Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

MEN DAKKA, DUKKA* // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Irak ordusu ve​ İran Devrim Muhafızlarına bağlı​ Popüler Seferberlik Birimi (PUK)​ güçlerinin müşterek Kerkük​ operasyonu;
25 Eylül’de Bağımsızlık Referandumu düzenleyen Kürtlere ağır bir darbe oldu.
Irak ordusuna destekleyen doğrudan İran Devrim Muhafızlarına bağlı​ Popüler Seferberlik Birimler​i (PUK)  ya da Haşd el-Shaabi​ güçleri;
Ktaeb Hizbullah​:​ Asaib Ehl-i Bey ve Badr Örgüt​lerinden oluşuyor.​
 
*
PUK-İran ilişkisi,​ ​Bağdat’ta Saddam Hüseyin rejimiyle yüzleş​ilen 25 yıl öncesine dayanıyor.
O zamandan beri ​Erbil’de M.Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Süleymaniye’de Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği (​KYB)​ arasındaki güç mücadelesi​ sürüyor.​
Nitekim PUK-İran ittifakı nedeniyle KYB​,​ 25 Eylül Kürt bağımsızlık referandumunu isteksizce destekle​mişti…
 
*
Kürt siyasetinin kırılmış doğası, tek birleşik askeri güç bulunmaması ve iki ana partinin farklı uluslararası ittifakları ve yönelimleri​;​ 
​Hem KDP lideri Mesud Barzani’nin kuzey Irak’taki Kürt sistemin​e yönelik projesiyle ilgili Irak Merkezi hükümetinde hassasiyet,
Hem de Irak’ta İran prokonsülasyonuna yol açmış, İran’ın hızlı biçimde  bölgedeki güvenliğini sağlamasına basamak oluşturmuştur.
 
*
Şimdi Irak-İran güçleri, Suriye sınırına yakın Şengal şehri de dahil olmak üzere İŞİD’e karşı savaş sırasında Kürt Bölgesel Yönetiminin eline geçen diğer bölgelerde ilerliyor.
Kürt Peşmergesi Makhmur ve Hanekin bölgesinden çekilirken, Erbil ve Süleymaniye’de de sivil Kürtler yaşadıkları alanları terkediyor.
Bölgenin muazzam petrol kaynaklarına bakıldığında bilhassa Kerkük’ün kaybı; Kuzey Irak Kürt Bölgesel hükümeti alanından bağımsız bir devletin çıkma ihtimalini azaltıyor.
Bu aşama, İran’ın hem siyasi ve askeri gücünü bir sistematik dahilinde başarıyla yürütmesinin hem de Iraklı Şii Araplara ve Iraklı Kürtlerin siyasetine yaptığı akıllı yatırımların bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
 
*
Suriye’de de benzer bir durum görülüyor.
Çünkü İran; Suriye savaşına yaptığı katkıyla Suriye’de karşılığını almanın ve Akdeniz’e kadar genişlemenin peşindedir.
Kendisine Suriye’de bir güç dinamiği oluşturması için Lübnan Hizbullah’ına,
HAMAS’ın da Hizbullah eliyle Lübnan’a yerleşmesine destek veriyor.
Böylece İran; İsrail’in coğrafyasında siyasi ve askeri potansiyelini maksimize etmek üzere bölgeyi tek bir çatışma alanı haline getiriyor.
 
*
Eh işte! Kerkük’ün düşmesi de bugün Irak’ın İran kontrolünde bir “satraplık” olduğunu doğruluyor.
Bütün bunlar Arap dünyasında İran Devrim Muhafızları’nın politik savaş yöntemlerinin rakipsizliğini gösteriyor.
Ve İran ;Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e bağlanacak bir kara koridoru sağlamaya her zamankinden daha yakındır.
Bu koridor, belki doğuda Hürmüz Boğazı’ndan batıda Akdeniz’e kadar etki alanını genişletecek, İsrail’in kara ve denizden çevrilmesini sağlayacaktır.
 
