Ağrı’yı Ararat Yapan Aşk Hikayeleri

Cuma günü sabahleyin dostum İsmail’le birlikte Cumhuriyet Meydanı başta olmak üzere çeşitli yerleri gezmek istiyoruz. Öncelikle meydana yakın yerleri geziyoruz. Aradığımız başka bir dostumuzun gazetesine gidiyor, ancak dostumuzun tatilde olduğunu öğrenince bu sefer Moskovyan Caddesi’nde başka bir adres arıyoruz. Opera meydanının batısında düşen bu caddede Sobesednik Gazetesi’nden dostumuz Şuşan ile görüşeceğiz. Uzun bir arayıştan sonra adresi buluyoruz ancak gazetenin kapalı olduğunu öğreniyoruz. Ermenistan’da basın merkezleri yaz tatiline girince işlerinin büyük kısmını durduruyorlar. Gazetenin karşısındaki parkta dinlenirken Şuşan’a mesaj gönderiyorum ve anında cevap alıyorum. Akşam 21.00’da Abovyan Caddesi’nde görüşeceğiz…

O vakte kadar, keşfetmemiz gereken Cascade (Çağlayan) adındaki büyüleyici yapıyı görmek isteyerek yönümüzü tekrar Opera’ya çeviriyoruz. Çağlayan’ın önüne gittiğimizde Erivan’ın tepeden en iyi göründüğü, piramite benzer büyüklükte devasa bir yapıyla karşılaşıyoruz. Girişte sağlı ve sollu olarak değişik sanat denemelerinden oluşan heykeller yer almakta. Cascade altında bulunan müzeye girerek postmodern sanat denemelerinin satışta olduğu büyük sergide gezmeye başlıyoruz. Burada bulunan genç bir kız bize yaklaşarak, o anda bakmış olduğumuz eserle ilgili bilgi vermeye başlıyor. Sonradan şahsi muhabbete girişerek nereli olduğumuzu soruyor. Türk olduğumuzu öğrenince büyük bir memnuniyetle tebessüm ediyor ve buralara en az gelenlerin Türkler olduğunu belirtiyor. Kendisi Lübnanlı bir Ermeni olan yeşil gözlü genç kız, Ermeni kültürüne yönelik paylaşımlarda bulunmaya başlıyor… Milli bir meyve gibi saygı gören nar ile ilgili pek çok eserin bulunduğu bölümde ilginç anekdotlar sunuyor bize ; yeni evlenen kızın yere nar atarak dağılan nar tanesi kadar çocuğa sahip olacağını inancının Ermenistan’da da olduğunu şaşkınlık ile öğreniyoruz. Aynı şekilde Nuh’un gemisi tasvirleri ve Ağrı Dağı’nın yer aldığı bölümde de, bu dağın ufak bir münazara konusu olduğuna değiniliyor. Ancak iki taraf için de durum aynı: Dağ aynı coğrafya insanlarının ortak malı !

Müzeden ayrılarak Çağlayan’ın tepesine çıkmaya başlıyoruz. Sevenlerin buluştuğu, kiminin evlilik teklifini yaptığı, kiminin de küskünken barıştığı bu mekan, Roma’daki Aşk Çeşmesi’ni hatırlatmakta insanlara… Tepeye kadar, arada dört – beş tane ara kat havuzlu bahçenin olduğu bu yer, elbette öncelikli olarak sevgililer için çekim merkezi.

Çağlayan’ın tepesinde ise yorgunluğumuzu atmak için oturuyor ve bir türlü görünmeyen, nazından vazgeçmeyen Ağrı Dağı’nı arıyor gözlerimiz. Erivan Ağrı’ya aşık. Ağrı Erivan için mistik ve dünyevi anlamda vazgeçilmez öneme sahip. Ancak talih o ki, Erivan Ağrı’yı yaz vakti sıcağın oluşturduğu bulanık hava, kış vakti bulutların oluşturduğu perde yüzünden görememekte. Bu da Erivan’ın kaderidir diye düşünüyor ve şehrin geneline hakim olan bu noktadan şehri izlemeye koyuluyoruz.

Şehir genel olarak, vinçlerin gökyüzüne eriştiği, inşaatlaşmanın hız kazandığı, yeni bir anlayışın öncelikli olarak binalara yansıdığı bir görüntü sunmakta bizlere. Tam aşağıda hızlıca süren bir hayat, günlük koşuşturmalar, tam ileride ise bizlere tarihi yansıtan sessiz Revan görüntüsü, söylemek istediğini söyleyemeyen nazlı bir sevgili gibi…

Çağlayan’ın tepesini aynen Revan’ın mahzunluğu gibi terk ederek aşağı doğru yol alma vakti… Aşağıdaki caddenin ilerleyen bölümlerinde yer alan gösterişli apartmanlar, emekli olmadan yaşanması gereken huzurdan haberdar ediyor bizleri…

Abovyan’a doğru giderken halkın ne kadar nazik olduğunu bir kez daha görüyoruz. Adres sorduğumuz herkes, yabancı dil bilmese bile büyük bir canlılıkla adres tarif etmekte, gerekirse tam istediğimiz mekana bizi götürmekte.

