Ana sayfa Yazarlar Erdem Akyüz

ADLİYEDE BAŞIMA GELENLER

Akşamın alacakaranlığı çökmek üzere idi. Hafif bir yağmur başlamıştı. Telaşla evlerine gitmekte olan insanlar arasında yürürken, bir köşe başında, yağmur altında, etrafa bakınmakta olan bir eski tanıdığımı gördüm. Yanına gittim, selam verdim. Boş nazarlarla yüzüme baktı. Acaba yanıldım, benzettim mi diye düşündüm. İsmiyle hitap ettim, kendimi tanıttım. Yüzünde hafif bir gülümseme dolaştı. Selam verdi. Biraz şaşkın olduğunu, ne yapacağını bilemediğini söyledi. Yardıma ihtiyacı olduğunu anladım. Hemen yakındaki bir yerde oturup konuşmamızı teklif ettim. Beraber içeri girdik, birer çay söyledim. Bardağın yarısını içmişti ki anlatmaya başladı:

ARKADAŞIM ANLATIYOR

“Eskiden çalışmakta olduğum iş yerinde kalan alacaklarım için dava açmıştım. Davam iki buçuk sene sürdü. Dosyamız iki kere Yargıtay’a gitti geldi. Bu arada hayat pahalılığından ötürü Ankara’dan taşınmıştım.Nihayet dava neticelendi, tebligat evime geldi. Az bir alacağıma karar verilmişti ama paraya da ihtiyacım vardı, memnun oldum Kararı aldım, icraya vermek üzere Ankara’ya geldim. Adliyeye gittim.

ADLİYEYE GİRİŞ

Otobüsden indiğim yere en yakın olan Adliye girişine yöneldim, bu kapının Hakim ve Savcılara ait olduğunu, öbür kapıya gitmemi söylediler. Diğer kapıya yöneldim, girişte barikatlar kurulmuştu, Bir çok kişi, polis bekliyordu. İtiş kakış arasında nihayet kapıya yaklaşmıştım ki, görevli polisler; burada toplu bir davanın olduğunu, girişin kapalı olduğunu diğer kapıya gitmemi söylediler. Epeyce yürüdüm, ana giriş kapısına gittim. Önünde uzun bir kuyruk vardı. Benim gibi gelen yüzlerce kişi sıraya girmiş bekliyorlardı.

TAKMA DİŞ VE PANTOLON KEMERİ

Ben de sıraya girdim, uzun bir bekleyişden sonra kapı girişinde güvenlik aramasına geldim. Güvenlik görevlileri; “Cep telefonunuzu, bozuk paranızı yan tarafa bırakın” diye bağırıyorlardı. Telefon ve cebimdeki paraları bıraktım, kapıdan girerken alarm çalmaya başladı. Polisler durdurdular, pantolon kemerimi çıkararak tekrar girmemi istediler. Dışarı çıktım, sabırsızlanan insanlar, şikayet ederek itip kakıyorlardı. Pantolon kemerimi çıkardım, esasen bol gelen pantalonumu düşmemesi için bir elimle tutarak tam giriş yapamak üzereyken tekrar alarm çaldı. Görevli, sinirli bir şekilde “Üzerinde metal bir eşya var mı” diye sordu. İyice bunalmıştım; “Takma dişlerim var, isterseniz çıkarayım” dedim Önce bir şaşkınlık geçirip, gülüşerek “Hadi, gir” dediler. Nihayet içeri girebilmiştim.
Koridor boyunca yürüdüm, icraları soracak birini aradım. Telaşla yürümekte olan birkaç kişiye yaklaşmak istedim, yüzüme bakarak geçip gittiler. Nihayet bir görevli buldum. Derdimi anlattım. İcra dairelerinin buradan taşındığını söylediler.

Kalakalmıştım.
Nereye gittiğini sordum; “Toptancı pazarına gittiğini” söylediler. Önce şaka yaptığını zannettim. Sonra yerini tarif etti. Toptancı hali’nin yanında, eskiden belediyenin kullandığı prefabrik bir binaya taşınmıştı. Otobüse nereden bineceğimi söyledi.

TOPTANCI HALİ

Dışarı çıktım, otobüs durağını buldum. Epeyce bekledikten sonra gelen bir minibüse bindim. Şöföre “Beni, toptancı hali’nde indirmesini” istedim. Gülerek, bana “Kabzımal mısın?” dedi. Geliş nedenini anlattım. Nihayet bir yerde durarak, burada ineceğimi, icra dairelerinin az ilerde olduğunu söyledi. İnsanlar akın akın bir istikamete doğru gitmekte idiler. Peşlerinden yürüdüm. Tek katlı, gecekondu gibi bir binanın önüne geldik. Artık öğrendiğim üzere, kemerimi çıkarıp, bir elimle pantalonumu tutarak içeri girdim. Tek katlı, bakkal dükkanı gibi bitişik nizam odalara insanlar girip çıkıyorlardı. Bu yerlerin her biri bir İcra Müdürlüğü imiş.”

