Ana sayfa Yazarlar Prof. R. Karluk

Almanya’dan Sözde Ermeni Soykırım Yalanına Büyük Destek

Köln, Lindenthal, Melaten-Friedhof, der Zentralfriedhof von Köln

Almanya’nın Köln kentindeki Büyükşehir Belediyesine ait mezarlıkta (Brück Lehmbacher Weg) sözde Ermeni soykırımı ile ilgili anıt geçen  hafta sonunda açılmıştır. AA’nın haberine göre Alman basınının görüntü almasına izin verilirken, Türk basın mensuplarının tören alanına girmesi engellenmiştir.

Haç şeklindeki siyah renkli taş anıtın açılması için 2015 yılında önce belediyenin yeşil alanlar, daha sonra şikayet komisyonuna başvuruda bulunulmuş, başvuru Mart ayında ilgili Komisyon tarafından kabul edildikten sonra belediyeye ait mezarlığa anıtın dikilmesine izin verilmiştir. Köln Türkleri Dayanışma ve İnisiyatif Platformu tepki göstermesine rağmen anıt açılmıştır.

Platformun sözcüsü Levent Taşkıran, 32 dernekten oluşan inisiyatif ile iki yıldır anıtın açılmasına karşı çıkmalarına rağmen kararın çıktığını açıklayarak “100 binden fazla Türk’ün yaşadığı bir şehirde böyle bir kararın alınması iç barışı bozacak bir adımdır. Kesinlikle bu kararı tanımıyoruz, bu kararı reddediyoruz ve bunu anti demokratik buluyoruz”   demiştir.

Bu konudaki gelişmeler, 6 Şubat 2017 tarihli https://www.ksta.de/koeln/armenier-in-koeln-mahnmal-projekt-zum-voelkermord-steht-seit-monaten-still-25678294  kaynakta ayrıntılı olarak verilmiştir: Armenier in Köln Mahnmal-Projekt zum Völkermord steht seit Monaten still – Quelle https://www.ksta.de/25678294 ©2017  (Köln’de Ermeniler Soykırımla ilgili Anma Projesi aylarca sessiz)

Anıtın açılmaması için yapılan girişimlerin sonuçsuz kalmasında, Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi ile Alman Parlamentosunda sözde soykırım yasasının kabul edilmesi etkili olmuştur. Parlamento’dan yasanın çıkmaması için yapılan tüm girişimlerin başarıya ulaşmamasının sebepleri üzerine önemle durmak gerekir. Çünkü, büyükelçinin geri çağrılmasının Almanya üzerinde hiçbir yaptırım etkisi olmamıştır.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Bu konuda hassasiyeti olan bir Türk olarak Mart ve Haziran aylarında Turkish Forum’da iki yazım yayınlanmıştır. Şimdi bu yazılarımdan bir özeti paylaşmak istiyorum. 15 Mart 2017 tarihli yazımın özeti aşağıdadır.

Almanya Federal Parlamentosu, geçen yıl   2 Haziran 2016 tarihinde sözde Ermeni soykırım kararı almış, Türkiye’nin itirazlarına rağmen kararından geri adım atmamıştır. Karar, Federal Parlamento’daki   oylamada 630 milletvekilinden sadece 165’nin oyu ile kabul edilmiştir. Bu kararın  alınmasından 10 ay sonra İstanbul’un kardeş şehri olan ve 100 bin Türkün yaşadığı Köln Büyükşehir Belediye Meclisi, 14 Mart’ta Lehmbacher Weg Mezarlığı’na  Ermeni  soykırım anıtı dikilmesine  izin vermiştir.

