Ana sayfa Haberler Bilim/Teknoloji TEKNİK TAKİP DOSYASI : CIA & NSA’İN EN GİZLİ TAKİP TEKNOLOJİSİ /...

TEKNİK TAKİP DOSYASI : CIA & NSA’İN EN GİZLİ TAKİP TEKNOLOJİSİ / // TEKNİK TAKİPTE YAPAY ZEKA DÖNEMİ – ECHELON & DIG-INT

PAYLAŞ

ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’nın teknoloji geliştirme biriminin başkan yardımcısı Dawn Meyerriecks’e göre, CIA yapay zeka konusunda çok etkin bir şekilde çalışıyor

ABD Dış İstihbarat Teşkilatı’nın 137 farklı yapay zeka programı olduğunu söyleyen uzmanlara göre bu çalışmalar sadece veri toplamayı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplanan trilyonlarca verinin hızla incelenip tehditlerin belirlenmesinde de hayati role sahip. Uydu görüntülerinden toplanan istihbaratın değerlendirilmesinden sorumlu Robert Cardillo, ‘Eğer tüm uydulardan gelen görüntüleri insan gücüyle incelemek zorunda olsak 8 milyon kişiyi görüntü analisti olarak işe almamız gerekirdi’ diyor.

Sosyal medya

Yapay zeka bu alanda da şimdiden iş yükünün yüzde 75’ini üstlenmiş durumda. ‘Her tür insan davranışı bizim için veridir’ diyen istihbarat teşkilatları sosyal medyadan tüm insanların yazdıklarını, seyrettiklerini, beğendiklerini, paylaştıklarını takip ediyor. Tabi bunu insan gücüyle yapmak imkansız. Sizi asıl takip eden toplanan verileri inceleyip bunlarda suça yönelik bir ihtimal tespit ettiğinde uyarı veren yapay zeka sistemleri… Örneğin bir kişi twitter’ında bir grubu hedef alan mesajları sıkça yazıyorsa, YouTube’da radikal videolar izleyip Google’da da nasıl bomba yapılacağını aratıyorsa hemen yapay zeka ‘potansiyel terörist’ uyarısı veriyor.

Sanat devrimi kapıda

“I am AI” (Ben yapay zekayım) isimli yeni bir albüm geçtiğimiz aylarda dinleyiciyle buluştu. Albümdeki tüm parçalar yapay zeka tarafından bestelendi. Albüm için Youtube kanalında 450 bin takipçiye sahip olan Amerikalı Müzisyen ve Oyuncu Taryn Southern ile çalışıldı. Notaları, akorları ve melodileri tamamen yapay zeka tarafından yazılan albümdeki “Break free” şarkısının klibi yayınlandı. Bu bir ilk olsa da gelecekte hit müzikleri analiz eden yapay zekaların yeni hitler bestelemekte insanlardan daha da başarılı olabileceği şimdiden kabul edilen bir teori.

Ressam bilgisayar

Üzerinde 18 ay uğraşılan bir yapay zeka altyapısı da, ünlü ressam Rembrandt’ın tablosunu kopyalamayı başardı. Sergilenmeye başlandıktan sonra herkesin dikkatini çekmeyi başaran tablo, aslında Rembrandt van Rijn’in 1600’lü yıllarda çizdiği bir erkek portesine ait. Tablonun orijinali oldukça ünlü; ancak Amsterdam’da sergilenmeye başlanan “The Next Rembrandt” oldukça farklı bir eser. Bu yeni tablo, Orta Çağ’ın yağlı boya teknolojisinden çok öte bir şekilde, yapay zekayı ve 3D yazıcılar kullanılarak meydana getirildi. Rembrandt’ın eserlerini anlamak için oluşturulan algoritma, sanatçının diğer çalışmalarının yanı sıra özellikle şapka giyen bu erkek portesi üzerine yoğunlaştı. Portrede yer alan adamın göz, ağız, kulak gibi çeşitli noktalarına odaklanan yapay zeka, burada renk yoğunluklarını ve oranları algılayabildi ve bunun sonucunda ortaya tablonun bir repkilasını çıkardı.