Eski tanıdık yorulmuştu, durakladı derin bir nefes ve çayından bir yudum aldı: “Neyse uzatmayayım” dedi. Beni yolladıkları bir icra dairesinin kapısından girdim. Burada ilgilenecek bir kişiyi de bulmak mesele idi, yolu düşenler bilir. Yalvar yakar, derdimi anlattım. Bir görevli “Harcını yatırdın mı, Vakıflar Bankası hesap numaran var mı” dedi. Olmadığını söyleyince; “Dışarı çık, bankaya git hesap açtır, postahaneye git harcı yatır gel” geldi.

TEKRAR ADLİYE

Öğlen olmuştu. Dışarı çıkıp bekledik. Neyse kısa keseyim. İşlemleri yaptım, içeri girdim. Memur baktı: “Bu senin elindeki mahkeme kararı, asıl değil, bir suret” dedi. Adliyeye gidip, davanın görüldüğü mahkeme kalemine gidip ‘Aslının aynıdır’ diye tasdik ettirip geleceksin dedi. Dışarı çıktım, geç kalmamak için, cebimde kalan birkaç liraya güvenerek bir taksiye binip adliyeye gittim. Bu defa o kadar kalabalık değildi. İçeri girip, daha önce davamın görüldüğü İş Mahkemeleri tarafına yöneldim ama bütün bakınmalarıma rağmen bulamadım. Bir odaya girerek sordum: “İş Mahkemelerinin taşındığını” söylediler.
Şaşırdım, kalakaldım.

Çaresiz dışarı çıktım, koridorda yorgun argın otururken, halime acıyan bir mahkeme mübaşiri yanıma geldi, ne beklediğimi sordu. Anlattım. İş Mahkemelerinin “Balgat” semtine taşındığını, biraz yukarıda dolmuş duraklarının olduğunu, oraya giderek Balgat dolmuşuna binmemi, dolmuşun; İş Mahkemelerinin tam önünde duracağını ve ne yapmam gerektiğini anlattı.

Biraz rahatlamıştım. Tarif edilen, dolmuş duraklarının olduğu yere gittim. Tam bir kargaşa idi. Sağdan soldan gelmekte, gitmekte olan minibüsler, her tarafdan giriş çıkış yapıyor, değnekçiler bağırıyor, minibüslerin arasında insanlar ezilmek tehlikesini göze alarak yürümeye çalışıyorlardı. Birkaç kere ezilmek tehlikesi geçirip, ona buna sorarak nihayet Balgat Adliyesine giden bir dolmuşa bindim.

BALGAT İKBAL ADLİYESİ

Beni, bir mahalle içinde, kocaman yüksek bir binanın önünde indirdiler. Önce yanlış yere geldiğimi zannettim. Çünkü binanın önünde kocaman bir tabelada, “İkbal Lokantası” yazıyordu ve bütün giriş lokantaya ayrılmıştı. Sordum, lokantanın arka tarafına dolanarak, adliyeye gireceğimi söylediler. Aynı meşakkatle polis noktasından geçtim ama içeriye pek fazla giremedim çünkü üç tane asansörün önünde, yüzlerce kişi bekliyordu. Ortadaki asansör biraz daha boş gibiydi, hemen o taraf yöneldim. Bir polis memuru kolumdan tuttu: ‘Bu asansör Hakim ve Savcılara aittir, diğerlerine git’ dedi. Bir diğer asansörde ‘Avukatlara aittir’ diye yazıyordu ama kimse bir şey söylemiyor ve önünde cübbeli-cübbesiz onlarca kişi bekliyor, sırası gelen biniyordu.”

“Nihayet yukarı çıktım, makbuz kestiler, aşapıda bodrum katta vezneye para yatırmamı söylediler, bu kez geç kalmamak için asansörü beklemeksizin dokuz kat aşağıya indim, veznede sıramı bekledim, parayı yatırıp, yukarı çıkmak için tekrar asansörü bekledim, yukarı çıktım. Kararın altına ‘Aslının aynıdır’ diye yazdılar. Bütün iş bitmişti Benimle ilgilendiler: ‘Bu kararın daha önce Asliye Hukuk da görülen bir dava ile bağlantılı olduğunu, görev yönünden reddedilerek buraya geldiğini, o mahkemede de mahkeme masraflarından bir alacağımın olduğunu, o kararı almam halinde her ikisini birlikte icraya verebileceğimi’ söylediler. Buna memnun olmuştum çünkü alacağım para biraz artacaktı.
Koridora çıktım, saate baktım, ikindi vaktini geçmişti. ‘Biletim yanmış, eve dönmek için bilet aldığım şehirlerarası, dönüş otobüsünü kaçırmıştım.’

