İSKİLİPLİ ATIF HOCA : “Mustafa Kemal Eskiyadir Oldurulmesi farzdir”

1920 – İslam yüceltme derneğinin bildirisi :
“Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır.
Hiç de zararlı bir topluluk değildir.
Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.”
İSKİLİPLİ ATIF 

==============

İSKİLİPLİ ATIF HOCA’NIN İŞTE SİCİLİ

 

 

05.12.2011 14:08

 


Dersim tartışmaları başladıktan sonra, başta Başbakan yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, bazı hükümet üyeleri tarafından: “Bir de İstiklal Mahkemeleri arşivi açılsa, oralarda daha ne Dersimler var.” Yollu beyanlarla cumhuriyet devrimi hedefe konuldu.

Özellikle de İskilipli Atıf Hoca konusu ve şapka devrimi üzerinden, önü ardı bilinmeden, kamuoyunun vicdanını etkileyebilmek için ölçüsüz laflar edildi. Öle bir mizansen çizildi ki, “cumhuriyet hiç acımadan “masun” İskilipli Hoca Atıf Efendiyi katletti” imajı yaratıldı…

Sahi kim bu Atıf efendi? Konu tarihse belge konuşur, geri kalan tevatürdür… Belgeli konuşalım. Ama şu notu da düşelim, o günkü olayları bugünün koşulları içinde değerlendirirsek yanılırız.

İskilipli Atıf Hoca, sadece cumhuriyete değil, 1908 devrimine de karşıdır. Mahmut Şevket Paşanın katli nedeniyle suçlanarak Sinop’a sürülmüştür. Sonra, Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti’nin kurucusu ve yöneticisidir.

Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele’ye ve Mustafa Kemal’e kesin olarak karşıdır. İslamcılığı, Batı ile sentezleyen bakış açılarına göre, İngilizler ve Yunanlılar iyidir. Çünkü onların galibiyetlerinin arkasında Kuvvayı Milliye gibi “cahilce bir cesaret” değil uygarlık zekâsı vardır. En önemli ihtiyaçları ise İslamiyetle o “dehayı” birleştirmektir, hatta bu bir ödevdir.”

MUSTAFA KEMAL’E EŞKİYA DEDİ

Bugün onun mağduriyet makamına oturtulmaya çalışılmasının nedenini daha iyi anlatabilmek için İskilipli Atıf Efendinin Teali İslam Cemiyeti Başkanı (Reisi Evvel) olarak yayınladığı bildiriden birkaç satır aktaralım:

“Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere ‘siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim’ diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.

Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?

Elinize aldığınız bu fetva Allah’ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur.”

ATATÜRK İZİN VERDİ

İskilipli Atıf Hocanın bu beyannamesinden çokça örnekler verilebilir ama sabrınızı zorlamamak için bu Kısa özetle yetiniyorum. Bu cemiyetin Konya şubesi bu tavrına rağmen 1920 TBMM seçimlerine katılmak istediğinde Atatürk bunda bir sakınca görmüyordu. Ama onlar bu tavırlarını sürdürmeye devam ettiler. Sadece yüzde 2 buçuk oranında okuma yazma bilen bir halk içinde bu hocaların sözleri büyük kitleleri kışkırtabilecek güce sahipti.

Cumhuriyeti kuran kadronun sorumluluğu sadece savaşı kazanmakla bitmiyordu, Osmanlı’dan kalan borçlar ödenecek, yıkılmış memleket kalkındırılacak, en önemlisi de halk aydınlatılacaktı.

Bu koşullarda, örneğin “yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacak” veya “şapka giymek küfürdür, dinsizliktir” diyen bir yobazın halka verdiği zarar Yunan topçusundan daha fazladır.

ASKER KAÇAKLARI YARGILANDI

Nitekim İstiklal Mahkemelerinin kuruluş amacı, asker kaçaklarını ve Türk Ordusu’na karşı Yunanlılarla birlikte hareket edenleri yargılamaktı. O mahkemelerde yargılananların yüzde 99’u asker kaçaklarıdır. Çünkü İskilipli gibilerin yayınladıkları bu tip fetvalar yüzünden askerden kaçanların sayısı sürekli artıyordu.

(Adnan Menderes bile Milli Mücadeleye çok geç katılmıştır, çünkü aksi halde İstiklal Mahkemelerinde yargılanacaktı. Adnan Menderes’in mirasına sahip çıkan AKP’nin, bugün çıkardığı Bedelli Askerlik yasasından asker kaçaklarını da faydalandırması manidardır. )

“İstiklal Mahkemelerinde İskilipli gibi yüzlerce binlerce adam yargılandı” yalanını uyduranların Atıf Efendi gibi birkaç örnek daha verebilmesi mümkün değildir. İskilipli’nin yargılanma nedenini sadece yazdıklarıyla sınırlamak tarihi çarpıtmaktır.

İskilipli Atıf devrim karşıtlığından yargılanmıştır. Üstelik şapka yerine savundukları fes de ne İslamla ne de Osmanlılıkla alakalıdır, Yunan kültürüne aittir. Onu da 2. Mahmut getirmiştir ve ne gariptir ki, o da “bu başlık şeriata aykırıdır” direnişiyle karşılaşmıştır. Yani yeniye karşı direnişin sığınağı daima din olmuştur.

Bugünün koşullarında ve cahilce bir yaklaşımla, “Efendim, İskilipli’nin yazdığı ‘Frenk muhalifliği ve Şapka’ başlıklı mini kitap nihayet bir kitaptır, insan kitap yüzünden yargılanır mı” diyenler vardır. Onlara, bırakın yünde 2 buçuk okuma oranını, bugün bu oran yüzde yüz’e yaklaşmışken bile yazdığı kitaplar yüzünden hapsedilen yazarlar ve “kitabın bomba kadar tehlikeli olabileceğini” düşünen bir Başbakanımız olduğunu hatırlatalım!

Bir garip paradokstur ki, İskilipli’yi yere göğe sığdıramayanlar aynı hükümetin veya partinin yandaşlarıdır.

NECİP FAZIL VE MENEMEN

Din bezirganlarının birkaç sözle halkı galeyana getirip ortalığı kan gölüne çevirmelerine verilebilecek en belli başlı örneklerden biri Menemen faciasıdır.

Yazımızı, Başbakan’ın çok sevdiği Necip Fazıl’ın Menemen olayından sonra yazdığı bir yazıdan küçük bir alıntıyla bitirelim:

“İrtica, yatağımızın başucundaki bir bardak suya karıştırılan zehirdir. Kubilay’ın katili Derviş Mehmet’in Menemen kapılarına sokuluşu gibi, uykumuzu bekler ve ayaklarının ucuna basa basa gelir…(…) Onu tarife hacet yok. Onu tanırız. Yürüyüşünden, duruşundan, bakışından, kaçışından tanırız. O zaten kendisini gizlemiyor. Dün başına sarık takıyordu. Bugün giydiği, kanun nazarında şapka, hüsnü nazarında gene sarıktır. Bugünün sarıklısı dünkünden daha çok yezittir..” (1 Aralık 2011, Aydınlık)

Bugün Cumhuriyet, çeşitli bahanelerle tartışılıyorsa bunun tek nedeni vardır: Bizler uyuduk ve yeterince sahip çıkamadık.

Mehmet Yiğittürk

Odatv.com

============================================================

 

Kimden: Naci KAPTAN <cumhuriyetdede@gmail.com>
Tarih: 25 Şubat 2012 23:32
Konu: İŞBİRLİKÇİLİK VE İSKİLİPLİ MEHMET ATIF HOCA NEDEN İDAM EDİLDİ ?

 

 

  

İSKİLİPLİ MEHMET ATIF HOCA NEDEN İDAM EDİLDİ ?

 

Naci KAPTAN

 

 

 

İskilipli Mehmet Atıf hoca,

1920 – İslam yüceltme derneğinin bildirisi :


“Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır.

Hiç de zararlı bir topluluk değildir.

Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.”

 

 

İktidar hükümeti ,toplumu gündemden uzaklaştırmak ve

Laik demokratik Cumhuriyet’e ve

Ulus Devlet’e karşı  başlattıkları karşı devrimi sürdürmek için,

tarihin geçmiş olaylarını ısıtarak topluma sunuyor.

