Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Ata Atun

BM GK ÜYELİĞİ İLE YENİ KIBRIS POLİTİKASI

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Cambria Math”; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face {font-family:”Bookman Old Style”; panose-1:2 5 6 4 5 5 5 2 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:647 0 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”,”serif”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} p {mso-style-priority:99; mso-style-unhide:no; mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”,”serif”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>


/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-priority:99;
mso-style-qformat:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”,”serif”;}

Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi, bu görevi yapacağı 1 Ocak 2009-1 Ocak 2011 yılları arasının dünyanın şu anda içinde bulunduğu ekonomik kriz, Kıbrıs sorunu ve Orta Doğu’nun patlamaya hazır bir ateş fıçısı olması nedeni ile çok önemli.

Türkiye’nin Avrupa bölgesinde, BM’ye üye 192 ülkenin daimi temsilcisinin 152’sinin oylarını alarak, ki buna neredeyse oyların %80’ni de diyebilirsiniz, ilk sırada bu göreve seçilmesi dikkati çeken ilk başarı.

AB’nin ağır toplarından Avusturya’ya 20 oy fark atması ise bir diğer başarı.

Bu başarıda büyük payları olan T.C. Dış İşleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ı ve Müsteşar (Sevgili dostumuz, T.C: Lefkoşa eski Büyükelçisi) Sayın Ertuğrul Apakan’ı kalben kutlamak gerek. Yıllardır uyguladıkları kişilikli dış politikaların bu kapıyı araladığı da bir gerçek.

İzlanda Avrupa bölgesinde yeterli oy alamayarak elenirken, Afrika bölgesinden Uganda (tek aday), Latin Amerika ve Karayibler bölgesinden Meksika (tek aday) ve Asya grubunda Japonya (İran’ı geride bırakarak) BMGK’nin 2009-2010 dönemi üyesi oldu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 15 üye ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkelerden 5 tanesi (Amerika, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin) daimi üyeler, 10 tanesi ise “Geçici Üye” adı altında iki yıllık görev süresi ile BM Genel Kurulu tarafından seçilen üyelerdir. Kararlar “Oy Birliği” ile alınmaktadır. Daimi üyelerde, geçici üyelerde olmayan Veto hakları vardır.

Türkiye, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığını 21 Temmuz 2003 tarihinde açıklamıştı. BM Güvenlik Konseyinde 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde yer alan Türkiye, 47 yıldır konseyde temsil edilmiyordu. Bu nedenle de özellikle Kıbrıs sorunun başladığı 21 Aralık 1963 yılından günümüze bu 47 yıllık süre içinde Kıbrıs konusunda Rumların tezleri hep geçerli oldu.

Türkiye’nin, “Dünya Güvenliği, İnsan Hakları, Kimyasal Silahlarla Mücadele” gibi dünya politikasını yönlendiren bir konseye, diğer bir tanımla da “Dünya Yönetiminin Bakanlar Kuruluna” dev ülkelerin önünde girmesi ise çok önemli bir politik gelişme.

4 Mart 1964 tarihli ve 186 sayılı, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini silah zoru ile ele geçiren Kıbrıs Rum Yönetimini adanın meşru hükümetine dönüştüren ve Kıbrıslı Türklerin haklarını ayaklar altına alan benzeri kararlar en azından bu dönemde çıkmayacak.

Türkiye’nin bölgedeki, istikrarlı dış politikası, dengeleri çok iyi koruyan bir siyaset gütmesi, sınır ötesi aksamasız bir lojistik destek ile askeri harekat düzenleyebilen dünyanın 4.cü ülkesi olması ve en önemlisi de artık Orta Doğu’da Türkiye’nin “Evet” demediği hiç barışın süreğen olamayacağı gerçeği, Türkiye’ye bu kapıyı açtı.

Türkiye’nin BM GK üyeliğine seçilmesi Türkiye’nin küresel vizyon ve görüntüsünü, çok büyük ölçüde olumlu olarak etkileyecek, Türk dış politikasına etkileri ise çok yönlü olarak bir gelişme gösterecektir. Öncelikle Gürcistan, Ermenistan, Suriye, Lübnan, Filistin, gibi yakın çevre ülkelerden, Katar, Kuveyt, BAE gibi Arap dünyasının zenginlerine ve Orta Asya’nın derinliklerine kadar pek çok ülke, Türkiye üyeliğini kendi lehlerine bir fırsata dönüştürmek çabası içine gireceklerdir. Bunları hep birlikte görüp yaşayacağız.


Rum ve Yunan lobisinin baskın ve yoğun karşı çalışmalarına rağmen Türkiye’nin BM GK üyeliğine seçilmesi ile Kıbrıs konusunun yeni bir sürece gireceği ise bir başka önemli gerçek. Rumların hamisi Rusya ve Fransa’nın Kıbrıs konusunda 1963’den beridir devamlı olarak öne sürdükleri tek tarafı ve Rum yanlısı politikaları artık bir son bulacaktır.

Bir evvelki BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan ve Kıbrıslı Türklerin “Evet” Rumların da “Hayır” oyu kullandıkları Referandumdan sonra hazırladığı 25 sayfadan oluşan ve 93. paragrafında Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunda güçlü bir çağrıda bulunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli raporu, Rusya’nın vetosu, Çin ve Fransa’nın da çekimser oyları nedeni ile hala havada durmaktadır. Bu rapor tartışılmak için o günden bu güne bir türlü masaların üstüne düşmedi ve Rusya’nın bu konuda yaptığı açıklamalara göre de “Veto”nun süresi sınırsız ve Rumların aleyhine görüşler içerdiği için de asla görüşülmeyecek. Yunanistan Kıbrıs konusunda en kritik dönemlerden bir tanesi olan 1 Ocak 2005-1 Ocak 2007 yılları arasında BM GK üyeliği yaparak, Kıbrıslı Türkler lehine güçlü çağrılar içeren Annan Planı raporlarının yayınlanmamasında etken bir rol oynamıştı.

Annan’ın 24 Nisan referandumu ile ilgili olarak sunduğu ama Rusya’nın vetosu nedeni ile halen havada duran bu raporundan bir yıl sonra sunduğu 9 Haziran 2005 tarihli ikinci rapor, her ne kadar bir evvelkine nazaran eksiklikler içeriyorsa da, gene de Kıbrıs konusunda Türk tezlerine yakın bir rapordur.

Türkiye’nin BM GK üyeliği yapacağı bu dönemde özellikle Kofi Annan’ın 28 Mayıs 2004 ve 9 Haziran 2005 tarihli raporları üzerine gidilirse, KKTC’nin ölüm fermanını hazırlayan ve Kıbrıslı Türklerin dünya ile kucaklaşmasının kapısını kapayan izolasyonların yürürlüğe girmesini sağlayan 441 ve 550 no.lu BM GK Kararlarını tekrar gündeme getirme hakkı yaratacağı kesindir.

Bölgede koşulların değiştiği ve Türkiye’nin ağırlığının çok arttığı bu dönemde Türk Dış Politikası bunu başarabilecek güçte ve konumdadır. Böylesi bir değişikliğin, Kıbrıs konusunun sürecini Türk tezleri lehine alt üst edeceği de inkar edilemez bir gerçektir. Türkiye’nin eline son 47 yıldır Kıbrıs konusunda uğradığı haksızlıkları düzeltebilecek ve kendisini haklı konuma çıkaracak “Altın bir Fırsat” geçmiştir. Gerçekte geçmemiş, Türkiye bunu kendi bileğinin gücü, çabaları ve alnının teri ile kendi yaratmıştır.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here