Ana sayfa English Bağımsızlık referandumu gündemde iken diger konular tartışılamaz

Bağımsızlık referandumu gündemde iken diger konular tartışılamaz

Ahmet ÖNAL

Makale Uluslararası analiz merkezi “Etnoglobus» (ethnoglobus.az) (Azerbaycan) ve ABD-Türk forumu “Turkishnews.com”un (Amerika Birleşik Devletleri)  düzenlediyi ” Irak Kürt Özerk bölgesinde referandum: Gerçeklik ve Yarın ” onlayn konferansı platformunda yazılmış.

2005 yılında yapılan bağımsızlık referandumundan ziyade, Irak Kürt Özerk Bölgesin’de halkın ne istediğini öğrenmenin yanı sıra Kürt eğilimini, Irak ve Dünya kamuoyuna bildirmek idi. Bu referandumun olmasında biraz da aydınların tabandan örgütledikleri “bağımsızlık istiyoruz!” talebiyle başladı. Aydınlardaki bu İnisiyatif, Irak Kürdistan Yönetimi ve Yüksek Seçim Kurulu tarafından da kabul edilince gündeme geldi. Zira Referandumdan önce, Aydınlar, iki milyona varan bir imza toplama kampanyası gerçekleştirdi. Bu imzaları Cenevrede Birleşmiş Milletlere sundu. Başta Kürt aydınları olmak üzere, Irak Kürdistan halkının bu konuda beli tarihsel deneyleri de vardı.

20. yüzyılın başlarında da Musul- Kerkük merkezli ve Milletler Cemiyeti gözetiminde, Bağımsızlık referandumu yapılmış, Kürt halkı % 65 cıvarında bağımsızlık iradesini ortaya koymuştu. Ancak Kürt halkının gösterdiği bu kendini yönetme iradesi; İngiliz, Fransız ve Türk egemenlik sistemi ile dünyada oluşan anti-Kürt nizam neticesinde ayaklar altına alınmış, kabul edilmemişti.

Önemli olan bir halkın kendi haklarına sahip çıkma iradesini göstermesidir. Bu iradeyi göstermeden haklarına asla sahip olamayacaktır. Kaldı ki, bugün Yakın Doğu’da, Orta Doğu’da var olan savaş, bir kaç devletin savaşı değildir. Bu savaş bir III. Dünya Savaşıdır. Bu savaş 1978’e kadar var olan ve sonrasında Irak-İran savaşı ile uluslararası anti- Kürt nizamın çözülmesini hızlandırmıştır. 1989’da Soyet sisteminin çözülmesi, I. ve II. Körfez Savaşı ile Irakta Sömürgeciliğin çözülmesi, Arap Ülkelerinde BAAS ve diktatör rejimlerin çökmesi ile giderek çelişkileri derinleştirdi. Süriyedeki iç savaş ile de fiilen Skey-Picot ve Lozan Antlaşmaları rafa kalkmış oldu. Bu duruma DAİŞ’ın Rakka ve Musul’u elegeçirip, İslam Devletini ilan etmesi ile, sahada sekuler(laik) halkın ve bu duruşu gösteren Kürt Hareketi, 2.060 km’lik alanı kapsayan bir savaş yürüttü. Efri’nin Kürt Dağı’ndan, Kerkük’ün Hemrin Dağına kadar Koalisyon Güçleri’nin de desteğiyle karşı askeri alandaki başarısını dünyaya gösterdi. Bununla adeta daha önce milis güç durumunda olan Kürt silahlı güçleri, parçalı da olsa 400 bin kişilik bir hareketli ve düzenli Ordu konumuna yükseldi. Bu imkanlar ile adeta yeraltından Dünya yüzeyine siyasi ağırlığı ile de yeniden doğup ortaya çıktı. Bu ağırlığı, Dünyanın III. Ya da IV. Büyük ordusu konumunda olan Türk ordusu karşısında ve Irak Ordusu karşısında mukavemet gösteren ya da Koalisyon güçleri içinde tercih edilen güç konumuna yükseldi. Bu trendi yakalayan Kürtlerin siyaseten bu düzeyi tarihte yakaladığı bir ilktir. Dünyanın etkin güçleri, bu durumu gözden kaçıramaz ve gizleyemez. Hele hele başlayan bu III. Dünya Savaşı’nın 20, 30, belki de 40 yıla yayılacağı görülürken, bu güç ile savaşın iki cephesinde de tanınmaması için değil, tanınması için bir ilşkinin ve gelişmenin ortaya çıkacağı bugünden göze çarpmaktadır.