Ülkemiz ise her yönden yangın yerine dönmüşken,

İktidar hükümeti günün sorunlarına çare bulmak yerine,

Tarihi çarpıtarak “cambaza bak” oynuyor …

 

Türkiye’nin aydınlık ve çağdaş yüzünü değiştirmeye çalışan,Eğitimi çağdaşlıktan uzaklaştırarak küçük çocukları nerede ise medrese eğitimine Yönlendiren,

İlköğretim öğrencilerini Umre’ye gönderen zihniyet,Said-i Kürdi’ye – İskilipli Atıf Hocaya ,Dersim olaylarına itibarlarını iade etmeye çalışıyor.

 

Ülke Başbakanı geçmişte haksızlığa uğrayanlardan bahsederken konuşması arasına Menemen olayını da ekledi.Böylece Başbakan Erdoğan Menemen’deki irtica kalkışmasını gerçekleştiren ve asteğmen Kubilay’ın başını keserek şehit eden ,

kesik başı sırıkla dolaştıran ,”Din elden gidiyor,Şeriat ve hilafet isteriz” diye çığlıklar atan Nakşibendi tarikatının yobaz ve katil önderlerini de aklamaya çalışıyor..

 

Osmanlı’nın mandacılığa razı olan,İngiltere ve Amerika’nın vesayetine girmeyi kabul eden  köhne yapısından yeni bir Devlet kuran ve bağımsız onurlu bir Ulus yaratan yüce önder Atatürk’ün kendisine ve Devrimlerine karşı başlatılmış karşı savaş,Atatürk’ün kurduğu Mecliste ve Çankaya’da oturan siyasetçiler tarafından yönetiliyor !!!

 

Türk toplumu,İktidar tarafından etnik yapısı,inancı,düşünceleri yönünden sürekli olarak bölünerek toplum kamplaştırılıyor.Taraflar birbirine düşman kılınıyor.Başbakan dindar gençlik yetiştirmekten bahsederken aynı gençliğin kindar da olmasını öğütlüyor !!!

 

Kime karşı kindar ???

 

Hepimizin üzerinde dikkatle durmamız gereken konu şudur ;

 

Türkiye bu dibi görünmez olan karanlık çukura neden itilmeye çalışılıyor ?

 

ABD ve AB ile İsrail’in küresel emperyalist politikaları ülkemizi parçalayarak bölmek,

Kürdistan kurmak ve Ermenistan’ı tekrar yapılandırarak,Condelizza Rice’ın açıkladığı gibi Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da 22 Ülkenin sınırlarını ve yönetimleriyle birlikte yönetim şeklini de değiştirmeyi amaçlamaktadır.Ilımlı İslam projesinin deneme labratuvarı Türkiye’dir.

 

CIA eski yöneticisi,ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi

Graham FULLER’in aşağıdaki deyişini hatırlatmak isterim ; 

 

Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir.
Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir.
Bu devrimin karşısındaki tek güç Türk Ordusu ile
ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir” 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ulusal yapısı,Ulus Devlet,Ulusal Bilinç yok edilmeye çalışılmaktadır.Emniyet Genel Müdürlüğü de Ulusal’cılığı suç grupları arasına almıştır. 

 

İşte bu nedenlerin doğurduğu sonuç yakın tarihimizde Devlet’e başkaldırma isyanlarını ve önderlerini aklamaya giden yolu açmıştır.Bu tavır , Devlet’i yönetenlerin uygulamalarıyla Cumhuriyet rejimine ve Atatürk’e  ve Devrimlerine karşı bir başkaldırmaya dönüşmüştür.

 

Bu günün siyasetçilerine ve Kamu yöneticilerine, görev yaptıkları Devlet makamlarını veren Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Atatürk’e ihanet edenler,geçmişte ülkemizi işgal edenlerle birlik olan, İngiltere’ye, Fransa’ya,Yunanistan’a,Amerika’ya hizmet edenlerin koruyucusu olmaları ne yaman bir çelişkidir.

 

Düşmanla  işbirliği yapanlara iade-i itibar yapılması akıl durmasıdır.

Bunu yapanlar, Kendi Ulus Devletine ve kendi varlığına ihanet halindedirler….     

