Ana sayfa Yazarlar Prof. R. Karluk

Almanya ile Olan Gerginlikten Türkiye Zarar Görür

Almanya ve Türkiye arasında son zamanlarda artan gerginlik tüm taraflara zarar vermeye başlamıştır. Almanya’yı PKK ve FETÖ’ye destek vermekle suçlayan Türkiye ile gazetecileri haksız yere tutukladığını iddia  eden Almanya arasındaki kriz, İncirlik ve Konya’daki NATO üssündeki anlaşmazlıklar sebebiyle giderek  derinleşmiştir. Bunda; tutuklanan insan hakları savunucuları arasında bir Alman vatandaşının bulunması, bir Alman gazetesinin muhabiri olan  Deniz Yücel’in tutuklanması ve Almanya’ya Cumhurbaşkanına Cumhurbaşkanı  Erdoğan tarafından Nazi metotları suçlamasının  yapılması etkili olmuştur.

Türkiye; Almanya’dan istenen FETÖ ve PKK’lı  teröristleri  bu ülkenin Türkiye’ye göndermediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da Türklere yönelik yapmak istediği toplantılara  Almanya’nın  izin vermediğini öne sürmektedir.

Türkiye  isteklerinde haklı olabilir ama bir de karşı tarafı dinlemekte yarar vardır.Çünkü, Almanya Anayasası’nın 1 ve 20’nci maddesi  değiştirilemez temel hak ve özgürlüklerden oluşmaktadır. Bu iki maddenin değiştirilemezliğine  ilişkin  Almann Anayasası’nın (Grundgesetz) 79/3 maddesi (evigkeits klausel) gerekli hükmü içermektedir. Anayasa’nın 16’ncı maddesi “a”  fıkrasında “Siyasi  sebeplerle kovuşturulanlar sığınma hakkına sahip olur” denmektedir. Bu madde, sığınma başvurusunda bulunan FETÖ ve PKK üyelerini korumakta, onların bu haktan yararlanmalarını  sağlamaktadır.  Sığınma talebi reddedilenlerin mahkemeye başvurulmaları, süreci daha da uzatmaktadır.

Madalyon’un bir diğer yüzünü ise kimse görmek istememektedir.

Türkiye’de idam cezasının  gündeme getirildiği bir ortamda, FETÖ’cü ve PKK’lı teröristlerin Türkiye’ye  iade edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Ankara’da Sincan Cezaevi’nde görülen Akıncılar Üssü davasını  izleyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı önderliğindeki AKP heyetine  protesto amaçlı  idam ipi atılmıştır.  AK Parti Keçiören teşkilatından gelenler, davaya müdahil olarak orada bulunan Yazıcı’ya ellerindeki idam iplerini göstererek  “Biz ipi getirdik, bunu takmak size ait” demişlerdir.  Oysa Yazıcı, 30 Haziran 2016 tarihinde  idama karşı çıkmış, getirilse bile geriye yürümeyeceğini söylemişti.

Aslında Almanya, anayasasındaki maddeleri  gerekçe göstermektedir ama eğer isterse FETÖ ve PKK  mensubu teröristlerin iadesi konusundaki tutumunu yumuşatabilir. Unutmayalım ki, PKK’ya  çeşitli paravan sivil toplum kuruluşları açma izni veren Almanya, 1970’li yıllardan 1998’e kadar Kızıl Ordu Fraksiyonu yöneticilerini intihar süsü verilmiş suikastlarla  ortadan kaldırmıştır.

Ulrike Meinhof Mayıs 1976’da hücresinde asılmış olarak bulunmuştur.  Örgüt üyeleri de yapılan operasyonlarla tek tek infaz edilirken,  insan hakları savunucusu Batı dünyasından Almanya’ya tek  bir eleştiri  gelmemiştir.

Türkiye Almanya arasındaki kriz, Alman medyasındaki Türkiye karşıtı içeriklerin de etkisiyle  tırmanmaktadır. Alman Der Spiegel gazetesi yaklaşık 6 bin katılımıyla gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına dayandırdığı haberinde; anket katılımcılarının yüzde 92’nin mevcut siyasi koşullar altında Türkiye’ye tatile gelmeyi düşünmediğini, yüzde 84’ünün Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını, yüzde 82’sinin Türk siyasetçilere Almanya’da etkinlik yasağı getirilmesini istediğini ve yüzde 80’inin Berlin’den Ankara’ya karşı daha sert tutum beklediğini yazmıştır.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar  Gabriel, insan hakları  savunucusu bir Alman  vatandaşının tutuklanması sebebiyle  tatilini yarıda bırakarak Almanya’ya dönmüş ve Türkiye’den bu kişinin serbest bırakılmasını istemiştir: “Türkiye politikamıza yeni bir yön vereceğiz.

