Ana sayfa Haberler Bilim/Teknoloji Kahramankazan 15 Temmuz Üniversitesi

Kahramankazan 15 Temmuz Üniversitesi

PAYLAŞ

Ülkemizin en köklü eğitim kuruluşlarından birisi de hiç kuşkusuz Ankara’da bulunan Gazi Üniversitesi’dir. İsmindeki “Gazi” kelimesi, Mustafa Kemal Paşa’ya Sakarya Savaşı’ndan sonra BMM tarafından, yani millet tarafından verilen unvana istinat eder. Zaten Üniversitenin sembolü de Atatürk’ün “Gazi M. Kemal” olarak atmış olduğu imzadaki “Gazi” bölümüdür.

Tarihi geçmişi, 1926 yılında genç Cumhuriyete öğretmen yetiştirmek amacıyla bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle açılan “Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü” adıyla öğretim hayatına başlayan okula kadar gider. Amblemde bulunan 1926 tarihi de bu enstitünün açılış tarihidir. Şu anda rektörlük binası olarak kullanılan okul binası, cumhuriyetin önemli mimarlarından Mimar Kemaleddin tarafından yapılmıştır. Hani şu  20 TL’nin arkasında resmi bulunan mimar. Ölüm tarihine (1927) bakılırsa; Mimar Kemaleddin’in son eseridir Gazi Ü. Rektörlük binası.

Okulun adı, 1929 yılında “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü“, 1976 yılında ise “Gazi Eğitim Enstitüsü” adını alır. Enstitü, YÖK’ün kurulmasıyla birlikte 1982 yılında 2809 sayılı kanunla “Gazi Üniversitesi” kimliğine kavuşur. Daha sonra bünyesine katılan okullarla gelişir, büyür ve değişir ama değişmeyen tek şey, okulun ismindeki “Gazi” kelimesi olur.

Rektörlük de dahil olmak üzere, Üniversitenin ağırlık merkezi, Ankara’nın Beşevler semtinde bulunmakla birlikte Emek, Maltepe, Gölbaşı, Çankaya, Ostim, Polatlı ve Kahramankazan gibi semt ve ilçelerde de üniversiteye bağlı fakülte, yüksekokul, enstitü ve hastaneler bulunmaktadır. Gerek bağlı fakülte, yüksekokul ve enstitüleriyle, gerekse öğrenci ve çalışan sayısı itibarıyla Gazi Üniversitesi, ülkemizin önemli eğitim yuvalarından birisidir. Yaşı neredeyse cumhuriyet kadar eski olan Gazi Üniversitesi, tam anlamıyla cumhuriyetin bir eseridir dersek yanlış söylemiş olmayız herhalde.  

Yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education’ın (THE) 2016-2017 Dünya Üniversiteleri arasında “Öğretim kalitesi, araştırma etkisi, uluslararası görünüm ve endüstri bağlantıları gibi kriterlere göre” yapılan bir çalışmada, Türkiye’den 18 üniversitenin yer aldığı sıralamada Gazi Üniversitesi’nin, Türk üniversiteleri arasında 16. sırada olduğunu da söylemiş olalım(1).

Çoktandır Gazi Üniversitesi’nin ikiye bölünerek ikinci bir üniversite daha kurulacağı tartışılıyor sosyal medyada. Bunu yapanlar da genelde adı geçen Üniversite’nin öğrencileri, mezunları ve hocaları. Doğrusu ya; ben Bursa Uludağ Üniversitesi mezunu olarak konuya hiç ilgi göstermedim bugüne kadar. Ancak aynı üniversitede öğretim üyesi olan sosyal medya arkadaşım bir profesörün konuya sık sık değinmesi, benim de bu konuyu merak etmeme sebep oldu. Öyle ya; arkadaşlarım arasında pek çok Gazili olduğuna göre; onların sorunları benim de sorunum olmalıdır diye düşündüm.