 

***

 

HABER :

 

Tarih 24 Şubat 2012 Cuma,

İskilipli Atıf Hoca’ya devletten iade-i itibar

 

“Çorum’un İskilip ilçesindeki İskilip Devlet Hastanesi’nin ismi İskilip Atıf Hoca Devlet Hastanesi olarak değiştirildi.İskilipli Atıf Hoca’nın adı, Sağlık Bakan Yardımcısı Agah Kafkas’ın da katıldığı törenle memleketi İskilip’teki devlet hastanesine verildi. Hastanenin önünde yapılan törende, İskilip Devlet Hastanesinin tabelası, ”İskilip Atıf Hoca Devlet Hastanesi” olarak değiştirildi.

Törende konuşan Sağlık Bakan Yardımcısı Kafkas, Atıf Hoca’nın İskilip’in medarıiftiharı olduğunu söyledi. Atıf Hoca’nın İstiklal Mahkemelerinde idam edilmesinin cumhuriyet tarihinin karanlık noktalarından biri olduğunu belirten Kafkas, bir din aliminin hukuksuzluğun kurbanı olduğunu kaydetti.”

 

İşte böyle değerli okur,

Mustafa Kemal Paşanın başlattığı Kurtuluş savaşına karşı olan.

Bu düşüncesini yazılarına ve Yunan Ordusunu arkalayan bildirilere koyan,

Hilafeti ve halifeliği savunan,İşbirlikçi İskilipli Atıf Hocaya

AKP hükümetinin Sağlık Bakanlığı tarafından iade-i itibar yapılmıştır.

Ardında Yunanistan’ın bulunduğu ,Lavrion kampında planlanan,

Planlayıcılar arasında İngiliz işbirlikçisi Sait Molla ile ,

hain Yunan işbirlikçisi Manisa mutasarrıfı (valisi)Hüsnü efendi olan,

Menemen isyancılarını,yobazlarını dahi arkalayanlar,

Böylece işbirlikçi İskilipli Atıf Hocayı da sahiplenmişlerdir.

Diğer işbirlikçiler ise iade-i itibar için sıradadırlar !!!

 

Bu durumda İskilipli Hoca Atıf Efendi’yi hatırlatmak gerektir ;

 

İSKİLİPLİ ATIF HOCA KİMDİR ?

 

1875 yılında doğdu.Çalışma hayatına köy hocalığı ile başlayan İskilipli Mehmet Atıf Hoca 1902 yılında Fatih Camii’nde ders vermeye başladı, 1905 yılında İstanbul Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmeni oldu.


1919-1922 yılları arasında Padişah yanlısı davranarak Anadolu ‘daki Kuvayı Milliye hareketi ile Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına karşı çıktı.(Kuvayı Milliye , Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri ve Anadolu’da ilerlemeleri üzerine kurulan ve düşmana karşı savaşan ulusal direniş kuvvetlerine verilen isimdir.)

 

İskilipli Atıf Hoca: Cemiyet-i Müderrisîn’in ikinci reisliği ve Teali-i İslam Cemiyeti üyeliği ve başkanlığı görevlerinde bulundu.

 

Atıf Hoca ‘nın kurucularından olduğu “Teali-İslâm Cemiyeti” adına yazılan ve bastırılan bir bildiri,Yunan ordusunun uçakları tarafından Anadolu’ya atıldı.

Bildiride Türk ulusunun Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkılıyor,

Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, padişaha başkaldıran asiler olarak niteleniyordu.

Hayat yoluna ilim irfan sahibi din adamı olmak için çıkmış olan Atıf Hoca,

Bir din adamının olması gereken yolda kalmamış,

Padişah ve halifelik yolunda siyasete başlamıştı.

Ne yazık ki bu siyasi ve Kuvay-i Milliye hareketine,

Kurtuluş savaşına ve Mustafa Kemal Paşaya karşı düşmanca tutumu,

Halkı Kuvay-i Milliye Hareketine karşı kışkırtması ve

bu kışkırtmada özellikle kıyafet devrimine karşı tavır alması
İskilipli Atıf Hoca’nın sonunu hazırladı.