Gabriel, Alman Bild gazetesinde Almanya’daki Türk vatandaşlarına hitaben  yazdığı mektupta, “Alman hükümetinin Türk siyaseti karşısındaki politikaları değişecek. . İşbirliğimizi ve özellikle Türkiye’ye yapılan ekonomik yardımları yeniden gözden geçireceğiz ve Avrupa’da da net bir tutum için girişimlerde bulunacağız”  demiştir.

 

Bild’deki  mektubuna, “Sevgili Türk hemşerilerimdiye başlayan Gabriel şu açıklamayı yapmıştır: “Federal Hükümetin tümü adına da size bu şekilde hitap etmek istiyorum. Türkiye ile olan ilişkilerimizde şu anda yaşanan büyük zorlukları özellikle siz de hissetmektesiniz. Sizin vatanınız Almanya’dır, fakat birçoğunuz için aynı zamanda da Türkiye’dir.

Bu nedenle size şunu söylemek istiyorum: Almanlarla Türkler arasındaki dostluk büyük bir hazinedir. Biz Türkiye ile iyi ilişkilerimizin olması için her zaman çaba sarf ettik, çünkü Almanya ile Türkiye arasında iyi ilişkilerin sizin açınızdan da önemli olduğunu biliyoruz.

Fakat şu anda Türkiye’de suçsuz Alman vatandaşları tutuklanmaktadır. Alman Hükümeti olarak tepki vermeden seyirci kalmamız mümkün değildir. Vatandaşlarımızı korumak zorundayız

Bu sebeple Alman hükümetinin Türk siyaseti karşısındaki politikaları değişecektir. İşbirliğimizi ve özellikle Türkiye’ye yapılan ekonomik yardımları yeniden gözden geçireceğiz ve Avrupa’da da net bir tutum için girişimlerde bulunacağız.

Şunu bilmenizi istiyoruz ki, bunların hiç biri Türkiye’deki insanlara ve Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlara karşı alınan önlemler değildir.

 

Dişişleri Bakanının  demecinden sonra Almanya  bazı önlemleri  harekete geçirmeye başlamıştır. Bunlar arasında; Türkiye’ de hukuksal güvence  bulunmama, Türkiye’ye  seyahatlere uyarı, yapılacak yatırımlara  devlet güvencesi vermeme, Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye sağlanan  yardımları gözden geçirme  yer almaktadır.

Alınan önlemleri değerlendiren  Gabriel, ekonomik  önlemlerin kendisini üzdüğünü ifade ederken, “Kalbim kanıyor” demiş ve   Stern dergisine  şu açıklamayı yapmıştır: “Türkiye’nin demokrasiden uzaklaştığı ana sorun olarak önümüzde duruyor. İçeriye atılan suçsuz insanlar var. Bunların 9’u Alman vatandaşı. Şimdi Türk hükümetinin ekonomik baskıya tepki verdiği görülüyor. Baskıya ihtiyaç var. Ama bu beni sevindirmiyor. Kalbim kanıyor.”

Ekonomik  önlemlerin etkisi oldu mu sorusunu Gabriel şöyle cevaplandırmıştır:  “Kesinlikle. Çok sayıda telefon görüşmesiyle bize dönüyorlar. Türkiye’deki siyaset şöyle görünüyor: Hükümete karşı bir tepki, terörizm olarak geçiyor. Biz böyle bir terör kavramıyla işbirliği yapamayız.

Bize delilleri gösterin, biz de üzerine gidelim. Türkiye’de adil bir yargılama olacaksa, işkence ve idam tehlikesi olmadan, biz darbe girişiminin perde arkasındaki kişileri de iade ederiz. Biz Türk hükümetinin darbe girişimini her türlü düşünceyi bastırmak için bir malzeme olarak kötüye kullanma stratejisini kabul edemeyiz.” 

