gözü burada…

El Arabiya televizyonu, Suriye rejimine ait çok sayıda gizli belgeyi yayınlayacağını duyurdu.

Dubai merkezli Suudi televizyonu, iki hafta içinde 12 bölüm halinde yayınlayacağını açıkladığı belgeler arasında Doğu Akdeniz’de düşürülen Türk jetiyle ilgili “şok bilgiler” de bulunduğunu iddia etti. Kanalın internet sitesindeki haberde, bu bilgilerin içeriğine dair detay verilmedi.

Haberde, El Arabiya’nın, Suriyeli muhalifler tarafından temin edilen bu belgelerden yüzlercesinin doğruluğunu teyit ettikten sonra kamuoyuyla paylaşmaya karar verdiği belirtildi.

El Arabiya, “Suriye tarafından düşürülen Türk savaş jetine ne olduğu hakkında detayların yanı sıra Suriye rejiminin Ürdün ve Lübnan’ın istikrarını bozmak için nasıl bir rol oynadığını ortaya çıkaran olayları içeren bu şok bilgiler ilk kez kamuoyuyla paylaşılacak” iddiasında bulundu.

Arap televizyonu, yayınlayacağı belgelerin, Rusya ve İran’ın Suriye’ye verdiği desteği de gözler önüne sereceğini ileri sürdü.

MUHALİFLER: PKK İLE İLGİLİ BELGELER DE VAR

El Arabiya, belgelerin açıklanacağı programın ilk bölümünün, bu akşam Türkiye saati ile 19.30’da yayınlanacağını belirtti.

Hurriyet.com.tr’nin ulaştığı Suriyeli muhalif kaynaklar, Türk jetiyle ilgili belgelerin bugünkü programda yayınlanacağını öne sürdü. Muhalifler kaynaklara göre, açıklanacak belgeler arasında PKK ile ilgili bilgiler de bulunuyor. (Hürriyet)

 

‘Irak uçağımızı düşürdü!’

Milli Savunma Bakanı açıkladı

Dönem dönem dile getirilen iddia Bakan Yılmaz’ın açıklamasıyla resmen kabul edildi: Irak 1983’te Zaho Vadisi’nde, ilk sınır ötesi harekâta katılan F-100 tipi Türk askeri uçağını düşürdü.

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait RF-4E keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesinin ardından, başka devletler tarafından düşürülen savaş uçaklarına ilişkin bilgiler de gün ışığına çıktı. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 1923 yılından bu yana başka ülkelerce düşürülen Türk askeri uçaklarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Bakan Yılmaz’ın verdiği bilgiler, 1965 yılından bu yana üç Türk askeri uçağının başka bir devlet tarafından düşürüldüğünü ortaya koydu. Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, ilk düşürme olayı 14 Eylül 1983’te yaşandı.

Sabah’ın haberine göre, Türkiye, ilk sınır ötesi operasyonunu Türkiye ve Saddam Hüseyin dönemi Irak’ı arasında imzalanan Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması sonrasında, 25 Mayıs 1983 tarihinde yaklaşık 7 bin askerle yapmıştı. Anlaşmayla Irak sınırından 10 kilometre içeriye girme yetkisi elde eden TSK, operasyonda Irak sınırından 5 kilometre içeriye girmişti. 1983 yılında yaşanan olayın ayrıntısına ilişkin iddialar ise, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-100 Super Sabre askeri uçağın Irak-Türkiye sınırının Irak tarafında sıfır noktasına yakın bir bölgede ‘hava sahasını ihlal’ gerekçesiyle Irak Hava Kuvvetlerince vurulduğu yönünde. Türk askeri uçağının vurulduktan sonra Zaho Vadisi’ne düştüğü ancak pilotların olaydan sağ kurtulduğu ve Irak tarafından Türkiye’ye teslim edildikleri de kaydediliyor. Olay, 1980’li yıllarda sadece duyum seviyesinde kaldı ve arka planı kamuoyu ile paylaşılmadı.

TOPLAM 3 UÇAK DÜŞÜRÜLDÜ

Bakan Yılmaz’ın bilgisini verdiği üç uçak düşürme olayından ikincisi 8 Ekim 1996’da Ege Denizi Sakız Adası güneyinde yaşandı. Yunan uçaklarıyla it dalaşı yapan Türk F-16’sı düşmüş, Pilot Yarbay Osman Çilekli kurtulurken, öğretmen Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan uçakla birlikte denize gömülmüştü. Yıllar sonra bir Yunan dergisi, olayın kaza olmadığını, Yunan Mirage savaş uçağının füzeyle Türk savaş uçağını vurarak düşürdüğünü yazmıştı. Gelişme üzerine şehit pilotun ailesi Yunan Hükümetine karşı AİHM’ye dava açmış ancak AİHM ailenin tazminat talebini reddetmişti. CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ise açıklamayla haziran ayında düşen savaş uçağının bir devlet tarafından düşürüldüğünün kesinleştiğini fakat bu devletin kim olduğunun Başbakan tarafından Türk ulusuna açıklanması gerektiğini kaydetti.

Etiketler: Irak 1983 Zaho Vadisi uçak ilk sınır ötes harkeat F-100 tipi uçak

ile’Irak uçağımızı düşürdü!’ | GAZETE VATAN.

PİLOT’LAR DÜŞEN UÇAĞIN İÇİNE SONRADAN YERLEŞTİRİLMİŞ.

NAITILUS ARAŞTIRMA GEMİSİ’nin Türkiye’li personeli medya’ya yaptığı açıklamada;

Düşürülen uçağın içinden çıkardığımız pilotlar oraya sonradan koyulmuştu..Buraya koyulmadan önce suriye’nin elinde esir olduklarını düşünüyoruz..Bu konuda araştırmalarımız devam ediyor.

SURİYE’DE “VUR” EMRİNİ KİM VERDİ?


                                                                        Prof. Dr. Oya Akgönenç

Türk uçağının vurulmasından bu yana pek çok açıklanmalar yapıldı ve Suriye tam bir karmaşa ve şaşkınlık içinde olduğunu defalarca ispat etti.  Suriye yetkiileri sürekli yalpaladılar.Kimi zaman kendi egemenlik haklarını kullanarak “savunmaya geçtiklerini” söylediler, kimi zaman ise, Töhmette bulundular ve suçu Türk tarafına attılar.

Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Makdissi’nin Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “olayın Türkiye’yi hedef alan bir saldırı olmadığını belirtilmiştir.” “ Türk uçağı Füzelerle vurulmadı, uçaksavarlarla vuruldu. …. Bu kesinlikle otomatik olarak gerçekleşen bir saldırıdır. Radarla tespit edilmiş bir uçak söz konusu değildir…” dedikten sonra şöyle devam etmiştir, “…sularımıza giren kimliği belirsiz bir uçak hava uçaksavar sistemleriyle yerden 1 kilometre yüksekte uçarken vuruldu. Hedef vurulduktan sonra Türk uçağı olduğu anlaşıldı.” (TRT haber). Bu sözlere sadece “Vah, Suriye, vah!!” demek gerekir.

Son günlerde, Makdissi,” Türk Dışişleri Bakanı’nın  bu krizi derinleştirmek için çaba harcadığını” iddia edecek kadar da ileri gitmiş ve “sorunun çözümü ,krizi derinleştirmekle olmaz. Herkes basında çıkan bu yorumların doğru olmadığını biliyor. Türk hükümetinin yaptıklarına rağmen, iki halk arasında derin bir sevgi vardır. Türkiye ve Suriye halkı kardeştirler, birbirleriyle iftihar etmektedirler. Türk hükümetinin politikaları rasyonel değildir” demistir.

Bu arada Suriye basını, Türk uçağının vurulması olayına fazla yer vermemiş, sadece dış işleri bakanlığının açıklamasına yer vermekle yetinmiştir.Daha çok Ürdüne iltica eden pilot ve uçak hakkında yorum yapmışlardır.Sanki olayı( Türk uçağının vurulmasını) yok sayarlar veya o konuda hiç  konuşmazlarsa, olay kaybolup, gidecekmiş gibi bir tutum  Bu garip davranışları, İngiliz, Orta Doğu Uzmanı Dr. Bill Park, “panik içinde ve acemice” bir tutum olarak nitelendirmektedir.çok doğru bir tespittir.

Komşuların hemen hepsi itidal ve diyolog önermiştir. Iran ve Rusya bu hususları vurgulayan açaklamalar yaparken, Ruslar bir de, “herhangi bir telaş anında hemen vurmaya lüzum yoktu, uyarı yapılabilirdi” cümlesini de eklemişdir.

Çin ise itidal çağrısı yaparken “bunun bir hata olma ihtimalinin yüksek olduğu” üstünde durmuştur.

Türkiyeden bakıldığında,bu  olay bir hata değildir. Kasıtlı, bilinçli ve bir mesaj vermek için yapılmış bir olaydır. Suriye, bilerek risk almıştır Bu  Suriye içinde Türkiye aleyhine işletilen kasıtılı ve olumsuz propagandaların  da sonucudur. Yani, Suriye, “sen muhaliflere yardım edersen, Türkiye üzerinden onlara silah yollarsan  ve onları korursan, biz de seni böyle vururuz” demeğe getirmiştir. Bu kışkırtıcı bir uyarı hareketidir.

Bütün bunları irdeledikten  sonra hemen söylenmesi  gereken husus ta şudur:

“Aman, dikkat!  Türkiye  öfkeye kapılmamalı ve heyecanlarla karar vermemelidir”

  • Türkiye’nin bunu yapmasını (öfkeyle karşılık vermesini veya savaş açmasını) isteyen pek çok odak mevcuttur. Hepsinin de kendine göre hesapları vardır. Herbiri, çıkacak hengameden kendileri için bir şeyler kopartmaya çalışacaktır Sonunda kaybeden Türkiye olacaktır. Onun için mutlaka,soğukkanlı ve ölçülü olmak gerekmektedir. Bu tutum, bir korkaklık veya acz değil, tam aksine güçlü olmak demektir. Türkiye olarak, aldığımız kararı istediğimiz ve uygun gördüğümüz zaman, icra edebiliriz. Bunu da herkes bilmektedir.
  • Böyle kritik bir zamanda hem muhalefetin ve hem de çeşitli yazarların  ne yazıp, ne söylediklerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir.Milli kriz anları, ağız dalaşı yapılacak, “üstün çıktım” edası ile laf çarpacak zaman değildir. O işler sülh ve barış dönemlerine saklanmalıdır.
  • Türkiye şu  kritik suali sormalıdır: Suriyede ,böyle pervasızca bir olayı kim onaylamış ve “kim, vur emrini” vermiştir.? Işte o nokta olayın özü ve cevabın anahtarıdır.
  • Acaba Suriye içinde çok derinde saklanan köstebekler harekete mi geçmiştir? Bir taraftan Esad yanında durup ama ona veya idari gruptan birine en tehlikeli ve saçma kararları aldırmak için teşvik  görevini mi yapmaktadırlar? Acaba bu olaylar, onları da kontrol eden başka dış güçlerin emir ile mi olmaktadır?
  • Rusya, Çin ve Iran’I arkasına alan Esad’I yıkamayınca, acaba bazı odaklar,Türk kartını oynayarak, Türkiye ile Suriye’yi kapıştırarak sonuca varmak mı istemektedirler. Hem Suriye’yi bitirmek, hem Türkiye’ye darbe vurmak mıdır ana hedef?