Peki Gazililer, üniversitelerinin bölünmesine neden bu denli karşı çıkıyorlar? Bunun gerçek sebebi nedir? Hocanın bugün(22.02.2017) paylaşmış olduğu iki yorum, aslında bu konuda bazı ip uçları vermektedir bize. Hoca’nın konuya ilişkin ilk yorumu şöyle:

“Gazi Üniversitesinde bir bölünmeye gidilecekse eğer, ki ben taraftar değilim; öğrenci ve öğretim üyelerinde oluşacak muhtemel kimlik kaybını önlemek için Gazi Üniversitesi I ve Gazi Üniversitesi II biçiminde bir yapılanmaya gidilebilir.”

Hocanın dile getirdiği bu görüş, Gazililerin ortak görüşü müdür bilmem, ancak hoca “Gazili” olmayı bir kimlik meselesi olarak görmektedir. “Kimli kaybını önlemek” tabirini kullandığına göre; “Gazili” olmak bir itibar ve ayrıcalık gibi algılanıyor anlaşılan Gazililer arasında. Yani bu durum, bir kuruma mensubiyet veya aidiyetten öte bir durum Gazililer için! Esasen bu durumu, üniversitenin resmi internet sitesinde bulunan “Tarihçe” yazısında da görmek mümkündür. Şöyle deniliyor üniversitesin tarihçesinde: Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında ilk 500 içinde yer alan Gazi Üniversitesi, öğrencilerine, öğretim elemanlarına, idari personeline ve mezunlarına kazandırdığı ‘Gazili Olmak Ayrıcalıktır‘ ilkesini, kalitesinden ve çizgisinden ödün vermeden sürdürmeye devam edecektir.”(2)

Hoca’ya sordum kendi face sayfasında:

“… Hocam, epeydir bu konuyu gündemde tutuyorsunuz. Gazi neden ve nasıl ikiye bölünüyor? Ankara dışında başka yerleşkeleri var da ondan dolayı mı? Eğer böyle ise bundan daha normal ne olabilir? Bildiğim kadarıyla Gazi Ü., çok sayıda fakültesi, enstitüsü ve yüksekokulu olan bir üniversite. Böyle olunca tek merkezden ve tek rektörlükle adam akıllı yönetilmesi herhalde zordur. Bölünmenin sebebi bu ise, bana göre normal. Eğer başka bir sebep varsa onu da söyleyin lütfen, size destek verelim kamuoyu oluşturmak için. Ayrıca şu ‘Gazili kimliği’ kavramı da oldukça sevimsiz bir kavram. Neymiş şu ‘Gazili kimliği’. Gazililer neresinden belli olur mesela? Bu tür gruplaşmaları, Milli Bütünlüğümüz açısından doğru bulmuyorum.”

Hocanın bize hak veren cevabı şöyle:

Büyük yapıları yönetmek zordur. Bir üniversitenin öğrenci ve öğretim üyesi sayılarıyla açılan fakülte ve yüksek okulların zamanla sayıca çoğalmalarıyla birlikte sıkıntıları da artıyor. Öğrenci sayısı 40 bini geçmiş birçok üniversitemiz var. Bölünecekse onlar da bölünsün. Bu noktada itirazım yok. Yalnız kaydını Gazi Üniversitesi olarak yaptırmış öğrencilerin tepkisini iyi değerlendirmek lazım. Bir gecede başka bir üniversiteye ait hale geliyorsunuz. Bu bir travmadır. Bunu çözmenin yolu şudur: Halihazırda kayıtlı olan öğrencilere Gazi Üniversitesi diploma vermeyi taahhüt edersiniz, olur biter. Gelelim kimlik meselesine. Dışarıdan Gaziye her zaman siyasî kimlik izafe edildi ve aşağılanmaya çalışıldı. Gaziyi çok yakından ve öğretim elemanlarının profili ile ilgili akademik çalışmanın başında bulunmuş biriyim. Yok öyle bir şey. Gazi çok renkli bir üniversitedir. Gazi’den siyasete girmiş öğretim üyeleri Gazi’yi bağlamaz. Her koyun kendi bacağından asılır.”

