arinc-yeni

ARSIZLIK YAPIYOR OYUNA GELMEYİN

Arınç bir sözcüdür,kendisinin şu anda yaptığı arsız bir sözcülüktür.Neden arsızlık yapıyor?Bu gün sahip oldukları iktidarı seçmenden gizli saklı yaptıkları arsızlıklar ile ele geçirdiler

arinc-yeni

 

 

Yaratmaya çalıştıkları kahkaha kadın,ar,namus,direk,en direk kamplaşması cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi hırsızlık ve yolsuzluk iç ve dış politika da şamar oğlanı olmanın dayanılmaz endişesi,korkusu ve erdoğan’ın c.başkanı olamayacağının binlerce sinyali.

Bir hükümet adamına ve ya herhangi bir siyasi yapıya yakışmayacak toplumun fabrika ayarları ile oynayarak rte nin cumhurbaşkanlığına hedefe ulaşabilmesi için yaptığı kepazelikler; Gülme ,ağlama ,dokunma,sevişme.

Sadece Nagehan Alçı’mı arsızca güler Yiğit Bulut yokmudur arsızca gülen.

Sadece Kadınmı ağlar bağıra,bağıra,hıçkırarak.Sadece Kadın’a mı dokunulur yokmudur dünyada cinsellik ilekadını  istismar edilmeden kullanmadan din ve politikaya alet etmememiz gereken dokunulan güzellikler/canlılar.İnsan gibi.

Sevişmek,birlikte olmak,çiftleşmek tek taraflı bir eylemlermi?Öyle olsaydı arınç’ı babası tek başına doğurmuş diye de düşünemezmiydik.

Ama çal çırp,katlet SOMA nın hesabını ödeme ROBOSKi/ULUDERE katliamlarının üzerini ört bir avuç İsrail ile baş edeme Filistin’li ölsün rte cumhurbakanı olsun.

Unutmayın halk’lar ^çalmadan^ da bağıra çağıra kahkahalarla gülebilenlerdir.

O halk ki israil vb’lerinin Filistin’e reva gördüğü zülme de sessi.Protesto eder  yasını tutar,kafa yorar.

Yolunu bilen de gider dil,din,ırk ayırmaz dizine,diz omuzuna omuz olur..

Çevremizdeki savaş petrol savaşıdır…

NECDET BULUZ

 

Bugün, Ortadoğu’da ve çevremizde olup bitenlere, dökülen kanlara bakarsak, bunun tam anlamı ile bir petrol savaşı olduğunu görürüz. Özellikle Irak’ta ve Kerkük’teki kaliteli petrol yatakları Amerika’nın, Batı’nın her zaman ilgi alanı olmuş, iştahlarını kabartmıştır. Irak neden işgal edildi, Libya niye el değiştirdi, Arap Baharı ile yönetimler niye alaşağı edildi? Bunların altında yatan gerçeklere bakacak olursak, hepsinin petrol savaşından kaynaklandığını da açık biçimde görmüş oluruz.

Amerika, Kuzey Irak’ta bir Kürt bölgesinin oluşumu ile Kerkük ve diğer yerlerdeki petrol yataklarının korunmasını bu gruplara bıraktı. Biz ise, Kuzey Irak yönetimi ile bu petrolleri işletmeye ve satmaya kalkıştık. Buna izin verirler mi? Bu bölgedeki petrolleri bize yedirirler mi? Nitekim Hükümetin yılda 100 milyar dolar getirecek petrol hayali Barzani ile yapılan anlaşma ile hayata geçirilecekti. Amerika, aldığı bir kararla Kürt petrolünü yasakladı.

Bitmedi, Birleşmiş Milletler’den de bir karar çıktı. Kararda “IŞİD’ın elindeki petrol yataklarına dokunanlar terörist sayılacak” denildi. Buyurun buradan yakın.

Artık, dış güçler gözlerini diktikleri petrolleri ele geçirmek için tek bir askerini bile feda etmiyor. Yönlendirdikleri ve destekledikleri gruplarca bu işi yapıyorlar. Önce Kuzey Irak’lı Kürtleri kullandılar. Şimdi IŞİD’i kullanıyorlar. Eğer IŞİD’ı kullanmamış olsalar, bu örgüt böylesine rahat ve serbest hareket sahası bulabilir miydi?

IŞİD ile ilgili yazdığımız yazılarda “Bu örgüt dış destek görmese bu kadar ileriye gidebilir mi? Bu grubu yönlendirenler hedeflerine ulaşınca bunların da haklarından gelecek. Ortadoğu’da aynı zamanda Müslümanları Müslümanlara kırdırıyorlar. Biz de bunlara hizmet ediyor ve seyrediyoruz” demiştik. Bugün gelinen noktaya baktığımızda bu yazdıklarımızdaki haklılık paylarımız da ortaya çıkmış oluyor.

Bağdat’taki yönetim Amerikan desteğindeki yönetimdir. Bağdat, Kürt petrolünün satışına şiddetle karşı çıkmıştı. Çünkü Amerika böyle istiyor. Buna rağmen Türkiye ile Kuzey Irak Kürt Yönetimi kafa kafaya verip, bu petrolü pazarlamaya kalkıştı. Ceyhan’dan yüklenip, satılmak için Texas’a getirilen bir milyon varile petrol “Bu petrol Irak’ın malıdır, kaçak elde edilmiştir, satamazsınız” denilerek el konulmuştur.

Yapılan hesaplar ve iddialar şöyle:

Kuzey Irak’tan 2015 yılında günde bir, daha sonra da 3 milyon petrol satışı planı yapılırken yıllık 100 milyar dolar gelir hedefleniyordu. Satış geliri de Halkbank’ta tutulacaktı. Bu nedenle Kürt petrolü Türkiye’nin ekonomik kalkınması ve Kürdistan’ın bağımsızlığının garantisi olarak değerlendiriliyordu. Amerika, Bağdat’ın yanında yer alıp, bu oldu-bittilere darbe indirince tüm yapılan hesaplar da altüst olmuş oldu.

 

IŞİD’e destek veren ülkelerden birinin de Türkiye olduğu iddia ediliyor. Bu nedenle Kuzey Irak’ta bazı petrol kaynaklarına el koyan IŞİD, bunları ucuz fiyatla satmaya başlayınca, bir darbe de buna indirildi. Çünkü IŞİD’ın sattığı petrollere aracılık yapan ülkeler için BM’den gelen sert açıklamada “Bu işi yapan ülkeleri terörü destekleyen ülkeler listesine alacağız” denildi.

