ORTADOĞU DOSYASI /// Ali Ergin Demirhan : Onlar savaşırken aslında bize karşı savaşıyorlar

http://media.memurlar.net/album/1330/3fa3708f-3919-e311-9a27-14feb5cc13c9.jpg

Emperyalizm “hasım” idare altındaki coğrafyalarda cihatçılara faaliyet alanı açarken, El Kaide benzeri cihatçılar da emperyalizme karşı değil daha çok yerel halklara ve emperyalizmle hasım olan iktidarlara karşı savaştı

ABD bugün IŞİD ve Nusra gibi cihatçı örgütlerin Irak ve Suriye’de estirdiği teröre karşı “kurtarıcı” rolüne bürünerek bir kez daha Ortadoğu topraklarını bombalıyor. Normalde ABD emperyalizmine, NATO’ya ve emperyalist savaşlara karşı olan çevreler dahi, ABD’nin IŞİD’e karşı savaşını olumlu karşılıyor ya da sessiz onay veriyor.

2003 Irak işgalinin ardından bölgede ve dünya çapında büyük bir meşruiyet krizi yaşayan, tabiri caizse işgal karşıtı direniş tarafından def edilerek 2009’da bölgeden çekilmeye başlayan ABD, şimdi IŞİD sayesinde bir kurtarıcı olarak davet edildiği Ortadoğu’ya dönüyor.

Peki burada hayırhah bir tutumla, “varsın ABD cihatçı çetelerle kapışsın, it iti kırsın” denebilir mi? Platon’un “Savaşan iki ordu uzaktan intihar eden tek bir orduya benzer” sözünden hareketle, uzaktan sessizce izlemenin akılcılığından söz edilebilir mi?

ABD emperyalizmi ve El Kaide benzeri cihatçı örgütler arasındaki savaş gerçekten de birbirlerini hedef alan bir savaş olsaydı belki düşünülebilirdi. Ancak 30 yılı aşkın süredir ilişkide olan bu ikili, sözüm ona birbirleriyle savaşırken yıpranmak ve geri adım atmak bir yana daha da vahşileşip güçlendiler.

Afganistan’dan Kosova’ya, Somali’den Suriye’ye etkinlik alanlarını genişletti ve kan gölüne çevirdikleri coğrafyalarda halkları bağımsızlıklarından, özgürlüklerinden, sosyal kazanımlarından vazgeçmek zorunda kaldıkları gerici tahakkümlere boyun eğmeye zorladılar.

El Kaide’ye bağlı örgütler, 1979-1989 Sovyet-Afgan savaşından başlayarak, sayısız çatışmada ABD-NATO tarafından kullanıldı. ABD emperyalizmi, Yeşil Kuşak doktrini çerçevesinde, sosyalist kampı İslamcı hareketlerle kuşatma stratejisini izlediği Soğuk Savaş yıllarında cihatçı örgütleri açıktan destekledi. Sovyet işgaline karşı ABD-Suudi istihbaratları kontrolünde bir küresel cihat ağının organize edildiği Afganistan savaşı burada önemli bir köşe taşı oldu. Bugün dünya çapında terör estiren cihatçı örgütlerin kökü buradaydı. Yani cihatçı örgütler istedikleri kadar evrim geçirsin ve bağımsız bir çizgi izleme niyeti içinde bulunsunlar emperyalizmin istihbarat aygıtlarının denetimi altında doğmuşlardı.

Daha sonra ABD’yi hedef alan 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, ABD emperyalizmi El Kaide benzeri örgütleri “düşman” ilan edip “terörizme karşı savaş” adı altında yeni bir askeri müdahale stratejisine yöneldi.

Savaş Afganistan’la (2001-sürüyor) başlayıp Irak’la (2003-sürüyor) devam etti. Daha sonra Somali ve Pakistan’da da “El Kaide’yi hedef alan” askeri saldırılar başlatıldı. El Kaide hedeften çok bahaneydi çünkü savaşın rotası ABD emperyalizminin hakimiyetini kabul ettirmek istediği ülkeler üzerinden ilerliyordu. El Kaide her nasıl oluyorsa ABD’nin vurmak istediği yerde boy gösteriyordu.

