Ana sayfa Yazarlar Ali Eralp Olmaz Olsun, Böyle Müslüman…

Olmaz Olsun, Böyle Müslüman…

orijinal 1

Yalan – dolan, sahtekârlık onlarda… Çalma – çırpma, hırsızlık, yolsuzluk onlarda…

Yaptığını, söylediğini inkâr etme, bugün “Ak” dediğine, yarın “Kara” deme, bilim düşmanlığı onlarda…

Vatanına, ordusuna, milletine karşı düşmanla işbirliği yapma onlarda…

Tecavüz, cinsel taciz, pedofili – sübyancılık onlarda…

Sanırım, kimden söz ettiğimi anlamışsınızdır: Sahte Müslümanlardan, din sömürücülerinden, din tüccarlarından…

Gerçekten inanan, işinde gücünde, namuslu dindarlara diyecek bir sözümüz yok bizim…

Laik düzende her çeşit inanca, düşünceye yer vardır…

Yeter ki dini bir “Geçim Aracı” haline getirip, saf, temiz insanların sırtından vurgunlar yapmaya kalkmasınlar… Din sömürüsü, din ticareti yapmasınlar…

İnsanları “Allah ile aldatmasınlar…”

Bu şeriat ve şeriatçılık hikâyesi çok geniş, çok eski, çok uzun bir hikâyedir… Çok eskilere dayanır ve bu güçler her dönemde aydınlığa karşı karanlığı, yeniye karşı eskiyi, uygarlığa karşı Ortaçağı, akla karşı inancı, bilime karşı hurafeleri savunmuşlardır…

Bu şeriatçıların tarihimizdeki ilk ayaklanması 29 Eylül, 11 Ekim 1730 tarihleri arasında Patrona Halil tarafından gerçekleştirilmişti… “Şer ile davamız vardır, ümmet-i Muhammet’ten olanlar bayrak altına gelsinler” diye halkı isyana yönlendirmişlerdi…

Daha sonra 1808 yılında Kabakçı Mustafa isyanı, ardından da 13 Nisan 1909 yılında 31 Mart Ayaklanması gerçekleşmiştir. Bu ayaklanmaya sarıklı, cübbeli mollalar da katılmıştı… Yollarda “Şeriat isteriz” diye bağırıyorlardı…

Çok subay öldürdüler, çoğunu hapsettiler. Sonunda, Kurmay Başkanlığını Kolağası (Yzb.) Mustafa Kemal’in yaptığı, Mahmut Şevket Paşa komutasındaki “Hareket Ordusu”, Selanik’ten İstanbul’a gelerek isyanı bastırdı. Asilerin lideri eski Trablusgarp Valisi İngiliz dostu İsmail Kemal, önce İngiliz elçiliğine sığınmış, sonra da İngiliz bayrağı taşıyan bir vapurla Yunanistan’a kaçmıştı… Halkı isyana teşvik eden Volkan Gazetesi Sahibi Derviş Vahdeti ise 49 yandaşı ile birlikte idam edilmişti…

Bu gerici kalkışmaları matbaanın, uygarlığın ülkemize tam 300 yıl geç gelmesine neden oldu ve bugünkü irtica ortamının ilk atası, babası, bataklığı onlardı… Bu bataklıkta İrtica sinekleri hızla çoğaldılar…

Bu ayaklanmalar Cumhuriyet döneminde de devam etti.

Şeyh Sait adlı bir Kürt isyancı, bir İslami Kürt devleti kurmak üzere, savaştan yeni çıkmış Cumhuriyet hükümetine Diyarbakır’ın ağa, bey, aşiret, eşraf takımı ile birlikte isyan bayrağı açtı. Halkı da şu sözlerle ayaklanmaya çağırdı:

“1300 küsur seneden beri İslam dinine tabiyiz. Hz. Muhammet bu dinin elçisidir. Şimdi bu Kuran ve İslam’ı yıkmaya başladılar. Eğer biz iman sahibi ve Allah’ın birliğine inananlar İslam’da birlik olamazsak, cümlemiz behemehâl mahv ve yok olacağız, Tüfeklerle beraber kurtuluş yolunu bulunuz…

Günümüze gelince, işin “b.k.”unu çıkardılar…

Dini ve inancı kullanarak, okunmuş, sihirli terlik satan mı ararsın, 6 yaşında kız çocuklarının evlenebileceğine dair fetva veren mi, dinsel toplantılarda din adına, “kedicik” unvanlı kızlarla birlikte göbek atan mı, Kuran kursuna gelen öğrencisine tecavüz eden mi?

