Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

ORTADOĞU’YU YENİDEN İNŞA ETMENİN ZAMANI

 ABD, II.Dünya Savaşı’nın ardından yasadışı geçişleri ve saldırganlığı önleyen bir güç olarak ortaya çıktı.
Savaşa kapılmış kıtayı yeniden inşa etmek üzere büyük bir ekonomik çaba, ikili ve çok taraflı anlaşmalar üzerinden Avrupa’nın düzenini belirledi.
O gün-bugün dünya düzeni; çatışmaları çözme, savaşlardan kaçınma ve istikrarı yayma becerisi ile test ediliyor…
Şimdi yine ABD’nin ivmesiyle küresel ittifaklarda Orta Doğu’dan NATO’ya ve Doğu Asya’ya doğru kademeli bir değişimin işaretleri alınıyor…

*
Nitekim inanılmaz olayların yaşandığı Orta Doğu’da da düzenin aynı mantığı işliyor.
Burada İran rejimi; bir yanı devletçiliğe, diğer yanı dini mitolojilere ve dini ideolojiye dayanan karmaşık bir yapıdır.
Bu rejimin bir devlet ya da bir ideoloji olarak nasıl davranacağı bilinmiyor…

*
İran; Irak ve Suriye’ye güç gönderdiğinde ulusal güvenliğini gerekçesini savunuyor.
Ama İran’ın ulusal güvenlik sınırlarının başı-sonu belirsizdir.
İsrail’i yok etmeyi mi içeriyor?
Türkiye’ye saldırı mı öngörüyor?
Pakistan’a savaş ilan etmeyi mi?
Körfez ülkelerini istila etmeyi mi?
Bütün bu durumlarda, İran korosundan “ulusal güvenliğini korumak” için bu davalara müdahale etmeye yönelik uzun ve inandırıcı bir yığın argüman oluşturuluyor…

*
Son zamanda ABD, Orta Doğu’daki çıkarlarını destekleyen bir sistem oluşturmak üzere İran’la;
Irak’ın kuzeybatısında ve Suriye’nin kuzeydoğusunda birlikte çalışmanın alt yapısını oluşturuyor.
Bölgede sürdürülebilir istikrarlı bir statükonun sağlanabilmesi ve bunun korunması için;
Yapısal kapasitenin çatışmaları diplomasi yoluyla çözebilme esnekliğinde olmasını gerektiren unsurları oluşturmaya çalışıyor…

*
Orta Doğu’da sürdürülebilir istikrarlı bir statükonun oluşturulmasında,
İran ve Suudi Arabistan’da siyasi alanda yaşananlar;
Sünni Araplar ile Şiiler arasında bölgesel bir anlaşmaya varmanın çok uzağında olunduğunu gösteriyor.
Bu yüzden Suudi Arabistan’a; hem terörizm hem de İran’ın tehdidiyle yüzleşmek için Sünni İslam devletleri koalisyonu ve NATO benzeri askeri bir pakt kurmasının önü açılmıştır.

*
İran’ın ABD’nin istisnai gücünü hissedebilmesi için küresel sistemin santrifüj kuvvetleriyle sarsılması,
Eşzamanlı olarak küresel gücün yeniden oluşturulması adımlarının oluşması için,
Ekonomik ve siyasi yaptırımlar içeren “İran Yaptırımlar Yasası” 10 yıl daha uzatılmıştır.

*
İran Devrim Muhafızları yerel güç dengesinde çok önemli bir unsur olarak rol oynamaktadır.
Ama ABD, Tahran’daki siyasal dengeyi daha az radikal ve daha az ideolojik siyasi güçler lehine değiştirmeyi istediği için,
Devrim Muhafızları’nın rejime karşı varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu göstermek istiyor.
Bu yüzden Devrim Muhafızlarının maceralarını, kaynaklarını ve savaşçılarını bir kara deliğe çevirmeyi öngörüyor.
Bilgileri ve belgeleriyle Muhafızları bir terör örgütü olarak ilan etmeye ve terör listesine almaya hazırlanıyor…

*
Üstelik bu konudaki stratejiyi görüşmek üzere Rusya ve Çin’e de kapıyı aralamıştır.
Rusya ile Çin’in girişi küresel bir fikir birliğine ulaşmada önemli olacaktır.
Bu fikir birliği olmadan etkili bir küresel istikrar planının yarar sağlamayacağı düşünülüyor.

