Ana sayfa Haberler Kültür/Sanat

KERBELÂ VAK’ASI VE MERAL AKŞENER’İN MUHARREM AYI MESAJI

Dinci internet siteleri, Sayın Akşener’in “Ey Rabbim… Bütün insanlara aşure varlığında bir hayat nasip eyle. Muharrem ayınızı tebrik ederim.” şeklindeki twitinin, sosyal medyada büyük tepki çekmesi üzerine, Akşener tarafından silindiğini yazıyorlar.
Neymiş efendim; Meral Akşener Kerbelâ hassasiyetini gözetmemiş ve bu günün bir matem günü olduğundan bîhabermiş vs.
Siz dersiniz Sayın Akşener küfür işledi ve dinden çıktı!
Sanki konu bir iman akidesi veya bir amel meselesi!
Münafıklar böyle sunuyorlar ve böyle yaklaşıyorlar konuya.
Evet 10 Ekim 680 yılında yaşanan Kerbelâ Vakâsı, gerçekten dramatik bir olaydır ve yürek dağlayıcıdır.
Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine, yani ev halkına, aile fertlerine yönelik olduğu için Müslümanlar için yürek dağlayıcıdır.
Gel gelelim ki; bu hadise aynı zamanda Arabın iktidar kavgasının da bir parçasıdır.
632 yılında Hz. Peygamber henüz ölüm yatağında can çekişirken iktidar kavgasına başlayan Arap, bu kavgayı her gün daha da büyüterek devam ettirmiş, 656 yılında yaşanan Cemel Vak’asında ve ondan bir yıl sonra yaşanan Sıffin Savaşı’nda çoğu sahabe olmak üzere yaklaşık 80 bin Müslüman birbirini öldürmüştür.
Hz. Peygamber’in en yakın arkadaşları ve aile mensupları bile karşı karşıya gelmiş, birbirine kılıç çekmiştir bu savaşlarda.
Kerbelâ ise bu kavganın doruk noktasıdır; çünkü Hz. Peygamber’in aile fertlerini yok etme amacı taşımaktadır.
Öte yandan, genelde ihmal edilen ve görmezden gelinen bir konu daha var.
O da Hz. Hüseyin hilafet iddiasında bulunduğu ve bunun için haklı olarak siyasi mücadeleye giriştiği halde, ağabeyi Hz. Hasan, Medine’de siyasetten uzak, ancak Muaviye ve oğul Yezit’e biat etmiş vaziyette sakin bir hayat yaşamıştır.
Öyle ki; Muaviye ve oğlu Yezit, her türlü imkanı sunmuşlardır kendisine.
Buna karşın, yine Muaviye taraftarlarınca zehirlenerek öldürüldüğü yönünde kimi rivayetler bulunmaktadır.
Ancak bunların hepsinden daha çok güçlü bir rivayete göre; Hz. Hasan 100 ve belki de daha fazla kadınla evlenip boşanmış ve bu yüzden de kendisine “Mitlak”, yani “çok boşayan, boşayıcı” denmiştir.
Hatta Hz. Ali’nin küfe halkına, oğlu Hasan’a kız vermemeleri yönünde telkinde bulunduğu bile söylenmektedir.
Bu rivayetleri doğru kabul ettiğimizde, yani Hasan’ın yüz küsur kadınla evlendiğini dikkate aldığımızda onun, kardeşi Hüseyin’e göre sakin ve nispeten zevk-i safa içinde bir hayat yaşadığı sonucuna varırız.
İşte yaşanan bu olaylardan dolayı, Müslüman Araplar, Ehl-i Şiâ ve Ehl-i Sünnet olarak ikiye bölünmüş ve o yıllardan sonra sürekli birbirleriyle iktidar mücadelesi içinde olmuşlardır.
Ne yazık ki; Arap’ın bu kirli ve kanlı iktidar mücadelesi, daha sonra İslam Dini’ni kabul eden diğer milletlere de sirayet etmiş, onlar da bu kirli savaşın tarafları oluvermişlerdir.
Oysa bu olaylar, biz Türkleri ve Araplar dışındaki milletleri zerre kadar ilgilendirmemektedir.
Bu sebeple bu olaylar, her ne kadar olayların kahramanları Hz. Peygamber’in soyundan da gelmiş olsalar, bizleri zerre kadar ilgilendirmemektedir ve biz Türkler için asla ayrışma ve sebebi olamaz.
Çünkü olaylar dini değil, politiktir.