Almanya’da hükümetin iki büyük koalisyon ortağı olan Hıristiyan Birlik Partileri ile  Sosyal Demokratlar ilk defa  birlikte Türkiye’ye karşı tavır almış, muhalefetteki Yeşiller ve Sol Parti ise daha da sert önlemlerin alınmasından yana tavır belirlemiştir.

Almanya ile  ilişkileri germenin Türkiye’ye  bir yararı olmaz.  Bu yanlış dış politikadan  dönülmesinde fayda vardır. Aksi halde bundan  zarar görecek  taraf Türkiye olacak, Almanya`daki Türklerin  yaşam koşulları da  olumsuz  etkilenecektir.

2017 yılının ilk 6 ayında Türkiye’de otomotiv sektörü 14.3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. İhracatın yüzde 78.24’ü (11.2 milyar dolar) Avrupa Birliği ülkelerinedir. AB ülkeleri arasında  ilk sıradaki ülke  2.1 milyar dolar ile Almanya’dır. Almanya’ya yapılan ihracat, AB dışında ihracat yapılan 147 ülkeye yakındır. Ocak-Haziran döneminde yüzde 12.52’lik artışla 2 milyar 191 milyon 277 bin dolar ihracat yapılan Almanya, AB ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer almıştır.

1982 yılında Fransa ile sözde Ermeni soykırımı  konusunda ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Dönemin Başbakanı Bülent Ulusu, Devlet Planlama Müsteşarı Dr. Yıldırım Aktürk’e talimat vererek Fransa’ya  ekonomik yaptırım uygulanmasını istemişti. Müsteşar da AET Dairesi Başkanı (AB Genel Müdürlüğü) olarak beni görevlendirmişti. Yaptığımız inceleme sonucunda Fransa’ya yönelik hiçbir ekonomik önlem uygulayamayacağımızı gördük ve bundan vazgeçtik. Çünkü Renault  ya da o dönemde Fransız  lisansı ile lokomotif üreten TÜLOMSAŞ için yapılan  ithalata kısıtlama getirsek, bindiğimiz dalı kesmiş olacaktık.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Alman Der Spiegel dergisine verdiği röportajda şu yerinde  tespitte bulunmuştur: Almanya’nın söylediğini ciddiye alıyoruz.

 

Türkiye ile Almanya’nın 100 yıldan fazla bir zamandır yakın iki dost olduğunu belirten Şimşek, “Evet bazı konularda şu an hemfikir değiliz. Evet, biz Türkler terörle mücadelede Almanya’dan daha fazla dayanışma isterdik. Ancak Türk-Alman ilişkileri bu stres testinden başarıyla geçecek…Bu tartışmadan kimse fayda sağlamıyor.” demiştir.

 

Buna karşılık Almanya Ekonomi Bakanlığı Sözcüsü Katharina Dubel, Almanya’nın mevcut koşullarda Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşmasının uzatılmasının mantıklı olup olmadığının AB’deki ortaklarıyla tartışılacağını  açıklamıştır: “Türkiye ile ilgili alınacak başka önlemler hala değerlendiriliyor.”

Türkiye’de demokrasi ve insan hakları ihlallerine tepki göstererek, AB’nin daha sert bir tutum belirlemesini isteyen siyasetçilerden Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) milletvekili Dorothee Schlegel DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Ankara’nın Gümrük Birliği konusundaki beklentilerinin AB için önemli bir koz olduğunu vurgulamıştır.

Avusturya Başbakanı Christian Kern ise Avrupa Birliği  ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesinin şu anda mümkün görmediğini söylemiştir. Sosyal Demokrat politikacı Frankfurter Allgemeine Zeitung’da 26 Temmuz 2017 tarihinde yer alan söyleşisinde, Gümrük Birliği’nin genişletilmesinin ancak Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerine uyması durumunda düşünülebileceğini, genişletilebilmesinin öncelikle Türkiye’nin AB’ye yakınlaşması ile mümkün olabileceğini açıklamıştır.

 

Bu çıkışlara rağmen Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye‘yle Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi için AB üyesi ülkelerden yetki talep edildiğini, güncellenmiş bir anlaşmanın her iki tarafa da önemli yararlar sağlayacağını  açıklamıştır.