DIŞKAPI ÖĞRENCİ YURDU BİNASI

Tekrar minibüse binip, aynı tehlikeli yolculuğu yapıp, koşar adımlarla Adliyeye gidip Asliye Hukuk Kalemini aradım. ‘Asliye Hukukların Dışkapı’da Mevki Hastahanesinin arkasındaki, Feto’cuların yaptırdığı ve el konulan bir öğrenci yurduna taşınmak üzere olduğunu, dosyaları sarıp sarmaladıklarını, bir başka gün veya taşındıktan sonra yeni binaya gelmemi’ söylediler.

Yıkılmıştım.
Dışarı çıktım. Yorgun argın, ne yapacağımı bilemez halde sağa sola bakınırken, sizi gördüm.” Dedi

Daha doğrusu ben onu görmüştüm. Taşınan adliyeler arasında dönmüş dolaşmış, perişan, yorgun, ümitsiz ve şaşkın olmuş, üstelik hiç bir işini yapamamıştı.
Çaylarımız yarım kalmıştı. Oturduğumuz yerde de pek kimse kalmamıştı. Hava iyice kararmış, gece çökmüş ve soğuk basmıştı.

OTOBÜS GARAJI’NA

Şehirlerarası otobüs garajına gitmek, bilet alarak evine dönmek istiyordu. Kendisini Otogar’a götürdüm, biletini aldık, aracı geldiğinde otobüsüne bindirdim. O kadar şaşkın, ümitsiz ve yorgun bir halde idi ki, yerini bulamadı. Koltuk numarasına bakarak yerine oturttum. Şöfor ve muavine tenbih ederek, gideceği yere gelince kendisini uyararak inmesini sağlamalarını rica ettim.

SON DURAK

Ertesi gün sabah, eski arkadaşımı ev telefonundan aradım, cevap vermedi. İyice merak etmiştim. Öğleyi zor yaptım. Öğle vakti tekrar aradım. Telefonu bir bayan açtı. Eşi imiş. Kendimi tanıttım, dün karşılaşmamızı anlattım. Kocasının bunu anlatmadığını ve hatırlamadığını, sabah erken saatlerde otobüsden indiği yerden telefon ederek gelip kendisini almalarını istediğini, buna çok şaşırdıkları, hemen gidip kendisini alıp eve geldiklerini, evde eşinin çok durgun olduğunu, zaman zaman yerinden kalkarak dolaştığını, arada bir gülümseyerek kendi kendine konuştuğunu söyledi. Bu durumun devam etmesi üzerine onu hastahaneye götürdüklerini, ‘Ruh ve Sinir Hastalıkları Bölümünde’ bir doktorun kendisine müsekkin verdiğini, bir kaç gün sonra tekrar görmek istediğini, şu anda kendisinin aldığı ilaçların etkisi ile uyuduğunu anlattı.

SEYYAR ADLİYE TERÖRÜ

Ankara Adliyesi dağılmadan ve mahkemeler dağıtılmadan önce olsa idi, bütün bu sayılanlar yarım saat içinde tamamlanabilecekti. İşte adliyelerin, mahkemelerin darmadağın edilmesinin kaçınılmaz sonuçlarından biri bu yaşanan olaydır.. Etkilenen yalnızca adalet, Avukat, Hakim, Savcı, görevliler ve personel değil. Mülkün yani ülkenin temeli olan adalet dağılıyor, zarar görüyor. Güvenirliğini yitiriyor. Bu daha başlangıç. Bir takım rant hesaplarıyla, makam veya siyasi etmenlerle Adliye binalarının, adaletin dağıtılmasının, yargı mensuplarının etkisiz konuma getirilmesinin toplumda doğuracağı daha pek çok olumsuzluklar başgösterecektir. Şimdi sıra Türkiye’nin Başkenti Ankara’nın, merkez Adliye Sarayının dağıtılmasına, parçalanmasına geldi.Bu yanlış hareketin devamı bir tusunami gibi, bir felaket gibi toplumu saracaktır. Bizden uyarması.

Av.A.Erdem Akyüz

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here