Köln Ermeni Hıristiyan Cemaati’nin (5 bin üyeli) Yeşil Alanlar Komisyonu’na başvurusuyla gündeme gelen sözde anıt, daha sonra Şikayet Komisyonu’na taşınmıştır. 2015 yılı sonunda Şikayet Komisyonu’ndan olumlu yönde karar çıkmasının ardından, konu Ana Komisyon’un gündemine gelmiştir. Köln Büyükşehir Belediyesi Başkanı Henriette Reker, kararın oybirliğiyle alınmasını olumlu karşıladığını açıklamıştır. Müslümanlara ait bir bölümün de bulunduğu Lehmbacher Weg Mezarlığı’nda toplanan Köln Türkleri Dayanışma Platformu üyeleri  kararı protesto etmişlerdir. Platform Başkanı Levent Taşkıran’ın bu konudaki açıklaması özetle şöyledir:

“İki yıldır bu olayı takip ediyoruz…Yaptığımız görüşmelerde Ermeni cemaatiyle beraber bizim de görüşümüz alınacaktı. Köln gibi yüz binden fazla Türkün yaşadığı bir şehirde böyle bir kararın alınması tamamen buradaki iç barışı bozacak bir adımdır.  Tamamen siyasi bir karardır…Zaten Türk Alman ilişkileri çok gergin bir şekilde böyle bir ortamda cereyan ediyor. Bu olay hiç bir tarafa yarar getirmeyecektir…Bu olay tamamen siyasidir. Eğer bu mezarlıkta Türkler soykırım yaptığı propagandası yapılacaksa, bizim insanımız da bu mezarlıkta yatmasının bir anlamı yoktur. Bu yanlıştan dönülmesi için her türlü demokratik yöntemi kullanacağız.”
Köln, burada yaşayan Türk nüfus dışında da önemlidir. Köln’de  daha önce Kürt Festivali  adı altında düzenlenen miting, terör örgütü PKK’nın şovuna dönüşmüş,  31 Temmuz’daki Demokrasi Mitingine Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın video konferansla bağlanması Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla engellenmiştir. Almanya, terör örgütü PKK’nın  mitinginde  Cemil Bayık’ın görüntülü mesajının yayınlanmasına izin vererek  bir skandala  yol açmıştır. PKK bayraklarının ön planda olduğu, Öcalan lehine sloganların atıldığı mitinge, Avrupa turunda olan terör örgütü PYD/YPG’nin Eşbaşkanı Salih Müslim  ve  HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da  katılmıştır.

Almanya böylece, Demokrasi Mitinginden 5 hafta sonra, terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’nın lider kadrosu ve yandaşlarına mesaj izni vermiştir. Mitingde, terör örgütü üyelerinin ve de Öcalan resimlerinin yanı sıra PKK ve YPG bayrakları da yer almıştır.

Alman Federal Parlamentosu 2 Haziran 2016 tarihinde  sözde Ermeni soykırımı  hakkında 18/8613 sayılı Kararı almıştır. Türk kökenli Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir 24 Nisan 2015 tarihinde  Parlamento’daki görüşmelerde   “Soykırımı işlemiş olan Jön Türkler, Sarıkamış’ta Türk askerini de kurban ettiler. Jön Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıktılar. Dolayısıyla bunları savunmanın bir anlamı yok. Herkes kendine kimi örnek almak istiyorum diye sormalı”   diyerek, tıpkı  Fransızlar gibi Jön Türkler üzerinden Türkiye’yi  soykırım yapmakla suçlamıştır.

Sözde Ermeni soykırımını kınayan ve kendi suç ortaklığını de kabul eden  Parlamento, kararı hemen hemen oybirliğiyle kabul etmiştir.  Oylamada sadece bir olumsuz ve bir çekimser oy kullanılmıştır. Kararda, 101 yıl önce Ermenilerin ve diğer Hıristiyan azınlıkların maruz kaldığı soykırımın anılması gerektiğine vurgu yapılarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun   Ermenileri yok etme hareketinin Bundestag tarafından kınandığı belirtilmiştir.

Oylamadan hemen sonra Türkiye, Berlin büyükelçisini Ankara’ya geri çağırmış, Almanya’ya tepki gösterileceği açıklanmıştır. Fakat geçen zamanda bu konuda önemli bir sonuç alınamamış, Parlamento kararı da unutulup gitmiştir.

