Erdoğan’ın Cemaati yıkma hesapları…

NECDET BULUZ

 

Başbakan’ın Siyasi Danışmanı Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “Askere de kumpas kurdular” açıklamasının tartışmaları sürüyor. Akdoğan, iktidar-cemaat çatışması üzerine cemaati karalamak, askerlere tuzak kurmak ve haksız yargılanmaların yapıldığı amacı ile bu açıklamayı yapmıştı. Şimdi ise, Ergenekon ve Balyoz Davaları’nda sanıklar lehine işleyebilecek bir çıkış yolu aranıyor.

Özellikle bu konuda Başbakan’ın hareketlerine ve görüşmelerine dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. Erdoğan, cemaati çökertmek, kilit noktalardaki kadrolaşmayı dağıtmak amacı ile öyle görünüyor ki şu anda yeniden askere sarılıyor. Bir yandan da PKK’yı yanına alarak güç kazanmayı hedefliyor. KCK davalarında yargılanan BDP milletvekillerinin serbest bırakılması, İmralı ile ilişkilerin sıcak tutulması ve “Barış süreci” adı altında başlatılan sürecin işletilmesi yolunda yeni adımların atılmaya hazırlanması bu açıdan önemsenmelidir.

                                                     Daha açık bir ifade ile Başbakan Cemaate karşı heybenin bir gözüne askeri, diğer gözüne PKK’yı koymak istiyor.

                                                   “İADE-İ MAHKEME” GÜNDEMDE

                                                      Bunun yanında askerlerle olan ilişkilerin de beklenen düzeye getirilmesi ile cemaat asker-PKK kuşatmasına alınmış olacak. Hesapların böyle işleyeceğini görmekteyiz. “İade-i mahkeme” nin işletilmesi sadece askerler için değil, aynı zamanda KCK Davasından hüküm giyenler için de işletilecek. Bunun mesajları da günler öncesinden verilmişti. Hatta, bu konuda İmralı’nın da bilgilendirildiği yolunda haberler alıyoruz.

Burada Başbakan’ın geçici hesaplar içinde olduğunu da söyleyebiliriz. PKK ile olan çatışmasızlık süreci, önümüzdeki yerel seçimlere yansıyacaktır. Ergenekon ve Balyoz Davaları’nda yeniden yargılanmanın önünün açılması da ayrı bir artı olarak değerlendiriliyor. Burada bir “oy hesabı” nın yapılmakta olduğunu da söylersek yanılmamış oluruz.

                                                   Buradan çıkardığımız sonuç, artık iktidar-cemaat çatışmasında “macunun tüpten çıkmış” olması durumudur. Bu çatışmalar ülkeyi hangi noktaya götürür bunu kestiremiyoruz. Ancak, kaybeden, sıkıntıya giren ülkemiz ve insanlarımız olacaktır.

HEDEF CEMAATİ ÇEMBERE ALMAK

Başbakanın çalışmalarında şunu gözlemliyoruz:

Askerlere kurulan kumpasın sorumlusu cemaat olarak gösteriliyor. Burada cemaat ile askerlerin karşı karşıya getirilmesi kaçınılmaz olacak. Başbakan bunu, askerleri sevdiği, tutuklu paşaların serbest kalması amacı ile değil, adalet peşinde olduğu için değil, cemaati çökertmek için yapma gayreti içinde. Bunlardan nasıl bir sonuç ortaya çıkar, bunun ne gibi getirisi veya götürüsü olur bunu da ilerleyen süreçte göreceğiz. Yeni bilgi,belge ve kasetlerin havalarda uçuşacağına dair duyumlar alıyoruz.

                                                   Genelkurmay’ın davaların yeniden görülmesini istemesine Başbakan’ın “yeşil ışık” yakması boşuna değildir. Kaldı ki, hiç sevmediği ve her alanda çatıştığı Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nu davet edip, görüşüp konu ile ilgili bilgi alması da aynı çerçeve içinde değerlendirilmelidir. Burada “Düşmanımın düşmanı dostumdur” görüşü ağırlık kazanmıyor mu?

Devlet içinde hiç kuşkusuz “paralel devlet” anlayışına sonuna kadar karşıyız. Ancak, 11 yıllık iktidarları döneminde devlete sızmalara sessiz kalanlar bugün “paralel devlet” anlayışına neden ses çıkarmadılar? “Yolsuzluk ve rüşvet” iddiaları tepelere çıkınca, işin uçu kendilerine uzanmaya başlayınca mı uyandılar? Bu noktada Hükümet olanların da sorgulanması gerekiyor.

                                                 SIKINTI DAHA DA ARTABİLİR

                                                     Kaldı ki, gündem değiştirerek, yolsuzluğun, rüşvetin, iddiaların üstünün kapanmaması da gerekiyor. Tamam, askere kurulan kumpas iddiaları araştırılsın, haksızlıkların önüne geçilsin buna bir şey demiyoruz. Ama, öte yandan ortaya çıkarılan “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” çerçevesi içerisinde ortaya konulan iddiaların araştırılması için de savcıların, hakimlerin önü açılsın. Hukuk katledilmesin. Bugün, hukuk sisteminde yaşanan kargaşa, huzursuzluk, tayin ve engellemeler güven ortamını iyice sarsmaktadır.

Bütün bunlara rağmen, Türkiye’nin boğazına kadar yolsuzluk ve rüşvet batağına girmiş olan bu durumdan çıkması mümkün mü? Dışarıya da bakmamız gerekiyor. Hukukun yok edildiği, yolsuzluk ve rüşvetin tırmandığı bir ülke görünümündeyiz. Bu tablo, ekonomimizi de dibe vuruyor. Bu görüntü içindeki bir Türkiye yatırım üssü olabilir mi? Yatırımcı güven ister, sağlam hukuk sistemi ister, bunların olmadığı bir ülkeye adımını atmaz.

e.mail: necdetes@mynet.com