Hoca’nın kaygısını saygıyla karşılıyorum ve anlayabiliyorum aslında. Büyük kızımın “İzzet Baysal Üniversitesi” olarak başladığı okulunun, “Düzce Üniversitesi”ne bağlandığında yaşadığı stresi gayet iyi hatırlıyorum çünkü. Evet; eğer halen Gazi Üniversitesi’nden okuyan öğrenciler “Biz Gazi Üniversitesi diploması istiyoruz” diyorlarsa onlara bu hak tanınmalıdır. Üniversitenin birinci, hatta hazırlık sınıfında olsalar bile…

Dolayısıyla; bunun dışında adı geçen üniversitenin bölünmesine hiç kimsenin karşı çıkacağını düşünmüyorum. Esasen bunun mantıklı bir izahı da bulunmuyor. Öte yandan, Gazi Üniversitesi hakkında toplumda bulunan algı ya da iddia, bu üniversitenin eskiden beri Ülkücülerin elinde bulunduğu, siyasetin etkisinde en çok kalan üniversitelerden birisi oldu ve öğrenciler arasında “Reis” söyleminin çok yaygın olarak kullanıldığıdır. Buna iddiaya gerekçe gösterilen bazı göstergeler de var elbette. Mesela Genel Başkan da dahil olmak üzere; MHP’nin bugünkü tepe yöneticilerinin ekseriyetinin, Gazi Üniversitesi hocalarından veya mezunlarından oluşması bu konuda bir göstergedir.

Olayın Perde Arkası: Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi mi? 

Gelelim Gazi Üniversitesi’nin ikiye bölünmesiyle oluşturulacak yeni üniversiteye. Bir gazete haberinde şöyle deniliyor bu konuda: “Gazi Üniversitesi’nin rektörlük kampüsünün dışında kalan tüm akademik birimler başkentte kurulması planlanan Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi’ne bağlanacak. Yüksek Eğitim Kurumu (YÖK), başkentin manevi mimarı olan Hacı Bayram-ı Veli ismini bir üniversitede yaşatacak… Gazi Üniversitesi’nin Gazi Mahallesi’nde bulunan rektörlük kampüsü dışında kalan tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hukuk gibi akademik birimler Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi’ne bağlanacak…”(3)

Bize kalırsa; Gazililerin üniversitelerinin ikiye bölünmesine karşı çıkmalarının altında yatan bir sebep de budur. Yani Tıp, Eczacılık, Diş Hekimliği ve Hukuk Fakültesi gibi ağırlığı ve popülaritesi olan önemli dört fakültenin, üniversite bünyesinden ayrılarak Gazi Üniversitesi’nin zayıflatılması, toplumdaki popülaritesinin azalması ve buna bağlı olarak kaliteli öğrenci ve öğretim elemanı bulmakta zorlanacak olması. Doğrusu ya; bana göre de makul bir karşı çıkış noktasıdır bu durum.

Oysa benim bildiğim kadarıyla ismi geçen bütün fakülteler, Beşevler ve Emek civarındadır. Yani en uzak fakülte, rektörlük binasına ancak 1 kilometre mesafededir. Bu durumda Gazi’den ayrılması düşünülen Fakültelerin, üniversitenin yönetim merkezine uzak olduğu gerekçesi, geçersiz ve çürük bir gerekçedir.

Eğer rektörlük binasına uzaklık bir fakültenin o üniversiteden ayrılarak başka bir üniversite bağlanmasını veya bağımsız bir üniversite şeklinde örgütlenmesini gerektiriyorsa öncelikle ODTÜ’nün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki kampüsü ayrı bir üniversite yapılmak icap ederdi değil mi?