Oyun çok derin ve sessiz…..bir o kadar da karmaşık. Türkiye fevkalade dikkatli bir istihbarat ve analiz operasyonu yürütmek durumundadır.

  • Diğer tarafta, Türkiye’nin NATO yardımına ihtiyacı yoktur. Onun için de Türkiye, toplantıyı  4. Madde yani “istişare maddesi” üzerinden yapılmıştır. Sadece Türkiyenin haklılığını uluslar arası arenada su götürmez şekilde tesçil etmek için.
  • Türkiye yine çok tutarlı ve vicdanlı davranarak, tüm kışkırtmalara karşın toplantıyı NATO anlaşmasının 5. Maddesi üstünden yapmamıştır. Zira o ,direk, müdahaleye yol acan bir köprüdür.
  • Türkiyenin Suriye ile başa çıkmak için başkalarının  yardımına ihtiyacı yoktur.
  • Suriye kendisini tam anlamı ile bataklığın içine sokmuş, beline kadar balçığa gömülmüştür. Suriye bugünkü görünüşü ile tam bir “failed State” yani “kaybetmiş, nakavt olmuş bir devlet” durumundadır.
  • Türkiye, herşeye rağmen, kararlarını kendi çıkarları doğrultusunda ve uluslar arası hukuk kuralları çerçevesinde alacak ve uygulayacaktır. Zaman çok kritik ve tehlikeli bir zamandır.

ABD, elinde kalan son F-4’leri kendi pilotlarına vurduruyor

ABD’de 1996’da emekli edilen F-4 Fantom savaş uçakları, insansız hava aracına dönüştürülüp pilotların atış eğitimlerinde uçan hedef olarak kullanılıyor.

Türkiye ile Suriye arasında savaş rüzgârlarının esmesine neden olana düşürme olayının ortasındaki F-4 Fantom savaş uçağı, bu uçağı geliştiren ABD’de çoktan gözden düşmüş durumda. ABD Hava Kuvvetleri, 1996 yılında emekli edilen F-4’lerden envanterinde kalan 254’ünü, Arizona’daki “Davis Monthan” ve New Mexico’daki Holloman hava üslerinde insansız uçan hedef olarak kullanılıyor.

Amerikan BAE Systems firması tarafından 2.5 milyon dolarlık bir harcama ile insansız hava aracına (İHA) dönüştürülen Fantomlar artık “QF-Drone” adını taşıyor. Pilotların eğitiminde ve yeni füzelerin denenmesinde hedef olarak kullanılan QF-Drone’ların tamamı 2014 yılı sonunda vurulmuş olacak.

ABD’nin eğitimde parçaladığı F-4’ler sadece Türkiye’de değil Almanya, İran ve Yunanistan’da kullanılmayı sürdürüyor. Almanya ve İran F-4’leri eğitim amaçlı kullanırken Yunanistan, 34 adet Fantom’u 2002 de modernize edip lazer güdümlü “Paveway-2” füzesi atabilecek hale dönüştürdü. F-4’e daha önce sahip olan İsrail 2004, İngiltere 1992, İspanya 2002’de emekliye ayırırken, Güney Kore bu uçakları F-15 ile yeniledi.

İsrail modernize etti

Türk Hava Kuvvetleri envanterine ilk olarak 1974 yılında katılan 40 adet F-4E modeli Fantom uçaklarına, 1977-78 yıllarında 40 adet daha ilave oldu. 1996 yılında ABD’nin bu uçakları emekliye ayırması ile kullanımında olan 80 adet F-4’ü da 2 parti halinde Türk Hava Kuvvetlerine teslim etti. Şimdiye kadar toplam 233 adet F-4 uçağına sahip olan Türkiye’nin elinde modernize olmuş 65 adet F4-E 2020/Terminatör bulunuyor. İsrail tarafından 600 milyon dolarlık bir anlaşma ile modernize edilmişti.

‘Mig Katili’ deniyordu

McDonnell Douglas firması tarafından 1961 yılında üretilmeye başlanan çift motorlu, tandem pilotlu, avcı ve bombardıman uçağı olan F-4 Fantom uçakları ilk olarak Vietnam Savaşı’nda kullanılmış, burada Rus yapımı Mig 21’lere karşı elde ettikleri başarıyla “Mig katili” olarak anılmaya başlanmıştı.

ileABD, elinde kalan son F-4’leri kendi pilotlarına vurduruyor.

Kulislerde konuşulan şok Suriye iddiası

Kulislerde konuşulan şok Suriye iddiası

Türkiye’nin takındığı tavrın sebebi belli oldu. Türkiye vereceği karşılıkla Esad’ı yalnızlaştıran politakanın tersine dönmesini ve dünya tarafından muhatap alınan bir lider olmasını istemiyor. Kulislerde konuşulan ikinci şok iddia ise pilotlarından birinin kendisini fırlattığı ve Suriye’nin elinde esir olduğu…

Türk keşif uçağının düşürülmesinden sonra Ankara’da arka arkaya düzenlenen toplantılarda, konu bütün yönleri ile masaya yatırıldı ve hükümet buna göre bir tavır belirledi. Türkiye’nin savaşa kadar gidebilecek sert bir tavır ortaya koymamasında ise Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın gerçek niyeti etkili oldu. Ankara, Türk uçağın uluslararası sularda düşürülmesini “Esad, ülkesinde sıkışmış, halkını öldüren bir kişi konumunda. Dünya kamuoyunda muhatap alınmak, katliamlarını ve kendini meşru kılmak için savaş istiyor” şeklinde değerlendirildi. Suriye’den özür ve tazminat talebi de gündeme geldi ancak bundan “Tazminat, özür veya savaş gibi bir karar, Esad’ı dünya kamuoyunda yalnızlaştıran politikaların tam tersi sonuç doğurur. Esad, zaten muhatap alınmak istiyor. Bu tür bir yaklaşım onun devlet başkanı olarak muhatap alınmasını sağlar” düşüncesi ile vazgeçildi.

RUSYA-ÇİN DESTEK VERİR

Hükümete göre ayrıca İran, Rusya ve Çin’in, halkına yaptığı katliamlar nedeniyle köşeye sıkışan Esad’a, şimdilik stratejik hesaplarla destek veriyor. Ancak olası bir savaş halinde ise durumun hemen değişeceği ve bu ülkelerin Suriye’ye güçlü destek vermesinin yolunu açacağı konuşuldu. Toplantılarda, Türk uçağını düşüren füze sistemleri ile bunları kullanan teknik ekibin de Rus olduğu iddiası da tartışıldı. Yapılan bu değerlendirmelerden sonra Türkiye’nin, zaten bitme noktasına gelen Esad yönetimine can suyu olacak bir hareketten kaçınması, konunun uluslararası platforma taşınması ve askeri angajmanlarda değişiklik yapılması benimsendi.

KIRILMA NOKTASI

Toplantılar sırasında, son bir yıl içinde Türkiye sınırlarının 922 kez ihlal edildiği, bunlardan 102’sinin Suriye’den geldiği bilgisi paylaşıldı. Sınır ihlali yapanlar arasında 5 Rus uçağının da bulunduğu, bunların Karadeniz’de hava sahasını ihlal ettiği, Türk F-16 eşliğinde hava sahasından çıkartıldığı da bildirildi. Hükümet, Suriye’yi Ortadoğu politikası için “kırılma noktası” olarak görüyor. Türkiye’nin bölgede güçlenmesini istemeyen ülkeler Suriye ile sorun yaşanmasını istiyor. Yaşanan süreç sonrasında Türkiye ya Ortadoğu’da derin bağlar oluşturup güçlenecek ya da Ortadoğu politikası tamamen çökecek. Hükümetin görüşü, Türkiye’nin başarıya daha yakın olduğu yönünde.

PİLOT ESİR Mİ?

Ankara’da, uçağın önden vurulmuş olması halinde pilotların fırlatma butonuna basıp kurtulmuş olabileceği konuşuldu. Kulislerde, pilotlardan birinin Suriye’nin elinde esir olduğuna ilişkin bir iddia dolaşıyor ancak bunu kanıtlayacak bilgi bulunmuyor. İki pilotu arama çalışmaları sürüyor. (Sabah)

Sevda Tepesi; imar değil gurur meselesi

Radikal Yazarı Cüneyt Özdemir yazdı

Sevda Tepesi; imar değil gurur meselesi

Yunanistan’ın onca krize rağmen haysiyet meselesi yapıp tek bir santimetre satmadığı topraklarına bakıp İstanbul’u düşünmek zor.

Yunanistan’ın Leros Adası Bodrum’un burnunun dibindedir. Leros’un ana limanındaki tek restoran Türklerin de son yıllardaki en gözde lezzet durağı. Gide gele biz de sahibi Takis ile arkadaş olduk. Restoranın hemen önündeki sahilde birkaç metruk ev var. Her gidişimizde laf olsun diye “Buralar satılık mı?” diye soruyoruz. Yıllar geçip Yunanistan’ın ekonomik krizle boğuşmasına rağmen bir türlü yabancılara, özellikle de Türklere satılığa çıkmıyor o metruk evler. Sadece o evler değil, Yunanlılar büyük bir ekonomik krizle boğuşmasına rağmen biraz daha para için toprak satışını ayıp olarak görüyor. Bırakın ayıbı, hakaret olarak algılıyorlar. Helal olsun, hayatta paradan daha önemli değerler de var.

Yunanistan’ın hakaret olarak algıladığı para karşılığı toprak satma konusu bizde farklı bir şekilde hem de İstanbul’da gelişiyor.

İstanbul’un elde kalan tek tük yeşil alanlarının en önemlilerinden Sevda Tepesi’nin planlardaki özel bir düzenleme ile Suudi Arabistan Kralı için imara açıldığını sizlere duyurmuştum. Özellikle Çevre ve Şehircilikten Sorumlu Bakan Erdoğan Bayraktar’ın açıklamaları, bu konuyla ilgili suyu her geçen gün daha da bulandırıyor. Erdoğan Bayraktar durup dururken yıllar sonra yapılan imardaki plan tadilatına mantıklı bir neden üretmeye çalışıyor ancak işi zor. İlk yaptığı açıklamada ‘Suudi Arabistan kralının 10 milyar dolar verdiğini’ iddia etti. Milliyet gazetesinden Sevgili Güngör Uras haklı olarak “Bu parayı kime verdi, para nerede?” diye sorunca Bakan Bey lafı değiştirdi. Bu sefer “Ben verdi demedim, Körfez ülkelerinden para gelir dedim” diye geveliyor.

Sevda Tepesi’nin imara açılmasına bahane olarak burasının bir mezbelelik olduğunu ve Suudi Arabistan Kralı’nın buranın bakımını yapacağını iddia ediyor. Bu sözlerinin ikinci kısmı, en başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a bir hakarettir. Zira Topbaş’ın son yıllarda İstanbul’un bırakın yeşil alanlarını düzenlemeyi, arterlerini bile yeşillendirmek için canla başla çalıştığını görüyorum. 57.000 metrekare yeşil alan için Suudi Arabistan Kralı’na imar vermek demek, o alanın kapılarını İstanbullulara tamamen kapatmak demektir. Şayet yüzde 6 imar yapılsa bile yakında tel örgüler ve yüksek duvarlarla Suudi Kralı’nın malikânesinin bahçesine dönüşecek bir ‘yeşil alan’dan bahsediyoruz.

Gelelim Erdoğan Bayraktar’ın sözlerinin ilk kısmına… Bakın bu söylem o kadar sorunlu ki neredeyse tüm Türk milletine bir hakarettir. Başta hükümet, hiç kimse yabancılara arsa satışına karşı değil. Nitekim Meclis’ten bu yönde çıkan yasaya da hiç kimse itiraz etmedi. Gelin görün ki burada durum, özellikle bakanın sözlerinden yola çıkarsak, çok farklı. Eğer Çevre Bakanı, Körfez ülkelerinden para gelebilir ‘ihtimalini’ düşünerek Suudi Kralı’na Sevda Tepesi’nin imarını hediye ediyorsa yazıklar olsun bu ülkeye… Maddi değeri bir yana, manevi olarak İstanbul’u bugüne kadar hiç kimse üç kuruş para için yabancılara hediye etmemişti. Erdoğan Bayraktar’a bu saatten sonra Pembe İncili Kaftan kitabı hediye edecek değilim. Yunanistan’ın onca krize rağmen haysiyet meselesi yapıp tek bir santimetre satmadığı topraklarına bakıp İstanbul’un en gözde yeşil alanının Suudi Kralı’na imara açılması karşısında utanmaktan başka bir şey kalmıyor.

Ben meseleyi bugüne kadar bir imar, şehircilik veya mimarlık sorunu olarak ele alıyordum, yanılmışım.

Meğer üç kuruş para gelmesi uğruna imara açılan İstanbul’un Sevda Tepesi değil bir ülkenin haysiyetiymiş.

İnanın bu, Suriye’nin Türk uçağını düşürmesinden çok daha gurur kırıcı.

Il Giornale: Erdoğan’ın gizli Suriye savaşı!

Il Giornale: Erdoğan’ın gizli Suriye savaşı!

İtalya’nın eski Başbakanı Silvio Berlusconi ailesine ait olan gazete, ”Erdoğan’ın gizli Suriye savaşı” başlığının altında, silah yardımı yaptığı isyancılara misafirperverlik gösteren Türkiye’nin, şimdi de onlara gökten casuslukla destek verdiğini böylece Ankara’nın, bölgeyi kontrol altında tuttuğunu öne sürdü

Esma ÇAKIR/ROMA, (DHA)


TÜRKİYE ile Suriye arasındaki ’uçak’ krizine 2 gündür fazla yer vermeyen İtalyan basını, uçağın yerinin tespit edilmesi ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, “Uçak, uluslararası sularda düşürüldü” yönündeki açıklamalarının ardından haberi ilk sıradan görmeye başladı. Haber ağırlıklı TV kanalları gün içerisindeki bültenlerinde sık sık konuya ver verirken, ajanslar ’flaş haber’ statüsünde abonelerine duyuru yaptı, gazeteler ise internet sitelerinde birinci haber olarak krize değindi. Bazıları, ’savaş rüzgarları’ yönünde yaklaşım ortaya koyarken Il Giornale gazetesi, “Erdoğan’ın gizli Suriye savaşı. İsyancılara, uçaklarla casusluk yaparak, bölgeyi kontrol altında tutuyor” iddiasında bulundu.

Yarı resmi devlet ajansı ANSA, “Türkiye-Suriye arasında uçak düşürme tansiyonu”, “Ankara: Silahsızdı ve uluslararası sulardaydı”, “Suriye: Uçağın kimliğini bilmiyorduk” başlıklarıyla abonelerine haberi geçti.LA REPUBBLICA: “Suriye ve Türkiye arasında sınır savaşları”, “Ankara uyardı: Askeri anlamda bize meydan okumayın2 başlıklarını kullanan gazete, iki ülke arasındaki ilişkilerin karmaşık bir boyuta ulaştığını belirtti. Gazete, Suriye’den gelen açıklamaların aksi yönünde konuştuğunu belirttiği Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, “Uçak, uluslararası sularda bulunuyordu. NATO’nun girişimini isteyeceğiz. Kimsenin, Türkiye’nin askeri yeteneklerini sınamaya hakkı yok” dediğini aktararak, açıklamanın detayları ve uluslararası tepkilere yer verdi.

IL GIORNALE: İtalya’nın eski Başbakanı Silvio Berlusconi ailesine ait olan gazete, “Erdoğan’ın gizli Suriye savaşı” başlığının altında, silah yardımı yaptığı isyancılara misafirperverlik gösteren Türkiye’nin, şimdi de onlara gökten casuslukla destek verdiğini böylece Ankara’nın, bölgeyi kontrol altında tuttuğunu öne sürdü.

Ardından, “Ankara ve Şam arasında savaş denemeleri mi?” sorusunu yönelten gazete, bazı Türk kaynaklarının, NATO’nun müdahalesinin göz ardı edilmediğini söylediklerini öne sürdü. Gazete, Türk uçaklarının daha önce de, PKK kamplarını belirlemek için Suriye hava sahasını defalarca ihlal ettiğini iddialarına ekledi.

LA STAMPA: “Suriye ve Türkiye arasında savaş rüzgarları” başlığını kullanan gazete, konunun NATO’nun masasına taşındığını belirterek, “Beşar Esad rejimini bitirmek için askeri tırmanış riski yükseliyor” yorumunu getirdi.

CORRIERE DELLA SERA: “Suriye-Türkiye arasında tansiyon yükseliyor” başlığının altında 2 gündür yaşanan gelişmelere yer vererek, “İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler daha da gerginleşiyor” diyen gazete, bu krizler yaşanırken, Suriye’de Esad rejiminin insanları öldürmeye devam ettiğini ekledi.

İTALYA, KEŞİF UÇAĞINI DÜŞÜREN SURİYEYİ KINADI

SURİYE’nin, Türk keşif uçağını düşürmesi, uluslararası arenada tepki görmeye devam ediyor. İtalya Dışişleri Bakanı Giulio Terzi bu olayı kınarken, Salı günkü NATO toplantısında, İtalya olarak Türkiye’nin yanında yer alacaklarını açıkladı.

İtalya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan ve “Türk keşif uçağının, Suriye uçaksavarları tarafından düşürülmesiyle ilgili açıklama” başlığını taşıyan açıklamada, “Esad rejimi tarafından gerçekleştirilen bu eylem, ciddi ve kabul edilemez bir eylemdir” denildi.

Açıklama, “Bakan Giulio Terzi, Akdeniz semaları üzerinde zararsız bir uçuş gerçekleştiren Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçağın, Suriye uçaksavarları tarafından düşürülmesini güçlü bir şekilde kınarken, kızgınlığını da ortaya koymaktadır” dendi.

Açıklamada, Salı günü 4. maddenin ele alınacağı NATO Konseyi toplantısında, İtalya’nın aktif rol alacağı da ifade edildi.

Bakan Terzi ayrıca bu vesileyle, halkına karşı uyguladığı insanlık dışı muamelenin tahammül edilemez boyutlara vardığını belirterek, Annan planının uygulanmasındaki başarısızlıktan, ülkede süregelen şiddetten ve orada bulunan gözlemcilerin çalışmalarını imkansız kılmaktan sorumlu tuttuğu Şam rejimini de kınadığını ekledi.

‘İngiliz savaş uçakları hazır bekliyor!’

‘İngiliz savaş uçakları hazır bekliyor!’

İngiliz Daily Star, Türkiye’nin, F-4 uçağının Suriye tarafından düşürülmesinin ardından bir “intikam” baskını gerçekleştirmesi olasılığının karşısında İngiliz savaş uçaklarının Türkiye’ye destek için hazır beklentildiğini iddia etti

Türkiye’nin, F-4 uçağının Suriye tarafından düşürülmesi ardından bir “intikam” baskını gerçekleştirmesi olasılığı karşısında İngiliz savaş uçaklarının Türkiye’ye destek için hazır beklentildiği öne sürüldü.

İngiltere’de yayımlanan Daily Star, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “gereken her şeyin yapılacağı” açıklamasına dikkat çekerek “Türkiye’nin savaş uçaklarından birinin düşürülmesi ardından intikam sözü vermesinden sonra İngiliz savaş uçakları, Suriye’ye bir saldırı düzenlemek için hazır bekliyor” diye yazdı.

Haberde böylece, Türkiye tarafından Suriye’ye karşı bir operasyon gerçekleştirilmesi halinde İngiliz savaş uçaklarının NATO müttefikini destek amacıyla Suriye’ye yönelik bir hava baskınında yer alabilecekleri vurgulandı.

Türkiye ve Suriye’nin bir zamanlar “müttefik” olduklarını, ancak Türkiye’nin artık Suriye’nin “zalim rejimini” en çok eleştirenlerden biri haline geldiğine dikkat çeken gazete şu yorumu da yaptı: “Eğer Türkiye kuvvete başvurarak misilleme yapmaya karar verirse İngiltere ve ABD dahil, başka NATO güçleri, onları desteklemesi ve Suriye’ye saldırıya katılması yönünde baskı altına girer.”

 

Uçağımızı Rusya düşürdü

DSP liderinden şok iddia: Uçağımızı Rusya düşürdü

DSP Genel Başkanı Masum Türker vurulan Türk jeti ile ilgili şok bir iddia ortaya attı: “Uçağımızı Rusya bizzat vurdu!”

tv8’de Erkan Tan’ın konuğu olan Türker, “Şu anda Laskiye limanında 2 Rus savaş gemisi ve 1 firkateyn var” açıklamasını yaptı ve ekledi: “Bunlardan 1 tanesinin hem radar hem füze donanımı gördüğü anda sineği bile algılayan hassasiyeti var. Çapanenko gemisi en ufak bir olayda hemen devreye girebiliyor. İlk olayın ortaya çıktığı an; siyaseti iç politikadan ayırarak baktığınız zaman Suriye ‘üzgünüz’ dedi. Başka bir kişi yapmışsa üzgünüz der.”

“Uçağımızı vuran gemi: Amiral Çapanenko!”

Türker, “Uçağımızı vuran gemi Amiral Çapanenko. Çünkü en donanımlı gemi bu” dedi ve Dışişleri ile istihbarat servislerinin bunu bildiğini öne sürdü. Arama kurtarma çalışmalarına ilişkin ilginç bir iddiada bulunan Türker, “Neden bunlar arama kurtarma çalışmalarına katılmıyor? Uçağın bir süre daha bulunmaması gerekiyor onlar için. Uçakta kokpit kaynamış” şeklinde konuştu.

“Milli Savunma Bakanı nerede?”

Liderler zirvesinde Milli Savunma Bakanı’nın olmayışına dikkat çeken Türker, “Başbakan’ın 3 lider ile konuşmasını izledim. Peki Milli Savunma Bakanı neredeydi? Bu ülkenin Milli Savunma Bakanı yok mu? Bu ülkede düşürülen uçağın mülkiyetinden Genelkurmay değil Milli Savunma Bakanlığı’dır. Bu olayın hiçbir yerinde yok nedense” ifadelerini kullandı.

Asıl suçlu pilotlardır!!!

Ünlü hikâyecimiz Ömer Seyfettin’in “Diyet” isimli hikayesini sanırım çoğunuz bilir. Hikâye, Koca Ali lakaplı bir kılıç ustasının, işlemediği bir hırsızlık suçundan dolayı başına gelenleri konu alır. Namlı kılıç ustası Koca Ali’ye kolunun kesilmesi cezası verilir ancak Hacı Kasap isimli zengin bir kasap esnafı, Koca Ali’nin diyet borcunu ödemek suretiyle kolunun kesilmesini önler önlemesine de yapmış olduğu bu iyiliği fırsatını her bulduğunda Koca Ali’nin başına kakar ve Koca Ali’yi adeta kendisine kul köle yapar. Koca Ali, ancak kolunu satırla kesip “Al diyetini” diyerek Hacı Kasap’ın önüne atarak kurtulur adamın manevi baskısından ve minnetinden!

Masala göre; Keloğlan zengin bir ağaya altından kalkamayacağı derecede bir iyilik yapar. Ağa da onu yanında hizmetkâr olarak işe başlatır. İşe başlatırken de; “Keloğlan, yapmış olduğun bu büyük iyilik karşısında ne yaparsan yap, hangi suçu işlersen işle sana asla kızmayacağım, asla darılmayacağım. Eğer kızarsam şu bacağımın etini satırla kesip atacağım…” şeklinde ağır bir söz vermiş.

Keloğlan bu, hiç rahat durur mu? Ağanın vermiş olduğu büyük sözü de duydu ya, her gün bir suç işler, ağaya her gün yeni bir zarar verir. Ağa bu davranışının sebebini sorunca da;

-“Yoksa bana kızdın mı ağa?” diye sorar.

Ağa ise ne kadar darılıp kızsa da, öfkesi tavan yapıp burnundan solusa da sesini çıkaramaz ve keloğlanın bu tür sinir bozucu soruları karşısında her defasında

-“Yok Keloğlan, ne darılması? senin canın sağ olsun!” diye geçiştirir. Çünkü “darıldım” dese, “kızdım” dese bacak gidecek!

Ancak Keloğlanın hoyratça davranışlarının ve ağanın malına vermiş olduğu zararın sonu gelecek gibi değildir. En sonunda  ağanın çok sevdiği atını sakatlar Keloğlan.

Ağanın;

-“Bunu neden yaptın Keloğlan?” sorusuna Keloğlan yine alışılagelmiş davranışını sergiler ve yine;

-“Yoksa kızdın mı ağam?” der.

Ağanın sabrı taşmıştır artık;

-“Kızdım lan” der ve belinden hançerini çıkardığı gibi vurur kendi bacağına. Bacağının kaba etini koparıp Keloğlan’ın önüne fırlattıktan sonra “Seni bilmem ne yaptığımın keli, seni bana parayla mı verdiler lan…” diyerek olanca öfkesiyle ve haşmetiyle Keloğlanın üzerine yürür. Keloğlan bu, hiç durabilir mi ağanın önünde. Tabanları yağladığı gibi atar kendisini çiftlikten dışarı…

“Türkiye bölgenin ağasıdır” dedik bir kere!

Kıssadan hisse; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümet şu anda tam da Ömer Seyfettin’in hikâyesindeki kılıç ustası Koca Ali’nin ve Keloğlan masalındaki Ağa’nın durumundadır dostlar. Türkiye söz verdi bir kere “Komşularla sıfır sorun” diye. Artık komşular ne yaparsa yapsın, her şeyi sineye çekmek zorundadır. Ağalık da böyle olur zaten! Ağalık almakla değil vermekle olur efendim! Ağa sürekli fedakârlık edecek ki; görenler ağa desinler…

İran Devrim Muhafızları komutanı her gün “Türkiye’yi vurmakla” tehdit eder, Nuri El-Maliki yönetimindeki kıytırık Irak ha bire Türkiye’ye terör ihraç eder, Suriye Kilis’te sınırlarımızın içindeki kamplara ateş eder, Kıbrıs Rum kesimi yanına İsrail’i de alır Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz aramaya başlar, İsrail gemimizi basar vatandaşlarımızı katleder ve en sonunda Suriye hiç sebepsiz ateş eder uçağımızı Akdeniz’e gömer ve pilotlarımızı şehit eder, Türkiye ise masaldaki ağa gibi sadece dişini gıcırdatmakla yetinir. Neden? E bir kere söz verdi Türkiye “Ben bölgenin ağasıyım” diye. Ağalar öyle kolay kolay kızamazlar. Kızınca gereğini yapmak gerekir çünkü.

Asıl suçlu 1300 metre derinlikte yan gelip yatan pilotlardır!

Gazetelere yansıyan haberlerden öğreniyoruz ki; Suriye tarafından düşürülen savaş uçağımız saat 10.30’da Malatya’daki üssünden havalanıp yarım saat sonra İskenderun körfezinin üzerine geliyor. Bu esnada uçak 6300 m. yüksekliktedir. Arkasından alçalarak saat 11.37’de 900 m.ye kadar iniyor. Bu yükseklikte iken saat 11.42’de Suriye hava sahasını ihlal ediyor ancak bağlı bulunduğu (Türkiye’deki) ana kumanda merkezinin ikazı üzerine 11.47’de Suriye hava sahasını terk ediyor. 11.50’de pilot aynı manevrayı tekrar yapacağını söylüyor 11.58’de ve Suriye ana karasından yaklaşık 24 km. uzaklıkta iken komuta merkeziyle irtibatı kesiliyor. Yani Suriye tarafından vuruluyor.  Vurulduktan sonra 15 km havada sürüklenen uçak Suriye kara sularında denize düşüyor. Uçağın şu anda denizin 1300 m. dibinde yan gelip yattığı(!) söyleniyor.

Bu bilgilerden ve Dış İşleri Bakanı’nın TRT’teye yapmış olduğu açıklamalardan çıkarılacak netice; Türk Savaş uçağı 5 dakika süreyle Suriye hava sahasını ihlal etmiş, uluslararası hava sahasında vurulmuş, ancak vurulduktan sonra Suriye hava sahasında sürüklenerek Suriye kara sularında denize düşmüştür.

Şimdi ister misiniz olayın asıl suçlusu bizim şehit pilotlar  olsun(Çünkü şu an itibarıyla pilotlarımızın yaşadıklarına ilişkin bilgi yoktur).  Zira onlar, hem 5 dakika süreyle Suriye Hava sahasını ihlal etmişler, hem de yapılan uyarıya rağmen emir komuta zincirine uymayarak aynı manevrayı ikinci kez denemeye kalkışmışlardır! Yani hadiseye bilerek ve isteyerek çanak tutmuşlardır! Şimdi ister misiniz, şehit pilotlarımız hem olayın suçlusu olarak kabul edilsinler, hem de denize düşen F-104’ün bedeli onların ailelerinden talep edilsin!!!

Bakın şaka yapmıyorum. Medyada bu konuda çoktan yazılar yazılmaya ve görüşler serdedilmeye başladı bile. Onlardan birisi de Suriye asıllı gazeteci Hüsnü Mahalli’dir. Bakınız, Türkleri Araplara adeta mecbur etme konusunda elinden geleni arkasına koymayan Bay Mahalli ne diyor yazısında:

“Hemen söyleyeyim: İki yıl önceki dostluk olsaydı bu uçak bırakın düşürülmek kesin alkış, slogan ve güllerle karşılanırdı. Ayrıca bu uçak Antakya bölgesinde değil de 900 kilometrelik sınırın herhangi bir yerinde uçmuş olsaydı uyarılır ve rahat bırakılırdı. Ama uçak Antakya civarında uçunca olay değişiyor. Çünkü;

1-Olaydan iki gün önce Amerikan New York Times gazetesi CIA ajanlarının Antakya’da bulunduklarını ve buradaki Hür Suriye Ordusu kampları üzerinden Suriye’deki silahlı gruplara her türlü ağır silah gönderdiklerini yazmıştı.

2-Amerikan ve Batı medyası aylardır kampları Antakya’da (yani uçağın düştüğü yere çok yakın bölgede) bulunan Hür Suriye Ordusu militanlarının Türk sınırından sızarak çatışmalara katıldıklarını yazıyor.

3-Antakya’dan sızarak Suriye içinde ordu ile çatışan silahlı gruplar uçağın düşürüldüğü bölgede çok ciddi varlık gösteriyor ve devletin silahlı güçleri ile çatışıyorlar. Yani uçağın düşürüldüğü bölge Suriye devleti açısından çok sıcak, gergin ve hassas bir bölge.
4-Yine Batı medyasına yansıyan bilgilere göre Amerikan ve İsrail Predator ve Heronları o bölgede cirit atıyor.

5-Uçağın düşürüldüğü Lazkiya çevresinde geçen hafta çok ağır çatışmalar yaşanmıştı. Hür Suriye Ordusu’na bağlı silahlı militanlar orada bir kasabayı ele geçirmek istemiş ancak ordunun müdahalesi ile ağır kayıplar vererek çekilmişti.

6-Eylül 2007’de Suriye’nin doğusunda nükleer tesis olduğu iddiasıyla bir binayı vuran İsrail uçakları Antakya bölgesinden Türk hava sahasını kullanarak girmiş ve geri dönüşünde o bölgede yakıt tanklarını atarak gitmiştir.