IŞİD, Suriye ve Irak petrolünün varilini 30 Dolar gibi çok ucuz fiyattan bazı tüccarlara satıyor. İddialara göre bu tüccarlar da elde ettikleri bu petrolü kamyonlarla Türkiye’ye sokuyor. Yakında IŞİD’ın ele geçirdiği petroller kimlerce işletilecek, paralar kimlerin kasasına girecek bunu da birlikte göreceğiz. Bu yapılan işler planlı, programlı yapılıyor. O nedenle sonuç da belli. Kısacası bize yedirmezler.

Sözü fazla uzatmaya gerek görmüyoruz:

Çevremizdeki savaş, kardeş kavgası, mezhep çatışmaları, bitmeyen tatsızlıkların arkasında yatan gerçek, bir petrol paylaşım kavgasından başka bir şey değildir. Irak’ın İşgali ile Amerika, bu ülkedeki petrol yataklarına el koymuştur. Bunu, ne Kürt’lere, ne Türkiye’ye ne de başkalarına yedirtmezler. O nedenle bugüne kadar Kürt’lerin ve Türkiye’nin bu petroller konusunda yaptığı hesaplar bir anda ters dönmüştür.

Biz, bunu da dış politikada bir zayıflık ve ön görüsüzlük olarak değerlendiriyoruz. Bölgedeki petrollerin işletilmesi ve satışının bizlere bırakılmayacağını bugün bizi yönetenlerin çok iyi bilmesi gerekirdi. Eğer, bunun hesapları önceden yapılmış olsa, bugün yaşananlar da yaşanmazdı. Şimdi hesaplar ters döndüğüne göre ne gibi önlemler alınacak bunu da bilemiyoruz.

Türkiye’nin bölgede güçlenmesi, ekonomik yönden sarsılmaması için alınan önlemler her zaman dış güçlerce engellenmiştir. Türkiye’yi ne ayağa kaldırırlar, ne de yerlerde süründürürler. Her dönem böyle olmuştur, bundan sonra da bu sistemin değişeceğine ihtimal vermiyoruz.

e.mail: necdetbuluz@gmail.com

             necdetes@mynet.com

 

AB’nin Kıbrıs Garantörlüğü

Kıbrıs Rum tarafı 1960 yılından beri 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin ve Kıbrıslı Türklerin garantörü olan Türkiye’yi bu garantörlüğünden çıkartmak için uğraş vermekte.

 

Makarios bu nedenle 1 Ocak 1964 sabahı, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile İttifak ve Garantiler Anlaşmasını tek taraflı iptal ettiğini bile açıklamıştı ama bunu kimse yemedi ve Makarios’a da yedirmedi. İngiltere ve Türkiye Makarios’tan bu açıklamasını geri almazsa müdahale edeceklerini resmi olarak açıklayınca ister istemez geri adım atmak zorunda kalmıştı Makarios.

 

1 Mayıs 2004 günü Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne kabul edilince, ilk işi Türkiye’nin Garantörlüğüne artık gerek kalmadığını ve yerine bu garantörlüğün Avrupa Birliği tarafından yapılmasının daha doğru olacağını açıklamak oldu. Sonra da her fırsatta ve her platform da bu iddiasını öne sürmeye başladı.

 

Hitlerin Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels’in etkin propaganda yapmak için sıkı sıkıya sarıldığı 10 tane kuralı vardı. Bunlardan bir tanesi “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır“, diğeri “Bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser” bir başkası da “Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur” du.

 

Rumlar Goebbels’in bu kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak, 1963′de masum Türkleri öldürmek amaçlı yaptıkları silahlı saldırıları Goebbels’in yukarıdaki propaganda yöntemleri ile örtbas etmeye çalıştılar.

 

Zaten 1 Mayıs 2004′den itibaren de Goebbels’in propaganda kurallarını Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldırmak ve Garantörlük mekanizmasını AB’ye kaydırmak için kullanmaktalar. Bu amaçla da Kıbrıs’ta, “mevcut garanti sisteminin Avrupa ilkelerine uygun olmadığı“nı savunarak,  “Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs için en etkin garanti ve güvenlik olduğunu” iddia etmekteler.  Tam Goebbels’lik yalanlar.

 

Kıbrıs adasında Birleşmiş Milletler askerleri olmasına ve her yerleşim yerinde kampları ve askeri güçleri bulunmasına rağmen Rumların 21 Aralık 1963 günü başlattıkları ve 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı’na kadar sürdürdükleri Türkleri katletmelerine BM askerleri hiç bir şekilde müdahale etmediler.  Yer yer bunun tersini bile yaptılar ve verilen sözlere inanarak Birleşmiş Milletler Askeri Gücüne silahlarını teslim eden Türklerin Rumların tarafından canice öldürülmesine göz yumdular. Resmi belgelere göre Baf’ta yaşanan katliamın sorumluluğu sadece ve sadece Birleşmiş Milletlere aittir ve onların ihmali ile Rumlara göz yummasından kaynaklanmakta. Aynı olay 1995 yılında Srebrenitsa’da yaşanmış ve Barış Gücü olarak görev yapan Hollanda Birliğine sığınan Boşnakları Hollanda Barış Gücü, Sırp general Ratko Mladiç‘in başında olduğu güçlere teslim etmiş ve hepsi de katledilmişti. Boşnaklar Müslüman, Sırplar ve Hollandalılar da Hristiyandı.

 

Gazze’de yaşayan Filistinli kardeşlerimizin hiç bir garantörü yok, koruyanı yok, arkalarında duranı da yok. İsrail’in insan haklarına aykırı olarak sürdürdüğü katliamlara mertçe karşı çıkan ve Filistinlilerin arkasında durmaktan çekinmeyen sadece Türkiye oldu.

 

Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantisinin kalktığı, Türk askerinin adayı terk ettiği ve AB’nin sözde garantör ilan edildiği günde Rumların adanın tümünü ele geçirmek için aynen İsrail’in Filistinlilere yaptığı gibi bizlere saldırmaktan hiç çekinmeyeceği, AB’nin de güya garantör olarak müdahale etmeyeceği kesindir.  Zaten bunun örnekler de ortadadır. Geçmişte Girit’te Avrupalı devletlerin nasıl benzeri bir oyunu tezgaha koydukları ve Girit için bir özel idarenin kurulmasını talep edip Osmanlıyı kandırarak, 3 ay içinde Girit’i Türklerden temizledikleri daha hafızalardan silinmemiştir.

