Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

ORTADOĞU’DA YIPRATMA SAVAŞI

ABD Başkanı D.Trump, B.Obama’nın dünyanın dört bir yanında İslamcı terör ideolojisini ve terörünü küçültme strateji yerine, İslamcı terör ideolojisini ve terörünü hızla ortadan kaldırmaya yönelik bir strateji izliyor.
Trump’ın Orta Doğu stratejisi; başta İsrail-Filistin arasında bir barışı sağlamak üzere İsrail’in güvenliğini ve Suudi Arabistan’ın sadece IŞİD değil, aynı zamanda İran ile ilgili korkularını esas alıyor.

*
Trump son gelişmeyi attığı twette şöyle özetledi;
“Ortadoğu’ya yaptığım son seferimde artık radikal ideolojiye yapılan mali yardımın olmaması gerektiğini bildirdim. Ondan sonra bölge rehberleri Katar’ı işaret ederek onu suçladılar. Arabistan’a yaptığım ziyaretim, Kral ve 50 Arap ülkesiyle görüşmem sonuç verdi. Radikalizmin mali kaynaklarını kesme noktasında sert önlemler alacaklarını söylediler. Tüm deliller Katar aleyhineydi. Belki de bu, terörizmin son bulmasının başlangıcıdır.”

*

Ama Başkan Trump, Mayıs’ta Sicilya G7 liderleri zirvesinde “Uluslararası Politika ve Güvenlik Sorunları”na ilişkin konuşurken,
Diğer G7 ülkeleri yeni stratejiyi tartışmaksızın, bir oldu bitti karşısında bırakılmış olmalarına itiraz etmişlerdi.

*
Eğer İŞİD terör örgütünün yok edilmesi söz konusuysa Avrupalılar kendi cihatçılarını nasıl kurtarabilecekti?
Cihatçılara bir yer göstermek gerekmez miydi?
G7 ülkelerinin olası bir zarara uğramasına karşı ABD nasıl bir güvence verecekti?

*
Doğrusu kimse bir şey bilmiyordu.
Üstelik “gizliden gizliye bu konuda” ABD Başkanı Trump’ın yönetim politikasının bazı alanları partizan kavgalarının konusuydu.
Pentagon hâlâ iki partili desteğin tadını çıkarıyor, ABD-Rusya ilişkisi de partizan mücadelenin  odağında yer alıyordu…

*
Ama D.Trump’ın Orta Doğu stratejisi Sünni güçleri cesaretlendirdi.
İŞİD terör örgütü ya da  bizzat ilan ettiği sözde hilafet devleti Raqqa ve Musul’dan atılmasıyla birlikte Suriye iç savaşı bir yıpratma savaşı haline geldi.
Sünni güçler saflarını hem İŞİD’e hem ölümüne düşman oldukları İran’a kapattılar.

*

İran ise IŞİD’ten kurtarılan toprakları eski egemenliklerine geri verilmesine yanaşmamaktadır.
Böylece İran’dan ve halihazırda vesayetinde olan Irak üzerinden Suriye ve Lübnan’a uzanan Şii kontrollü bir bölge inşa etmeye,
Ürdün sınırı boyunca da Suriye’deki pozisyonunu tutmaya çaba gösteriyor…

*
Halbuki ABD destekli Sünni ittifakın örtülü üyesi İsrail’in, böyle bir bölgeyi asla kabul etmeyeceği biliniyor.
Nitekim İsrail, Golan Tepeleri sınırında olası İran varlığının savaş riskini artıracağını belirtmiştir.
Şii güçleri de ABD, Irak, Ürdün ve Suriye’nin paylaştığı sınır bölgelerinde hava saldırıları başlatmak da dahil olmak üzere Körfez’den Akdeniz’e kadar alanda; bu güçlerin bitişikliğini engellemeye çalışıyor…

*
İŞİD’in Raqqa’dan ve Musul’dan atılmasıyla birlikte şimdi militanlarının Suriye ve Irak’taki savaş bölgesi haritalarından silinmesi bekleniyor.
Örgütün yabancı ülke militanlarının elinde tuttukları Sünni bölgelerden ait oldukları kendi bölgelerine,
Bir kısmının ise Libya’ya ve Mısır’ın Sina yarımadası gibi nüfuz edebileceği gevşek kontrollü alanlara döneceği düşünülüyor;
Çünkü Mısır ve Libya’nın şiddetli iç sosyal ve politik gerilimleri, terörist grupların faaliyet gösterdiği Sina Yarımadası üzerinde kontrol iddiasına fırsat tanımıyor.

*

Bunlarla birlikte İŞİD’in stratejisini, Orta Doğu’da Arap rejimlerini istikrarsızlaştırmaya, Avrupa ve Güneydoğu Asya’da terör saldırılarını planlamaya kaydırdığı da biliniyor…

*
Bölgede sınırlarını kendi yararına yeniden çizmeye çalışan tek ülke İran değildir.
AKP Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan Türkiye’si de İslamcılığın şampiyonu olarak kendini yeniden icat etmeye çalışıyor.
Erdoğan Sünni Arap dünyasında hayranlık kazanabilmek için Türkiye’nin gurur verici laik geleneklerini geri almaya kararlıdır.
Lâik Türkiye’nin “Yurtta Barış, Dünyada Barış” temelindeki dış politikasını; Batı Medeniyetinden ayrılmak ve İslam Medeniyetine dönmeyi hedefleyen saldırgan bir vizyonla değiştirmiş bulunuyor…

*
Çekildiği bu noktada, Suriye kuzeyine Müslüman Kardeşlerin uzantısı Sünni Arapların yerleşmesini,
Ardından Irak’ta Barzani Kürdistanı ve Suriye’de Müslüman Kardeşler uzantısı Sünni Araplar üzerinden, bu topraklarda İslamcı genişlemeyi ve  hidrakarbon kaynaklarının da çok yakınında olmayı hedefliyor…
O yüzden Osmanlı’nın yıkılmasından sonra İngiliz ve Fransızların 100 yıllık Sykes-Picot Anlaşmasına açıkça meydan okuyor…

*

Kürtler de ABD’nin terörle mücadelesinin önemli müttefiğidir.
Orta Doğu haritasında değişiklik yapmayı öngörüyor, İŞİD’i yenmekteki katkılarının karşılığında kendi devletlerini istiyorlar…

*
Erdoğan için bu sonucun önlenmesi, IŞİD’i yenmekten ya da B. Esad’ın rejimini devirmekten daha yüksek bir öncelik taşıyor.
Çünkü Erdoğan, Iraklı Kürtlerin bağımsızlığını kazanması halinde Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bundan ilham alması ve onlarca yıllık bağımsızlık mücadelesini canlandırmasından,
Ayrıca  PKK’ya bağlı Suriyeli Kürt milislerin savaş alanında kazandıkları saygınlıkla PKK’nın uluslararası düzeyde meşrulaşmasından endişeleniyor…

*
Bu kaygılar göz önüne alındığında, Kuzey Suriye’de konuşlanan Türk kuvvetleri oradaki Kürtler ile Türkiye arasında bir tampon görevi yapmak için Raqqa’nın düşüşünden sonra da orada kalacak gibi görünüyor.

*
Ancak Türkiye’nin Kürt direnişi konusundaki endişeleri asılsız değilken gerçek Kürt devletinin oluşması ihtimali zayıftır.
Çünkü böyle bir devlete İran, Irak, Türkiye ve Suriye sıkı bir şekilde karşı çıkıyor.