7-Son dönemde uçağın düşürüldüğü bölgede Suriye ve Lübnan güvenlik güçleri Suriye’deki silahlı gruplara götürülmek üzere silah taşıyan gemileri ele geçirmişti.

8-Son olarak 70-80 ülkenin kendi içişlerine karışmak ve silahlı grupları silahlandırdığını gören Suriye doğal olarak her türlü önlemi alacaktır. Bu önlemler arasında da hava sahasına giren tüm yabancı uçakları vurmak da var. Hele bu uçak Suriye’yi işgal etme eğilimi içinde olan Türkiye’den geliyorsa! ‘Eğilim’ diyorum çünkü son bir yıllık demeç, tutum, davranış, yorum ve haberlere bakılırsa Türkiye herkesin önüne geçerek Suriye konusunda baş rol oynamaktadır.

Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken sorulması gereken temel sorulara gelelim.. Bu soruların yanıtı ise mutlak olarak Genelkurmay ve dolayısıyla hükümettedir. Bu uçak o bölgede ne yapıyordu? Amerikan radarlarından dolayı bölgede sicili kötü olan Malatya’dan kalkarak ta Antakya’ya giden bu uçak ne görevle oradaydı? Suriye hava sahasına giren bu uçak neden geri çağrılmadı?”(1).

Kim ne derse desin, ben bu Hüsnü Mahalli’yi hiç sevmemişimdir muhterem okuyucularım. Çünkü bu adam, Mekke’deki ecdat yadigârı eserlerin (bu arada Ecyad Kalesi’nin de) Suudi yönetimi tarafından bir bir yıkılması üzerine Türkiye’de kabaran öfkeyi dindirmek ve Türk-Arap kardeşliğini öne çıkarmak için de  yalan-yanlış bilgiler içeren yazılar yazmış, halkımıza  yanlış bilgiler aktarmış ve bu yalan-yanlış bilgilerle muhtemelen yöneticilerimizi kandırmış bir adamdır. Onun için ben bu yalancı adamı hiç mi hiç sevmedim arkadaş(2).

Türkiye’de sanırım aklı başında hiç kimse Suriye’ye karşı “Savaş açalım” demiyor. Ancak Suriye’nin yaptığı da yanına kâr kalmamalıdır. Ne Suriye’nin yaptığı, ne İsrail’in yaptığı ve ne de Irak’ın yaptığı. Aksi takdirde milli gururumuz, haysiyetimiz, şerefimiz iki paralık olur. “İslam, -Bütün müminler kardeştir. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltin- diyor. Bu sebeple Müslüman Suriye ile düşman olamayız” mı diyorsunuz? Haklısınız. Ancak  aynı İslam “Müslüman odur ki; diğer Müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmezler, onun şerrinden emin olurlar” diyor. Peki, Beşar Esat ve yönetimine bu anlamda “Müslüman” denilebilir mi???

25 Haziran 2012

_____________

1-Hüsnü Mahalli, “Uçak hikayesi” başlıklı makalesi, http://www.aksam.com.tr/ucak-hikayesi-7003y.html,

2-Hüsnü Mahalli hakkındaki değerlendirmelerimiz için aşağıdaki makalelerimize bakabilirsiniz.

-“Çanakkale Savaşları ve Arap İhaneti” ttp://www.haberakademi.net/2012/makaleoku.aspx?mkl=8140&yzr=237

-“Beşar Esat daha vurmadan cıyaklamaya başlamıştır!”

http://www.antigazete.com/besar-esat-daha-vurmadan-ciyaklamaya-baslamistir_yazisi_660.html

Türk uçağını ne vurdu?

Neyin vurdugunu soylemistim.  Resimlerle anlatayim. :)

Pantsyr hem 20km’ye kadar standoff lu fuze hem de 4km kadar etkili
cift klasik ama yuksek mermi/dk ucaksavar topunu bir arada ihtiva
eder.  8 tekerli kamyon veya paletli sasi ustune oturur.

The 2A38M Air Defence Automatic Gun

The 57E6-E Surface-to-Air Missile

Dustugu yer ile Rus ussunun arasi  LESS THEN 60km.  Ucaksavarlarin
20km standoffu olduguna gore us merkezinden 20-30km yari capli daire
cizin koruma amacli ucaksavarlar bu dairenin icinde olacaklardir.
Rotasina bakin, direk bu alanin icinden geciyor hattaaa direk rus
ussun onunden bile gecmis, ordu aciklamasi adjust edilmis olabilir…

F4E gercekten 50senelik ucak olsa bile hala bir cok gorev icin
(bolgede) gayet capable aletler.  Dunyada Japonya ve Guney Kore ile
beraber hala en cok kullananlardaniz.  F35 aldigimizda (tabi ucak bir
turlu biterse) RF disindaki tum F4ler emekli edilmesi planlaniyor.
Ayrica bir sure once Cinlilerle yari gizli yari ortada yapilan savas
oyunlarinda da F4ler gelen Su27leri avlamisti.

Bu olayda tahminim ne derseniz.

Tartus’daki Rus deniz usunu koruyan, Rus komutasinda/egitiminde
bolgedeki tepelere konuslanmis Pantsyr bataryalari vurdugudur.  Esad
ise bunun boyle oldugunu soyelemiyor, bizimkilerde fazla bagiramiyor
ve NATO muhabbetini onceliklendiriyor.

Ucagin dustugu yer Um-al-Toyour, Latakia’nin 10, Tartus’un 50-60km
Kuzeyinde Turkiyeye dogru…

Istanbulda kac Rus lokantasi var?  Latakia kasabasinda 2…

Omer Koker

Jirinovski’den ‘öcü öyküsü’

25 Haziran 2012 Pazartesi, 17:05:06

“Suriye, Türkiye’nin tüm jetlerini düşürecek güce sahip”

25 Haziran 2012 Pazartesi, 17:05:06

Rusya’nın aşırı milliyetçi Liberal Demokrat Partisi lideri Vladimir Jirinovski, Suriye sınırını ihlal eden Türk askeri uçağının düşürülmesini desteklediğini belirterek, Suriye’nin hava savunma sisteminin tüm Türkiye uçaklarını düşürecek güce sahip olduğunu söyledi.

“TÜRKİYE’NİN TÜM UÇAKLARINI DÜŞÜRÜRLER”
Suriye ile Türkiye arasında son günlerde yaşanan gerginlik konusunda konuşan Jirinovski, Türkiye’yi Suriye macerasından vazgeçmeye çağırırken, aksi takdirde bunun kötü sonuçlanacağı uyarısında bulundu. Son zamanlarda ABD ve NATO’nun Suriye’deki durumu daha gerginleştirerek, Esad rejimini değiştirmek için müdahalede bulunmaya bir bahane aramakta olduğunu iddia eden Jirinovski, “Libya ve Mısır’da yapılanların Suriye’de de tekrarlanması isteniyor. Maalesef Türkiye de bu uluslararası provokasyona karışmış durumda. Türkiye kasıtlı olarak askeri uçakla Suriye sınırlarını ihlal etti. Ve çok haklı olarak da Suriye hava savunma birlikleri tarafından bu uçak imha edildi. Suriye dünyanın en güçlü hava savunma sistemine sahip. Ve bu sistem tüm hava ihlallerini önleyecek güçtedir. Türkiye tüm uçaklarını oraya gönderebilir, ama hepsi düşürülecek” dedi.

“BAĞIMSIZ KÜRT DEVLETİ KURULACAK”
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile dostane ilişkisi bulunduğunu belirten Jirinovski, “Dostum Abdullah Gül’e bir daha şunu söylüyorum. Bu maceradan vazgeçiniz. Çünkü Suriye’de rejim değiştirilirse daha sonra İran’a saldırılacak. ABD ise durumu sakinleştirmek için Kürtlerin yeni bir bağımsız Kürt devleti kurmalarına müsaade edecek. Bu ise Türkiye’ye darbe vurmaktır. Kuzey Irak ve İran’ın batı bölgeleri bundan etkilenecek. Dolayısıyla bu durumdan Batı kazanacak. Kaybeden ise Türkiye, Suriye, İran ve genel olarak İslam dünyası olacak. Neden Türkler bunu yapıyor? Neden Türkler İslam dünyasında, Ortadoğu’da Truva atı rolünü üstleniyor?” şeklinde konuştu.

Ortadoğu’da yeni bir gerginliğin Rusya’yı da olumsuz etkileyeceğini belirten Jirinovski, “Özellikle eğer İran bombalanırsa milyonlarca göçmen kuzeye akın edecek. Buralar ise Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan topraklarıdır. Yani Rusya’nın güney sınırları güvensiz hale gelecek. Dolayısıyla Türkiye bu macerada rol alıyorsa karşı cevabı her an alabileceğinin farkında olmalı” ifadelerini kullandı.

“BOŞUNA NATO’YA GÜVENMEYİN”
Türkiye’nin boşuna NATO’ya güvenmemesi gerektiğini de kaydeden Jirinovski, “NATO hiçbir zaman Türkiye’nin çıkarlarını savunmaz. Türkiye için savaşa girmez. Dolayısıyla Brüksel’e şikayette bulunmaya değmez. Onlar zaten Türkiye’yi AB’ye de almadılar. Ve hiçbir zaman da almayacaklar. Türklere yüz kere söyledim ‘NATO’dan çıkınız’ diye. Siz ise NATO’dan çıkacağınıza NATO’nun Suriye’ye saldırması için elverişli ortam hazırlıyorsunuz. Dediğim gibi Suriye’den sonra sırada İran var. Türkiye’yi 3. Dünya Savaşı’nı provoke etmemeye çağırıyorum. Bu çok kötü sonuçlanacak. Belki bir gün Rusya, ABD ile savaşabilir. Ama bu savaş Türkiye, İran ve Suriye topraklarında yapılacak. Bu durumda da ya Moskova veya ABD kazanacak. Kaybeden yine siz olacaksınız” dedi.

Suriye muhalefetten vazgeçiniz. Suriye sınırındaki Türk ordusunu geri çekiniz. Neden Suriye muhalefetini silahlandırıyorsunuz. Kürt muhalefeti silahlandırıp, Öcalan’ı da serbest bırakarak bu silahlı muhalefetin başına yeniden geçmesini ister misiniz? Dolayısıyla başka ülkede iç savaşı körüklemeye gerek yok. ‘Başkasına kuyu kazan, kendi düşer’ diye bir Rus deyimi var. Türkiye hükümetini bir daha bu politikadan vazgeçerek Esad’e destek vermeye çağırıyorum. Eğer Türkiye, İran, Suriye ve Türkiye üçgeninde durumu gerginleştirip Rusya için sorun çıkarırsa bundan kendisinin zarar göreceğini bir daha tekrarlıyorum” şeklinde konuştu.