 

26 Aralık 1925 günü sorgulanmak ve mahkeme edilmek için Ankara’ya gönderildi.
1926 yılında 26 Ocak Salı günü Ankara İstiklal Mahkemesi’nde

Vatan hainliği suçundan dolayı yargılandı.Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya,

sanığın “Vatana ihanet” suçundan idama mahkûm edildiğini açıkladı ve

İskilipli Atıf Hoca bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı’nda asıldı.

 

Karşı devrimciler ise Atıf Hocanın Yunanlı’larla işbirliğini,

Din adamı olmak yerine Hilafet,Halifelik ve padişah  adına siyaset yapmasını,

Mustafa Kemal Paşa ve Kuvay-i Milliye hareketine karşı tavır almasını.

Devrimlere ve Milli orduya karşı halkı kışkırtmasını görmezden geliyorlar.

 

***

 

Cemiyet-i Müderrisin ve

Teali İslam Cemiyeti


Teali İslam Cemiyeti; İskilipli Hoca Atıf Efendi tarafından, 19 Şubat 1919 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. Önceleri Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan cemiyet daha sonra bu adı almıştır.

 

Cemiyetin amacı; nizamnamesinde de ifade edildiği gibi, hilafetçi bir anlayışla bütün Müslümanlar arasında birlik ve kardeşliği sağlayarak, Halifenin etrafında toplanılmasını temin etmektir. Bu sebeple, Osmanlı Devleti’nin dinî esaslara bağlı kalınarak kurtarılabileceğini savunmuş, dolayısıyla, Saltanat ve Hilafetin güçlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

 

Cemiyet kendisini, din ve devlet ayrılığına taraftar olmayan, ilmî, ahlakî ve sosyal yollarla siyasî hayata yön vermek gayesinde olan ve fırkalar üstü bir konumda bulunan teşekkül olduğunu beyan etmiştir.

 

Cemiyet, Hürriyet ve İtilaf Fırkasının paralelinde, ona bağlı bir yan kuruluş gibi çalışmıştır. Siyasî hayattaki bu yerinin doğal sonucu olarak da, İttihatçı ve Müdafaa-i Hukukçuların düşmanı olmuşlardır. Özellikle İttihatçılara düşman gözüyle bakan cemiyet, Kuva-yı Milliye taraftarlarını da onların devamı olarak görmüştür.

 

Cemiyet mensupları, gerek, Kuva-yı Milliye taraftarlarına duyduğu düşmanlıktan, gerekse, Millî Mücadelenin, kendilerinin Saltanat ve Hilafeti güçlendirerek kurtuluşa ulaşmak düşüncesine uymaması nedeniyle, bu hareketin karşısında yer almıştır.

 

Mehmet Atıf hoca “Frenk Mukallitliği (taklitçiliği) ve Şapka” isimli kitabı yazarıdır.

19 Ocak 1919’da Mustafa Sabri, Bediüzzaman Molla Said efendi, Ermenekli Saffet efendi gibi arkadaşları ile beraber Müderrisler cemiyetini (profesörler derneği) kurdu ve ikinci başkanlığına getirildi. Bu cemiyet müderrislerin haklarını korumak ve aralarında dayanışmayı sağlamak üzere kurulmuştu.

 

İskilipli Mehmed Âtıf Hoca, (d. 1875 – ö. 4 Şubat 1926) Milli Mücadele’ye ve

Mustafa Kemal’e kesin olarak karşı olan Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin kurucusu ve yöneticisidir.Teâlî-i İslâm Cemiyeti, İskilipli Mehmed Âtıf Hoca tarafından kurulup yönetilen bir cemiyet daha sonra aldığı bir karar ile ismini Teali-i İslam’a (İslamı yüceltme) çevirdi ve halka açıldı. Mustafa Sabri beyin Şeyhülislam olması üzerine cemiyetin başkanlığına getirildi.

 

Mehmet Atıf hoca Din ve devlet ayrılığına taraftar olmadan bilimsel, ahlaki ve sosyal yollarla siyasi hayata etkide bulunmaya çalışmış, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı desteklemiş ve Anadolu hareketine cephe almıştır. Merkezi İstanbul’da bulunan bu cemiyet Konya ve civarında yoğun faaliyet göstermiştir. Halifecilikte çare aramışlardır. Cemiyet ilkeleri Kurtuluş Savaşı’na karşıydı ve 1920 yılında “Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır” bildirisini yayınladı.