AB Komisyonu’nun günlük basın toplantısında, Almanya‘nın Türkiye ile  Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi çalışmalarının askıya alınması ve Türkiye’ye katılım öncesi fonların dondurulmasını istediğine ilişkin  konuların gündeme gelmesi üzerine AB Komisyonu Baş sözcü Yardımcısı Mina Andreeva, spekülasyonlara ilişkin yorumda bulunamayacağını, ancak geçen hafta AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantısının yapıldığını hatırlatarak, “Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi bizim (üye ülkelere) teklif ettiğimiz bir şey” demiştir.

Sözcü Carlos Martin Ruiz De Gordejuela ise, AB’nin Türkiye ile ilişkisinin devam etmesinin son gelişmeler çerçevesinde gerekli olduğunu, katılım fonlarıyla reformlar, temel haklar, hukukun üstünlüğü gibi alanlara odaklanıldığını söylemiştir. Komisyon’un 2016 sonunda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için Gordejuela, AB Konseyi’nden yetki talep ettiğini hatırlatmıştır: “Komisyon, Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesinin, her iki tarafa da önemli ekonomik yararlar sağlayacağını değerlendiriyor.”

Türkiye AB üyesi olamayabilir ama taraflar arasında iyi işleyen bir Gümrük Birliği vardır. 31 Aralık 1995 tarihinde gerçekleşen Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi tüm tarafların yararınadır.18-19 Temmuz 2017 tarihlerindeki AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi’ne Business Europe adına konuşmacı olarak katılan Sofia Bournou, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin her iki taraf için de ekonomik yarar sağlayacak olmasının yanı sıra, Türkiye’deki siyasi ortamı olumlu yönde etkileyebilecek kapsamlı reformları da teşvik edebileceğini belirtmiştir.

 

Bournou, en kısa sürede Gümrük Birliği’ni güncelleme müzakerelerinin başlamasını Business Europe’un desteklediğini açıklamıştır. (BusinessEurope calls for the launch of negotiations to update the Customs Union as soon as possible)

 

Bu konu 29 Kasım 2015 ve 18 Mart 2016 tarihlerinde yapılan AB-Türkiye zirve kararlarında da yer almıştır. Anlaşma’nın güncelleştirilmesiyle Gümrük Birliği; tarım, hizmetler, sanayi ve kamu alımları alanlarını kapsayacak şekilde genişleyecek, AB’nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarında Türkiye’nin mağdur olması  önlenecektir.

2014 yılında Dünya Bankası tarafından yayınlanan raporda Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesinin Türkiye ekonomisi üzerinde olumlu etkileri olacağı vurgulanmıştır.

 

Tarım ürünleri ticaretindeki tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılmasıyla  birlikte hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi senaryosunda milli gelirin  yüzde 0.46 oranında  (cari rakamlarla yaklaşık 3.5 milyar dolar)  artabileceği hesaplanmıştır.

 

Derinleştirilmiş  Gümrük Birliği’nin ekonomik açıdan getireceği en büyük değişiklik, Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 70’ni oluşturan hizmetler sektörünün AB rekabetine açılacak olmasıdır. 

 

Bu gelişme, Türkiye’nin milli gelirini  yüzde 0.2 oranında  (2014 yılı rakamlarına göre  1.5 milyar dolar) artıracaktır. Sektörün Gümrük Birliği’ne dahil edilmesi; bankacılık, ulaştırma,  haberleşme, enerji ve turizm sektörlerini  de etkileyecektir.  (World Bank, Evaluation of the EU  TURKEY Customs Union, 28  March 2014)

 

Alman siyasetçilerin Türkiye’ye baskı uygulamak için gümrük birliğinin güncellemesinin önünü kesmeye yönelik çıkışları ters etki yaratabilir. Bu durumu, şahsıma  son 10 yıldır her üç ayda bir anket formu yollayarak Türkiye ekonomisindeki gelişmeler konusunda görüşlerimi alan  Münih merkezli  Ekonomi Araştırma Enstitüsü IFO’nun  (Information and Forschung /research ) Dış Ekonomik İlişkiler Bölümü Başkan Yardımcısı  Erdal Yalçın,  27 Temmuz 2016 tarihinde DW Türkçe’ye verdiği demeçte  şöyle  açıklamıştı:

 

Gümrük Birliği’nin modernleştirilmemesi, hatta bu yönde baskı amaçlı karar alınması, Türkiye’de iktisadi sorunların hızla büyüyüp devasa sorunlar sarmalına dönüşmesine yol açacaktır. Zaten zorlu bir süreçten geçmekte olan bir ülkeyi iktisadi baskılarla daha da istikrarsızlaştırmak ne Avrupa ne de Türkiye’nin çıkarınadır.

 

Almanya ile ekonomik ilişkilerimiz önemlidir.

 

Almanya Türkiye’nin en önemli dış pazarıdır. Geçen yıl  Türkiye’nin en çok mal sattığı ülke olmuştur. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre Almanya’ya olan ihracatın toplam ihracat içindeki payı  yüzde 9,7’den  yüzde 9,3’e düşmesine rağmen  Almanya’ya  ihracat 595 milyon dolar artarak 14 milyar 7 milyon dolara ulaşmıştır. Bu pazarı kaybetmek, Türkiye’nin ihracatını  ve de döviz gelirlerini olumsuz etkileyerek  cari açığın büyümesine yol açar.

 

 

Almanya’dan gelen turist sayındaki azalma da cari açığın aratmasına yol açar. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2017 yılının ilk dört ayında  Türkiye’ye gelen Alman turist sayısı 568 bindir. Geçen yıl aynı dönemdeki rakam ise 730 idi. Bu verilere göre Alman turist sayısında yüzde 22.12 oranında  azalma olmuştur.  Paket tur rakamlarına göre  de özellikle Antalya’nın en büyük iki pazarından Almanya’daki düşüş  dikkat çekicidir. Bu yılın ilk yarısında Almanya’dan paket tur tercihi yapan turist sayısı geçen yıla göre yüzde 22 azalarak 709 bin 742 kişiye gerilemiştir.

 

Almanya ile olan ekonomik ilişkilerimizin önemlidir ama  bu ülkenin Türkiye’ye yönelik çifte standartlarını da görmezden gelemeyiz. Alman Meclisi Bundestag’ın  geçen yıl kabul ettiği Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan 1915 olaylarını  sözde Ermeni Soykırımı olarak nitelendiren kararını unutmayalım.

 

Almanya Parlamentosu’nda Karar kabul edildikten  4 saat sonra KHK ile kapatılan Turgut Özal  Üniversitesi Senatosu  Federal Almanya Parlamentosu’nun asılsız Ermeni soykırımı iddialarını tanıma kararını  kınama kararı almış ve bu kararı kınayan ilk Türk üniversitesi olmuştur. 4 Haziran 2016 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde  İstanbul Aydın Üniversitesi de kırmızı zemin  üzerine tam sayfa ilan vermiştir.

 

En az FETÖ ve PKK’lı teröristlerin iadesi kadar bu kararın kaldırılması için de Almanya’ya baskı yapılmalıdır. Çünkü karar, en az FETÖ ve PKK’lı teröristlerin iadesi kadar önemlidir. Oylamaya  Almanya Başbakanı Angela Merkel, Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier ve Sosyal Demokrat Parti lideri Sigmar Gabriel  katılmamıştır ama karar Meclis’ten çıkmıştır. Oylamada sadece Hıristiyan Birlik Partileri’nden bir milletvekili hayır oyu kullanmış,  bir milletvekili ise çekimser kalmıştır.

 

Kararda en önemli nokta, 1915 olaylarının Almanya’da okul, üniversite ve siyasi eğitim müfredatlarına konulmasının  istenmesidir.

Eğer bu gerçekleşirse, Almanya’da okuyan Türk çocuklarına Türklerin soykırım yapan bir ulus olduğu anlatılacaktır. Hükümetin bu konu üzerinde  önemle  durması gerekir. Çünkü Almanya’da yaşayan 3,2 milyon Türk bundan çok rahatsızdır. Almanya’nın Türkiye’ye karşı yaptırımlarının her geçen gün daha sertleşmesi ve Alman halkının yüzde 91’nin Türkiye’ye bakışının olumsuz olması da Almanya’da yaşayan  Türkleri büyük ölçüde  olumsuz etkilemektedir.

Fakat her şeye rağmen yine de pireye kızıp yorgan yakılmamalıdır.

 

Prof. Dr. S. Rıdvan Karluk

AKEV Üniversitesi

Antalya

ridvankarluk@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here