Ana sayfa Yazarlar Ayhan Kılıç

Cumhuriyet Bayramı

Ayhan Kılıç

Ve… bir Cumhuriyet Baramı daha, 29 Ekim 2016.

Herkesin Cumhuriyet algısı farklı.
Kimileri Cumhuriyet vurgusundan yola çıkıyor, onların vazgeçilmezi o.
Bazıları Bayrak resmi paylaşarak yapmış vurguyu,
Bazıları salt Atatürk resmi ile vermiş vurguyu.
Bazıları…

Atatürk’ü yok saymış, Cumhuriyet kutlamış, Cumhuriyetin bu halkın karaterine en uygun yönetim şekli olduğunu anlatmış, ehven-i şer demiş yani, hiç yoktan iyidir, ya da kötünün en iyisidir demiş.
Biraz daha açalım;
Ben başımda padişah istemem kardeşim demiş, saltanat, hanedan istemem demiş, beni yönetecek kişiyi ben seçerim, istemem öyle emre itaat, halkın ortak kararıysa uyarım demiş.
Yani ben “uyarogullarıyım” “hıyarogulları” değilim demek istemiş. Demokrasi ve halkın iradesi diye sandıklara koşup, seçim sonucu istediği gibi gelmeyince, ben seni tanımıyorum kardeşim diyenlere gelsin bu kapak. “Benim gibi düşünüyorsan sana katılıyorum” demokrasisidir bu arkadaş. Malesef seçime gidelim ama benim adayım kazansın diyen bir güruh var ortada, demokrasi öyle bir yönetim tarzı değil malesef. Tam bağımsız adayların katıldığı bir yarışta halkın salt çoğunluğunun teveccühünü kazananların ülkeyi yönetmeye vazifelendirildiği bir yönetim şekli.
Bazıları bayrak resmi paylaşmış, Cumhuriyet Bayramı kutlamış. Belli ki Atatürk’ü yok saymış, belli ki, işim olmaz Atatürk ile, ben halkın iradesi bölümünden yanayım demiş, yani demek istemiş ki; ben Atatürk istemem ama padişah ta istemem demek istemiş. Bilememiş, “et tırnaktan ayrılmaz” nasıl ki Tayyip Erdoğansız AK Parti olmaz, Atatürksuz Cumhuriyet olmaz. Nasıl ki Fatih Sultan Mehmet Han’ı yok sayarak İstanbul’un fethinden bahsedemezsiniz,  bu da öyle bir durum işte. Arkanızda sakladığınız sopa basınızın üstünden gözüküyor kardeşim.
Bazıları da Atatürk’ü kutlamış, geri kalanı yok saymış. Yani demiş ki Atatürk olmasaydı zaten Cumhuriyet yoktu!, “O olmasaydı” diye başlayan cümle var ya, çok ta doğru bir cümle sayılmaz aslında. Atatürk’ü de Cumhuriyeti de ortaya çıkaran gerçek, dönemin şartlarıdır. Şartlar liderleri çıkarır, gereksinimler sistemleri. Cumhuriyet bir gereksinimdir, şartları gereği meşrutiyetin ilanına ve hatta daha gerilere gider. Atatürk eliyle hayata geçirilmiştir. Halkın kabullenmesiyle sistemleşmiştir.
Olayları bir sebep sonuç silsilesi içinde düşünmek lazım. Ekonomideki Arz-talep dengesi gibidir yani. Talep edilir Arz sunulur. Durduk yerde
hadi bugün değişik bir şey yapalım
Ne yapalım?
Cumhuriyeti ilan edelim
Böyle bir durum değil ki bu. Anlamak isteyenler için ortada bir kazanım var. Bunu doğru algılayıp doğru kullanmak lazım. Ve hatta daha ileriye taşımak lazım, Gereksinimlere ve şartlara göre daha kullanılır kılmak lazım. Aslolan halktır, sistemler, liderler, yöneticiler halk için vardır.
Halk derken de yanlış anlaşılmasın kardeşim, özgür bireyden bahsediyorum, dergahların, cemaatlerin, aşiretlerin, ve birilerinin hegemonyasına girmiş, beyni kirada insanlardan halk olmaz. Olsa olsa kul olur, kul olacaksa insan Allah’a olur. Ondan başkasına kul olan hem mürteddir, hem köledir. Köle azad edilmedikçe görüşlerinin bir kıymeti harbiyesi de yoktur.
Kendi fikri olmayanın, Cumhuriyet’ten, halk iradesinden, bahsetmesi abesle iştigal olur.
Peki nasıl olacak bu özgür irade? Nasıl sağlanacak bu, bunun bir okulu mu var ki.
Yok!
İşte en kırılgan nokta da bu. Bu erginliğe ulaşmak yıllar alabilir, insanın fikri olması işi kolay değil, önce başka fikirleri bilmen lazım, sonra bunları harmanlayıp kendi kanaatini oluşturman lazım. Bunun için kitap okuman lazım, dünyaya açık olman lazım, senin gibi düşünmeyenleri sabırla dinlemen lazım, katılmasan dahi tahammül etmen lazım. Senin gibi düşünmeyeni, senin gibi yaşamayanı anlamasan dahi kabul etmen lazım.
Yoksa
Aldım çeteleyi elime, verdim oyumu deliye mantığı, ne demokrasidir, ne Cumhuriyettir, ne de halkın iradesidir. Devletin idare edenlerin özellikle de bu süreçte çok önemli bir görevi var bence, sevdiği insanları, inandığı görüşleri dahi eleştirebilen insanları bulup öne çıkarması lazım, tahammül sınırları geniş insanları bulması lazım, “yaratılanı hoşgördük, yaradandan ötürü” düsturunu hayata geçirmiş insanları keşfetmesi lazım, tuttuğu takım iyi oynadığında alkışlayan, rakip takım iyi oynadığında da karşı takımı alkışlayabilen insanları söz sahibi kılması lazım.
Nasıl ki terör toplumu çürüten bir kemirgense, nasıl ki onların bulunup imha edilmesi elzem ise, yukarıda saydıklarımız da toplumu onaran, hayat veren, birleştiren tutkaldır, arı’dır, çiçektir.
Cumhuriyetimiz de, baimsizliğimiz da, geleceğimiz de özgür düşünen, özgün düşünen beyinlere emanet edilmelidir. Bu ülke ne çektiyse, mandacılardan, muhiplerden çekti.

Ayhan Kılıç
ayhankılıç@turkishnews.com