 

İstiklal Mahkemeleri tarafından yargılanıp idama mahkûm edilen İskilipli Atıf Hoca:

Milli Mücadele’ye ve Mustafa Kemal’e kesin olarak karşıdır.

İşgalci İngilizlerle ve Yunanlılarla dosttur.

 

Teali İslam Cemiyeti Reis-i Evveli olarak yayınladığı bildiride aynen şunları söylemiştir:

Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor.Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.

Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?”

 

İskilipli Atıf Hoca:

 

“Yeni harfleri kullananlar cehennemde yanacak”,

“Şapka giymek küfürdür, dinsizliktir” diyerek

halkı Kurtuluş hareketine ve devrimlere karşı kışkırttığından

Devrim karşıtlığından ve

İşgal güçleriyle işbirliği yaptığı için yargılanmıştır.

 

***

İskilipli Atıf Hoca’nın idama götüren celse notları…

 

ANKARA İSTİKLAL MAHKEMESİ ZABITLARI 1926,

I.Celse (3 ŞUBAT 1926 ÇARŞAMBA)

 

“Mahkeme heyeti; Reis: Kel Ali Çetinkaya (Afyon Mebusu), Savcı: Necip Ali Küçüka (Denizli Mebusu), Azalar: Kılıç Ali ve Reşid Gâlib (Antep ve Aydın Mebusları)

 

…Hoca Atıf Efendi’nin TC’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmek kastıyla İstanbul’da 1924 sonlarında “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif yerlerine dağıttığı sıralarda İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci şube raporuyla Dâhiliye Vekâletine ihbar edildiği (1925), adı geçen vekâletin 4717 numaralı emirleri ile mezkur risalenin toplatılmasının ve dağıtılmasının yasaklanmasının İstanbul’a bildirildiği ve kitapların bir kısmına el konulduğu halde, emrin uygulanışı tarihinden bir müddet sonra adı geçen eserin isyanın çıktığı mıntıkalarda yapılan aramalarda elde edilmesi ve muhakemeleri yapılan maznunlara yöneltilen suallerden eserin isyandan bir iki ay evvel bahsedilen muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek suretiyle gizliden gizliye okunduğu ve Şapka İksâsı Hakkındaki Kanun’un kabul edilmesi üzerine muhtelif mahallerde şapka şapka aleyhinde propagandada bulunan kişilerin tevkifi esnasında yapılan aramalarda bahsedilen esere tesadüf edildiği ve yapılan tahkikatta adı geçen eserin masum halkın fikirlerini iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içerlerine ve bilhassa doğu vilayetlerine ücretsiz olarak gönderildiği ve eserin basımı ve dağıtımı hükümetçe men edildiği halde basımı ve dağıtımı için gayretler gösterildiği çeşitli bölgelerdeki isyanın çıkışında amil ve en mühim tahrik vasıtası olduğu ve Atıf Efendi; geçmiş hayatı itibarı ile de 31 Mart irtica hadisesinde ve Mahmud Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezaya çarptırıldığı Sinob’a sürüldüğü ve bundan başka milli mücadelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teali İslam Cemiyeti adına düzenlediği beyannameleri sonradan aldığı çeşitli inkar tertiplerine rağmen yunan tayyareleri ile istiklali ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve cumhuriyete daimi bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hadisesi ile maddeten ve manen alakadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı… Bu hususla ilgili muhtelif raporlarından anlaşılmala, harekerinin karşılığı olan Kanun-ı Ceza-yi Umumi’nin 45. Maddesinin “her biri cürmün husûlü maksadıyla ef’alimiz buradan beri ya birkaçını icra eylerse zikredilen şahıslara hemfiil denilir ve cümlesi fail-i müstakil gibi mücâzât olunur.” Diyen muharrer fırkası dolayısıyla adı geçen kanunun 55. Maddesinin TC’nin teşkilat-ı esasiye kanununu tamamen veya kısmen tağyir… veya ifa-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fırkası mûcebince İskilipli Hoca Atıf… efendinin salben idamlarına… oy birliği ile karar verildi.