İHA

İKMAL TAMAM KÖR UÇUŞA DEVAM

Türkiye’miz cumhuriyetin lâik, hayatın gerçeğinden ve onun zorunluluklarından oluşan temel ilkelerinden yükselmektedir.

Ne ki bir süredir Cumhuriyetin karşı devrimci hareketlere karşı korunması ve dinsel-siyasal bölücülüğün bertaraf edilmesini sağlayan ve uygar milletlerce uygulanan ölçütleri esas kabul eden Türk Hukuk Sisteminin yapısı; parsa toplamak isteyenlerin AKP iktidarı eliyle kuşatılmıştır ve İslam cemaatlerinin peşinde meçhule sürükleniliyor…

*
AKP’nin yönünü doğrulttuğu Arap’lar Irak,Ürdün,Suudi Arabistan,Bahreyn,Umman,Mısır,Yemen,Libya,Cibuti,Komor,Somali gibi ülkelerdir.
Büyük Atatürk’ün,”Uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır.Uygarlığın buluşları, teknik harikaları, dünyayı değişmeden değişmeye uğrattığı bir dönemde yüzyıllık köhne düşüncelerle, mazi-severlikle varlığı koruyup, sürdürmek olasılığı yoktur” ifadesi – sanki,bu ülkeleri tanımlıyor.
Nitekim parsa toplamak peşinde emperyalizm beherinin bireysel ve toplumsal hafızasını behimi duygular,arzu ve ihtiraslarla cilalamış,yalan,tezvir,aldatma ve sansasyonla adeta bombardımana tutarak güçsüzleştirmiş,zihinleri dağıtmış ve sosyal yapılarını malül etmiştir,görüyorsunuz…

*
Şimdilerde ABD emperyalizmi yeniden Arap ülkelerinde ve Suriye’de de ayaklanmalar üzerinden parsa toplamaya çalışıyor -aynı elde,İsrail’in güvenliğini de teminat altına almayı hedefliyor.
ÖnceTürkiye’de sonra Arap ülkelerinde İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin toplumsal istikrarı sağlamadığına, otoriter yönetimlerin varlıklarını sürdürmek için ülke dinamiklerini tükettiğine ve Batı’ya dayanmak zorunda kalındığına hükmedilmiştir!
İslamcı Hareketlere, halkların ağır sorunlarını çözebilmelerini teminen yasal siyaset yolu açılmış,siyaset ve toplumsal sorumlulukların genişletilmesiyle istikrarın ve barışın
-dolayısıyla,İsrail’in de güvenliğinin sağlanacağı bir strateji yürütülüyor.

*
Türkiye’de bir itiraz yaşanmıyor -fakat, Suriye’de Beşşar El Esad,”Suriye lâik olan tek Müslüman Arap devletidir. Lâik ülkede mezheple uğraşılmaz.Suriye’yi karıştırmak için olayı mezhep boyutuna indiriyorlar.Her adımı atarım ama din eksenli şeriat partilerine izin vermem. Laikliğe zarar verecek örgütlenmeye izin vermem”diyor ve ülkesine uygulanmak istenen modele direniyor.
Ne ki Emperyalizm ve o’na ilişiklenmiş bireysel ve toplumsal hafızasını oluşturan itikadi konularda akla yer vermeyen AKP iktidarıyla Türkiye’nin desteğinde aynı vas’fı taşıyan ve ağırlık olarak Vehhabi ve Müslüman Kardeşler örgütlerinden oluşan silahlı muhalif güçler Suriye rejimiyle asla siyasal diyalog kurmuyor…

*
Bu sayede Suriye sorunu Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşmasının uluslararası boyutta ihlaliyle yeniden silahlanmanın öngörüldüğü çok ciddi bir krize yükseltiliyor.
ABD bugünden yarına bu hayati krizin çözüm sigortasını oluşturmayı teminen Rusya ve Çin’in BM’de veto etme gücünün önüne geçecek bir yöntem geliştirmeyi hedefliyor.
Tek çözüm Bill Clinton’ın BM Güvenlik Konseyini dinlemeksizin 1999’da Kosova’da NATO müdahalesini başlatması örneğinin yeniden geliştirilmesidir -ki, o nedenle Türkiye ile yakın çalışılıyor!
İşte, Suriye’nin karasularını ihlâl eden,Türkiye’nin keşif görevlisi bir RF-4E tipi Phantom Jet’ini füze ile düşürmesi bu fırsatı veriyor.

*
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik,”Uçağımız Suriye hava sahasının dışında,uluslararası alana çıktığında vurulmuştur.Suriye’nin ‘Türk uçağı olduğunu vurduktan sonra anladık’ sözü de yalandır” derken ‘uçağımızın Suriye hava sahasında ne işi vardı?’ diye eleştirenlere tepki gösteriyor,”Suriye BAAS rejimi,kendisini Türkiye’deki yandaşları kadar savunamamaktadır”diyor!
Eleştiriler Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun,Türk uçağının düşürülmesi safahatını anlatırken pass geçtiği bir husustan ivme kazanıyor ve geleceği vatandaşların dikkatlerine sunuyor.

*
Küresel istikrarı ve ekonomik refahı yükseltmeyi amaçlayan küresel ekonominin dengesi temelde ekonomik paylaşım ve siyasi gücün korunması üzerine kuruludur.
Çift ya da çok taraflı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi,Stratejik Silahların İndirimi Anlaşmaları ve bunları temel alan, birbirini bütünleyen bir çok askeri anlaşma da küresel askeri dengeyi oluşturuyor.

*
Saldırı ve savunma sistemleri satışlarındaki anlaşmalarda sistemlerin kullanımı ve denetimi gizli anlaşmalarla belirleniyor.
Türkiye-Suriye arasında 1998’de yapılan Adana Mutabakatı,iki ülkenin saldırı ve savunma sistemlerinin birbirlerini tanıma elektroniklerine ve yazılımlarına imkân tanıyor.
Bu,koordinatları önceden belirlenmiş güzergâhta seyreden iki ülke uçaklarının da tüm saldırı ve savunma birimlerde karşılıklı teşhis edildiği anlamındadır.
Fakat Türkiye’nin İsrail ile çeşitli askeri anlaşmaları -ki, 2 temel’e;ilki üçüncü ülkeler ile yapılan anlaşma hükümlerini engelliyor,ikincisi hükümlerinden hareketle sistemlerin istenildiği zaman güncelleştirilmesine dayanıyor.
Bilhassa Hava Savunma Sistemlerinin füzelere ve savaş uçaklarına duyarlılıklarını oluşturan birbirlerini tanıma elektronikleri-yazılımları belirli periyodlarda yeniden tanımlama yapmaya yönelik ayarlanıyor.

*
Üstelik İsrail yaptığı ikili anlaşmalarla Ortadoğu’da ABD ve Rusya kökenli saldırı ve savunma sistemlerinde dost-düşman tanıma yazılımların ana bileşeninde bulunuyor.
Mesela,Suriye’nin saldırı ya da savunma sistemlerinin yazılımlarını Fransa yapmaktadır -fakat, İsrail;ABD- Rusya aralarındaki askeri anlaşmaların gizli hükümleriyle-sonuçta,
sağlanan uyumluluk ve teknolojik bütünlük sayesinde bölgesel silahlanma balansını oluşturuyor…

*
Yani Suriye doğru söylüyor, Hava Savunma Sistemi-daha sonra açıklandığı üzere, hava sahası üzerinde teşhis edemediği bir uçak tesbit etmiştir.
Aslında Hatay’da NATO üssü konumunda Kisecik Radar İstasyonu ile bağlantılı olarak alçak ve yüksek irtifada elektronik muhabere tatbikatı yapmakta olan birTürk jeti!
Füzenin fırlatıldıktan sonra Türk uçağını tanıması ve kendini imha etmesi gerekiyor.
Ne ki füze İsrail’in güncelleştirdiği sistem yazılımlı ABD yapımı Türk uçağını tanımayınca,…uçak düşüyor…
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Suriye’yi saldırganlıkla suçlayıp NATO Konseyinin toplanmasını istiyor ve BM Genel Sekreterliği olay ile ilgili bilgilendiriliyor…
Emperyalizmin işine geldiği vakitte NATO -artık,hazırdır,Türkiye o vakte kadar karşılık verme hakkını saklı tutarak hep teyakkuzda ve Suriye’de hep gerginlik üretmek görevindedir!

*
Ne uğrunda gerginlik üretileceği sorusunun yanıtında ağırlıklı olarak ekonomi bulunuyor.
Türk ekonomisinde dış ticaret açığındaki makasın daralması ekonominin yavaşladığını gösteriyor ve kâr transferleriyle döviz ihtiyacının tehdit oluşturduğu kötü bir tablo ile karşı-karşıya bulunuluyor.

*
2011’den itibaren Türkiye’nin ithalat-ihracaatı arasındaki makas;yüzde 75’i ara mallardan oluşan ithalatın daralması ve sanayide kapasite kullanım oranının düşmesinden oluşuyor yani ekonomi yavaşlıyor.
Ekonomi yavaşladıkça ara mal ithalatında artış hızı düşüyor ve ihracaat karşısında oransal geriye düşme kaydediliyor.
Halbuki Türkiye’nin istikrarı, ekonomik büyümesi,istihdamı ithalata bağlıdır -bu, ithalat için dövizin bulunması halinde Türk ekonomisinin büyümesi anlamına geliyor.
Fakat ihracaatın artmasına rağmen toplam ihracaatın milli gelir içindeki oranı yükselmeyince,Türk vatandaşları büyümeden nasiplenmiyor.
Döviz ihtiyacı Türkiye’yi tehdit ediyor…

*
Bu noktada Ödemeler Bilançosunda her ay nereden geldiği belli olmayan dövizlerin sırrı anlaşılıyor.
Mesela, Suudi Arabistan Kralı’nın İstanbul’da Sevda Tepesi’ndeki arazisine imar izni verilerek kılıf uydurulan 10 milyar dolar tutarındaki yardımının hikayesi bu gerçeğe dayanıyor.
AKP iktidarı,ABD emperyalizminin parsayı toplamak ve İsrail’in güvencesini de sağlamak üzere, bir zaman sonra ABD/NATO’nun yolunu açabilmek için,Suriye ile mütemadiyen gerilim yaratma zorunluluğuna sıkıştırılmıştır.
Bu Başkan Obama’nın, BM Güvenlik Konseyini by-passa alarak,Türkiye vasıtasıyla NATO’ya müdahalede bulunmanın yolunu açan, güncelleştirilmiş Bill Clinton modelidir.
Bu sayede AKP iktidarı Suudi Arabistan,Katar gibi ülkelerden sağlanan döviz ile iktidarda kalıyor…
İyi ama karşılığı pek ağırdır;din,ulus, bağımsızlık,millet,vatan,vatandaşlar…
26.6.2012

‘Diyalog çağrıları yetersiz’

F4 savaş uçağının düşürülmesi Almanya ve AB dışişleri bakanları tarafından sert bir dille kınandı. Hür Demokrat Partili Serkan Tören ise diyalog çağrılarının artık yetersiz kaldığını söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Cihad Makdisi olayla ilgili yaptığı açıklamada, ülkesinin hava sahasının ihlal edildiği için kendisini savunduğunu, saldırının füzelerle değil, uçaksavarlarla yapıldığını belirtti. Sözcü, Suriye’nin kötü bir niyeti olmadığını, Türk halkının Suriye’nin kardeşi olduğunu da özellikle vurguladı.