Birinci Dünya Savaşından sonra Kürdistan parçalanmış, bölüşülmiş ve ismi bile kabul edilmemiş bir millet ve ülkedir. Dünya coğrafyasında Kürdistan yok, Dünya Milletleri içinde ismi olmayan, dili ve varlığı inkar edilen bir coğrafya ve millettir. Kürtler bu süreci, 1991’den sonra geride bırakmaya başladı. 2015’ten sonra ise bu süreci aştılar. Kürtler siyasi arenaya ciddi bir ağırlıkla çıktıkça, kullanılma şartlarını da aşmaktadırlar. Artık Kürtlerin karşılıklı ilişkileri geliştirme koşullarını yakalamaya başlamış durumundadırlar. Kürtlerin Amerikaya ihtiyaçları olduğu kadar, Amerikanın da Kürtlere ihtiyacı vardır. Çıkarlar kullanılma, atma ilişkisi modunda değil, karşılıklı ilişkilerle sahada etkin olma ve geleceklerini ele alma karşılıklı hesabı üzerinde ilerlemektedir. Ancak Kürtlerin en zayıf noktası ulusal birlikleri oluşturma konusunda gösterdikleri zaafiyettir. Dünyada oluşturdukları yeni ilşkilerin de teşviki ile bunu aşmaları mümkündür. Zira Kürt aydınları ve Kürt halkının da bu alanda büyük bir baskısı mevcuttur.

Kürtler 200 yıldır özgürlük ve bağımsızlık savaşı yürütüyordu. Bu bölge için bir istikrarsızlık vesilesi idi. Şimdi Kürt milletinin özgürlük mücadelesi daha da gelişti ve de fakto devlet düzeyine erişmiştir. Bu durum sıyasal çözüme erişemediği için istikrarsızlık ve kriz derinleşmektedir. Halkların Kendi kaderlerini özgürce belirlemeleri ile İstiktar gelir. Kürtlerin de Kendi devletlerini Kurmaları Yakın Doğu’ya, Orta Doğu’ya istikrarın, barışın ve huzurun gelmesine katkı sağlayacaktır.

Kürtler arasında aşiret çelişkileri çözülmüş ve yok denecek düzeye gelmiştir. Kürt partileri arasındaki çelişkiler de Kürtler devletleşme şartlarını geliştirdikçe partizanca çelişkiler de aşağıya çekilir. Zaten Kürt siyasi güçleri arasındaki çelişki, Kürdistanın Bağımsızlığı konusundaki stratejinin uygulanmaması ve ya eksik anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Zira alt düzey stratejiye sahip Kürt partileri, sümürgeciliği tasfiye ederek, devletlerin jenosidal uygulamaları defederek devletlerini kurma yerine, alt statüde özerk birimler kurmayı hedefledikleri için, küçük alanlarda içe dönük kavgalara tutuşabilmektedirler. Zaten bağımsızlık program çevresinde ancak ulusal birlik mümkün olabilir. İrak Kürd Özerk bölgesinde Bağımsızlık referandumunun başarılı sonucu, bu konuyu da aşmaya hizmet edecektir. Zaten İrak Kürdistan halkı özgürlüğün ve kendini yönetmenin tadına vardığı için bu hususta pek hassastır.

Musul konusuna değinerek bunları söylemek gerekir.

Savaşın uzun sürmesinin bir nedeni de, Musul ve Rakka’nın özgürleştirilmesi sorunundaki handikaptır. Çünkü 1400 yıldır süren Şii, Sünni savaşı, bölgenin demografik değişikliğe uğratılması, zenginlik kaynaklarının bol ve pay edilememesi, Arap –İsrail, Kürt ve sömürgeci devletlerin yüz yıllardır süren savaşı ile eşitliğini, hakların ve adaletin tesisi konusundaki zorluklardandır. Musul ve Rakka’da yerel halktan olmayan askeri güçlerin DAİŞ’e karşı operasyonu da bir tezat olarak duruyor, diğer nedenlerin yanı sıra bu nedenle de Musul sadece Kürtlere kalmayabilir. Musul üç alt güçlü yönetim altında Kürdistana bağlanarak istikrara kavuşturulabilir. Hıristiyanlar, Kürtler, Sunni Araplar ve Teleftardaki Kürtler ve Türkmenler kendi nufus durumlarına gore demokratik yönetimler içinde Kürdistan’a bağlanarak idarelerini sağlayabilirler. Zira Kürdistan Yönetimi; Uniter, katı merkeziyetçi bir idare ile yönetilemez. Bilakis yerelden yönetimleri güçlendiren, çok dilli, çok etnisiteli, çok dilli, çok lehçeli, çok ağızlı ve de merkezi değil, aksıne ademi merkezi bir yapı ile yönetilecektir. Savunma gücünü de bu plural yapı üzerinde, ancak merkezi bir ordu ile savunmasını geliştirebilir. Kürdistan’ın yapısı yaşanan pratikler üzerinden birebir bir devletin sistemini koplayarak değil, kendi özgün özelliklerine uygun olarak yönetimler oluşturarak idare edebilir. Musul sorunu da Kürdistanın bu yapısına bağlı olarak çözüme kavuşabilir. Bu açıdan da Kürdistan dünyada çok çeşitli özellikleri ile karanlığa ve sefalete sürüklenmiş Yakın Doğu’nun, Orta Doğu’nun örnek demokratik ve medeni ülkesi olma özelliğini ve örneğini fevkalade teşkil edebilir.

Kürtler 50 milyon, 60 milyon bir millettir. Farklı ideolojilerin olması doğaldır. Her çelişki kendi koşulları içinde çözülür. Temel ve talih çelişki ile  bağımsızlıksorunu ele alınırken, ideolojiler öne alınamaz. Sömürgelerde, ideolojik, sınıf vb. İç çelişkileri öne çıkararak savaşlara tutuşmak, sömürgeci devletlerin işinikolaylaştırır, kendi işlerini zora sokarlar.

Kişisel duygu ve düşüncelerini, alt düzey sorunlarını, resmiyette eksik işleyişleri bağımsızlık sorununun önüne koymak yanlıştır. Temel çelişki, sömürgecilerle Kürt milleti arasındaki çelişkidir.
Temel çelişkinin çözülmesine bağlı olarak diğer çelişkilerin de çözülmesi kolaylaşarak gündeme gelir. Diğer talih çelişkileri, cözümlenmemiş temel çelişkinin yerine koyarak çözmeye konuşlanmak, kağnı arabasını öküzlerin ilerisine sürmek olur.
Bağımsızlık referandumu gündemde iken, demokrasi, alt yapı, maaşlar, ekonomik sıkıntılar, ordulaşma, başkanlık seçimindeki eksik-yanlış uygulamalar, partiler arası anlaşmazlıklar, bölgeler arası eşitsizlikler, dil sorunları, petrol gelirlerinin dağılımı, diş yatırımlar, eğitim modelleri vs. alt düzey çelişkileri birincil, acil, esas gündemdeki çelişkinin karşısına koymak, çelişkileri çözümsüzlüğe terk etmek olur. Bu da düşmanlarının işine yarar. Bu sorun keyfiyete, tercihe, duyguya uygun hesaplanacak bir sorun değildir. Bilakis bir halkın makhus talihini kırıp soykırım ve sömürgecilik gibi ağır insanlık suçlarına tabii bir halkın, bir parçasını çekip kurtarma mücadelesinin son hamlesidir. Bu ciddiyetle üzerinde savsaklamaya ve gevezelik yapmaya gelmeyecek kadar hassas bir andayız!

Referandumla bağlı PKK`nın stratejisine de bir kak kelime söylemek lazım.

PKK’nin gerek stratejik, gerek geleceği okuma, gerek yayıldığı alan ve ilişkileri bakımından son derece karmaşık bir hal ortaya koymaktadırlar. Kendi içinde de bütünlüklü bir siyasete hais değildir. Amerika, İran, Türkiye, Suriye, Irak, Rusya vb. devletler üzerinde ilşkileri esas alarak sahada askeri olarak güçlenip parçaparça alanları denetime almak istemektedir. Ayrıca Kürdistan’daki pek çok partide   Uniter bir parti oluşturma alışkanlığı da daha aşılamadı.

PKK’de ise bu çok daha marazi bir durumdadır. Bu anlayışları günün realitesi ile uyuşamamaktadır. Bunu aşdıkları müddetçe, kendilerine ve çok rahatlıkla asgari müşterekte anlaşıp birlikte çalışabilecek imkanları yakalayıp, ülkelerini özgürleştirme ve bağımsızlığa birlikte taşıyabilirler. Kürdistanda sorun olan çok partilerin olması değil, var olan partilerin ülke, ulus, özgürlük ve bağımsızlık konusundaki asgari vizyona sahip olma hususundaki zaafiyettir. Bu zaafiyet olduğu müddetçe partiler arası gerilimlerin artması tehlikesi vardır. Bu tehlikeyi yaşayan her parti, kendisine ve Kürt mücadelesine zarar verir.

Ahmet Önal

1956 yılında Çewlig’in (Bingöl), Kiğı ilçesi, Hazardpêrt (Adaklı) Nahiyesi, Cunan (Çevreli) Köyü’nde dünyaya geldi.  İlkokulu (1962-1967) köyde, ortaokulu (1968-1971) ve liseyi(1971-1974) Kiğı’da, Eğitim Enstitüsü’nü(1977-1979) Çewlig’de tamamladı. Bir yıl Çewlig’in Nebiyan Köyünde Sınıf öğretmenliği yaptı. 12 Eylül 1980 darbesinde siyasi faaliyetlerinden dolayı tutuklandı, öğretmenlikten atıldı. İdamla yargılandı. Ancak 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1987 yılında serbest kaldı. Sırasıyla Med Yayınları’nın (1992), Zêl Yayınları’nın (1994) ve Nûjen Yayınları’nın (1996) kurucuları arasında yer aldı ve bu yayınevlerinin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttü.

Tüm bu yayınlar sırasıyla kapatıldıktan sonra, 1997 Yılında Pêrî Yayınları’nı kurdu ve bu yayınevi kapsamında 375 kitap (240 Türkçe, 135 adet Kürtçe tarih, araştırma -inceleme, anı- roman ve edebiyat alanlarında olmak üzere) yayınladı. Yayıncılığın yanı sıra 1992 yılında Nevroz Ateşi Dergisi, 1994 yılında Jiyana Nû Gazetesi, 1996 yılında Roj Gazetesi’ni yayın hayatına geçirdim. Söz konusu yayınların Yayın Kurullarında yer aldım. 1997 yılında Pêrî Yayınlarını Kurdum, 2003 yılında İsveç Uppsala Üniversitesi, Diller Fakültesi, Asya Hindu-Iranı Diller Bölümünde, bir dönem (Lise ve dengi okullara eğitmenlik yapacak düzeyde) Kürtçe eğitim gördü. Yayın yaşamında Yakın Doğu’nun otokton halklarının tarihi, edebiyatı, folklorü ve sanatını iç içe işledim. Özelikle önemli bir tabu olan soykırımlar olgusunu tartışmaya açtım. Ermeni jenosidinini Kürt ve Türk kamuoyunda tartışılmasına önayak oldum. Çeşitli dergi, site ve kitaplarda makaleler/yazılar yayınladı.    Pêrî Yayınları’nın editörü ve sahibi olup İsmail Beşikci Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyesiyi. Ayrıca üç adet kitap üzerinde çalışmaları sürüyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here