 

(Ankara İstiklal Mahkemesi)

 

 

***

 

İskilipli Atıf Hocayı daha iyi anlayabilmek için Cemiyetteki

çalışma arkadaşlarını da bilmek gerektir ;

 

Şeyhüslam Mustafa Sabri efendi


15 Şubat 1919’da daha sonra Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alacak olan Cemiyet-i Müderrisin derneğinin kuruluşunda bulundu. Aynı yıl 4 Mart’ta Şeyhülislam ilan edildi. Kendisi ayrıca mason locası üyesiydi.Karşı Devrimciler Masonluğu tescillenmiş olan bir Şeyhüslam’ı nedense hiç sorgulamazlar !!!

 

İngiliz Muhipleri Cemiyeti

20 Mayıs 1919’da İngiliz himayesini ve mandacılığını savunan, başkanlığını Kamil Paşazade Şevket bey, İkinci başkanlığını Adliye Müsteşarı Sait Molla’nın yaptığı kurucuları arasında kendisi dışında, Filozof Rıza Tevfik, Gümülcineli İsmail gibi kimselerin bulunduğu İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin (İngiliz dostları derneği) kurulmasına öncülük etti.

 

Atatürk Nutuk’da Sultan Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit, Dahiliye Nazırı (içişleri bakanı) Ali Kemal, Âdil ve Mehmet bey’lerin ve İngiliz Rahip Frew’un da bu derneğin üyeleri arasında bulunduğunu yazmış ve derneğin iki amacının olduğunu belirtmişti.

 

Birincisi işgal günlerinde İngilizlerle iyi geçinmek ve onların sempatisini kazanarak Sevr antlaşmasına dayandırılarak başlatılan yabancı işgalinden en az zararla çıkmak. Atatürk’ göre bu amaç su üstünde görünen amaçtı. Derneğin asıl ve gizli olan amacı halkın yabancı işgaline ve kendisine yapılan zulüm, baskı ve haksızlıklara isyan etmesini önlemek ve millî şuuru yoketmekti: 

 

Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi: Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi.Sait Molla’nın derneğin açıktan yaptığı çalışmalarında olduğu gibi gizli çalışmalarında da ondan daha çok rol oynadığı görülecektir. 


Cemiyet-i Müderrisin Beyannamesi

Kurucusu olduğu İslam Teali Cemiyeti (Cemiyet-i Müderrisîn) tarafından 25 Eylül 1919 tarihinde Kuva-yi Milliye’ciler aleyhinde çok şiddetli ifadeler içeren bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride Kuva-yi Milliye’cilere kudurmuş haydutlar şeklinde hitap edilmiştir.Bildirge dönemin İkdam gazetesinin 26 Eylül 1919 tarihli baskısında yer aldı. Hükûmet, Anadolu’da Yunan mezalimi’ne ve Fransız işgali’ne karşı oluşan direnişi dindirmek için bildiriyi uçaklardan atarak dağıttırdı.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e idam fetvası


8 Kasım 1919’da Ermeni techirinde Yozgat bölgesinde ihmali bulunduğu gerekçesiyle işgalici devletlerin baskısıyla yargılanan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararı Sultan Vahdettin’in önüne geldiğinde Vahdettin idam kararını imzalamadı; intikam duygularıyla olayların büyüyebileceğini öne sürdü ve Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den fetva istedi. Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin Fetvasıyla Nisan 1919’da Kemal Bey idam edildi. Daha sonra 14 Ekim 1922 tarihinde müstevli devletlerin baskısıyla idam edilen Kemal Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Milli Şehit ilan edilmiştir.

Kuvayı Milliye kuvvetlerine verilen ölüm fetvası

11 Nisan 1920 tarihinde Milli Mücadele başlatmak için kongreler düzenleyen içlerinde Mustafa Kemal Paşa’nın da bulunduğu Milliyetçi ileri gelenler hakkında ölüm fetvasını kaleme aldı. Bu tarihte Şeyhulislam olan Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri’nin kaleme aldığı fetvayı okuyunca imzalamayı reddetti ve istifasını verdi.

 

Ağdalı bir dille yazılan fetvada özetle şunlar denmekteydi: Padişah’ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her müslümanın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır. Haydarizade İbrahim Efendinin istifasının ardından fetva meselesinden vazgeçilmedi. Fetvayı imzalayacak birisi arandı ve Dürrizade Abdullah Efendi bulundu. Mustafa Sabri’nin yazdığı fetva Dürrizade tarafından verildi, Damat Feritin Onayı ve Padişah Vahdettin’in buyruğuyla duyuruldu.

Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti’ne hakaretler


Sadık Albayrak’ın yeniden basımını yaptığı ve sunuş bölümlerini yazdığı Hilafet ve Kemalizm kitabında Şeyhüslam Mustafa Sabri, Milli Mücadele, Türklük ve Mustafa Kemal Paşa hakkında hakaretamiz ifadeler kullanmıştır.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın padişahın fermanıyla gönderildiği Anadoluda kuvvet ve nüfuz kazandıktan sonra padişahın emirlerini dinlemediğini iddia etmiş, kendi namına hareket etmeye başladığını, İstanbul’da müstevli devletlerin esareti altındaki Hilafeti kurtaracakmış gibi davranırken ve faaliyetlerini hilafet makamına hizmet şeklinde gösterirken peşinden sürüklediği kuvvetle daha sonra Hilafetin kaldırılmasına karar verdiğini söylemiştir. Bunu dile getirirken Üslûbunu iyice bozmuş ve kitabında şu ifadeyle Mustafa Kemal Paşa’ya hakaret etmiştir: 

 

“Yani bütün hareketlerini hilafet makamına hizmet şeklinde göstermiş iken, nasıl kahpelik ve hayasızlıktır ki hilafetin en çirkin tezyifler ve tahkirler altında birden bire ilgasına cesaret etmiştir.” 


Mustafa Sabri Efendi’nin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki tenkitlerinde hakaret sınırlarını da aştığı ve düpedüz sövgü yoluna gittiğini görülür.

 

“Mustafa Kemal’in ve Ankara Hükümeti’nin kahpeliklerini, sahtekarlıklarını şu ufacık mukaddime’ye sığdıracak değilim. Demek isterim ki bu şekil değiştirmeler, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmamazlıkta da kahraman olmalıdır. Hele dinsizlik olmadan haksızlığın, hayasızlığın bu derecesi tasavvur olamaz.”
 
“İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların, ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitmelerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir”

Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde  İtalyan’ların  , Fransızların ve Yunan ordusunu trajik bir hezimete uğrayarak Anadoluyu terk etmesinden sonra Mustafa Sabri Efendi ailesini alarak İngilizlerin temin ettiği bir yük gemisiyle Mısır’a kaçtı ve orada öldü.

 

***

 

Bu karanlık zihniyet İskilipli hocanın içinde bulunduğu harekete ve

Bu harekette yakın arkadaşlarının yaptıkları unutulmamalıdır. ,

Daha sonraları şeyhüslam seçilen Mustafa Sabri Efendi’nin

Mustafa Kemal Paşa ve

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve

Kuvay-i Milliyeci’ler için,

İdam fetvası veren kişidir.

 

Tarihimizde İşbirlikçi olarak öne çıkanlardan birisi de,

İngiliz Muhipler Cemiyetini kuran,

İngiliz’lerle ve işgal güçleriyle işbirliği yapmış olan,

Sait Molla da İskilip’li hocayla kurdukları cemiyette dava arkadaşıdır..

Daha fazla söze ne hacet ?

 

Dünün ve günümüzün karşı devrimcileri,

Cumhuriyet ve laikliğe karşı olanlar,

Atatürk ve Devrimlerine karşı olanlar,

Tüm olaylarda olduğu gibi,

Atıf Hoca’nın ,Kurtuluş Savaşına olan karşıtlığını,

İşgal ordularıyla işbirliğine gitmesini,

Mustafa Kemal Paşaya karşı düşmanlığını,

Görmezden gelmektedirler..

İskilipli hocanın İstiklal Mahkemesinde idama mahküm edilmesinin gerekçesini,

sadece ve sadece Şapka giymemesine ve

şapka devrimine olan karşıtlığına bağlamaktadırlar !!!

 

 

Aydınlıktan,çağdaşlıktan,evrensel bilimden kaçanların,

Sığınakları ancak karanlıklara sakladıkları yalanlardır…


Naci KAPTAN

25 Şubat 2012