Alman Federal Parlamentosu, “Onların (Ermeni’lerin) yaşadıkları, 20. yüzyılda yaşanmış en korkunç kitle katliamı, etnik temizlik, sürgün ve   soykırım tarihi için bir örnektir’’ iddiası ile karar almış, bir çok bağımsız tarihçiye  de atıfta bulunmuştur. Oysa ceza hukukunda temel prensip  yasaların  geriye yürütülmemesidir.  Olayın yaşandığı dönemde cezai yaptırımı olmayan bir eylem, daha sonra  cezalandırılamaz.  Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir.  Alman Anayasası’na göre bir eylem, ancak yapılmadan önce cezai yaptırımı  yasalarla belirlenmiş ise cezalandırılabilir.

Parlamento’daki görüşmelerde,  soykırım suçu  terimini  ilk kullanan  Polonyalı Yahudi  avukat olan Rafael Lemkin’in 1948’den önce de soykırımdan  söz ettiği ve bu anlamda  bunun 1915  yılını da  kapsadığı belirtilmiştir.  İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Lemkin “Jenosit konusuna nasıl geldiniz” sorusuna cevaben “Jenosit ile ilgilenmeye başladım, çünkü birçok kez gerçekleşti. Önce Ermenilerin başına geldi  ardından da Hitler harekete geçti”  demiş olsa da,  Lemkin 24  Haziran 1900 doğumlu olup  1915 yılında 15 yaşında idi.

Alınan karar, kuvvetler ayrımı  kapsamında Almanya Anayasasına  göre  suç oluşturmaktadır.  Siyasetçiler,  sadece yasa  koyucu olup,  yargıçlık veya polislik yapma yetkisini kullanamazlar. (Almanya Anayasa Mahkemesi Kararı: BVerGE 47, 109 u.a) Ayrıca,   ceza hukukundaki  kıyas yasaktır temel ilkesi de ihlal edilmiştir. (Nulla poena sine lege stricta) Parlamento, Osmanlı hükumetini soykırımla  suçlayarak, Osmanlı devletinin hukuki devamı ve mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyetini ve vatandaşlarını  soykırımın hukuki sonuçlarından sorumlu tutmuştur.  Alman Ceza Kanunu’na göre hakaret ve iftira  suçu işlenmiş olmasına rağmen  bu  karar alınmıştır.

Karar ortadan kalkmadığına göre, Almanya’daki okulların ders kitaplarında sözde soykırım konusunun işlenip işlenmeyeceği belli değildir. Eğer ders kitaplarına sözde Ermeni soykırımı konusu dahil edilirse, Almanya’da eğitim alan Türkler için büyük   haksızlık da yapılmış olacaktır.

Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında Fransa, Türkiye’yi   Ermeni soykırımı yapmakla  suçlayan ve bu konuda  yasa çıkaran ilk   ülkedir. Ayrıca Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler tarafından  8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım  anıtı açılmasına izin veren   ülkedir.  Anıtın üzerinde, 1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermeninin anısına” yazılıdır. Bu ifade Auschwitz-toplama kampının önünde de vardır.  Bir farkla. “1,5 milyon Yahudi”  “1,5 milyon Ermeni” olarak değiştirilmiştir. Ermenilerin 1,5 milyon Ermeni’nin  Türkler tarafından soykırıma uğratıldığı iddiası büyük  bir yalan olup bu rakam, Auschwitz-toplama kampının önüne dikilen anıttan  (aşağıdaki  fotoğraftan da görülebileceği gibi)  çalıntıdır.