Öte yandan Aşure günü, yani Muharrem ayının onuncu günü, sadece Hz. Hüseyin’in şehit edildiği gün, yani bir matem günü değildir.
İslami literatüre de girmiş kabule göre; bu gün de insanlık ve İslam tarihi için önemli sevinç günleri de vardır.
Bunlardan bazıları şöyledir:
1. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisi, Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
4. Hz. Musa (a.s.) Âşura Gününde denizi yararak karşı kıyıla geçmiş ve Firavun ile ordusu o gün sulara gömülmüştür.
5. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir
6. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
7. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
8. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
9. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.
10. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

Görüldüğü gibi, bu olayların hemen tamamı, dinler tarihi açısından birer sevinç ve sürur, yani mutluluk günleridir.
Bunun yanında Mevlana Celaleddin Rumi’nin de 10 Muharrem günü, yani Aşure günü doğduğu kabul edilmektedir.
Buna ilave olarak Muharrem Ayı, Hicri takvimin birinci ayıdır ve Hicri Takvim, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden çok önce Halife Hz. Ömer zamanında kabul edilmiştir.
Dolayısıyla; 10 Muharrem gününün Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’e mensup onlarca kişinin şehit edilmesine bağlı olarak sadece bir matem günü olarak anılması yanlıştır.
Mesela Nuh’un gemisinin karaya oturması, insanlık tarihi açısından Hz. Hüseyin’in şehadetinden çok daha büyük bir olaydır.
Çünkü insanlığın kurtuluşunu temsil eder.
Bu sebeple, Sayın Akşener’in aşure mesajının diğer bazı siyasilerin, özellikle de Sayın Bahçeli’nin “Bugünkü Aşure Günü’nde, Muharrem Ayının manevi yas ikliminde dualarımızın kabul olmasını niyaz ediyorum.” şeklindeki konuya ilişkin mesajı ile kıyaslanarak tepki gösterilmesi, tamamen siyasi maksat taşımakta ve Türk Milliyetçilerinin arasına nifak sokup bölmeyi amaçlamaktadır.
Bu konunun özellikle dinci ve AKP’ye yakın internet sitelerinde ve sosyal medya organlarında tartışma konusu yapılması ise tam anlamıyla alan koruma ve saha kaptırmama çabasıdır.
Yani din üzerinden siyaset yapmayı başkalarına kaptırmama gayretidir.
Oysa kabul edilmelidir ki; Sayın Akşener, Sayın Bahçeli’den daha az dindar, daha az muhafazakâr ve daha az Türk Milliyetçisi değildir.
İki cümlelik iki mesajdan dolayı, bu iki şahsiyet arasında dindarlık karşılaştırması yapmak, fitneden ve münafıklıktan başka bir şey değildir.
Şahsen, Sayın Akşener’in yerine ben olsaydım o güzel mesajı asla silmez ve böylece, aşurenin içindeki nohut ve fasulye kadar bile beyni olmadığı anlaşılan bu adamların dillerine pelesenk olmazdım!
Medyada AKP’li siyasetçilerin boy gösterdikleri aşure etkinliklerinden, daha doğrusu AKP’li politikacıların rol aldıkları Aşure konulu tiyatro oyunlarından bazı sahneler mevcut.
Bakın bakalım hangisinde bir matem havası var?
Tam aksine neredeyse aşure kazanlarının içine düşecekler…