 

Türkiye’den başka hiç bir devlete veya da birliğe inanmamamız gerektiğini tarihimiz ve günümüzde yaşanan gelişmeler bize söylemektedir…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.twitter.com/ataatun

http://www.ataatun.com

30 Temmuz 2014

kalpak

Atatürk’e kurulan kumpas İhsanoğlu’na da kurulmak istenmiş olabilir!

Tayyip Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki en güçlü rakibi de olan Çatı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında bel altı vuruşlarında kullanmak üzere bir açık ve yumuşak bir bölge bulmak için yanıp tutuştuğu kesindir. Kurmayları muhtemelen harıl harıl Ekmel Hoca’nın bir açığını ve bir hatasını aramakla meşguller şu günlerde! İhsanoğlu ailesinin en önemli açığı, Mehmet Akif Ersoy Merhum’un vasiyetine uyarak, onun, Mustafa Kemal Paşa’nın talebi üzerine yapmış olduğu Kur’an Tercümesi’ni yakmalarıdır! Tayyip Erdoğan ve kurmayları, bu husu gayet iyi bildikleri halde nedense bu konuyu hiç gündeme getirmiyorlar. Çünkü getirseler kendi zafiyetlerini ortaya çıkartarak Merhum Akif’i suçlamış olacaklar.

Oysa Mehmet Akif Ersoy, Tayyip Erdoğan’ın siyaseten nemalandığı isimlerin başında geliyor. Bugüne kadar seçim meydanlarında az oy toplamadı onun şiirlerini okumak suretiyle, hamasi nutuklara bayılan cahil halk yığınlarından. Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Arif Nihat Asya’nın şiirleri olmasa, Büyük Usta’nın işi hepten sarpa sarmıştı çünkü. Bu üçünün şiirlerini söküp atın Uzun Adam’ın konuşma metinlerinden, geriye kalacak olan bir yığın anlamsız laf kalabalığı, bir sürü gereksiz lakırdıdır sadece…

Bu konuda Şair Mithat Cemal Kuntay ve bestekâr Selçuk Tekay’ın haklarını da yemeyelim. Zira usta başı sıkıştıkça Mithat Cemal Kuntay’ın “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” şeklindeki mısralarına sığınıyor ve Selçuk Tekay’ın “Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda…” şarkısıyla bağlama çekiyor kendisini dinleyen birörnek kalabalıklara.

Tayyip Erdoğan, Sabahattin Önkibar ve Hulki Cevizoğlu sayesinde Ulusal Kanal’da bol bol işlenen bu konuyu bilinçli olarak es geçince(1), İhsanoğlu hakkında konuşulacak pek bir zafiyet kalmıyor geriye. Tayyip Bey, şöyle bir bakıyor Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanogğlu’na; pırıl pırıl bir ilim adamı ve halis, muhlis bir Türk çocuğu görüyor. Böyle olunca geriye kalıyor sadece “Monşer” kavramı. Büyük Usta hemen sarılıyor bu kavrama ve Ekmel Hoca’ya “Monşer” yaftası iliştiriyor. Ancak Ekmel Hoca kaçın kurası, hemen cevabı yapıştırıyor Uzun Adam’a. Ancak tamamen siyasi nezaket ölçülerinde ve sanki 40 yıllık politikacıymışçasına, yani rakibini incitmeyecek biçimde ve ancak onu öfkeden çıldırtırcasına! Şöyle diyor bu konuda:

“Monşer kelimesini bilmeyenlere bir ufak dipnot vereyim. Monşer demek ‘Azizim’ demek. Bana ‘Azizim’ dedilerse çok teşekkür ederim”(2).

Uzun Adam Ekmel Hoca’nın Adaylığını Engellemek İstemiş Olabilir mi?

“Monşer” şeklindeki yaftalamanın gerekli siyasi etkiyi yapmadığını ve Ekmel Hoca’nın bu yaftalamayı ustalıkla savuşturduğunu gören Uzun Adam nihayet dilinin altındaki baklayı çıkarmış bulunuyor! Toplumda beklenenin üzerinde karşılık bulması üzerine, Uzun Adam ne yaptığını ve ne dediğini şaşırmış biçimde saldırmaya başladı bir zamanlar en parlak bürokratlarından birisi olan ve şu anda da cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda en ciddi rakibi durumundaki Ekmel Hoca’ya. Şimdi de değil bir Müslüman’a, aklı başında bir insana yakışmayacak biçimde onun ailesine sataşmış bulunuyor Uzun Adam. Hem de kendi soyu ve sopu hakkında yapılan onca dedikoduya aldırmaksızın!

Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren hattının Eskişehir durağında yapmış olduğu konuşmada Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında şöyle demiş Uzun Adam:

“…Bak şimdi ne diyor adayları. Gazze’yi bırak, Rabia’yı, bırak Türkmenlere bak diyor. Şuna bak ya. Aman yarabbi 1 ay içinde nasıl da Kılıçaroğlu’nun dümen suyuna girmiş, ne kadar çabuk girmiş. Ben bu kadar kabiliyetli olduğunu zannetmiyordum. 1 ay içinde babasını bu ülkeden kovan CHP. Şimdi onun safına girdi. Açıklama yapıyor Kılıçdaroğlu; ‘bu toprakların evladı’ diyor. Hangi toprakların ya. Kahire’de doğmuş, 30 yaşında Türkiye’ye gelmiş hangi bu toprakların evladı? Kimi aldatıyorsunuz? Bu toprakların evladı biziz biz. Burada doğduk burada çalışıyoruz….”(3).

Tayyip Erdoğan’ın bu çıkışını sakın basite almayınız derim ben. Bu çıkışın altında, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığını bir şekilde engelleme düşüncesi ve bu düşüncenin tarihi arka planı vardır. İnanıyorum ki; eğer seçim takvimi müsait olsaydı ve yeterli zaman bulunsaydı Uzun Adam, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığını engellemek için gerekli yasal düzenlemeyi kesinlikle yaptırırdı. Çünkü AKP İslamcı Hürriyet ve İtilaf Fırkası zihniyetinin günümüzdeki temsilcisidir ve bu zihniyetin mensuplarının, gerek saltanatın ve hilafetin kaldırılması sırasında, gerek Lozan Antlaşması konusunda ve gerekse Cumhuriyetin kuruluşu ve inkılapların hayata geçirilişi sırasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına nasıl güçlükler çıkardığını, az çok mürekkep yalamış herkes bilmektedir bu ülkede.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, Uzun Adam’ın ailesi hakkında yapmış olduğu yukarıdaki çıkışa vermiş olduğu cevap da oldukça manidardır ve Uzun Adam’ı düşündürecek türden bir cevaptır aslında; “Mühim olan insanın nerede doğduğu değil, vatana ne kadar bağlı olduğudur!” demiş Ekmel Bey. Onun bu cevabı, gerçekten de en az Diyarbakır’daki konuşmasında kendisine “Satılmış” diyen Uzun Adam’a, HDP Genel Başkanı da olan üçüncü cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın “Satılmış olan bensem paralar niye sende” şeklinde, Soma’dan verdiği cevap kadar manidardır aslında(4).

27 Temmuz günü İstanbul Edirnekapı Şehitliğini ziyareti sırasında aynı yerde metfun Mehmet Akif Ersoy’un kabri başında, ailesine sataşan Uzun Adam’a şu cevabı vermiştir Ekmel Hoca:

“Merhum Akif babamın çok yakın dostudur. Benim babam Yozgatlı İhsan Efendidir. Akif ile 1924’te tanışıyorlar. Ve beraber yolculuk yapıp Kahire’ye gidiyorlar. Benim babam gurbette vefat etti. Birçok Türk gibi ben de gurbette doğdum. Gurbette doğmak bir nakısa değildir. Bilakis onun bir anlamı vardır. Gurbette doğanların çoğu vatanın kıymetini vatanın değerlerini, bayrağın manasını kutsiyetini birçok kişiye göre daha iyi bilirler. Daha hassas olurlar. Bu konularda kimsenin şüphesi olmasın. Bu hassasiyetleri insanlar gurbette doğdukları günde his ederler. Bayrağı da, vatanı da toprağı da severler. Bir insanın gurbette doğması kadar tabi bir şey olamaz. Mühim olan insanın vatana bayrağa sadık olmasıdır. Milletin şerefine haysiyetine halel getirmemesidir. Bilakis onlara hizmet etmesidir. Allah’a şükür ben bütün bu değerlere hizmet ettim. İftihar ediyorum böyle bir ailenin evladı olmaktan. Böyle vatanını milletini dinini seven bir ailenin çocuğu olmaktan iftihar ediyorum. Ayrıca kökü, soyu sopu belli olan bir aileden gelmiş olmanın vermiş olduğu rahatlık içerisinde bana karşı aileme karşı yapılan bu iftiraların hiçbirisine kıymet vermiyorum”(5).

Bu Zihniyet Aynısını Vaktiyle Mustafa Kemal Paşa’ya da Yapmak İstemişti!

AKP zihniyeti için yukarıda dedik ki; “AKP, İslamcı Hürriyet ve İtilaf Fırkası zihniyetinin günümüzdeki temsilcisidir ve bu zihniyetin mensuplarının, gerek saltanatın ve hilafetin kaldırılması sırasında, gerek Lozan Antlaşması konusunda ve gerekse Cumhuriyetin kuruluşu ve inkılapların hayata geçirilişi sırasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına nasıl güçlükler çıkardığını az çok mürekkep yalamış herkes bilmektedir bu ülkede…”

AKP zihniyetinin Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki en etkili iki kişisinden birisi Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, diğeri de Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Ulaş Bey’dir. Mecliste “İkinci Grup” olarak da isimlendirilen siyasi grubun ileri gelen bu iki ismi, tabiri caizse Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına kök söktürmüşlerdir! Gazeteci Taha Akyol’un dediğine göre, Trabzon Mebusu Ali Şükrü, mecliste Mustafa Kemal Paşa’nın yakasına yapışacak kadar işi ileri götürmüş bir şahsiyettir. Taha Akyol “Milli İrade” başlıklı yazısında Ali Şükrü Bey’in bir ara öfkesine yenik düşüp Mustafa Kemal Paşa’nın yakasından tuttuğunu, arkasından da “Fakat karşımda bir kahraman var” diyerek geri çekildiğini söylüyor(6).

Bu konuda “Hatta Lozan konusu mecliste görüşülürken 25 ocak 1923′te mecliste şiddetli kavgalar oldu. Meclis 21-27 ocak arasındaki zabıtları süratle yayınlaması gerekiyor. Hele hele Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ben ‘bu yola baş koydum’ diye feryat ediyordu. Mustafa Kemalin yakasına yapıştı. Aralarında yumruklaşmalar oldu. Tabi kim kimi dövdü onları bilmiyoruz. Çünkü meclis zabıtları hala yayınlanmadı. Ama Ali Şükrü Bey ve Meclis çoğunluğu bu direnişin cezasını çok kısa sürede gördü. 2 ay sonra 27 Martta Ali Şükrü Bey, Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman Ağa tarafından boğularak öldürüldü” diyenler de var.

Tayyip Erdoğan’ın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ailesi hakkında söylediklerini duyunca ister istemez Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM üyeliğinin sona erdirilmesini ve arkasından Cumhuriyetin ilanı ile onun Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek için türlü dolaplar çeviren ve bu konuda kanun teklifi bile hazırlayan meclisteki muhalif yobaz zihniyetin 92 yıl önce sergiledikleri siyasi ayak oyunları geldi aklımıza.

1922 yılının Kasım ayında Erzurum Mebusu Süleyman Necati, Mersin Mebusu Selahattin ve Canik (Samsun) Mebusu Emin Beyler, “o zaman ki Türkiye sınırları içinde hiç bir yerde beş yıldan fazla oturmayanların milletvekili olamayacağını” öngören bir kanun teklifi hazırlarlar ve seçim kanununun değiştirilmesini talep ederler. Tabi burada asıl amaç Mustafa Kemal’i mebusluktan çıkararak onun Cumhurbaşkanı olmasını önlemek, gelmekte olan Cumhuriyeti ve devrimleri engellemektir. Mustafa Kemal Paşa, bu akıl almaz girişim üzerine 02 Aralık 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Seçim Kanununun Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi” üzerine şu konuşmayı yapar:

“Efendim! Bu kanun teklifi özel bir amaç içeriyor ve bu özel amaç, şahsımı ilgilendirdiğinden izin verirseniz birkaç kelime ile fikrimi belirteyim. Erzurum Mebusu Süleyman Necati ve Mersin Mebusu Selahattin ve Canik Mebusu Emin Beyefendiler tarafından teklif edilen kanun tasarısı doğrudan doğruya benim şahsımı ilgilendirmekte ve benim vatandaşlık hakkımı engellemek amacını gütmektedir. On dördüncü maddedeki hususları gözden geçirirseniz orada deniliyor ki:

‘Büyük Millet Meclisine üye seçilebilmek için bugünkü Türkiye hudutları içindeki bir bölgenin ahalisinden olmak şarttır. Ya da seçim bölgeleri dahilinde yaşamak şarttır. Türkiye’ye göç ve iltica yoluyla gelen Türk ve Kürtler yerleşme tarihlerinden itibaren ancak beş sene geçmişse seçilme hakkını kazanabilirler.’

Maalesef doğum yerim bugünkü hudutlar dışında kalmış bulunuyor. İkinci olarak herhangi bir seçim bölgesinde de beş yıl süreyle bulunmadım. Doğum yerim bugünkü milli sınırlarımız dışında kalmıştır. Fakat bu böyle ise de, bunda benim herhangi bir kastım ve kabahatim yoktur. Bunun nedeni memleketimizi ve milletimizi mahvı perişan etmek isteyen düşmanların hareketlerinde başarılı olmalarının kısmen engellenememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Eğer düşman emellerinde tamamen başarıya ulaşsaydı, Allah saklasın bu teklife imza atan efendilerin memleketleri dahi hudut haricinde kalabilirdi.

Bundan başka bu maddede öngörülen şartı karşılamıyorsam, yani beş yıl süreyle devamlı olarak bir seçim bölgesinde yerleşmiş olamamışsam, bunun nedeni bu vatana yaptığım hizmet dolayısıyladır. Eğer bu maddenin talep ettiği şartı yerin getirmeye çalışsaydım yalnız İstanbul’u kazandırmak amacı güden Arıburnu ve Anafartalar savunması ile yetinmem gerekirdi. Eğer ben beş yıl süreyle bir yerde oturmaya mahkum edilseydim, Bitlis ve Muşu aldıktan sonra Diyarbakır istikametinde çekilen düşmanın karşısına çıkmamam ve Bitlis ve Muşu kurtarma görevim ile yetinmem gerekirdi. Bu efendilerin istediği şartları yerine getirmek isteseydim, Suriye’den ayrılan orduların enkazından Halep’te bir ordu kurmayarak burayı savunmamam ve bugün milli hudutlar dediğimiz hudutları fiilen tespit etmemem gerekirdi. Zannediyorum ki ondan sonraki mesaim hepinizin malumudur. Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar mesai sarf etmiş bulunuyorum. Zannediyorum ki bu ayak bağım dolayısı ile milletimin sevgisine ve teveccühüne mazhar oldum. Belki bütün İslam aleminin sevgi ve muhabbetine mazharım.

Bu nedenle ve bu teveccüh dolayısı ile vatandaşlık hak ve hukukumdan men edileceğim asla aklıma gelmezdi. Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, yabancı düşmanlar bana suikast tertip etmek suretiyle beni memleketime hizmet etmekten alıkoymaya çalışacaklardır. Fakat hiç bir zaman aklımın köşesinden geçmezdi ki, üç kişi bile olsa, bu yüce meclis de aynı düşünce yapısında olanlar olsun.

Bu nedenle anlamak istiyorum. Bu efendiler, seçim bölgelerindeki halkının hislerine gerçekten tercüman olmuşlar mıdır?Yine efendilere karşı söylüyorum. Milletvekili olmak sıfatıyla herkese soruyorum, bu efendilerle herkes hem fikir midir?(Katiyen sesleri).

İkinci olarak Efendiler! Beni vatandaşlık hukukundan mahrum etmek görevi bu efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen yüce heyetinize ve bu efendilerin seçim bölgelerinde ki halkına ve bütün millete soruyorum ve cevap istiyorum…”(7).

Şu halde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yerine sorulması gereken soruyu biz soralım Tayyip Bey’e: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun veya bir başkasının soyunu, sopunu, etnik kökenini ve doğum yerini araştırma ve soruşturma yetkisini kimden aldınız? AKP’li bütün vekiller ve AKP’ye oy verenlerin tamamı da sizin gibi mi düşünüyor Sayın Uzun Adam? Başta size oy veren %43′lük oy kitlesi olmak üzere bütün millete soruyorum ve cevap bekliyorum Sayın Büyük Usta!
______________
1-Hulki Cevizoğlu, geçenlerde Ulusal Kanal’da hazırlayıp sunduğu “Ceviz Kabuğu” programlarından birinde, Mehmet Akif Ersoy’un Kur’an Tercümesi’nin bir bölümünün, damadı Ömer Rıza Doğrul’un “Tanrı Buyruğu” isimli Kur’an tercümesine yerini bulduğunu, zira eserdeki üslubun Mehmet Akif Ersoy’un üslubuna çok benzediğini ifade etmiştir.
2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/91933/ihsanoglu_ndan__monser__yaniti.html#,
3- http://www.internethaber.com/kahirede-dogmus,-30-yasinda-turkiyeye-gelmis-702923h.htm,
4-http://www.taraf.com.tr/haber-ben-satilmissam-paralar-niye-sende-160208/,
5- http://www.iha.com.tr/haber-ihsanoglu-edirnekapi-sehitligini-ziyaret-etti-377346/,
6-bk. Taha Akyol, “Milli İrade” başlıklı yazısı, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23111849.asp,x
7- Cem Özmeral’in “1922′de Atatürk’ü Türkiye’ye Büyük Millet Meclisi Üyeliğinden Nasıl Çıkarmak İstediler” başlıklı yazısından istifade ile, http://www.istanbullite.com/ataturk/ataturkemeclistekomplo.html

umran unlu3

BAYRAM GELDI …… UMRAN UNLU

umran unlu3

Bir Ramazan Bayrami daha geldi.Omur su gibi akip gidiyor ve biz takilmisiz gunluk hayatin kesmekesine bazi seylerin nereye gittiginin farkinda bile degiliz.