Polonya’da Auschwitz  ve  Auschwitz-Birkenau  toplama kamplarını ziyaret ettim. Kamplarda, Alman Nazilerinin geride bıraktığı bir milyondan fazla giysi, yaklaşık 45 bin çift ayakkabı ve 7 ton insan saçını gördüm. Yahudilerin yakıldığı fırınlarda hala yanmış insan kokusu duvarlara sinmişti.  Schindler’in Listesi (1993), Piyanist (2002), Okuyucu (2008), Çizgili  Pijamalı Çocuk (2008), Hayat Güzeldir (1997)  ve Hatırla (2015) filmlerini de seyrettim.

Mahkeme kararıyla soykırım yapmış bir ulus olan Almanların Türkleri soykırım yapmakla suçlaması kadar gülünç bir şey olamaz. Batıda hızla yayılan Türk düşmanlığı, Almanya ve Hollanda ile yaşanan siyasi kriz sebebiyle giderek artmaktadır. Aslında Türklere ve Müslümanlara Batı’nın bakış açısı olumsuzdur.

Katoliklerin ruhani lideri Papa Francesco, 12 Nisan 2015 tarihinde   1915 olaylarını anmak için Vatikan´ın Aziz Petrus Bazilikası´nda düzenlediği ayinde 20’nci yüzyılın ilk soykırımının “Ermeni toplumuna karşı yapıldığını” söyleyerek modern dünyada artık unutulmuş olan   Haçlı zihniyetinin temsilcisi olduğunu kanıtlamıştır. Francesco, Papa olmadan önce Arjantin’de Ermeni diasporasına çok yakındı ve de onların etkisi altındaydı. Ayine Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, dünya Ermenileri ruhani lideri ve Ermeni Apostolik Kilisesi Katolikosu İkinci Karekin ve Kilikya Katolikosu Birinci Aram da katılmıştır.

Vatikan’da, 27 Eylül 2000 tarihinde dönemin Papası İkinci Jean Paul’ün Ermeni Baş Patriği İkinci Karekin ile imzaladığı ortak bildiride de 1915 olaylarından soykırım olarak söz edilmişti. Papa Francesco bu ifadeye atıfta bulunmuştur. Francesco’dan önce Papalık koltuğunda oturan ve ilk dönemlerinde gerek Türkiye gerekse İslam alemiyle ilişkileri iyi olmayan Papa Benediktus ise soykırım ifadesini kullanmamıştı.

Papa Francesko Kapriel Serape Papazyan tarafından İngilizce kaleme alınmış olan Patriotism Perverted (Boston, Baker Press, 1934) adlı kitabını okumuş olsaydı, bu açıklamayı yapmazdı. Papazyan; Taşnakların Ermenileri Türkler ve Ruslara karşı kullanıp ölüme sürüklediklerini, Kürt köylerini yaktıklarını ve sorunu 1800’lerden başlayarak 1934’e kadar ayrıntıları ile anlatmaktadır.

Avrupa Parlamentosu’nun da sözde Ermeni Soykırımı’nı Türkiye’nin tanıması doğrultusunda   almış olduğu kararlar vardır. İlk karar 18 Haziran 1987 tarihinde alınmıştır. Daha sonra 15 Kasım 2000 (COM (1999) 513-C5-0036/2000-2000/2014 (COS) ve 28 Şubat 2002 ile 28 Eylül 2005 tarihlerinde de benzer kararlar alınmıştır. Avrupa Konseyi de 24 Nisan 1998 ve 24 Nisan 2001 tarihlerinde Ermeniler lehinde kararlar almıştır.

28 Şubat 2002 tarihindeki AP Genel Kurulu’ndaki oylamalara katılan 626 milletvekili arasında  Almanya Sosyal Demokrat Parti üyesi Ozan Ceyhun(AKP’den adaydı seçilemedi) sözde soykırım için uzlaşma çağrısına ret oyu verirken, bir zamanlar şu anda Birleşik Avrupa Solu/Kuzeyli Yeşil Solu olarak bilinen Demokratik Sosyalizm Partisi’nden (PDS) Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilen Feleknas Uca (şimdi TBMM’de  HDP milletvekili)   sözde soykırım konusundaki uzlaşma çağrısı için kabul oyu  kullanmıştır.

