“Kürt sorunu” nedir?

Özcan YENİÇERİ

Türkiye’de yalnız çözümler değil sorunlar da ithal edilmektedir. “Kürt sorunu” da mevcut jargonuyla hem ithal hem de inşa edilen bir olgudur. Sonuçta malum güçler devletin tepesine de sade vatandaşa da Türkiye’de bir “Kürt sorunu” olduğunu kabul ettirdiler. Bu durum açıkçası Kürt’ün Türk’le sorunu olduğunu savunanlar için büyük bir zaferdir. “Kürt sorunu” diye bir sorunu kabul ettikten sonra bu sorunu size kabul ettirenler, sorunu çözmek için önünüze onlarca proje koyacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde toprakların neredeyse tamamı, icat edilen sorunlar ve dayatılan çözümler sonucunda kaybedilmiştir. Üç yüz yıldır Türkiye üzerinde farklı oyuncularla bu sorun/çözüm oyunu oynanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme ve dağılma sürecinde de malum güçler ilk önce onlarca  “sorun” icat eder, sonra da bu sorunların çözülmesini Bab-ı Âli’den talep ederlerdi. “Doğu sorunu” sorunların en genelidir. Doğu sorunu, Balkanlar ve Ön Asya’daki Türk hâkimiyetine son verme sorunuydu. Nitekim devam eden süreçte Türkiye’nin önüne hangi sorun konulduysa, sorun olarak ifade edilen değerlerin ve toprakların kaybıyla sorun çözülmüştür. Osmanlı,  “Kutsal yerler sorunu”ndan, Kutsal yerlerden çekilerek, “Girit sorunu”ndan Girit’in Yunanistan’a verilmesiyle kurtulmuştur. “Bulgar sorunu” Bulgaristan’a bağımsızlık verilerek, “Ermeni sorunu” ise tehcir ile çözülmüştür.
Anlaşılan bugünlerde de Türkiye’nin önüne birileri, çözümüyle birlikte bir “Kürt sorunu” koymuştur. Bu sorunun beklemeye tahammülü yoktur. “Kürt sorunu”nun çözümü (!) ABD için hayati önemdedir. ABD Başkanı Obama’nın, Türkiye’yi ziyaret etmeden önce bölgeye danışmanlarını göndererek akil adamlarla (!) görüşmelerde bulunduğunu unutmamak gerekir. ABD’nin Irak’tan asker çekmesi her şeyden önce Barzani yönetiminin güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır. Barzani yönetiminin güvenliği ise Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmasıyla mümkündür. Türkiye ile Kürt Yönetiminin iyi ilişkiler kurmasını PKK engelliyor. PKK’ya karşı Barzani’nin harekete geçmesi de söz konusu değil. O halde sorunu Türkiye’nin bu konuda atacağı adımlar belirlemelidir. Türkiye’nin gündeminin  “Kürt sorunu”yla doldurulmasının nedeni budur.
Cumhurbaşkanı Gül, “iyi şeyler olacak”,  “Zor diye erteleyemeyiz. Cesur olalım” diyor. Ancak kim, neyi erteliyor? İnsanlar ya da kurumlar hangi hususlarda cesur olacak? Bunu söylemiyor. Ortada içeriğini kimsenin bilmediği bir “Kürt sorunu” dolanıyor. Cumhurbaşkanı da olayın hep kenarından, köşesinden söz ediyor. Özüne girmiyor. Bu sorunu “entelektüeller tartışsın” diyor ama yanına aldığı üç-beş burjuva/aristokrat gazeteciden başkasını, kimin ne dediğini dinlediği yok.
“Kürt sorunu”ndan malum zatların kast etikleri şöyledir: “Dilimizi kabul ettiniz, sıra topraklarımızın adını kabul etmeye geldi”. “Sınırlarımızı çizdik”, “Başbakan Van’a gelmesin” vb. ifadeler, “Kürt sorunu”nundan ne anlaşıldığını ifşa eden açıklamalardır. Birileri “Kürt sorunu” ndan Türkiye’nin parçalanarak, üzerinde bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını anlıyorlar. Bazıları da duruma göre bu amacı erteleyerek Türkiye’de Kürtlerin Kürtleri, Türklerin de Türkleri yönettiği ikili bir federal bir Türk-Kürt devletini dillendiriyor. O da olmazsa, yerel yönetimlerin güçlendirilerek, Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin resmen Türkiye sınırları içinde, fiilen Türkiye sınırlarının dışına çıkarılmasına imkân veren bir süreç istiyorlar.
“Kürt sorunu”nun çözümü bu bağlamda  “PKK’lıların kayıtsız/şartsız affedilerek siyasi temsil hakkı kazanmalarını” talep etmekten, Güneydoğu’da özel idari usullerin hayata geçirilmesine kadar uzanan bir listedir. Hangisi çözülmek isteniyor? Önce bunun açıklanması gerekiyor.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=8512

Tags: