Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

FİRAVUN, KARUN VE HÂMÂN’LA ZOR İŞ

Rusya’nın yeniden eski Sovyet bloku ülkelerini eline geçirmesinden duyulan endişeler,
ABD’nin Doğu Avrupa ve Kafkasya’yı Rusya’ya mı terk edeceği sorularından doğan gerginlikler,
Rusya’ya ardarda ekonomik, siyasi ve askeri yaptırım paketleri açılmasıyla pekişti.
 
*
Aralık 2014’te ABD Temsilciler Meclisi Ukrayna kriziyle ilgili Rusya’ya birçok yaptırım uygulanmasını ve cezalandırılmasını öngören kararı çıkardı, ABD-Rusya arasında “Soğuk Savaş” tescil edildi…
 
*
Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen diğer karar, İsrail’i bulunduğu “Stratejik Ortaklık”dan “NATO üyesi olmayan Büyük Stratejik Ortak”lığa geçirilmesi ile ilgiliydi.
ABD’nin İsrail ile savunma işbirliğini geliştirmesi, silah stoklarının İsrail’e transfer edilmesi öngörülüyordu.
 
*
Sonra büyük güçler uluslararası ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında, İran ile nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılmasını öngören anlaşmayı yaptı.
İsrail Başbakanı B.Netanyahu anlaşmayı  “şaşırtıcı, tarihi bir hata ” olarak niteledi.
Anlaşmanın İran’ı cesaretlendirmekten başka işe yaramayacağını, İran’ın beş kıtada teröristleri desteklediğini ve silahlandırdığını iddia etti.
“İran’ın nükleer silahlarla neler yapabileceğini bir düşünün. Nükleer bir İran, nihaî amacı olan İsrail’i yok etme arzusunu gerçekleştirmiş bir İran olacaktır” diyordu.
 
*
BM Genel Kurulu’nda ABD ve Rusya Devlet Başkanlarının görüşmeler ve oturumlardaki konuşmalarında; 
Başkan Obama, Rusya’yı geleneksel düşmanları arasında gösterdi, zorunluluk oluşursa ülkesini ve müttefiklerini askeri yolla korumaktan çekinmeyeceğini söyledi… 
 
*
V.Putin ise yaşanan sorunları siyasi çözüme ulaştırılmasını, ardından meşruiyeti ve güvenilirlik sorunu ile tartışılan BM Güvenlik Konseyi’nde “mevcut statüko” nun değişmesini,
Böylece bugünün paylaşım kavgasının karşılıklı olarak “paylaşımın dengelenmesi”ne dönüştürülmesini istedi.
Aksi takdirde uluslararası ilişkiler yapısının dağılacağını, herşeyin güce tabi olacağını, birçok devletin egemenliğini kaybedeceğini ihtar etti…
 
*
ABD ve Rusya Devlet Başkanlarının görüşmesinden iki gün sonra, Rusya Suriye’nin Humus eyaletine hava saldırısına başlattı.
Operasyonları Suriye Devlet Başkanı B.Esad’ın başvurusu üzerine uluslararası hukuka uygun olarak yerine getirdiğini,hedefin IŞİD benzeri radikal terör örgütleri olduğunu açıkladı.
 
*
Aslında ABD, bizzat kendi istihbaratının ve İsrail, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Türkiye’nin eseri olan,
Doğu Akdeniz’e meşru olmayan yollardan giren İŞİD, El Nusra gibi çok sayıda radikal terör örgütü üzerinden yürüttüğü faaliyetlerle Suriye’ye ve Irak’a karşı operasyonlar düzenliyordu.
 
*
İran’a karşı İsrail’e yedeklediği Suudi Arabistan’ın liderliğinde NATO’nun bölgedeki oluşumu benzeri “ordulaşma” sağlamıştı.
Hürmüz Boğazı’nda İran’ı caydırmak ve körfez ülkelerini korumak için füze kalkanı sistemleri oluşturmuş ve sistemi Rusya’ya yönlendirerek daha güvenilir ve işlevsel hale getirmişti.
Bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının sorunsuz olarak Doğu Akdeniz’e akıtılması için Suriye’yi Nasturiler,Sünniler, Dürziler ve Kürtler arasında dört parçaya,
Irak’ı Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında üç parçaya bölmeyi öngörüyordu.
Ama Suriye Krizini bir dünya krizi haline getirmişti.
 
*
Şimdi Rusya, ABD’den “Güçlünün hukuku geçerlidir” kuralını devralmıştır.
İran ve Suriye hava sahasının yanı sıra Irak hava sahasını da kullanarak siyasi blok oluşturma kapasitesini ortaya koymuştur.
İşte Çin, İran ,Suriye, Irak ve Hizbullah örgütü birlikte sahadadır.
Füze teknolojisini, askeri kapasitesini sergiliyor ve ABD’nin sorunları daha fazla büyütmesini engelliyor.
 
*
Nitekim bu blok bugün, “İran” ile birlikte hem de “Suriye’nin kesinlikle birleşik, laik ve demokratik” kalması oyun bozanlığında İsrail’in komşusudur.
İran, Suriye’de doğrudan savaşa dahil olmuş durumdadır ve IŞİD’e karşı savaşı koordine etmektedir.
 
*
İran ayrıca bölgedeki nüfuzunu artırarak askeri gücünü Suudi Arabistan’ın kuzeyinde Irak’ta, güneyinde Yemen’de hazır vaziyette bekletmekte, kuzeyde Bahreyn’de kendisine bağlı gruplarla faaliyetlerini sürdürmektedir.
 
*
Şimdi İsrail’den sonra Suudi Arabistan’ın İran’ı çok rahatsız eden Mina faciası, Suriye, Irak ve Yemen hamleleri ardından,
İki ülke arasında yaşanan gerginliğin büyük bir çatışmaya dönebileceği kaygısı yaşanıyor.
 
*
Çünkü ABD, Rusya’nın agresif dış politikasına tepki vermekte geç kalmıştır.
Nükleer anlaşmanın İran’ı kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir ülkeye dönüştüreceğini ve macera peşinde koşmasını engelleyeceğine ilişkin saldığı algı sarsılmıştır.
İsrail’i NATO üyesi olmayan Büyük Stratejik Ortaklığa geçirmesine rağmen savunma  taahhüdünü yerine getirememiştir.
Yıllardır uyguladığı ve düzen üstüne düzenle kurguladığı ve milyonlarca insanın kanıyla buladığı Ortadoğu’da yenilmiştir. 
Şimdi tek çaresi Rusya bloku ile yeni bir dengeyi oluşturmasıdır.
 
*
Teminen bu çağın “Firavun’u, Karun’u ve Haman’ı” olan R.T. Erdoğan’ın bir şekilde pasifize edilmesinden işe başlanmalıdır.
İsrail ve Suudi Arabistan gelişmeleri serinkanlılıkla izlemekte ve Rusya ile koordinasyon sağlamaya çalışırken,
O hem ABD teşeronu , hem köhne “Ümmetçilik” inanışıyla dahil olduğu Arap İslam ülkeleri ve Suriye trajedisinde işlenen hukuk ihlallerinden ve Türkiye’deki fiillerinden ulusal ve uluslararası hukuktan payını alma adayıdır ve deliye dönmüştür.
Halâ, “Türkiye’yi kaybetmek Rusya için kayıp olur. Doğal gazı başka yerden alabiliriz. Akkuyu’yu Ruslar yapmazsa başkası yapar. Mevcut durumu bu haliyle kabullenemeyiz” diye efeleniyor.
Onun dünyayı yangına çevirebilecek kişiliğinin artık anlaşılması gerekiyor.
*
Rusya’nın yanıtı ağırdır, ders veriyor;
“Suriye’nin siyasi  ve toprak bütünlüğünün korunmasına yardım etmek amacıyla düzenlediğimiz hava operasyonları, Türkiye ile sınırdaş olan bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanmasına da katkı sunmaktadır. Bu bağlamda Rusya, Türkiye’nin sınırlarının daha fazla istikrarlı ve güvenli olmasına destek veriyor ” diyor.
9.10.2015 

2 YORUMLAR

  1. Sayın Ahmet Kılıçaslan AYTAR Kardeşimiz;
    “Dünya durmadan yıkılır, yerine yeni yeni dünyalar kurulur..!” Kuralının bir kanıtı olarak okudun değerli yazınızı. Kutluyorum sizi.
    “KİŞİLİK” denilen erdem, her yerde, her koşul altında yapılabilecek en olumlu sonuçları yaratır. Kişilik, salt kişilere özgü bir erdem de değildir; tüm toplumları, ulusları da içerir.
    Bugünkü bu yazınızda buna bir kez daha inandım. Türkiye’miz, 1946’lardan bugüne yarı-bağımlı bir yönetim altında

  2. Mustafa Aslan AKSUNGUR Eki 10, 2015 at 10:52

    Sayın Ahmet Kılıçaslan AYTAR Kardeşimiz;
    “Dünya durmadan yıkılır, yerine yeni yeni dünyalar kurulur..!” Kuralının bir kanıtı olarak okudun değerli yazınızı. Kutluyorum sizi.
    “KİŞİLİK” denilen erdem, her yerde, her koşul altında yapılabilecek en olumlu sonuçları yaratır. Kişilik, salt kişilere özgü bir erdem de değildir; tüm toplumları, ulusları da içerir.
    Bugünkü bu yazınızda buna bir kez daha inandım. Türkiye’miz, 1946’lardan bugüne (69 yıldır) yarı-bağımlı bir yönetim altında süründürülmektedir. Biz AYDINLAR bulacağız bu kara düğümün çözümünü… Saygılarımla… m.a.a.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here