Uca, bizim ödediğimiz vergilerden oluşan TBMM bütçesinden maaş almaktadır. Avrupa Parlamentosu’nda Ermeniler  aleyhine bir karara  olumlu oy veren Ermeni kökenli  bir Alman Parlamenteri,  Ermenistan Parlamentosu’nda üye olup maaş alabilir mi? Tüm bu gelişmeler, Almanya ile referandum sonrasındaki gerginlikle bir ilişkisi var mı sorusunu da gündeme getirmektedir.

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Bundestag tarafından kabul edilen sözde Ermeni soykırımı kararına karşı yapılan başvuruları   kabul etmemiştir. Türkiye uyruklu olup Almanya’da ikamet eden 8 kişi tarafından ayrı ayrı Almanya Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurular, işleme konulmadan  reddedilmiştir. 19 Aralık 2016 tarihinde  açıklanan  mahkeme kararında, yapılan başvuruda Bundestag kararıyla temel insan haklarının veya kanunun ihlal edildiğinin inandırıcı bir şekilde açıklanmadığına işaret edilmiştir. Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nin, Bundestag Kararına karşı açılan davaları reddettiğini bildiren ABC News  haberi  şöyledir:

“German Court Rejects Suits Against Armenian Genocide Vote

Germany’s highest court has rejected a string of complaints against a decision by the country’s parliament to label the killings of Armenians by Ottoman Turks a century ago as genocide.

The Federal Constitutional Court threw out eight complaints against the resolution approved by lawmakers in June.

It published one of the decisions Monday, in which judges said the plaintiff had failed to provide sufficient evidence that his fundamental rights had been violated and that no such violation was obvious.

The parliamentary vote infuriated the Turkish government and prompted it to withdraw its ambassador from Berlin for a few months.

Ankara also refused to let German lawmakers visit German military personnel stationed at Turkey’s Incirlik air base, but relented after the German government stressed the resolution isn’t legally binding.”

Alman Yeşiller partisi eski milletvekili Mehmet Kılıç, bu başvurulardan birisiyle ilgili daha önce yaptığı bir konuşmada, ortada bir yasa hükmü olmadığına dikkat çekerek, “Almanya siyasi bir karar alarak geçmişte olanları soykırım olarak değerlendirmiştir. Almanya Parlamentosunun buna hakkı vardır” demiştir. Almanya’dan önce aralarında Fransa, Hollanda, Avusturya ve İsviçre’nin de bulunduğu 23 ülke parlamentosunun soykırım kararına imza attığını hatırlatan Kılıç, Türkiye’den gelen itiraz başvurularının başarı şansının bulunmadığını vurgulamıştır.

Hatırlanacağı gibi Türkiye,  sözde Ermeni soykırım tasarısını onaylayan Alman  milletvekillerinin   İncirlik Üssü’ndeki   Alman askerlerini ziyaret etmesine uzun süre  izin vermemiştir. Krizin çözümü için  Türkiye,  Almanya’dan  Federal Parlamento’nun Ermeni tasarısına mesafe koymasını ve soykırım tasarısının hukuki bağlayıcılığı olmadığını açıklamasını istemiştir.  Almanya’nın  milliyetçi sol  Der Spiegel dergisinin haberine göre üst düzey bir  Türk  diplomat “Biz parlamentonun aldığı tasarıyla yaşayabiliriz. Ama Alman hükümeti  soykırım kararının hukuksal bir yaptırımı olmadığını açıklamalı” demiştir. Bu süreçte Türkiye’nin  İncirlik’e sivillerin giremeyeceğini  açıklamasına rağmen Alman Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Milletvekili Christian von Stetten  Alman askerlerini ziyaret etmek için gittiği İncirlik’ten geri çevrilmiştir.
Karar sonrasında  koalisyon ortaklarından Hıristiyan Demokrat. CDU  Başkanı Merkel ve Sosyal Demokrat-SPD Başkanı Gabiel’in, ”Bundestag’ın 2 Haziran 2016’da Ermeni Soykırımı hakkında almış olduğu siyasi karar bizim hükümeti bağlamaz” açıklaması sonrasında  kriz çözülmüştür. Açıklamanın açılımı şöyledir:  Hükümet olarak Bundestag’ın aldığı tavsiye kararı bizim için  yok hükmündedir.  Tavsiye kararını alanların hükümetin kendi milletvekilleri olduğunu düşünürsek, bunun açılımı  da biz tükürdüğümüzü yalasak da sorun yoktur. (German Chancellor Angela Merkel stated recently that she “is not distancing herself from a Bundestag resolution on Armenian Genocide). Yapılan açıklama, 2 Haziran’daki kararı ortadan kaldırmamıştır.