Sıralamaya kalksak kitaplar, ciltler yetmez…

Cübbeli Ahmet Hoca unvanlı, Ahmet Mahmut Ünlü molla, din ticaretini artık herkesin gözünün önünde ve açıktan yapıyor…

Hz. Muhammed’e ait olduğunu ileri sürdüğü sandalet, yani “Nal-ı Şerif” satışına başlamış… Terliği tanıtmak için bir de video çekmiş… Reklamı da ihmal etmemiş yani… Terliği öve öve bitiremiyor… Bu terliği giyenlerin Hz. Muhammet’i rüyasında göreceğini ve “Azgınların saldırısından, düşmanların galibiyetinden, şeytanların şerrinden kurtulacağını” söylüyor…

Ayrıca, Edirne’de İlahiyat Fakültesi dekanı Hüseyin Sarıoğlu, FBI’ın ihbarıyla çocuk pornografisinden (21.12.2016), Gerze’de İslamcı Gençlik İlim ve Hikmet Derneği başkanı Rafet Ermiş Kuran kursuna gelen 4 erkek çocuğa, Rize Çocuk Esirgeme Müdürü, koruması altındaki erkek çocuklara, Erzurum’da bir köy imamı kız kardeşine tecavüz etmekten yargılanıyor…

OLMAZ OLSUN BÖYLE MÜSLÜMAN… Bunlar yüzlerce olaydan sadece bir kaçı…

Elbette, “6 yaşındaki çocuk evlenebilir” diyen birisi çıkarsa ve üstelik de bu kişi hakkında takipsizlik kararı verilirse tecavüzler de artar, cinsel tacizler de…

Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, bir konuşmasında şunları söylüyordu:

“Evlilikle ilgili şeriatımız İslam’ın yaş haddi yoktur. Bu ne demek? Buluğ çağından önce de bir çocuk evlenebilir. Çocuklar arası nikâh da yapılabilir. Büyük küçük nikâhı da yapılabilir. Mesela 7 yaşında bir kız çocuğu 25 yaşında bir erkek veya 7 yaşında erkek, 25 yaşında bir kız evlenebilirler mi? Nikâhlanabilirler mi diyelim. Nikâh evlilikten daha hassas bir ifade. Evet, nikâhlanmalarında sakınca yoktur…”

Elbette, din konusunda en yetkili kurum, Diyanet İşleri, çıkıp,  “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikâha etkisi olmaz” derse, tecavüzler de artar, cinsel tacizler de…

Diyanet sitesine bir soru gelmişti geçenlerde. Adam, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü ?” diye soruyordu. Kim bilir, belki de böyle bu uygulamanın içerisine girmiş ve kendisiyle hesaplaşıyordu… İşlediği suça yüksek bir makamdan destek alarak vicdanını rahatlatmak istiyordu…

Diyanet, soruyu anlamlı ve üzerinde durulması gereken bir konu olarak görmüş ve ayrıntılı bir yanıt vermişti:

“Babanın kızını şehvetle öpmesinin… Sarılmasının nikâha etkisi yoktur… Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da düşünerek şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın 9 yaşından büyük olması gerekir…”

Bu yanıt üzerine gelen yoğun eleştirilerden dolayı kurum, fetvayı siteden kaldırmıştı… Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, resmi internet sitesinde verilen yanıtı kabul etmeyerek, “Metinde yer alan akıl ve ahlaktan yoksun görüşler, Din İşleri Yüksek Kurulumuza ve Başkanlığımıza isnat edilemez” demişti… (Ne var ki gerçek olan şu ki, bu açıklama sitede yer almıştı…)

Diyanete yapılan eleştiriler karşısında en büyük tepkiyi Adalet Bakanı vermiş, bu eleştiriyi yapanları “Alçaklıkla” suçlamıştı:

“Paralel Devlet Yapılanması ve destekçileri ile beraber dinden /dindardan rahatsız zavallılar, şimdi de Diyanet’e itibar suikastı yapıyorlar… Diyanet; İslam’ın, Müslümanın, huzurumuzun, birliğimizin, kardeşliğimizin ve maneviyatımızın hizmetindedir, hizmetinde olmaya da devam edecektir. Diyanet’i itibarsızlaştırmak isteyen alçaklar, amaçlarına ulaşamayacaklardır; ama kirli niyetlerinin pisliğinde debelenebilirler”.

Biz de diyoruz ki AKP iktidarında sayısız hata, yanlış yapıldı. Bir keresinde bile “Biz şu olayda haksızdık, burada yanıldık” lafını onlardan duymadık… Hep zeytinyağı gibi suyun üstüne çıktılar…

Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir… Yahu bir kez de “Yanıldık, hatalıydık” deyin de biz de size inanalım…

(alieralp37@gmail.com)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here