Toplum kamplara bolunmus.

Bir yanda ramazan boyu gercekten inanarak orucunu tutup ,aksama kadar iftar hazirligi yapip,teravisini kilan,sahura kadar ibadet ve eglenceyi bir arada geciren ve dinini sadece ALLAh’in rizasini kazanmak icin yasayan nezih bir toplum…

Bir yanda dinini sadece ramazanda hatirlayan,her yaz bikiniyle plajlarda boy gosterenlerin,birden bire kafasini gozunu baglayip,sacinin bir telini ya da tirnaginin ucunu gosterdiginde gunah sayan ama aksama kadar dedikodu pesinde kosan,kul hakki yiyen,dini sadece ortunme sanan ve ortam oyle gerektiriyor diye veya birilerine sirin gorunmek icin oruc tutup, teraviye gelen bir toplum…

Bir yanda muzik dinlemeyi gunah sayan ve elindeki mikrofonu birakip, birden dindar kesilip,kadinlari gormenin dahi gunah oldugunu dusunen, okumayan,ezberci ve kendisine verilenlerin dogru oldugunu sanan,kati kurallar icine SIKISIP kalmis,egitimden uzak,sadece etrafindan duyduklariyla dinini yasamaya calisan bir toplum…

Bir yanda inanmayan ve yaratilanin yaratanin eseri oldugunu reddeden,ramazan kavraminin ne oldugunu bile bilmeyen,sahillerde guzel bikinisiyle boy gosteren,ya da yeni teknesine esini dostunu toplayip gosteris yapan bir toplum.

Bir yanda hem sosyal hayatin icinde yasayip,hem dini gorevlerini yerine getirmeye calisan bir toplum…

Bizler kucucuk dunyamizda birbirimizi elestirip,kendimizi bulunmaz hint kumasi sayarken,dunya agliyor…dunya kan golu oldu…insanlar bir avuc toprak,bir yudum su ve bir parca maden icin birbirini bogazliyor.

Ben masumum diyemeyiz hicbirimiz.Bu hepimizin ayibi,hepimizin dunyaya ve insanliga boynunun borcu.kadinlarimiz -kizlarimiz-cocuklarimiz tecavuze ugruyor,genclerimoluyor…dunya kirmiziya boyandi.

Ramazan bitti.Seker bayrami…razan boyu gercekten inanarak ve ibadetlerini yerine getirerek kutlamayi hakettikleri bir bayram.

Cok guzel bir dinimiz var.Gercekten arastirip ogrenirseniz,insanin mutlulugu icin olan bir hak dini oldugunu gorursunuz.

Ama yok ben sagdan soldan duyup,gazeteden,televizyondan dinleyip ogreniyorum dersen,iste dunya bugunku haline gelir.
Insanlar rant kavgasiyla dogayi da katlerder,birbirini de….

Ben degil dinimiz emrediyor:

Toplumu kamplara bolup birbirimizi elestirmek yerine,Iyisiyle kotusuyle birbirimizi sevelim ,sayalim,zengin bir parca fakire versin,fakir hazir lokma beklemesin rizki icin gayret etsin.Herkes mezarina ayri girecek ve biz insanlari inanclarina gore yargilama hakkina sahip degiliz.Bu hak sadece yaratanin.Birakalim yaratanla yaratilani basbasa.biz burada sadece yaratilani yaratan icin sevip,dostlugu,guler yuzu ve sevgiyi paylasalim.

Nice kavgasiz gurultusuz,saglikli ve mutlu,agiz tadinda ramazanlara…Seker tadinda bayraminiz kutlu olsun…

PARALEL FIKRA

PARALEL FIKRA

 

Her şeyimize siyaset bulaştı.

Siyasetsiz günümüz geçmiyor.

Geometri bile siyasetten nasibini aldı. Üçgen, dikdörtgen, paralel gibi geometrik tanımlar dahi mahiyet değiştirdi.

En basit tanımı ile “Paralel”; her zaman birbirine eşit yakınlıkta, hiç kesişmeden, çatışmadan ve uzlaşı halinde giden iki çizgi iken şimdi birbiri ile çatışan bir çarpı işaretine dönüştü.

Birbiri ile çatışan, birbirinden güç kapmak isteyen iki çizgi haline geldi..

Eski dostlar düşman oldu.

Ne zamana kadar…

Yeniden uzlaşana ve pastayı bölüşene kadar.

Nihayete eren ramazan ayı ve sonrasında kavuştuğumuz bayram dolayısıyla biraz da tebessüm edelim, bayram fıkralarına yer verelim dedik…

Dedik ama paralele bulaşan siyaset, fıkralarımıza da bulaştı.

 

*       *       *

 

Şaban ayı sonrasında, Ramazan hilal’i (tam ay) görülmeyince oruç tutmanın caiz olmadığını öğrenen bir tiryaki, uyanıklık yapmak istemiş. Gece yürürken bile, ramazanın geldiğini gösteren tam ay halini görmemek için, hiç başını kaldırmadan, sürekli kafası önünde yürürken, bir su birikintisi içinde ramazan hilal’ini görmüş “Hey mübarek, gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan geldi” demiş.

Seçimlerde oy verirken, bazı şeyler gözümüze veya bir yerlerimize batmadan, kafamızı kaldırıp gerçeği görmek daha iyi değil mi.

 

*       *       *

 

Ramazanın son günü, bayram traşı olmak için berbere giden, mahallesinde çok tutucu hatta gerici olarak tanınan kişiye, berber ikide bir “Laiklik hakkında ne düşünüyorsunuz” diye soruyormuş. Canı sıkılan müşteri :

İkide bir ne laiklik diyip duruyorsun” deyince,

Berber cevap vermiş

Efendim, Laiklik deyince saçlarınız diken diken oluyor da, çok rahat traş ediyorum.”

Sizler de oy verirken bazı soruları sorsanız da seçiminiz kolay olsa, olmaz mı.

 

*       *       *

 

Dursun, Temel’e sormuş :

Oruçlu iken kaç hamsi yiyebilirsun.”

50 tane yerum

Hadi sende. 1 tane yiyebilursun. Orucun bozulur. Diğerlerini oruçsuz iken yemiş olirsun”.