Massispost’ ta 6 Eylül 2016’da yer alan habere göre Cem Özdemir, bu önerge ile parlamenterlerin 1915 ile ilgili Alman İmparatorluğu suçlarını da kabul ettiklerini bildirdiler demiştir. (Berlin, Mediamax Cem Ozdemir: Resolution on Armenian Genocide Cannot be Overruled Co-chairman of the German Bundestag’s Alliance ‘90/The Greens political party Cem Ozdemir said that the Bundestag resolution on the Armenian Genocide cannot be overruled (http://massispost.com/2016/09/cem-ozdemir-resolution-on-armenian-genocide-cannot-be-overruled/)

Bu süreçte ilginç bir gelişme de yaşanmış, askeri darbeye karşıyım diyen ve  sözde Ermeni soykırımı konusunda mesafeli duran milletvekili Refik Mor için partisinden (CDU)  ihraç  kararı çıkmıştır. Almanya ile olan son referandum krizi de dahil  tüm bu gelişmeleri Türkiye’ye yönelik  bir büyük planın parçası olarak değerlendirmek mümkündür. Acaba Hükümet  bu karara nasıl bir tepki gösterecektir? Merak etmekteyim.

Turkish Forum’da 16 Haziran 2017 tarihinde yayınlanan yazımın başlığı şöyleydir: Almanya’nın Köln Kenti Mezarlığına Sözde Ermeni Soykırım Anıtı Dikilsin mi?

Almanya’da Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Köln kentinde kamu alanı olan mezarlıkta Ermeni cemaatinin talebi ve Köln Belediyesi’nin onayı ile sözde Ermeni soykırımını simgeleyen sözüm ona bir anıt (Haçtaş) konulması için internet üzerinden bir halkoylaması yapılmaktadır. Siteye girildiğinde Almanya’nın Köln Kenti Mezarlığına Sözde Soykırım haberinin altında yer alan aşağıdaki oylama butonunu sağa doğru hareket ettirerek oy verilmektedir. Soldaki soru, EVET Köln’deki Ermenilerin soykırımı simgeleyen Haçtaş kurmaya hakları var diyenler içindir.

Sağdaki soru, HAYIR soykırımı simgeleyen Haçtaş kurulması  durumunda  kamusal barış  tehlikeye girer diyenler içindir. Bu konuya duyarlılığı olanları siteye girerek HAYIR oyu kullanmaya davet ediyorum. (Armenier in Köln Mahnmal-Projekt zum Völkermord steht seit Monaten still – Quelle  http://www.ksta.de/koeln/armenier-in-koeln-mahnmal-projekt-zum-voelkermord-steht-seit-monaten-still-25678294)

Türkiye’nin ve Almanya’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının tüm çabalarına rağmen sözde kin anıtının açılması karşısında tarih kitaplarımızda yer alan ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile  Almanya’nın dost ve müttefik olduğuna ilişkin övgü dolu tanımlar, zaman geçirilmeden kaldırılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda çekimser  davranmamalıdır.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here