Yüzde 72

Boston Consulting Group’un araştırmasına göre teknoloji, medya, telekomünikasyon sektörlerinde çalışan şirketlerin yüzde 72’si önümüzdeki 5 yıl içinde sunacakları hizmet ve ürünlerde yapay zekanın çok önemli payı olacağını düşünüyor.

Bu kitabı kaçırmayın

Da Vinci’nin Şifresi, Melekler ve Şeytanlar gibi tüm dünyada milyonlar satan ve beyazperdeye de uyarlanan kitapların yazarı Dan Brown’ın son kitabı ‘Başlangıç’ yapay zeka ile mistik bir öyküyü birleştiriyor. Yapay zekanın kontrolün dışına çıkabileceğine yönelik endişeye kitapta hayat buluyor. Nitekim kitapta, insana benzeyen ve insan davranışlarını taklit eden bir bilgisayar başrolde…

Dünyaya hakim olacak

Rusya’da eğitim-öğretim yılı için Yaroslavl’da bir okulda açılış dersi veren Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin yapay zeka üretiminde lider konumda olanın, dünyanın hakimi olacağını söyleyen ilk dünya lideri oldu. Putin, bu gücün belli güçler tarafından ele geçirilmesinden duyduğu endişeyi de dile getirdi: “Bu tekelin belli birilerinin elinde olmasını gerçekten istemezdim.”

SANAYİ CASUSU – ECHELON.pdf & DÖKÜMANI BURADAN İNDİRİN.

DIG-INT : Dünyanın Gözleri ve Kulakları

Elektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi DIG-INT. Bu sistem, Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelenda arasında kurulmuş bir sistemdir. Meşhur ECHELON’un yapay zeka ile taçlandırılmış yeni versiyonu…

Bu sistemin önemli bir farkı ulusal güvenlik amacı ile kullanılabileceği gibi bazı ekonomik manipülasyonlar için de yararlı bir kaynak olması.

ECHELON’dan farkı, izlediği kişi, grup, nesne yada objeler hakkında yapa zeka aktivasyonları ile tüm internet omurgalarına (backbone) kendiliğinden bağlanarak, içerdiği anahtar kelimeler ile ilgili tüm sistemlere hacker gibi girerek avcılık yapması…

ESKİ ABD ULUSAL GÜVENLİK DANIŞMANI DR. CONDOLEZEA RICE

Sistem, dünya çevresinde beş ana stratejik uydu kullanıyor. Bu uyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunuyor. Ayrıca sistem 100’ün üzerinde irili ufaklı uyduyu da kullanıyor ve yönlendiriyor. Bu uydular eliyle sistemin dinlemediği, görmediği, izlemediği pek bir şey bulunmuyor.

İletişim imkanlarının hemen hemen neredeyse tamamını tarayabiliyor ve kontrol altında tutabiliyor. Telefon, cep telefonu, e-mailler, faks, tele-faks, bilgisayar ve hatta okyanusun altından geçen iletişim hatlarının tamamı izlenebiliyor. Konuya daha da açıklık kazandırılması için sadece telefon izleme ve dinleme rakamlarını aktaralım. Echelon dakikada 2 milyon, günde ise tam 3 milyar telefon görüşmesini izliyor ve dinliyor. Üstelik bu rakamlar yalnız 1998 yılını içermektedir…

Sistem bu işlemi yaparken sadece kayıt etmekle kalmıyor. Bir yandan da konuşmanın yapıldığı çıkış noktasını tespit etmeye çalışıyor. Dünya üzerindeki net koordinatlarını ele geçirinceye değin. Böylece evinizin posta adresi şekilleniyor.

PENTAGON ECHELON’DAN SONRA YAPAY ZEKA MUCİZESİ DIG-INT İLE İŞ BAŞINDA !!!

İçinde Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede yerleştirilen radyo antenleri sayesinde uydudan yapılan iletişimi takip eden sistem birçok yöntemle bilgileri toplamaktadır. Bunların başında anahtar sözcükler gelmektedir. Bu anahtar sözcükler sayesinde iletişim kaydedilmekte ve bilgiyi isteyen ülkeye verilmektedir.

Anahtar sözcük yerine şahıs ve yer isimleri de kullanılmaktadır. Bu sistem sayesinde birçok ülkenin en hassas gizli bilgilerinin diğer ülkelerin özellikle ABD’nin eline geçmesi büyük olasılıktır. Bilgi savaşlarının başladığı değişen dünya şartlarında gizli bilgilerin dost bile olsa başka ülkelerin eline geçmesinin riski, bugün Afganistan’da Taliban’ın ABD uçaklarına yine ABD füzeleriyle (dost olduğu dönemde verdiği) karşılık vermesi ile çok iyi anlaşılmaktadır.

Eğer bu sistem söylendiği gibi askeri değil de sadece özel iletişimi takip ediyorsa bu durumda da özel yaşamın dokunulmazlığı veya şirketlerin telefonlarının dinlenmesi ile teknoloji casusluğuna kadar gidebilecek amaçlar ile kullanılmış olabilir. Nitekim İngiliz İstihbarat Örgütü MI5, İngiliz şirketlerinin uluslar arası yatırımları için bilgi toplayabileceği ve bu şirketlerin ortakları ve muhtemel ortakları hakkında bilgi verebileceğini toplantıya çağırdığı 64 büyük İngiliz şirketinin yöneticilerine belirtmiştir.

Siber Terörizm ve Ulusal Güvenlik

Devletlerin iç güvenliğini tehdit eden ve hedefine ulaşmada hiçbir sınır tanımayan suç örgütleri, bilgisayar teknolojisi yardımıyla tahminlerin ötesinde bir mobilite kazanarak uluslar arası suç trafiğine yeni bir boyut kazandırmıştır. Globalleşmenin karanlık yüzü olarak adlandırabileceğimiz bu gelişme toplumsal huzur ve barışı ve ulusal güvenliğimizi ciddi şekilde tehdit etmektedir.

“…. ve savaşlar artık fare (ler) (mouse) tarafından yönetilecek”(1).

DIG-INT İZLEME ÜSLERİ

İnsanoğlu yeryüzünde varolduğu günden bu yana sürekli olarak bir arayış içindedir. Avcılıktan tarıma geçilmesi ile yerleşik toplumların ilk örnekleri görülmeye başlanmıştır. Toplum yaşamını belirli ölçüde etkileyen bu gelişmeler yüzyıllar boyunca devam etmiş, Batı’daki sanayi veya teknoloji devrimi sayesinde ortaya çıkan makineleşme, toplum yaşamını derinden etkilemiştir. Günlük yaşamın her alanını etkileyen ve kolaylaştıran sanayi devrimi ile yaşamın rengi daha önceleri görülmemiş bir şekilde farklılık göstermeye başlamıştır. Endüstri devrimi de denilen bu gelişmeler, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren konu ile yakından ilgilenen kişilerin bile takip etmede zorluk çektiği bir hıza ulaşmıştır.

Bu gelişmelerin tam aksine insanlığın ilk günü ile birlikte ortaya çıkan “iyi” kötü” kavramları hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Sanayi devrimi ile ortaya çıkan teknolojik gelişmeler özellikle savaş sanayiindeki buluşlar, “iyilere” olduğu kadar “kötülere” de olanaklar sunmuş, insanlığın mahvına neden olabilecek yeni silahlar ortaya çıkmıştır(2).

Dünya 1970’li yıllarda yeni bir teknoloji devrimi ile karşı karşıya gelmiştir. Bu yeni devrimin adı “Bilişim devrimi”dir. Özellikle 1990 sonrası gelişen ağı sayesinde tüm dünyayı saran internet, devletlerin ulusal güvenliklerini her yönü ile tehdit etmeye başlamıştır. Uluslar arası alışveriş şirketleri yüzünden gümrük sistemleri, “Hacker” ler yüzünden en gizli devlet sırları, hergün mantar gibi artan korsan siteler yüzünden gerçek hayatın sanal aleme de taşınması gereken hukuk sistemleri uygulanamamasından dolayı tehdit altındadır. Özellikle büyük kentlerin altyapı ve iletişim alanları büyük bir tehdit altındadır.

Bilgisayarın uzay çağını geride bırakarak, bilgi toplumunu oluşturmadaki önemi yadsınamayacak kadar büyüktür. Bugün hayatımızın her alanına girmiş olan bilgisayarlar, bankalardan marketlere, evlerden karakollara, polisten suç örgütlerine kadar, yaşamımızın her alanına girmiş ve artık yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

UYDULARDAN OPTİK TANIMA SİSTEMLERİNE

İnternetin dünya çapında yaygınlık kazanması ile mekan kavramı bir anlamda ortadan kalkmış, kıtalararası iletişim ve bilgi aktarımı bir tuşa basmaktan ibaret hale gelmiştir. Teknolojideki bu gelişmelerden toplumlar pozitif anlamda yararlandıkları gibi, organize suç örgütleri ve terör örgütleri de, gelişen bu teknolojiyi yakından takip ederek, hem kazançlarını katlamakta, hem de geleneksel suç türlerinin dışında yeni suç türleri geliştirmektedirler.

Devletlerin iç güvenliğini tehdit eden ve hedefine ulaşmada hiçbir sınır tanımayan suç örgütleri, bilgisayar teknolojisi yardımıyla tahminlerin ötesinde bir mobilite kazanarak uluslar arası suç trafiğine yeni bir boyut kazandırmıştır. Globalleşmenin karanlık yüzü olarak adlandırabileceğimiz bu gelişme toplumsal huzur ve barışı ve ulusal güvenliğimizi ciddi şekilde tehdit etmektedir.

Devletin en önemli kurumlarının internet sitelerinin “hacker” lar tarafından çökertilmesi 21. yüzyılda bilişim suçlarının, ulusal güvenliği tehdit eden en önemli suç türleri arasında yerini alacağının önemli bir kanıtı olmuştur.

50 yıl öncesinin meşhur Amerikan banka soyguncusu Willie Sutton’a sormuşlar; Niçin banka soymakta bu kadar ısrar ediyorsun?. “Çünkü orası paranın bulunduğu yer” diye yanıtlamış Sutton.

Kriminolojideki suçların fırsatları takip ettiği ilkesini veciz bir şekilde açıklayan bu yanıttan yola çıkarak suçları önlemenin en etkin yolunun bireyleri suç işlemeye götüren fırsatların ortadan kaldırılması gerektiği ön plana çıkmaktadır.

Ancak suç işlemek için sadece fırsatların varlığı yetmez. Suç işleme iradesine veya motivasyonuna sahip failler olmalıdır. Ayrıca yeterli koruma veya gözetimin olmaması da gerekmektedir. Hiçbir hırsız balkon kapısı açık bir daire varken balkon kapısının demir parmaklıklarla korunmuş ve kilitlenmiş bir daireyi soymaya teşebbüs etmez.

Kriminolojinin bu temel ilkesi bir banka soygunu veya araba hırsızlığında geçerli olduğu kadar bilişim suçları alanında da geçerlidir. Fırsatların ortaya çıkmasında, diğer bir deyişle bilişim suçunun işlenmesinin önlenmesinde herşeyi devletten, polisten beklemek bizi istediğimiz sonuçlara götürmeyecektir. Bireyler ve kurumlar evlerini ve işyerlerini korudukları gibi bilgisayarlarını da yapılacak olası saldırılara karşı korumak zorundadır.

Bilişim Suçlularını suç işlemeye iten nedenler nedir?

Bilişim suçlularını suç işlemeye iten nedenler arasında geleneksel olarak bireyleri suç işlemeye götüren nedenlerden farklı, yeni bir neden görmek neredeyse olası değildir. İntikam alma duygusu, güce sahip olma, açgözlülük, şehvet, macera veya “yasak meyveyi tatma” arzusu gibi geleneksel olarak bireyleri suç işlemeye götüren nedenler bilişim suçları anlamında da bireyleri suç işlemeye götüren nedenler olmaktadır.

Büyük bir bilgisayar sistemi üzerinde izinsiz olarak etkin olabilmek, belki de bir güç gösterisi olarak o bireyi fazlasıyla mutlu etmektedir. Çalıştığı şirkette haksız şekilde işinden atılan bir bilgisayar mühendisinin eski şirketinin bilgisayar sistemine verdiği zarar veya ideolojik olarak mücadele içinde olduğu bir devlete karşı o devlet kurumlarının bilgisayar sistemlerine zarar vermek intikam duygusu ile işlenen suçlardır. Bu kişilerin şirketin merkezine geleneksel bir suç türü olan bomba koyması veya devlet güvenliğini temsil eden güvenlik kuvvetlerine karşı silahlı saldırıda bulunması da intikam duygusu ile işlenmiş suçlardır. Bilişim suçlarının bir çoğu macera arayan kişiler tarafından bilinmeyeni keşfetme güdüsüyle işlenir. Bilişim alanında suç işleyebilmek için gerekli teknolojik bilgi düzeyinin yüksekliği göz önüne alınırsa, kompleks yapıdaki bilgisayar güvenlik sistemlerine zarar verme yoluyla, suç faillerinin kendilerini ispatlama güdüsü veya bir meydan okuma güdüsü ile hareket ettikleri de unutulmaması gereken bir motivasyondur.

Dikkat edilirse yukarıda saymış olduğumuz ve bireyleri suça iten nedenlerin neredeyse hiç biri yeni değildir. Yenilik belki de sadece teknolojinin bu güdüler ilehareket etmeyi kolaylaştırması konusunda tahmin edilemeyen kapasitesidir.

İnternetin hayatımızdaki yeri

Uluslararası Taylor Nelson Sofres şirketinin Türkiye iştiraki TNS Siar, Türk İnternetçilerinin nüfusunu belirlemek için bir anket düzenledi. Araştırma kent nüfusu üzerinde gerçekleştirildi. Yani 31 Milyon kişiyi ‘örnekleyecek’ bu anket, 12 yaş üstü, kent nüfusunu temsil eden 1200 kişilik örnekleme kullanılarak yapıldı.

Sonuçta, bu nüfusun yüzde 18′inin son 1 ayda herhangi bir yerden internet kullandığı ortaya çıktı. Yani 5.6 Milyon kişi. Bu 5.6 Milyon kişinin, 1.8 Milyonu İnternete hergün giren kişiler.

Yeni bir araştırma, dünya genelinde 474 milyon kişinin evinden internete bağlandığını ortaya koydu. Nielsen NetRatings şirketinin yaptığı araştırmaya göre, 2001 yılının son çeyreğinde 15 milyon kişi daha evinden internete bağlanmaya başladı.

Dünyanın en çok evden internet bağlantısı olan ülkesi ABD. ABD, 186 milyon kişiyle, bütün web nüfusunun yüzde 39′una sahip. Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’da 128 milyon, Asya Pasifik ülkelerinde ise 104 milyon internet kullanıcısı bulunuyor. Şirketin analistlerinden Richard Goosey’a göre, araştırma, söz konusu bölgelerde internetin günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini gösteriyor.

Goosey, Latin Amerika gibi diğer bölgelerde de hızlı bir büyüme yaşandığı ve önümüzdeki bir yıl içinde internet bağlantısı sayısında hızlı bir yükselme beklendiğini söyledi.

Bütün bu bilgiler, Haziran ve Eylül ayları arasında dünya çapında yapılan 40 bin araştırmanın sonuçlarından derlenmiştir.

(1) Shekhar Gupta, Indian Express, November, 18, 1998.

(2) Dorothy E. Denning, “Activism, Hacktivism, and Cyberterrorism: The Internet as a Tool for Influencing Foreign Policy”

YUKARIDA BAHSEDİLEN TEKNİK TAKİP TEKNOLOJİLERİ GERÇEKTİR. ANCAK HALEN KOMPLO TEORİSİ OLARAK GÖRÜLEN TEKNOLOJİ İSE NSA’NİN TELEGRAM TEKNOLOİSİDİR.

BUYRUN BURADAN İNDİRİN.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here