Bu espriyi çok beğenen Temel, hemen arkadaşı Cemal’e giderek sormuş:

Ula Cemal, oruçlu iken kaç hamsi yiyebilirsun

30 tane

Ha uşağım 50 tane deseydin sana müthiş bir espri yapacaktum.”

Peki cevap verin bakalım

Bir seçimde kaç oy kullanabilirsun ki sonra pişman olmayasun.

 

*       *       *      

 

Kurban bayramında, caminin dışında kurban kesmekte olan bir kasap, zorlanınca yardım istemek için camiye girmiş.

Ey cemaat” demiş “Aranızdan bir Müslüman gelsin.”

Kasabın elindeki kanlı bıçağı gören kişiler, korkudan ses çıkaramamışlar.

Kasap, imama yönelmiş.

İmam korku ile:

İki rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk.” demiş.

Demek ki müslümanı seçerken de iyi seçmek lazım.

Çıkarı için olanı veya korkudan vaz geçeni değil.

 

*       *       *      

 

Bektaşiye sormuşlar :

Şarap içer misin.”

Bektaşi sanki çok uzun aralıklarla der gibicesine ve harfleri uzatarak:

Akşaaamdaaan, akşaama” diye cevap vermiş.

Namaz kılar mısın”

Bektaşi bu kez, çok sık ve çok acele bir şekilde :

Bayramdan, bayrama, bayramdan bayrama.” demiş.

Peki, seçmen ne kadar zamanda bir adam yerine konup, hatırı soruluyor.

Seçimden seçime, seçimden seçime

Madem ki bu kadar sık (!) hatırınız soruluyor, oyunuzu ona göre kullanın.

 

*         *         *

İşte buyrun size; paralel yapı, paralel devletten sonra, paralel fıkra.

Paraleliniz çok olsun.

 

Av.A.Erdem Akyüz

erdemak@gmail.com

 

10373680_10152613619496967_4298418870262431621_n

Bayram bizim neyimize???

10373680_10152613619496967_4298418870262431621_n 10569023_750850004957466_592319345489889643_n

 

RTE ve yandaslarinin kutladigi bayramida protesto edip kimsenin bayramini kutlamiyorum. Bayram kutlamak icin bagimsiz ve ozgur olmak gerekir. Isgal altinda bir ulke insanlari nasil bayram kutlarlar ona da sasiyorum.

Turkmen kardeslerimiz katledilirken, ulkemiz karanliklara her gun daha da saplanirken ne bayrami kutluyoruz?

Bagimsizligimizi elde edene kadar yani RTE ve diger hainleri al asagi edene kadar bayram falan yok. Herkese sadece iyi direnisler ve guclu mucadele diliyorum ki bir an once aydinliga kavusalim ve Laik Turkiye Cumhuriyetine yakisan bayramlari hep birlikte baris ve sevgiyle kutlayalim.

10513512_4407472201140_8593116710639042646_n

Türkmenler’in katlini seyreden Türkler

10513512_4407472201140_8593116710639042646_n

 

Bir adamın ömründe 3 ya da 3,5 tane “30 yıl vardır,” yani genel’i söylüyorum..
Evet bu da nerden çıktı?
Hemen anlatıyorum..
Amerika’nın veya Siyonizm diyelim, Veya Emperyalizm
(hepsi aynı, sadece boynuzu ve kulağı farklı, verdiği tahribat aynı, veya amaç)
Bir ülkeyi hristiyanlaştırmak için …sadece 30 yıl yetiyor, yani bunu dememişler ve günümüzde çok..
Geçtiğimiz yıllarda Amerika’dan açıklama yapıldı, “Haçlı seferleri başlamıştır”..
[Daha ne desin adam, her gün senin kapını mı çalsın Ben geldim! ..Zaten çalıyor da, ramak var!!!] :(

 

2225577

 3335577

 

Dünya’da İslam’ın sigortası Türk’tür ve Türk’ün yokedilmesi gerekir!.. :(
..Hayır siz Arap diyeceksiniz, alakası yok;
Onlar sadece (büyük bölümü) Müslüman kılığına girmiş Haçlı işbirlikçisi …ve tarihten beri 1400 yıl!..
Bunu hiç sağda solda aramayın veya elinizi kaşınızın üstüne koyup  ..”güneş gözümü almasın, ufuğa bakıyorum gibi bakmayın”,
bu taaa sizin burnunuzun dibinde, hatta şah damarınız kadar yakın!   (…zeki olan yazı içinde arar bulur ve Ülkemizde var mı bakar..) :(

Size şunu garanti edebilirim,
“21. YY İslam’ın ve Türkler’in sonu olacak, Bunu kabul edin veya etmeyin”..
..ÇÜNKÜ:
(En yakın komşularımızdan başlayalım)
Yunan, Türk’e düşman!
Bulgar   ”             ”
Sırp        ”             ”
İran        ”              ”      (Bkz. 45 milyon Türk’ü hapseti ve varlığından   bile haberiniz yok, Mukabil                                         “Ermeni’yle hep işbirliği  …Sayın Ahmed’i Nejad) :(

Suriye (Belli bölümü veya yöneti) Türk’e düşman ve bunu  80′li yıllar PKK’yı beslemesinden görebilirsiniz… :(
IRAK’ı sayayım mı???
Evet en çetrefilli bölümüne geldik, MUSUL VE KERKÜK!
…Hep derdiniz “Kerkük, Musul Bizim öz vatanımız ve daha düne kadar hâlâ kalbiniz ordaydı” :(
Ve Haçlı bunu biliyor, Sizin umudunuzu kesmek için O COĞRAFYA’DA YAŞAYAN TÜM TÜRKLER’İ TEHCİR EDECEK VEYA GİZLİ ASİMİLE!

