Ana sayfa Haberler Dünya BALDIZ BİZİ NİYE ÖPTÜ?

BALDIZ BİZİ NİYE ÖPTÜ?

turkish-cypriots-3march2011-cyprus-flag

BALDIZ BİZİ NİYE ÖPTÜ?

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

                Özersay’lı dünkü görüşmeden sonra hem AB ve hem de ABD’den övgü gelmiş.

Beyaz Saray, yaptığı yazılı açıklamayla Kıbrıs’ta Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun başlattığı barış müzakerelerini ve Türkiye’nin katkılarını memnuniyetle karşıladığını duyurup, tarafları tehditlerden kaçınmaları konusunda uyarırken, AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, “Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin kapsamlı çözüm için müzakerelerin başlamasına yönelik bir temel oluşturan ortak metinde anlaşmalarını memnuniyetle karşıladıklarını” açıklamış.

Bu acele ne? Nedir bu telaş?

AB ve ABD her gün onlarca patlamanın olup yüzlerce kişinin öldüğü Irak, Suriye, Mısır, Afganistan için böyle acul davranmazken yaprağın bile kımıldamadığı Kıbrıs için neler oluyor?

Lâfın aslı biliyorsunuz, “Eniştem beni niye öptü?”dür. Tam bu başlığı kullanacakken haberin ayrıntısında “Yeni çözüm sürecinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcı Victoria Nuland, BM Temsilcisi Buttenheim ve AB Temsilcisi Ashton olmak üzere üç kadının önemli rol oynaması bekleniyor”u okuyunca “cebren ve hile” ile “baldız”a dön(dürül)dük..

Eş zamanlı olarak çorbada “tabii ki” Dâvutoğlu’nun da tuzu olduğunu öğrendik.

Muhterem; Avrupa Birliği-Türkiye Siyasi Diyalog Toplantısı’nda Kıbrıs konusunun geniş şekilde ele alındığını belirterek “Son derece olumlu bir hava var” demiş.

Son yıllarda ilk defa bütün ilgili aktörlerin bu sürece katkıda bulunma konusunda güçlü bir irade sergilediklerini aktaran Davutoğlu, “Birleşmiş Milletler (BM), AB, garantör devletler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile ABD çok ciddi çaba sarf ettiler. Bu yeni bir aşama” ifadesini kullanmış ve “Toplantıların yarın başlaması sonrasında çapraz ziyaretler dediğimiz, adadaki iki tarafın karşılıklı olarak Ankara ve Atina’yı ziyareti söz konusu olacak. Bu da müzakerelere yeni bir boyut katacak” değerlendirmesinde bulunmuş.

Peki öyleyse o ortak metinde çok önemsediğiniz o garantörler niye yoktu?

O çok önemsenen “çapraz ziyaretlere” Osman Ertuğ gitse ne olurdu?

Telaşın arkasında ne var?

Nereden bakarsanız bakın, konuya müdahil olduğu andan itibaren “yakın çevre-ikinci halka-üçüncü halka”daki bütün komşularımızla aramızda problemsiz konu/alan bırakmayan Dâvutoğlu’nun bari Kıbrıs konusundan uzak durmasını dilerdik.

Gerçekten olayların son zamanlarda bu kadar hız kazanmasının arkasındaki asıl neden nedir?

Uluslararası aktörler diyormuş ki; “Doğal gaz ve Rum tarafındaki ekonomik kriz, anlaşma için zemin oluşturdu”.

Rum tarafı ekonomik krizdeyse muhtemel bir anlaşma neden bizi acıtacak? (Nami)

Rum tarafı ekonomik krizdeyse neden biz anlaşmak zorundayız?

Neden her yol Abohor’a çıkıyor?

“Anlaşma“dan kastınız nedir?

“Şimdi, her iki taraftan da kabul gören ve çözüme götüreceğine inanılan bir metindeki ‘BM Güvenlik Konseyi Kararları, BM Yasası, AB Kuralları esasından ortaya çıkan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek uluslararası egemenliği eşit olarak Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler’den kaynaklanır’ cümlesini, ‘eşit yayılır’ diye tercüme edene ben ne diyeyim?” diyor Beratlı.

Tercümeyi bile beceremiyorsanız, tercümeyi bile bir aşağılık kompleksi içinde yapıyorsanız masaya nasıl oturacağınız bellidir.

Neden hep “veren”, hep “öpülen” Türk tarafı olmalıdır Kıbrıs’ta?

Hem biri yetmedi bu defa üçü birden öpüyor..

Neden hep tuz alıp koşmaya mecbur hissediyoruz kendimizi?

“Rum tarafı krizdeymiş, bu fırsatmış”..

Öyleyse masaya oturtmak için bir şeyler versin bize.. İskele’yi versin; Leymosun’u versin.. Mutallo’da, Baf Kalesi’nde Musa Eroğlu konseri yapalım..

Neden hep Rum tarafındaki seçimler “erteleme/savsaklama” sebebi oluyor da, Türk seçimleri nazlanmamız için yeterli mazeret teşkil etmiyor bize?

Bu yılın Nisanında yerel seçimler, 2015 Nisan’ında da Cumhurbaşkanlığı seçimi yok mu KKTC’de?

Kendimizi ağırdan satmak, pazarlık çıtasını yükseltmek için yeterli neden değil mi?

Hızlandırılmış görüşmeler başlarken bir gece yarısı operasyonu ile ipler Özersay-Nami ikilisinin eline geç(iril)miştir. İkisi de Talât’ın “gumbaro”sudur.

Görüşmeler, Eroğlu’nun çizgisinde mi yürütülecektir; yoksa Özersay-Nami mi “toparlayacak”tır?

Ben her şeye rağmen Eroğlu’nun defalarca şu söylediklerinin altını çiziyorum:

“ ‘KKTC ‘ortadan kalksın, blöf olsun, tarihe bir şaka yapalım’ diye kurulmadı”.

Bir de geçen gün, görüşmeler başlarken;

“Her zaman ifade ettiğim üzere en büyük gücümüz birlik-beraberliğimizdir, Anavatan Türkiye ile karşılıklı saygı-sevgi çerçevesinde Milli Dava Kıbrıs konusunu ileri götürmektir.

 2010 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girerken Kıbrıs konusunu halk iradesini çözer demiştim. Yine aynı noktadayım. Kıbrıs Türk Halkı kendi geleceğini, kendisi belirleyecektir

Halkımın güveni, desteği ile Cumhurbaşkanlığı görevimi yaptığımın bilincindeyim. Halkımın nasıl bir çözüm istediğini, nabzının ne olduğunu biliyorum. Kıbrıs Türk Halkı’nın benimseyeceği, bizi ileriye götürecek bir antlaşma hedefindeyiz” diye söylediklerinin altını.

Eroğlu, Gazimagosa’lıdır. Namık Kemal Lisesi mezunudur.

Namık Kemal de bilindiği gibi “mecburiyetten” Mağusa’lıdır.

Yukarıdaki lafları söyleyen Eroğlu’nun tavrından ben, eğer Özersay ve Nami görüşmelerde ileride Talâtlaşacak olurlarsa…

Namık Kemal’in, “Hürriyet Kasidesi”ndeki;

“Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten

 Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten” mısralarına uygun hareket edeceği anlamını çıkarıyorum..

Yanılıyor muyum?12 Şubat 2014

 

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here