*
Ne ki, bildik eski anlayış işte!
Bu paralelde endişeler de giderek yükseliyor.
ABD yönetimi bu politikalarıyla Kremlin’de V.Putin’in kendisini daha rahat hissetmesini sağlayacak ciddi bir hata mı yapmaktadır?
Yoksa ABD; batı demokrasisinin en önemli kurumlarından uzaklaşmakta mıdır?
Ya da ABD İran’la karşı karşıya kalırsa Orta Doğu’yu herkese mi kaybedecektir?
Dahası, bölgedeki onlarca yıldır devam eden çatışmalar ve savaşlara yeni bir yol daha açılacak mıdır?
ABD-İran ittifakı, Tahran’a Irak, Suriye ve Lübnan’da yerleşim vermek demek değil midir?
Halbuki ideolojik rejimlere yerleşme imkanı vermek, onlara daha fazla şey kazanmak için iddialarını savunmalarına yol vermek anlamına gelmeyecek midir?

*

Yine de niyetler samimiyse ve bazı esaslar uygulanabilirse ABD, Rusya ve Çin’in;
Orta Doğu’yu istikrara kavuşturma ve terörizmi sona erdirmekte başarılı olabileceği düşünülüyor.

*
Öncelikle bu üçlünün ortak bir stratejik kavramda uzlaşması,
Bölge ülkeleri ile izleme ve tahkim mekanizmaları oluşturmaları,
Bölgesel sermayeleri hareketlendirmek için ekonomik kalkınma projeleri sunmaları,
Sahada kuralları çiğneyen müdahalecilerin, teröristlere sponsor olan ve konvansiyonel tahrikte bulunanların hukuki yaptırımlara uğratılması,
Bütün alanlarında erişime açılması hususların sağlanması gerekiyor…
Çünkü, bugün garantili bir güç dengesi; gerçek dünyadaki durumun mevcut özelliklerine dayanmak zorundadır…

*
Böyle bir konsensus henüz bulunmadığı için bölgede ne güvenlik ne de bir istikrardan bahsedilemiyor.
Mesela, Nükleer programına ilişkin anlaşmanın Kapsamlı Hareket Planı’nda, İran’ının ağır su stokunun maksimum 130 metrik ton olması gerekiyor.
Ocak’ta bazı Avrupa ülkeleri ağır suyu satın almak için İran’a birkaç teklifte bulunmuştur.
İran; Rusya ve ABD’ye 70 ton ağır su sattıktan sonra, Avrupa’dan gelen teklifleri düşünmeye almış,
Birkaç gün önce de İran, Uluslararası Enerji Ajansı’na sahip olduğu limitin üstündeki ağır suyunu yurtdışına taşımayı reddeden bir mektup göndermiştir.

*

Şimdi BM, “130 metrik tondan fazla olan ağır suyun tamamı İran’da kalamaz” diyor.
Ama sonra?
İran hâlâ zaman kazanmaya çalışıyor…
Rusya’dan mı cesaret alıyor?
Ama ABD, Rusya’nın bu durumlara yönelik düşüncesini de bilmiyor.
Ya? İki ülkenin de Suriye’de ve Irak’taki cansiperane uğraşında zamana ihtiyaçlarının olduğunu düşünüyor…
Garip bir düzende, Orta Doğu’da bir türlü çözüm bulunamıyor…
En iyisi, kördüğümü birlikte çözmekten geçiyor.

*
ABD; İran’la karşı karşıya kalırsa Orta Doğu’yu herkese kaybedecektir.
Dahası, bölgedeki onlarca yıldır devam eden çatışmalar ve savaşlara yeni bir yol daha açılacaktır.
İran; Irak, Suriye ve Lübnan’da yerleşim sağlayacaktır.
İdeolojik rejimlere yerleşme imkanı vermek ise onlara daha fazla şey kazanmak için iddialarını savunmalarına yol açmak demektir…

*
Şimdi İran, 19 Mayıs’ta bütün bu durumları da etkileyecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyor.
Seçimin reformist Cumhurbaşkanı H.Ruhani ile onun karşısına daha güçlü çıkılması için kurulan İslam Devrimi Halk Güçleri Cephesi’nin henüz belirlemediği adayı arasında geçeceği bellidir.
Emperyalizmin tüm bileşenlerinin reform düzleminde yoğun kulisinin de temsil edildiği İran’da;
Bölgenin geleceği 19 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasına ertelenmiştir…

*

Bu noktada, garanti işleyen şeylerden biriyse;
Orta Doğu sahasında kuralları çiğneyen müdahalecilerin, teröristlere sponsor olan ve konvansiyonel tahrikte bulunanların hukuki yaptırımlara uğratılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
O yüzden, önce 16 Nisan’da “Hayır” demek, bu meş’um sahnenin kapatılmasına el vermek gerekiyor…

29.3.2017

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here