Örneğin Somali’de 2007’de ABD-İngiliz şirketlerinin petrol yatakları üzerinde yeni imtiyazlar elde etmesinin ardından El Kaide Somali’yi hedef gösterdi. ABD uçakları da 10 Ocak 2007’de El Kaide’yi hedef alıyoruz diyerek Somali’yi vurdu. İki gün sonra OXFAM vurulanların aslında inek otlatmakta olan 70 çoban olduğu açığa çıktı.[1]

Hadi diyelim ki söz ettiğimiz petrol zengini ya da jeostratejik öneme sahip ülkeler “İslam coğrafyası”nın birer parçası ve emperyalist çıkarlar nedeniyle ABD’nin ilgisine mazhar olan bu alanlar, esas olarak Müslüman nüfusları nedeniyle El Kaide gibi cihatçı örgütlerin doğal faaliyet alanını oluşturuyor.

Peki 2007’de El Kaide’nin faaliyetlerini genişletmekle “tehdit ettiği” ülkeler arasında, ABD’nin arka bahçesindeki hasmı Venezüella’nın olmasını neye bağlayacağız.[2] İşin doğrusu El Kaide ABD nerede isterse orada görünmek ya da oradaymış gibi yapmak türünden bir meziyete sahip.*

ABD’nin “kitle imha silahlarına sahip” diyerek rejimi hedef aldığı Irak savaşının ilerleyen aşamalarında, ortada kitle imha silahının olmadığı açığa çıktığında, işgalin sürekliliği Irak İslam Devleti (daha sonra IŞİD adını alacak olan örgüt) gibi cihatçı örgütlerin varlığı gerekçe gösterilerek sağlanıyordu. Sıradan halkın işgal karşıtı tepkilerini mezhepçi bir çatışma içinde kendi kontrolleri altına alan örgütler bir ölçüde ABD’ye ama daha çok da Şiiler gibi mezhepsel olarak düşman ilan ettikleri yerel unsurlara karşı savaşarak, hem ABD askeri varlığına bahane oluşturuyor hem de işgale karşı başarılı bir ulusal direniş hareketi oluşmasını engelliyorlardı.

İşgal ve emperyalist müdahale biçim değiştirdikçe, cihatçılar da yeni biçimlerde yine emperyalizmin potansiyel hedeflerinde varlıklarını sürdürdü. Emperyalizm yalnızca eski Afganistan’da değil bugün sözümona halinden şikayetçi oldukları Suriye’ye kadar bütün “hasım” idare altındaki coğrafyalarda cihatçılara faaliyet alanı açarken, El Kaide benzeri cihatçılar da emperyalizme karşı değil daha çok yerel halklara ve emperyalizmle hasım olan iktidarlara karşı savaştı. Emperyalizm cihatçıları, cihatçılar emperyalist müdahaleleri besledi.

2011’de ABD-Suudi-Katar-Türkiye ortaklığında Suriye’de kışkırtılan iç savaşta gelişip serpilen cihatçıların, şimdi yaratıcıları tarafından hedef alınıyor olmalarını hayra yoran varsa bir kez daha düşünsün. Onlar savaşırken aslında bize karşı savaşıyor.

Dipnotlar:

[1] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/396806.asp

[2] http://english.pravda.ru/world/americas/16-02-2007/87493-venezuelamexico-0/

* El Kaide ve benzeri diğer cihatçı örgütler de elbetteki basitçe dışarıdan imal edilmiş ve hiçbir iç dinamikle ilişkisi olmayan örgütler değildir. Ancak bu yazıda amaç iç dinamiklerle ilişkileri her ne olursa olsun, bu örgütlerin emperyalist müdahalecilik açısından önemli bir araç olduğuna dikkat çekmektir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here