2 YORUMLAR

  1. “Bu ne Nevruz bu ne Aşure tatlısı”
    Nevruz’u neden kutluyoruz. Biz aşure niye yiyoruz.?
    (Şiîler), peygamberin torunu Hüseyin’in çocukları ile birlikte Kerbelâ’da Emevîler tarafından vahşice katledilişinin protestosunu yas tutarak, sırtlarına zincir vurarak yaşatıyorlar. Şiîlerin protestolarını canlı tutmak için sergiledikleri bu yası boğuntuya getirmek, etkisiz kılmak için Emevî yönetiminin tavrı siyasal bir taktik olarak, insanlara aşure tatlısı yedirerek aynı günü bir bayram havasına sokup kutlatmak geleneğini başlatmış. Bu kutlama, Sünnî kesim içinde de giderek uygulama kazanmış, Osmanlı’da, Türkiye’ye yerleştirmiş. Birileri, “Peygamberimizin soyu katledildi” diye yas tutarken, neyi neden yediklerini bilmeyen Sunni din kardeşlerinin de Muharrem ayında aşure keyfi sürdürmesi adet haline gelmiş.
    Tayyip Erdoğan Kars’ta “Eb-u Hasan Harakanî hazretlerimizin türbesinin adeta üzerine basan şu ucubeyi kaldırın buradan” dedi. Heykel konusunda bir tartışma başladı ve ucube kaldırıldı.
    Kimdir bu türbesi olan hazret Eb-u Hasan Harakanî.? Çok önemli bir Nakşîbendî evliyasıdır. Görev ona karşı yapılmış, selâm Nakşî cemaatine yollanmıştır. Gerçi bu konuya en çok kafayı takmış ve dolayısıyla daha doğru bilgileri olması beklenecek Nakşîler, “Evliyamız Harakan’da doğmuş, Harakan’da ölmüştür. Mezarı, İran’ın Bistam kenti yakınlarında, Harakan’dadır” derler ve hatta o türbenin de fotoğraflarını yayınlarlar. Ama, olsun. Onların Kars’taki ikinci türbeye de bir itirazları olmaz. Maksat türbe olsun. Şimdi gelelim işin mıncıklanan boyutuna. Çok önemli bir Nakşîbendî evliyası olan Eb-u Hasan Harakanî ? 70yaşındayken Kars’ın fethi harekâtına katılmış, o sırada şehit düşmüş. Kars’ın fethi ne zamanmış, yani Harakani ne zaman şehit olmuş 1064’te… Eb-u Hasan Harakanî Türbe’sinin yapılış tarihi 1579.
    1579 – 1064 = 515 yıl ! önce..Eee, nereden icap etmiş 515 yıl sonra türbe yapılması? Evliya Çelebi diyesiymiş ki; 1579 yılında Kars Kalesi tamir edilirken bir asker rüyasında Harakanî hazretlerini görmüş. “Çıkarın beni buradan” diye mezar koordinatlarını vermiş. Asker bunu Lala Mustafa Paşa’ya anlatmış. Kazmışlar, bir de ne görsünler ? Aaa, Harakanî hazretleri !.. Almışlar, bir türbe yapıp içine koymuşlar.
    Çoktur bizde böyle yüzlerce yıl sonra birinin mezarını bulma ve sonra da cesedini anında teşhis etme gibi adlî tıp başarıları.
    Harakani’nin üstelik de İran’da olan mezarını 515 yıl sonra Kars’ta bulmak ne ki ? http://www.snlhznem.com/sahabeler-evliyalar-amp-alimler/126607-silsile-i-serif-sadat-hazretlerinin-hayatlari.html
    Gelelim Nevruz kutlamasına., Türkiye ilk defa, 1950’lerde, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye okumaya gelen öğrencilerden Nevruz bayramı kutlaması yapılıyor.Bunun böyle olduğunu kim söylüyor? Kürt tarihi üzerine kitapları bulunan, Kürt araştırmacı Naci Kutlay söylüyor. “Ankara’da bir avuç üniversiteli Kürt genciydik, Irak Kürtlerinin Newroz’u görkemli festivallere dönüştürdüğünü duyuyorduk, tıp fakültesinde Iraklı Kürt arkadaşlarımız vardı, yaşadıkları Newroz gösterilerini anlattıklarında biz Türkiye Kürtleri etkilenirdik, 1953 yılında 21 Mart’ta Iraklı öğrenciler öncülük etti, Yenişehir’de üç odalı bir öğrenci evinde toplandık, İranlı ve Suriyeli bir iki arkadaş da vardı, Newroz’u kutladık” diyor. Böyle olmasa, niye böyle desin?
    İlk defa 1991 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından bayram ilan ediliyor, tüm şehirlerdeki kültür müdürlüklerine resmi yazı yollanıyor, 21 Mart tarihi Nevruz Bayramı olarak kutlanacaktır deniliyor. Abdulhaluk Çay’ın 1985’te yazdığı “Nevruz/Türk Ergenekon Bayramı” isimli kitabı esas alınıyor.Aşure yeme adedi ve Nevruz kutlama Türkiye’nin bayramı değildir. İran mitolojisidir. En önemli kaynak, Fars şair Firdevsi’nin İran efsanelerini kaleme döktüğü Şehnamesi’dir. 977 ila 1010 yılları arasında yazıldığı tahmin ediliyor. Kral Cemşid’in hikayesi anlatılıyor. Cemşid’in tahta çıktığı gün, Nevruz diye anılıyor, Farsça’da yeni gün manasına geliyor.Osmanlı zamanında da Şii- Şah İsmail ve Sunni-Yavuz S. Selim kapışması iç siyasi bir hamle olarak kullanılmış ve Türk milletine iyice yerleşmiştir. 3 vakit namaz kılan Şii de 5 vakit namaz kılan Sunni de aynı Allah’a tapmakta,aynı Allah’tan ve peygamberden şefaat istemektedir. Birbirlerini öldürürken de “Allah’u Ekber” demektedirler. Şhi mezhebi kötü ise nedir bu Sunni’lerce Nevruz kutlama Muharrem ayında aşure yemek?
    650 yıl önce Hz.Muaviye ve Hz. Ali tarafları arasında başlatılan ve sonraları 1980-88 yılları arasında hortlatılan ve 3 milyon kişinin ölmesine sebep olan İran-Irak arasında Şii-Sunni savaşı yetmedi. ISİŞ, El Nusra, Boko Haram Sunni terorist gurupları ortaya çıktı çıkarıldı. Bu kadar örfün ve adedin müşterek olsun, aynı mahallede çelik çomak oynayan çocukları sen Şii’sin sen Sunni’sin diyerek böl beynin yıka birbirini öldürt.
    Ortadoğu’da homojen bir Sunni toplum yaratmak” için mi bu kadar kan dökülmekte.? Yeryüzünü karnavallarla, fiestalarla, şenliklerle, bayramlarla renklendiren insanlık, ne yazık ki, kültürler, diller ve inançlar arasındaki farklılıkları birer savaş gerekçesi karşıtlık olarak kullanmayı becermektedir. Emperyalist sinsiliklere, despot iktidarlara ve iki yüzlü politikacılara karşı bir araya gelmeyi, el ele, kol kola, omuz omuza durmayı başaramıyor; çıkar ve iktidar odaklarının körüklemesiyle,kışkırtmasıyla gözünü kapatıp birbirine düşman oluyor, kurşun sıkıyor…
    Erdil Ünsal

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here