Serkan Tören

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, her şeye rağmen soğukkanlı davranılması gerektiğini söyleyerek, diyaloğun sürdürülmesi yönünde tavır alırken, Hür Demokrat Parti’nin Federal Meclis Grubu’nun insan hakları uzmanlarından Serkan Tören, diyalog çağrılarının artık yetersiz kaldığını, askerî müdahale de dâhil olmak üzere diğer olasılıkların da masaya yatırılması gerektiği görüşünü savunuyor.

ile’Diyalog çağrıları yetersiz’ | DÜNYA | DW.DE | 25.06.2012.

NATO Türkiye için Suriye ile savaşa girmez

Türkiye’ye ait bir keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, NATO’nun 5’inci Maddesi kapsamında harekete geçmesi olasılığını yeniden gündeme getirdi. Ancak böyle bir şey olmayacak.

Antlaşma’nın ünlü 5’inci maddesi, nispeten kısa olmasına karşın genel anlaşıldığı biçiminden çok daha karmaşık:

“Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa BM Yasası’nın 51’inci Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır.

Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektifr.”

Twitter’da mesaj atan bazı yorumcular, söz konusu olayın Avrupa’da vuku bulmadığı ve bir NATO üyesinin topraklarına değil bir uçağının hedef alındığı gerekçeleriyle 5’inci Madde’nin işletilemeyeceğini öne sürüyor. Ancak 6’ncı Madde, her iki gerekçeyi de geçersiz kılıyor:

“Madde 5 açısından, Taraflardan bir ya da daha çoğuna karş silahlı saldırı, aşağıdakileri de kapsar:

– Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika’daki topraklarına Fransa’nın Cezayir Bölgesine (2) Türkiye topraklarına veya Taraflardan herhangi birinin egemenliği altında olan ve Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde yer alan adalara yapılan silahlı saldırı;

–  Bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan ya da Antlaşma’nın yürürlüğe girdiği tarihte Taraflardan herhangi birinin işgal kuvvetlerinin üslenrniş bulunduğu herhangi bir Avrupa toprağında veya Akdeniz’de, ya da Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde bulunan Tarafların herhangi birine ait kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldırı.”

Burada uçak, 5’inci maddenin işletilmesini önünü açacak bir neden olarak uçak unsurundan açık bir şekilde bahsediliyor. Ve Türkiye etrafındaki bölge de Yunanistan ve Türkiye’nin katılımına ilişkin 1951 tarihli Protokolle yapılan değişiklik sonucu orijinal anlaşmaya dahil edildi. Aslında, İttifak’ın en temel taahhüdü olan 5’inci Madde şemsiyesinin altına girmemiş olsaydı, NATO üyeliği Türkiye’ye çok da bir fayda sağlamamış olacaktı.

Bununla birlikte, bu olaya verilecek yanıtın, 5’inci Madde kapsamından çıkarak kilit sözcük ise “saldırı”. Türkiye, özellikle ortamın gergin olduğu bir dönemde Suriye ile ortak sınırında hasmane bir tutum sergilemiş ve Suriye hava sahasını ihlal etmiştir. Her ne kadar uçağın vurularak düşürülmesi aşırı bir tepki olsa da, Esad rejimi bunun “bir saldırı” olmadığını söylemiştir.

Sonuçta bunun tanımlanması da ABD Anayasası’nda üst düzey bir devlet görevlisinin azledilmsi için konulan “ağır suç ve kabahat” işleme eşiğinin belirlenmesinde olduğu gibi, kanaate dayalı bir karar. İlkinde bu kararı Temsilciler Meclisi, ikincisinde de ise Kuzey Atlantik Konseyi (KAK) alıyor.

Ancak, KAK’ın bu olayı “bir saldırı” olarak nitelendireceğine ikna olmak güç. Öncelikle, 5’inci maddede verilecek yanıtın “BM Yasası’nın 51’inci Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkı” çerçevesinde olması gerektiği beyan ediliyor. Suriye’nin savunma amaçlı bu aşırı hasmane yaklaşımı, özellikle de bir defaya mahsus olduğu göz önüne alındığında, saldırı olarak nitelendirilebilecek gibi görünmüyor. Türk pilotlarının, kendilerini korumak için öldürücü güç kullanma hakları baki kalmakla birlikte bu durumda Türkiye’nin ve hatta NATO müttefiklerinin bir misilleme de bulunmaları da BM Şartı’nın ihlali anlamına gelir.

İkinci olarak, BM Şartı’nın 51’inci Maddesi’ne atıfta bulunan 5’inci Madde’de güç kullanımının amacı, “Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak” olarak tanımlanıyor. Olayın halihazırda sona ermiş olması ve Suriye’nin de benzer bir adım atma olasılığının çok düşük olması nedeniyle zaten güvenlik sağlanmış bulunuyor.

Bir başka yanlış anlama da 5’inci Madde kapsamında yapılacak bir saldırının, otomatik olarak tüm NATO üyelerinin birlikte askeri eyleme geçmesi anlamına geldiği yönünde. Esasında KAK’ın 5’inci Madde’nin işletilmesine karar vermesi ilk adım. Nasıl bir yanıtın verileceği ise bundan sonra belli olur. Tüm saldırılar eşit değildir.

5’inci Madde, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın imzalandığı 1949’dan bu yana yürürlükte bulunuyor. Bugüne kadar da Afganistan’dan gelen el Kaide’nin ABD’ye terör saldırısı düzenlemesinin ardından yalnızca bir kez işletildi. O zaman da bile Müttefiklerin yanıtı temkinliydi:

“Bu kapsamda, 5’inci Madde işletilmiştir ancak ABD’ye yönelik bu saldırının dışarıdan yönetilip yönetilmediğine ilişkin kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu tarz bir hükme varılması durumunda her bir İttifak üyesi ne tarz bir yardım verebileceğini değerlendirmelidir. Pratikte ise Müttefikler arasında istişareler olacaktır. NATO tarafından toplu bir eyleme geçilmesine ilişkin karar Kuzey Atlantik Konseyi tarafından alınacaktır. ABD, BM Şartı altındaki hak ve yükümlülüklerine uygun olarak, kendi başına adımlar atabilir.

Müttefikler, bu duruma karşı yanıt vermede gerekli gördükleri her türlü yardımı sağlayabilirler. Bu yardım illa askeri olmak zorunda değildir ve her bir ülkenin elindeki kaynaklara bağlıdır. Her üye, esas amacın ‘Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak’ olduğu noktasından hareketle nasıl katkıda bulunabileceğini değerlendirir ve diğer üyelerle istişare eder.”

Suriye konusunda ise elbette bu olay yoktan yere çıkmadı. Bir yılı aşkın bir süredir tansiyon yüksek seyrediyor. Bugüne kadar uluslararası alandan bir dizi kınama ve BM’den de çok sayıda karar çıktı. Bu seslere NATO ülkelerinin büyük bir bölümü de katıldı.

Bununla birlikte, Rusya ve Çin’in vetolarından dolayı Güvenlik Konseyi de harekete geçemedi. Ve NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de defalarca NATO’nun Libya’dakine benzer bir şekilde Suriye’ye müdahale etmek gibi bir niyeti olmadığını beyan etti.

Aynen Libya olayında olduğu gibi Batı’nın Suriye’ye müdahale etmesini de doğru bulmuyorum. Ayrıca yaşanan bu son olayın herhangi bir şeyi değiştireceğini de düşünmüyorum. Elbette, müdahale için çoğu sivil 20 bin civarında Suriyeli’nin hayatını kaybetmesi, olmaması gerektiği bir yerde uçan tek bir savaş jetinin düşürülmesinden daha güçlü bir zemin oluşturuyor.

Yine de elimizdeki olgular ışığında bir şeyin değişmediğini net şekilde görebiliyoruz: Beşar Esad’ın elinde hala güçlü ve kendisine sadık bir ordu var ve muhalefet de paramparça durumda. Dolayısıyla NATO’nun yapabileceği askeri bir eylem, Cuma sabahına göre daha cazip durumda değil.

Dahası, olayın ardından Esad yönetimi durumu ustaca idare etti. Her ne kadar görevde kalmak için ne yapması gerekiyorsa yapacak durumda olsa da NATO ve Türkiye ile herhangi bir savaşa girmek istemediği de açık.

NATO’nun bu şartlar altında yeni bir savaşa başlamaya karar vereceğini düşünmek çok da inandırıcı değil.

* Joyner, ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Atlantic Council’in yayın koordinatörü.

Suriye’den Türkiye’ye ortak askeri komisyon önerisi

Hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Türk jetini düşüren Suriye, olay yeri incelemeleri için Türkiye’yle ortak bir askeri komisyon kurulmasını önerdiğini ancak Ankara’dan yanıt alamadığını iddia etti. Uçağın, üzerinde mermi izleri bulunduğu öne sürülen kuyruk kısmının da Türkiye’ye teslim edildiği belirtildi.

Türk jetinin düşürülmesiyle ilgili Şam’da basın toplantısı düzenleyen Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdissi, “Türk uçağı Suriye hava sahasını ihlal etti. Biz de ateş açarak karşılık verdik ve uçak Suriye karasularına düştü” dedi.

“Acilen bir tepki vermeliydik. Suriye uçağı da olsa düşürürdük” diyen Makdissi, yaşananlara rağmen Türkiye ile komşuluk ilişkilerini sürdüreceklerini belirtti.

Türk keşif uçağının 100 metre irtifada düşürüldüğünü öne süren Suriyeli sözcü, “Türk jeti radar güdümlü füzeyle değil, menzili sadece 2.5 kilometre olan bir uçaksavarla vuruldu” diye konuştu./_np/2493/17062493.jpg

Uçaksavarlar dışında kesinlikte füze kullanılmadığına işaret eden Makdisi, bunu da Türkiye’ye teknik olarak izah ettiklerini, uçağın üzerinde mermi izleri bulunan kuyruk kısmını ispat olarak Türk yetkililere teslim ettiklerini ifade etti.