Şu halde yeri gelmişken biz de buradan bir öneride bulunalım YÖK’e; lütfen ODTÜ’nün KKTC’deki kampüsünü de ayrı bir üniversite olarak teşkilatlandırın. Üstelik ismi de bizden size hediye olsun; Lala Mustafa Paşa, Piyale Paşa, olmadı Sokollu Mehmet Paşa. Çünkü her üç isim de Kıbrıs’ın fethinde önemli roller üstlenmiş ve devlete üstün hizmetler yapmış büyük devlet adamlarımızdır. Onları da beğenmiyorsanız alın size Dr. Fazıl Küçük veya Rauf Denktaş isimleri.

Dolayısıyla bize göre; Gazi Üniversitesi’nin ikiye bölünmesinin gerçek ve gizli sebebi, olsa olsa Atatürk’ün “Gazi” unvanını taşıyan bu üniversitenin zayıflatılması ve popülaritesinin yok edilmesi olabilir!

Kahramankazan 15 Temmuz Üniversitesi

Gazi Ü. hakkında bildiğim bir olayı da burada nakletmek isterim; yeğenlerimden birisi bu üniversiteye bağlı Meslek Yüksek Okulu’nu kazandı. Başlangıçta okul Gölbaşı’nda idi. Ertesi yıl Çubuk ilçesine taşınmış. Yanlış bilmiyorsam oradan da Polatlı’ya nakledilmiş. Yani uygun bina bulunamaması sebebiyle G.Ü. Meslek Yüksek Okulu, Ankara’nın ilçeleri arasında Evliya Çelebi gibi dolaşmaktadır birkaç yıldır. Bu durumda yapılacak en akıllı iş, Gazi’ye bağlı olup, Ankara kent merkezi dışında bulunan birimleri kurulacak yeni üniversiteye bağlamak ve kent merkezinde bulunan birimlere dokunmamaktır. Madem 15 Temmuz’da vermiş olduğu mücadeleden dolayı Kazan ilçesine “Kahraman” unvanını vererek ilçenin adını “Kahramankazan” yaptınız, yeni üniversiteyi de orada kurmanız aklın gereğidir.

Madem Akıncı Üssü’nü oradan kaldırdınız, oraya bir üniversite kurulması, oradaki binaların değerlendirilmesi ve israfın önlenmesi açısından da önemlidir. Üniversite kampüsü için binalar hazır olunca, kuruluş maliyetleri de kendiliğinden düşecek demektir. Hatta orada bulunan TAI ve USAŞ gibi kuruluşları dikkate alırsak, orada kurulacak üniversitenin “Teknik Üniversite” olarak örgütlenmesi çok daha akla yatkındır: Kahramankazan 15 Temmuz Teknik Üniversitesi! 

Ayrıca bize göre de, tıpkı “Sütçü İmam”, “Şeyh Edebali” ve “Ahi Evran” isimlerinin, üniversitelere verilmesi nasıl uygun değildi ise, “Hacı Bayram-ı Veli” isminin de Ankara’da kurulacak bir üniversiteye verilmesi, uygun değildir. Zira üniversite deyince akla pozitif bilimler gelir ve buralar, büyük devlet adamlarının yetiştirildiği merkezlerdir. Bu sebeple buralara bilim adamlarının ve büyük devlet adamlarının isminin verilmesi, çok daha uygundur. Hacı, hoca, şeyh ve imam gibi unvan ve sanların, üniversite ve okullardan çok, cami, Kur’an Kursu, İmam-Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi gibi yerlere verilmesi uygun düşer. Bu sebeple ben, Ankara’da kurulacak yeni üniversitenin Kahramankazan’da kurulmasını ve isminin de “Kahramankazan 15 Temmuz Üniversitesi” olmasını öneriyorum…

________________

1-http://www.cnnturk.com/universiterehberim/2016-2017-en-iyi-universiteler-siralamasi-aciklandi-iste-siralamaya-giren-turk-universiteler?page=2,

2- http://gazi-universitesi.gazi.edu.tr/posts/view/title/tarihce-169255?siteUri=gazi-universitesi

3- http://www.akademikadro.net/gazi-universitesi-ikiye-bolunuyor-22727.htm

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here