Ama İsrail ve ABD; İran’la karşı karşıya kalırlarsa Orta Doğu’yu herkese kaybedeceklerini,
Tahran’a Irak, Suriye ve Lübnan’da yerleşim vermek zorunda kalacaklarını,
Halbuki ideolojik rejimlere yerleşme imkanı verilirse, onların daha fazla şey kazanmak için iddialarını savunmaya devam edeceklerini,
Sonuçta bölgede onlarca yıldır devam eden çatışmalar ve savaşlara yeni bir yol daha açılacağını düşünüyor…
 
*
Bu yüzden yakın gelecekte Ortadoğu’nun şöyle yürüyeceği öngörülüyor. 
1- İsrail, Suriye’nin geleceği konusunda yapılacak sözleşmelerde Suriye’de hatta Irak’ta da, İran birliklerinin konuşlandırılmasını yasaklama talebinde olacaktır.
Çünkü bu anlaşmalar Hizbullah’ın İsrail-Suriye sınırına yakın olması ve Lübnan’daki topraklara ek olarak İsrail’e karşı bir cephe açılması anlamına geliyor.
2- Bu sırada İsrail’in mutlaka ​İran’a karşı​ bir​ cepheyi de kur​ması gerekiyor…
*
Bugün bölünmüş durumda Suriye’de; 
2013’te Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve askeri kolu Halkın Koruma Birimleri (YPG) her ikisi de PKK ile bağlantılıdır.
Kürtler Kuzey ve Kuzeydoğu Suriye’de “Rojava” da bir sosyal sözleşmeyle Suriye’nin geri kalanına hakim olan nefretin uzak olduğu yeni bir dönemi vaat ettiler.
 
*
​Bu bölgede ​Türkiye sınırın​ın yanı başındaki​ İdlib kenti​ ise El-Kaide ideolojisinden esinlenen hiziplerin yönetimi​ndedir.
Şimdi Türkiye bu bölgede öncelikle  İsrail lehine bir çatışmasızlık bölgesi oluşturmaya çalışıyor ki; diğer gerekçelerinin hiçbir kıymeti bulunmuyor.  ​
​​Fırat​ ​Kalkanı ​kapsamında Kuzey Suriye’de Ankara tarafından yönetilen alanlar​ da Türk​iye’nin​ yardımı​yla ayaktadır.
​A​nca​k​​ ​​bir süre sonra Türk​iye’nin​ destekl​ediği hizipler​lerin​ yine birbirleriyle savaşaca​ğı öngörülüyor.​
​Nitekim Suriye rejiminin kontrolü​ndeki bölgeler​de gerekli hizmetlerin sağlanmasında​ki noksanlar, ağır bask​ı ve yaşanan güvenlik kaosu​yla bozulma başlamıştır​.
 
*
​B​ölgede​ bozulmaya dönen​ ​eğilimin İsrail için yararlı olabileceği düşünülüyor​.​
​Ç​ünkü;​ ​Suriye rejimi, geleneksel İsrail karşıtı tutumunu sürdürmeye devam ediyor​.​
Her durumda İsrail’in yıkılmasını isteyen İran​;​ Hizbullah ve diğer Şii milislere bağımlı​dır.
Aleviler, Dürziler ve Hıristiyanlar Rus-İran eksenine yaklaşırken, Hizbullah’ın emrinde olan Arap Sünni hizipler​ ​giderek köktendinciliğe yöneliyor.
​Suriye’deki Kürt partileri ve Türkiye’de Erdoğan Yahudilerin İsrail’de  işgalci olduğu ideolojisindedir, birlikte PYD’ye karşı çıkıyorlar.​
Türkiye ile İran henüz ikili güvenlik anlaşması yapmıştır.​
 
​*​
​Artık İsrail için yalnızca İran’ın nüfuzuyla yüzleşmek değil, Rojava’da​ etki alanını genişletme süreci başlıyor.
​Rojava’nın radikal ve totaliter ideolojilerin hakim olduğu​ bölgede yegane lâik ve demokratik bir yapı oluşu dikkat çekicidir. 
İsrail’in Suriye Kürtleri ile ilişkilerini güçlendirmesi kazançlarının stratejik, siyasi ve güvenlik yararlarının ötesine geçecek; Rojava’nın doğal kaynakları, bilhassa petrolü İsrail’in enerji arzına katkı verebilecektir.
Bir önemli konu da, ABD ve Fransa’nın Türkiye’de İncirlik Hava Üssü’ne alternatif  olarak kurduğu Rojava bölgesindeki hava üslerinin kalıcı olmasıdır.
 
*
Bütün bunlar ve daha fazlası, İsrail’in Suriye’de ortaya çıkan Kürt bölgelerini desteklemek için harekete geçmesine,
Erdoğan’ın HAMAS’ı sürekli savunuculuğuna karşı gerekli olan çabayı göstermesine,
Türkiye ve Kürtler arasındaki ayrımı çizmeye,
Sonuçta İran’ın hırslarını engelleyen bir duvar işlevi görmek üzere Suriye Kürt bölgesinde etkisini güçlendirmesine neden olacaktır.
 
*
Yaşasın “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine bağlı Türkiye Cumhuriyeti!
 
 
* “Men Dakka, Dukka; Eden Bulur”
 
 
21. 10.2017

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here