Ana sayfa Haberler Türkiye

Afganistan’ın Huzur ve Güvenlik Feryadı

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

“Türkiye’nin teröre alışması lazım” saçmalamalarıyla Avrupa’da iki haneli ölü bilançoları sıklaşmaya başladı. Suriye ve Irak’ta iç savaş, hayatın parçası haline gelirken bu ülkeler boşalıyor. Yakın coğrafyamızda terörist fabrikası zannedilen bir ülke, Afganistan. Ancak terörün hiç alışılabilecek bir şey olmadığını gördük: “Ya terör bitecek, ya Afganistan” noktasına geldik.

28-29 Mart’ta Afganistan, Pakistan, Hindistan, Tacikistan, ABD, Almanya ve İngiltere’den uzman, politikacı ve diplomatlarla “Barışa Yol Haritası”nı (Roadmap to Peace) tartıştık. Sömürgecilik döneminden günümüze en fazla hedef tahtasına oturtulmuş, bir türlü paylaşılamayan bu ülkenin durumu içler acısı. Ancak aydınların ve halkın teslim olmama iradesi takdire şâyân. Toplantıyı tertip eden sivil toplum kuruluşu, “Barış ve Demokrasi için Eşitlik” (Equality for Peace and Democracy). Ayrıca “Open Society Foundation”, “Peace Training and Research Organization” gibi barış, demokrasi, kadın hakları, eşitlik kavramları bulunan sivil toplum kuruluşları da düzenleme komitesinde.

Başbakan Yardımcısı Hikmet Karzai (eski başkanın yeğeni), iddiaların aksine Afganistan’ın terörist ihracatçısı değil ithalatçısı olduğunu söyledi. Afgan dağlarında halka karşı çarpışanların önemli bir kısmının Rusya, Pakistan, S.Arabistan, hatta batı ülkelerinden geldiklerini belirtti. Aklımıza Türkiye, Suriye, Irak ve IŞİD’da çarpışan yabancılar geldi. Teröristin etnik veya vatandaşlık bağından ziyade bunu organize edene bakmak lazım ki iki gün boyunca vekâleten savaş (Proxy War) en çok kullanılan kelimelerdendi.

Karzai, terör örgütlerine barış çağrısında bulunurken samimi idi. Üzerinde durduğu hususlardan birisi de Dörtlü Koordinasyon Grubu’nun (QCG) faaliyetleriydi. Bu grup Afganistan, Pakistan, Çin ve ABD temsilcilerinden oluşan ve bölgede barışı oturtmaya çalışan girişimdir. Yıllardır faaliyette olan bu komisyonda ABD bulunduğu müddetçe başarıya ulaşmasının imkânsız olduğunu söylediğimde buz gibi hava esti. Geçen hafta Musul’un IŞİD’ten geri alınması harekâtında ABD Savunma Bakanlığı İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın “kentin IŞİD’den geri alınması için 10 yıllık bir kuşatmayı göze almak gerektiği” sözlerini aktardım. Bütün dünya IŞİD’e karşı olup her hafta önemli bir kalesi düşerken neden 10 yıllık bir kuşatmayı göze almak gerektiğini sordum. Açık olan ise ABD (Ortadoğu için İsrail) bölgede IŞİD’in mevcudiyetinden istifade etmektedir. ABD’nin çıkarı IŞİD’in devamından yana. Nedeni anlaşılamayacak gibi değil. IŞİD tehlikesi bulunduğu müddetçe ABD ve İsrail bölgede çok daha etkili hale gelmektedir. Buna Rusya’yı da katalım. Tıpkı bunun gibi ABD’nin Afganistan’daki varlığını sürdürmesinin temelinde Taliban terörü bulunmaktadır. O halde ABD’nin çıkarı bu terörün hiçbir zaman bitmemesine bağlıdır. Yine tıpkı Rusya’nın Güney Kafkasya’da varlığının devamı için Azeri-Ermeni çatışmasının son bulmaması gerektiği gibi.

Fert başına gelirin 1000 dolar civarında olduğu bu ülkede Ticaret Kanunu hazırlamanın maliyeti bir milyar doları aşmış. Bunun için ABD’li her uzmana günlük beş bin dolar ödenmiş ve Dubai’de masrafları Afgan hükümetince karşılanan lüks otellerde bu yasa yazılabilmiş. Halbuki bu ülkede ancak torpil veya rüşvetle elde edilecek bir memuriyet maaşı 200 dolar! Ortalama bir evin kirası da 200 dolar olup rüşvet hayatın parçası haline gelmiş. Ancak geniş kitleler korkunç yoksulluk içerisinde.

Cinayet, adam kaçırma, karşılığında fidye isteme adi olaylardan. Gazetelerde Afgan Yüksek Mahkemesi’nin başkanının babasının kaçırıldığını öğreniyoruz. Muhatap olduğumuz birinin iki kuzeni kaçırılmış, amcası toplam 250 bin dolar ödeyerek çocuklarını kurtarmış. Demekki amcanızın durumu iyi dediğimde bütün tarlalarını sattığını, bundan sonra çocuklarının kaçırılma tehlikesinin kalmadığını, çünkü fidye ödeyecek malvarlığının kalmadığının bilindiğini söyledi.

20 gün kadar önce üç Türk iş adamı Kabil’de cinayete kurban gidiyor. Bunlar çimento fabrikası kurmak üzere son hazırlıklarını yapıyorlarmış. Çimento sektörü Pakistanlı işadamları ile ortak üst düzey askeri kişilerin elindeymiş. Cinayetle ilgili hiçbir ipucu yok, esasen kimse bunun aydınlatılabileceğini ummuyor. Yani bu devasa ülkenin onlarca çimento fabrikasına ihtiyacı varken mutlu bir azınlık yenisini istemiyor ve mafya teknikleriyle önlüyor.

Gazete haberlerinde teröristlerle yapılan çatışma haberleri var. Farklı bölgelerde asker ve polislerden şehitler ile teöristlerden öldürülenlerin sayıları veriliyor. Gerek mahalli olarak karşılıklı ölü sayısı gerekse toplamlara bakıldığında daima teröristlerden öldürülen fazla. İlgililer bu rakamları iftiharla duyuruyorlar. Yer isimlerini dikkate almazsak sanki Türkiye’nin bazı bölgelerinden haberler okuyormuşum gibi geldi. Afganistan’da iken haberlerden izlediğim kadarıyla şehit ve öldürülenler bizdekinin iki katı civarında.

Son oturumda iç savaşın sonlandırılması için arabulucu ülke veya uluslararası örgüt konusu tartışıldı. Rusya, ABD gibi eski işgalci veya müdahaleci ülkelerin bu görevi yerine getiremeyeceklerini söyledim. ABD, İngiltere ve Rusya’nın BM’deki pozisyonları dolayısıyla BM’nin de uygun olmadığını hatırlattım. Bunun yerine İslam İşbirliği Teşkilatı veya Afganistan’ın komşularının uygun ülke veya kurumlar olduğunu belirttim. İslam’da cihad kavramı sebebiyle İslam İşbirliği Teşkilatı’nın uygun olmadığı söylendi. Cihadın, teröristlerin iddia ettiği anlamda gayr-i müslim veya günahkârları öldürmek demek olmadığını, bunun çalışmak, cehdetmek, nefsi tezkiye etmek ve tabii ki ülkeyi düşmana karşı savunmak gibi anlamları olduğunu dile getirdim. Afganistan’da dahi barış dini İslam’ın “cihat” emrini, teröristlerin istediği şekilde anlayan aydınların bulunması beni şaşırttı.

Öncevatan, 05.04.2016

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here