*

Ama emperyalizm buna da bir çözüm bulmuş gibidir;
Bölgedeki petrol alanları hızla uluslararası şirketlere satılıyor ve ulus devlet yerine Kent Devletleri modeli gelişiyor.
Ne Türkiye’nin ne de bir başkasının Kent Devletleri’nin önünü kesmes ise olanaklı görülmüyor…

*
Ne yazık ki, Erdoğan Türkiye’si işbu kör dış politika uğrunda ve Orta Doğu’yu kontrol etmek üzere,
Müslüman Kardeşler’den  El Nusra’ya,  İŞİD’ten  Ahrar-us Şam’a ve İŞİD’den farklı olmayan onlarca terör örgütünü sahiplenmiş ve işbirliği yapmıştır…

*

Şimdi bu terör örgütleri militanlarının bir kısmı işte kendi bölgelerine ya da  Libya’ya, Mısır’a dağılırken,
Büyük bir kısmı da Batı’nın “Onlarla uzlaş, dünyaya dağılıp bela olmalarına fırsat verme” onayı ile Türkiye’ye geçiş yapıyor.
Zaten uzunca bir süredir Çeçen, Gürcü, Suudi, Mısırlı, Sincan Özerk Bölgeli, Türk ve Avrupa’nın hemen her ülkesinden birkaç bin terörist Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa’yı içine alan bölgeye yerleşmiş bulunuyor…

*
Bu sırada Erdoğan Türkiye’si hem içte hem dışta duyulan derin nefret, akıllara zarar yolsuzluklar, şaibeli  darbe girişimi, OHAL, şaibeli bir Anayasa referandumu, Güneydoğu’da hiç bitmeyen savaş, köşe başlarında başıboş dolaşan İslamcı terör örgütü mensupları, her yerde Suriyeli sığınmacılar, Kafkasya ve Orta Asya göçmenleri, her türden savaş ve darbe senaryoları ve yeni çıkış arayışlarıyladır.
Buna mukabil Erdoğan’ın mütemadiyen yükselen paranoyasının ürettiği iç savaş dahil türlü felaket senaryosuyla da kuşatılmıştır.

*
Şimdilerde Trump’ın, Dünya’yı tehdit eden İslamcı ideoloji ve teröristlerle mücadele stratejisi bir süreçte teröristleri yok etmeye dayanırken;
Bundan en büyük payı ABD’nin Müslüman Kardeşler Örgütü üyelerinin hükümetin parçası haline geldiği iddiasında bulunduğu Erdoğan Türkiye’sinin alacağından şüphe edilmiyor.

*
Ama Erdoğan Türkiye’deki Kürtleri kıskaca alıyor, birçok köy yok edilmiştir, birçok köyde yaşayan insanlar bulundukları yerleri terk etmeye zorlanıyor.
Türkiye’de Kürtlerin boşaltığı yerleşimlere çoğu Sığınmacı Kamplarında yaşayan Özgür Suriye Ordusu militanları ve Türkiye’ye şimdilerde dönüş yapan terörist militanlar yerleştiriliyor.
Türkiye’nin demografisi, etnik temizlik ve mezhepsel politikalarla  kırılıyor.

*
Aynı zamanda bu militan güçler, barışta ve savaşta, mesela 15 Temmuz 2016’da Boğaziçi Köprüsü’nde bir Mehmetçiğin kafasını kesmek gibi görevlerde bulunmak üzere, AKP Türkiye’sinin paramiliterler gücünü oluşturuyor.

*
Rusya,  Ortadoğu’nun bir başka önemli aktörüdür ancak Kremlin’in Sünni-Şii ve Türkiye-PKK ilişkisine müdahaleye pek ilgi duymadığı görülüyor.
Kremlin şu anda İran ile Suriye Devlet Başkanı B.Esad rejiminin hayatta kalmasını sağlamayı  paylaşıyor.
Ama durum stabilize olur olmaz gönüllü ittifak kesinlikle Suriye’nin politik kontrolü için acı bir rekabet haline dönüşecektir.

*
ABD’nin Sünni müttefikleri ise B. Obama’nın kullandığı demokratik reform türlerine çok az ilgi duydukları için  Trump’a çekilmişlerdir.
Ancak Trump ülkesinde sosyopolitik patlamalarla karşı karşıya kalabilir ve Ortadoğu’daki çatışmalar yeniden derinleşebilir…

18.7. 2017

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here