Abovyan’da yer alan Moscafe ve Moskova Sineması önündeki ilginç eserleri incelerken, az ileride şimdiye kadar Erivan gözlemlerini Türk medyasına sunan vatandaşlarımızın kalmayı tercih ettiği oteli görüyoruz. Gerçek olan buydu : Türkiye’den gelenler ya Mariott ya da Golden Tulip’te kalır ve halkı oradan gözlemlemeye çalışırlardı !

Şuşan’la buluşana dek pizza yemeği düşünüyoruz. Az aşağıdaki pizzacıya girince buradaki açık menüde yer alan Türk yemekleri bize son derece normal bir vaziyet olarak görünmekte. Restoran duvarlarında ise Ermeni sinema sanatçılarının fotoğrafları yer almakta. Tam siparişimiz gelecekken içeri Şuşan ve arkadaşı Mihran giriyorlar. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşçasına tokalaştıktan sonra masamıza davet ediyoruz dostlarımızı. Ben hem pizzayı yemeğe çalışıyor hem de sohbet ediyorum. Ancak tadını beğenmediğim pizzayı bırakarak, domates suyunu bardağa doldurarak bitiriyorum. Arkadaşlarımız, daha iyi bir mekan için iznimizi istiyorlar : “Hay, hay” diyerek kalkıyoruz.

Daha yukarıda yer alan bir kitap kafeye giriyoruz. İsmail, Şuşan’ın yanına oturuyor. Ancak erkek arkadaşı Mihran küçük bir ricayla Şuşan’ın yanına oturmak istediğini belirtiyor. Her zaman sevdiğinin yanında olmayı görev bilen anlayış burada da hakim.

Şuşan gazeteci. Mihran ise özel bir şirkette bilgisayar mühendisi olarak çalışıyor. Sohbetimiz esnasında Şuşan ve Mihran Türkçe cümleler kurarak ortamı daha da neşelendirmekte. Biz de buna karşılık olarak, Ermenistan’daki halkın aynen Erzurum’da, Van’da, Malatya’da yaşayan insanlara benzediğini anlatıyoruz. Sohbet esnasında Azerbaycan’ın dili de konuşma mevzumuz oluyor. İki ülkeyi de yakından tanıma imkanına sahip olan Ermenistan, bu ülkelerin izlediği siyaseti de yakından takip etmekte. Dillerimizdeki şaşırtıcı benzerliklerden ve ortak kültürel paydalara kadar pek çok konuyu dile getiriyoruz. Sohbet boyunca ne 1915 ne de Karabağ mevzuları konuşuluyor. Yeni nesil daha açık görüşlü ve diyalogu destekliyor. Meselelerin karşılıklı konuşularak çözüleceğine inanılıyor. Sohbet esnasında Ermenistan’da yer alan muhalif cephenin, özellikle Taşnakların bugünkü konumunu soruyorum. Muhalefetten bazı gruplar iktidarı vatanı satmakla suçlamakta ve bu konuda ortak bir cephe oluşturmakta. İktidar ise Türkiye’yle geliştirilecek olan ilişkilere özel önem veriyor. Ancak siyasi çıkmazlar işi zorlaştırmakta çünkü ortada kanayan bir Karabağ yarası var.

İsmail’le birlikte Erebuni’ye gitmek üzere Cumhuriyet Meydanı’na yöneliyoruz. Dolmuşa bindiğimizde gün boyunca edindiğimiz intibalar ve gözlemlerimiz yeni düşüncelerin doğmasına yardımcı oluyor. Burada dolmuşlar gece ve gündüz tarifesine sahip. Gündüz 100 dram, gece ise 200 dram… Karlı çıkmak için vazgeçilmez bir yöntem. Aynı durumun Türkiye’de nasıl uygulanabileceğini düşünmeye başladığım esnada telefonum çalıyor. Beni Erivan’da ilk defa birisi arıyor… Telefonumu açıyorum, karşımdaki kişi Ankara’dan bir hocamın tanıştırdığı Diana…Türkçe’yi çok akıcı bir şekilde kullanarak “ Erivan’a hoş geldin Mehmet.. Kaldığın yer rahat mı? Bir ihtiyacınız var mı?” diyerek halimi soruyor. Ben her şeyin yolunda olduğunu söyleyince, diğer gün Diamond Cafe’de buluşmak üzere sözleşiyoruz… (devam edecek)

Mehmet Fatih ÖZTARSU /  Haber 7

http://www.haber7.com/haber/20100831/Agri8217yi-Ararat-yapan-ask-hikayeleri.php

İlgili Videolar

Loading…
Related Video Search

İlgili Yazılar

  • Üst menüden ilgili kategorileri seçebilirsiniz.