“Bu olup biten, Suriye’nin egemenliğinin büyük bir ihlalidir” diyen Makdissi, kayıp pilotların aranmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini sözlerine ekledi.

“TÜRKİYE YANIT VERMEDİ”

Makdissi ayrıca iki ülke arasında oluşturulacak ortak askeri bir komisyonun olay yerine gelmesi ve incelemelerde bulunması yönünde Suriye’nin resmi talepte bulunduğunu ancak bu konuda Türkiye’den cevap alınamadığını iddia etti.

NATO’nun yarın Brüksel’de gerçekleştirileceği acil durum toplantısıyla ilgili de konuşan Makdissi, “Bu toplantının amacı durumu sakinleştirmek ve istikrarı sağlamaksa, başarılı olmasını isteriz. Ama eğer amaç saldırganlıksa, bizim de şunu belirtmemiz lazım: Suriye hava sahası, toprakları ve karasuları Suriye ordusu için kutsaldır. Türk hava sahası, toprakları ve karasularının Türk ordusu için kutsal olduğu gibi” dedi.

Türkiye, RF-4E tipi “Phantom” keşif uçağının uluslararası hava sahasında vurulduğu belirterek, olayla ilgili uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarını saklı tuttuğunu açıklamıştı.

NATO pilotu havacılık sitesine konuştu ve…

NATO pilotu havacılık sitesine konuştu ve…

Uluslararası havacılık sitesine konuşan bir NATO pilotu, Türkiye’nin Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabileceğini söyledi.

NATO pilotu havacılık sitesine konuştu ve…

Uluslararası havacılık sitesi theaviationist.com’da bir makale kaleme alan David Cenciotti, bir ara Türkiye’de

de uçmuş bir NATO pilotuna dayandırdığı sözlerinde, Türkiye’nin, Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa

hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabileceğini, bunun ihtimallerden biri

olduğunu yazdı.

Dün Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı “Uçak Türkiye radar sistemini test ediyordu” sözlerini hatırlatan yazar, Suriye’nin “kıyıdan 1 kilometre açıkta vurduk” sözlerini doğru kabul ederek yaptığı değerlendirmede, “Hala açıklanamamış bir şey var ki o da, bir (R)F-4’ün Suriye kıyılarından sadece 1 kilometre açıkta neden yüksek hızda alçak uçuş yaptığı… Önümüzde 3 seçenek var: Sürüş hatası, hava durumu veya hava savunma sistemleri hazırlık seviyesini test etmek için kasıtlı hava sahası ihlali…

Sürüş hatası ihtimali hiçbir zaman yanlışlanamayacak olsa da, uçağın taşıdığı ekipmanlar, uçağın 2 pilot tarafından uçurulduğu gerçeği ve uçağın “tehlike bölgesi” yakınında uçtuğunu göz önüne aldığımızda, uçaktaki iki pilotun pozisyonlarının gayet farkında olduklarına inanmamız için yeterli neden var” dedi

NATO PİLOTU: MUHTEMELEN SURİYE SAVUNMASINI TEST EDİYORLARDI

“Uçağın Suriye hava sahasını ihlal ettiğindeki irtifası oldukça ilginç” diyen yazar, “Uçak aşırı alçaktan uçuyordu (ve muhtemelen optik olarak, radar kilidi olmaksızın vuruldu)” ifadesini kullandı. Yazar, bir NATO pilotunun kendisiyle görüşmesini şu sözlerle aktardı:

“Yüksek hız-alçak uçuş yaptığınızda, ya düşman hava sahasına girip uçak üstündeki sensörleri (kayıt cihazlarını) kullanmak için garip bir deneme yapıyorsunuzdur, ya da bulutlar aracılığıyla gizlenmeye çalışıyorsunuzdur. Öte yandan, İstihbari Gözlem Keşif

Uçuşu yaptığınızda 12 deniz mili mesafede uçmak oldukça saçma olsa da, bence Suriye hava savunma sistemlerini test ediyorlardı.

Sanırım şimdi net bir fikre sahipler ve olaydan öğrendiğimiz en ilgi çekici ayrıntı da bu.”

“ÜRDÜN’E KAÇAN SURİYE UÇAĞI GİBİ BAŞKA BİR UÇAĞIN TÜRKİYE’YE KAÇTIĞINI SANMIŞ OLABİLİRLER”

Makaleyi kaleme alan Cenciotti, Suriye’nin uçağın Türk uçağı olduğunu büyük ihtimalle bildiğini yazdı. Ancak eğer bilmiyor idiyse,farklı bir durumun söz konusu olabileceğini aktaran yazar, “Uçağı Suriye’den kaçan bir Suriyeli pilot sanmış olabilirler ve Ürdün’e kaçan uçak gibi yeni bir utanç yaşamamak için Türkiye’ye varmadan düşürmek istemiş olabilirler” şeklinde yazdı. “İnsanlar, radar sistemini veya tepki süresini test etmek için hava sahasını ihlal etmeyi nadir görülecek bir olay olarak düşünse de,

Türkiye ve Suriye için bu pek de nadir değil” diyen NATO pilotunun sözlerini aktaran yazar, NATO pilotunun daha önce 2. pilot olarak bir Türk F-16’sının arka koltuğunda uçtuğunu yazdı ve onun sözlerini şu şekilde aktardı:

“Birkaç yıl önce, bir Türk jetiyle Diyarbakır’dan ikinci pilot olarak havalanmıştık. Rotamız bizi Suriye sınırına getirdi ve kol uçuşu sırasında radyo iletişimimiz bir anda bozuldu. Radyo sinyalimizin bozulması, görevin bir parçası değildi ve muhtemelen Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin direkt bir eylemiydi. (Zete)

‘Türkiye yalnız kalacak’

Türk jetinin düşürülmesinin yankıları tüm dünya medyasında yayılırken. Suriye basınından konuyla ilgili ilginç bir yorum geldi.

‘Türkiye yalnız kalacak’ Suriye basını, Türkiye’nin NATO’dan umduğu desteği bulamayıp Suriye’ye karşı mücadelesinde yalnız kalacağını iddia etti.

Suriye’nin Türk keşif uçağını düşürmesi bu ülke basınında da geniş yer buluyor. Suriye basını, düşürülen Türk uçağıyla ilgili temkinli dilini giderek sertleştirmeye başladı.

“Suriye ordusuna meydan okudular” ifadesini kullanan Suriye gazetesi El Vatan, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun olayla ilgili gerçekleri çarpıttığını iddia etti.

El Sevra gazetesinde yer alan bir yorumda da, Türkiye’nin Suriye’nin savunma gücünü test etmeye çalıştığı savunuldu.

‘TÜRK UÇAĞI YASAK BÖLGE İÇİN KEŞİFTEYDİ’

Yazıda olayın NATO ile bazı Arap ülkelerinin katıldığı iddia edilen “Uçan Kartal” tatbikatının bitiminde meydana geldiği öne sürüldü ve Türk uçaklarının da oluşturulması planan uçuşa yasak bölge için keşif yaptığı iddia edildi.

‘NATO TOPLANTISINDA SONUÇ ÇIKMAYACAK’

Suriye basınında konuyla ilgili yer alan haberlerde NATO toplantısında kesin bir sonuç çıkmayacağı ve Türkiye’nin yalnız kalacağı görüşü savunuldu.

Türk uçağının düşürülmesi dünya basınında yer almaya devam ediyor:

LE FIGARO : TÜRKİYE İLE SURİYE ARASINDA GERİLİM YÜKSELİYOR

Fransız Le Figaro gazetesi, “Suriye’deki kriz belki de yeni bir boyut kazandı. Türkiye Suriye’yi, Şam’ın iddiasının aksine, bir savaş uçağının uluslararası hava sahasında imha etmekle suçluyor. Kuzey Atlantik Konseyi, Ankara’nın başvurusu üzerine salı günü bu olayı ele almak için toplanacak.”

LE PARISIEN : SURİYE TARAFINDAN DÜŞÜRÜLEN UÇAK : TÜRKİYE NATO’YA BAŞVURDU

Fransız Le Parisien gazetesi de, “Ankara ile Şam arasındaki gerilimin tonu bir derece daha yükseldi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu Suriye’nin uçak düşürülmeden önce hiçbir uyarıda bulunmadığını bildirdi. Kaybolan iki pilotun canlı bulunma ihtimali az. Ankara kendi topraklarındaki bir Suriyeli mülteci kampına nisan ayında Suriye güçleri tarafından ateş edilmesinin ardından güvenliğinin ihlali olarak göreceği hiçbir eylemi hoşgörüyle karşılamayacağını ve NATO’yu göreve çağırmakta da tereddüt etmeyeceğini bildirmişti”

LIBERATION : DÜŞÜRÜLEN UÇAK : ANKARA’NIN GÜÇ DURUMU

Fransız Liberation gazetesi, “Ayaklanmanın başladığı tarihten bu yana Suriye ile Türkiye arasındaki en ciddi silahlı olay yaşanıyor ama Ankara ölçülü tepki vermeye devam ediyor. Uluslararası ilişkiler uzmanı Soli Özel, Suriye rejiminin en gelişmiş hava savunma sistemlerinin Rusya’nın kontrolünde bulunduğunu belirterek bu olayı Moskova’nın açık bir uyarısı olarak değerlendiriyor. Suriyeli isyancılara yönelik olan ve parası Katar ve Suudi Arabistan tarafından ödenen silahların çoğu artık Türkiye üzerinden geçiyor. Türkiye, Suriye’deki soruna çözüm için vazgeçilmez bir aktör. Ancak, Ankara, kamuoyunun her türlü askeri müdahaleye karşı olmasından ötürü tek başına hareket edemez ve etmek de istemiyor. Sol muhalefet partisi CHP her türlü maceraya karşı uyarıyor. Türk otoriteleri, Şam rejiminin Kürt sorununu körüklemesi ve Sünni-Alevi gerilimi gibi Suriye’deki olayların sonuçlarından da korkuyor. Dahası, Şam’ın son müüttefikleri olan İran ve Rusya da Türkiye’nin hem komşuları hem de başlıca gaz tedarikçileri olma özelliğine sahipler”

CORRIERE DELLA SERA: VURMAYIN YARDIM UÇAĞI

İtalyan Corriere Della Sera gazetesi de, Rusya faktörü nedeniyle, NATO’dan Suriye’de Libya’dakine benzer bir operasyon beklenmemesi gerektiği yorumunu yaptı.

Gazetede ayrıca, düşürülen uçağa kurtarma operasyonu icin başka bir Türk uçağının daha havalandığı ancak bu kez Suriye’ye yapılan, ‘vurmayın, yardım uçağı’ uyarısı üzerine ateş açılmadığı haberi yer alıyor.

ile’Türkiye yalnız kalacak’ | GAZETE VATAN.