Gazanfer ERYÜKSEL : Aynı Ahırın Atları

Küresel çeteler Erdoğan’ın üstünü çizdiler mi, yoksa düştüğü çaresizlik ve kuşatmadan yararlanarak “Dönmek yok, yola devam” mı diyorlar?

Lüküs Hayat operetinden bir replik… Nereden geldiyse aklıma… “Hayır dersem belki demek… Belki dersem, evet demek”…

Şu alt beyin denen bölgeyi denetlemek ne zormuş… Bir de şarkı çıkıp geliyor… “Ne seninle, ne sensiz”…

Biz yazımıza bakalım…

Emperyalizmin geniş açılı stratejisi tüm yapıları denetlemek, karşı çıkacak kurumlara iç operasyonlar yaparak ve yaptırarak etkisizleştirmiştir.

Fonda “Oğlan bizim, kız bizim…” türküsü çalınmaktadır. Satır aralarını “iktidar bizim, muhalefet bizim” olarak okuduğumuzda maskeler düşecektir.

At yarışında “eküri” denen bir kavram vardır. Türkçesi “aynı ahırın atı” demektir. Örneğin siz “Yıldız” adlı atı işaretlediniz… Koşu bitti ve “Rüzgâr” adlı at kazandı. Eğer iki atın sahibi aynı ise siz “Yıldız” adlı atı seçseniz de kaybetmiyorsunuz.

CHP ve MHP “Çatı adayı” açıklandıktan sonra bunlar bir ışık hızıyla geçti aklımdan. “Biz bu filmin bir benzerini görmüştük” dedim…

Ha Erdoğan, ha Ekmelettin İhsanoğlu… Gel de kurtar kendini alt beynin çağrışımlarından… Eskilerden bir reklam sloganı çıkıp gelmesin mi? “Yok birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankasıyız”…

Üst beyin mırıldanıyor… “Adı geçen banka çoktan tarihe karıştı… Bu laf reklama filan girmez…”

Çatı aday açıklandıktan sonra gazetelerin iç sayfalarında tek sütuna bazı haberler ise çokluk gözlerden kaçıp gitti.

PKK’nın yeni çatısı HDP Ekmelettin İhsanoğlu’na karşı olduğunu açıklayarak kenara çekildi.

Saadet Partisi, bu açıklanan adayın çatı aday olmadığını, CHP ile MHP’nin adayı olduğunu söyleyerek dar zamanda pazarlığı kızıştırıp köşesine çekildi.

BBP Genel Başkanı ile bizzat Devlet Bahçeli görüşmüştür ki alınan cevap, “Biz çatı adayı yetkili kurullarımızda görüşürüz”… Dar zamanda pazarlığı kızıştıran kızıştırana… Anketlerde “diğer partiler” olarak geçen partilerin ufarak oyları bir kıymete bindi ki anlatamam.

“Biz bu filmin benzerini görmüştük” demiştim ya…

Unutma özürlü belleklerimizin tozunu beraberce silkeleyelim…

Önce Sezar’ın hakkını Sezar’a, emperyalizmin hakkını emperyalizme teslim edelim.

AKP, siz onu Amerikancı Karşıdevrim Projesi olarak okutun lütfen, siyaset sahnesine çıkartılmadan önce her türlü ön hazırlık itina ile yapılmıştır.

“28 Şubat darbesi” (1997) olarak geniş kitlelere ezberletilen bu tertip AKP için bir mıntıka temizliğidir. Ama ortada henüz AKP lafı yoktur. En fazla Fazilet Partisi içinde giderek hareketlenen bir “yenilikçiler” vardır. Başı çekenler ise Abdullah Gül ve Erdoğan’dır.

Ama asıl amaç Tansu Çiller tarafından ılımlılaştırılamayan Necmettin Erbakan’ın tasfiye edilmesidir.

Washington’dan Ankara’daki Büyükelçilik, konsolosluklar, NATO Komutanlıkları ve elbette Atina’ya gönderilen kriptoda bu işin “askeriye eliyle” halledilmesi gerektiği altı çizilerek ifade edilmiştir.

ABD bu arada Irak’ı işgale hazırlanmaktadır. Ecevit, işgale destek vermeyeceğini ifade ederek küresel çeteleri cepheden karşısına almıştır.

Gelsin 2001 krizi… Ve yüksek huzurlarınızda kurtarıcı Kemal Derviş…

Kemal Derviş’in de hakkını yememek lazım. Ödevini üstün bir başarıyla tamamlayarak evine dönecektir.

15 gün içinde Türkiye ekonomisinin direnç noktalarını kıran her türlü yasal düzenleme ışık hızıyla TBMM tarafından yasalaştırılmıştır. Ama burada medyanın da hakkını yememek lazım… Baldıran şerbeti, geniş kitlelere sonsuzluk nektarı olarak şifa niyetine içirilmiştir. Türk ekonomisini küresel çetelerin insafına bırakan bu hamleyi alkışlamayan nerede ise yoktur. Ne demiştik, kendilerine karşı çıkacak her türlü yapı (parti, sendika, dernek) iç operasyonlar eliyle etkisizleştirilmiştir. Halk, özelleştikçe güzelleşeceğine inanarak pembe rüyalar görmektedir.

Kemal Derviş ise dört kol çengi çalışmaktadır. Sıra koalisyonun parçalanmasına gelmiştir. DSP bölünmüş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçesi koalisyondan ayrılacaklarını açıklamıştır.

Yapılan öylesine bir mıntıka temizliğidir ki 2002 seçimleri yapıldığında 12 Eylül ile sahneye çıkan ANAP, DYP ve DSP tasfiye edilmiş, MHP baraj altında kalarak Meclis’e girememiştir. Kenan Evren’in iki partili Meclis hayali gerçek olmuştur.

Burada bir başka hamle, DSP’yi parçalayan İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan ile halka troyka olarak tanıtılan üçlüden Kemal Derviş’in CHP’den milletvekili adayı olmasıdır. Hangi görüşmeler sonucu Kemal Derviş CHP’den milletvekili adayı olmuştur? Bu Türk siyaset tarihinde cevaplanması gereken hayati bir sorudur.

Türkiye 2002 seçimlerine götürülürken medyada “Kemal Derviş Başbakan, Deniz Baykal Genel Başkan” söylemleri halka servis edilmeye başlanmıştır. Ki…

İhtimal yaptırılan anketlerde AKP’nin kazanacağı netleştikten sonra bu söylemin üstü özenle kapatılmıştır.

Kemal Derviş 2002 seçimleri sonrası milletvekili olarak kaldığı sürece AKP’nin her türlü ekonomik uygulamasını alkışlayarak özel görevinin noktalamıştır.

Artık ABD’ye dönmesi için bir sebep kalmadığından milletvekilliğinden istifa etmiştir. Böyle bir istifa Türk siyaset tarihinde bir ilktir ve ikincisinin görülme olasılığı nerede ise sıfırdır.

2002’de nasıl Kemal Derviş üzerinden bir senaryo yazılmışsa 2014 yılında da benzer bir oyunla karşı karşıyayız.

“Kazan-kazan” anlayışındaki küresel çeteler Ekmelettin İnsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığına adaylığı açıklattırarak Erdoğan’ın kafasındaki bütün acabaları silmesini sağlamışlardır.

Son genel seçimlerde yaşanan “Cumhuriyet İçin Güçbirliği” hamlesinin bir benzeri bu kez “Atatürkçü” aday olarak tedavüle sokulmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı adayından geri dönüş olasılığı olmayacağına göre eğer 20 imza bulunur da bir aday çıkarsa bu adayın oy alacağı kesim CHP ve belki MHP’nin küskün oyları olacaktır. Son tahlilde Erdoğan’ın rahatlayacaktır. Bu noktaya gelinmesinde başroller kimlere aittir? İsimlerini söylemeye gerek var mı?

“Olanla olması gerekenin ayırtına varamayan mantık, yanılgıya ve yenilgiye tutsaktır” derler.

Bu senaryoda en kârlı olan ise PKK’dır. HDP ilk turda aday çıkartarak Erdoğan ile pazarlığı yokuşa sürecektir. Yunanistanlı generallerin “İkinci Yunan ordusu” dedikleri PKK Erdoğan’ı teslim almıştır.

TBMM’nin 2013 tarihli taslak raporuna göre son otuz yılda teröre 7. 918 şehit, 5.557 sivil kayıp veren Türkiye hazırlanan yeni torba yasa tasarısı ile bölücü terör örgütünü aklamanın eşiğindedir.

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten bu yana en büyük varoluş sınavından geçmektedir. Türkiye iktidarıyla, muhalefetiyle teslim alınmıştır. Halk ise borç kapanında can derdinde olsa da yaklaşan tehlikenin farkındadır. Ama yaklaşan tehlike karşısında Cumhuriyeti ve kazanımlarını savunması gerekenler yapılar büyük bir aymazlık içindedirler. Halka önderlik edeceklerine küresel çetelerin dayatmalarında rol kaparak kendilerine ne sıfat seçtiklerini tarih acımasızca yazacaktır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here