 

1111134A447C69401111E-AF939A-3E7D4CA96A45DE

 

…Ve o umutlarınızı da ortadan kaldıracak! :(
[Acı olan ne biliyor musunuz, "Bunu size yaptırıyor..] :(

(…ve dikkat ederseniz bunların hepsi aynı döneme denk geliyor, “İŞİD, Irak’taki Türkmenlerin asimilesi ve en önemlisi de 2010′da temeli atılan ve MAVİ MARMARA Entrikasıyla!” Buna “ONE MINUTE” Yİ DE KATIN. :(

..ve Filistin’i yokedecekler, tek gaye bu  (Kudüs’ü Haçlı Başkenti yapmak için)
….ve bunu ben demiyorum, Devletin en yetkilisi; A. LATİF ŞENER, yani bir zamanların…
Aha şu videoyu tıklayın ve (inşallah silinmez)
Başınızdakinin sizi nereye götürdüğüne bir bakın :(

255780_3051369979432_1744025557_nAO5nM

http://www.youtube.com/watch?v=-biZZj

 

…Ve bunu eş zamanlı yapıyorlar, inanın ülkenize sirayet etmesine ramak var!
(Bir önceki Yazımda, “Ekmeleddin’den yeni bir Gorbaçov yapacaklar”
demiştim, orda tafsilatı bulabilirsiniz..) :(
Gelelim Rusya’ya, Yani SSCB artığı veya en son 93 harbi dediğimiz ulusun umumî zihniyetine…
Bunlarda zerre sekme yok ve …KALDIĞI YERDEN!!!
Nasıl mı?
“Ermeniler’i kışkırtarak, hani DENİZDEN DENİZE BÜYÜK ERMENİSTAN 1913′teki”..! :(
BOP Plaının Ana Şeriği Rusya’dır, Bkz. Yukardaki bahsettiğim yazıya..

Daha öte gidelim, “İsrail…” :(
İsrail Senin burnunun dibinde ve hatta TEPENDE, Niye öte gidiyorsun!!!???
Amerika’yı saymama gerek var mı?

Evet, Gelelim Çin’e…
2012′deki Müslüman ve Türk Katliamını bilirsiniz [Burma (Myanmar) ], hani Budist Rahibin ziyaretine gitti bir arkadaş ve Teşekkürlerini belirtti,
“Nolur biraz daha cicile ve al şu parayı da cebine sok” :(  Yani ben meâlen söylüyorum, resim ve basın her şeyi anlatıyor :(    …Zaten onlar da öyle söylüyor, basın :(
..Adam öyle Müslüman ki, Kâbe’yi ve Camiyi yıkacak kadar! Ve Önüne gelen  “hareket eden veya etmeyen her şeyi yıkıyor”!
Tabi ki bu İŞİD değil, İşid kılığına girmiş haçlı! :(

Ve siz yarın bayram kutlayacaksınız  (şu an Sabah Ezanı Okunuyor, saatler kaldı Bayram’a..) :(   …emin misiniz???
Peki hangi vicdanla?
Ben kendi fikrimi söyleyeyim,
Ramazan Bayramı 3 gün ama bana 1 saat yeter, ondan sonrası haram! [Kendime hak görmüyorum, vatanım lime lime edilmiş iken ve Yanıbaşımda insanlık can çekişir iken! Bunun için din adamı olmaya gerek yok; ZİRA ONLAR KATLİAM SEYREDİYOR VE AZMETTİRENLERLE PARALEL!  Veya Ayet çıkarmakla meşgul, veya Ezan'dan Muhammed'i, Veya Beyazsaray'a dönerek (the kıble) namaz kılmakla!   En büyük din İnsanın Vicdanıdır!] :(
[Rehavetten kurtulun ve savunma moduna geçin Her tarafınız kuşatıldı, Ben "canınızı seviyorsanız diyorum"...] :(

..Şu kıyıma bakın ve perişanlığa, sefalete;
Bunun içinde Müslüman nasıl bayram kutlayabilir?
“…Bu bayramlar bile (kutlama) Haçlı’nın size rehavete sürüklediği şey değil midir şu ortamda?”
(Dînî takvim gereği olana demiyorum, onca musibet var iken unutup???)
Siz neyin bayramını kutluyor sunuz ve haçlı “kellelerle top oynuyor kesik baş”?   Ve Yüzbinlerce Türkmen yurtlarından edilmiş, semt-i meçhûle gidiyor… :(
Ve sanıyorsunuz ki “Biz rahat içinde huzur içinde bayram kutlarız;
Evet ben de onu diyorum, Son kutlamanız olacak!
Çünkü aynı akıbete uğramanıza ramak var ve Bu sözlerin aslında nasıl da bir uyarıcı alarm olduğunu anlayacaksınız! :(
Gelin bu musibetleri başımızdan savalım ve İnsanlık ve İslam Düşmanlarını başımızdan savalım ve bu gidişata dur diyelim;
Ondan sonra 365 gün bayram???  …Olmaz mı???
Peki, Kutlayana iyi bayramlar…
..Şunu da 2012′de yazmıştım ayak üstü, …Coni’nin Irak’ta katlettikleri garip halk için ve Sıranın bize geleceğini îmâ! :(

Camîde başlayacak ölüm
Heç mi yokdu aklı selim
Bugün değil her gün derim
Uyan bu halkım uyan..

Daha fazla yazmıyorum, Çünkü yazacaklarımın çoğu resim içinde.. :(

BAYRAMINI KUTLAYAMAYANLARIN BAYRAMI KUTLU OLSUN!

28 Temmuz 2014
       __YaLNıZ__
 (Eshabil Üstündağ)
adanams@gmail.com

BAYRAMDAN BARYAMA DEĞİL

Maide Suresi /114, İsa Peygamber’in son akşam yemeği sofrasındaki duasına atfen,”Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, bizim ve geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir  ayet olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın “diyor.

Kuran-ı Kerim’de tek “bayram”kelimesi bu ayette geçiyor.
Bugün Müslümanlar birlik, beraberlik, barış ve huzur için “Allah’ın mümin kullarına  ziyafet günleri” olarak verdiği bir Ramazan Bayramını daha kutluyor.
*
Millet; bireyin iradesiyle var olmayan akıl,din, dil,hukuk, ahlak, estetik, ekonomi ve fen bileşkelerinin bütünü anlamında “millî  kültürün” oluşturduğu topluluğa deniyor.
Türk Milleti de  birlik, beraberlik, barış ve huzur için “Allah’ın mümin kullarına ziyafet günleri” olarak verdiği Ramazan Bayramını kutluyor.

*
Ne ki modern öncesi  kırsal toplumda hakim gücün temel motivasyonu, sahip olunan toprak parçasındaki zenginliği yönetmek ve düzenlemek iken,
Modern zamanda ulus devlet kurumuyla sahip olunan toprak parçasının ötesinde insanın ve toplumsal yapının da yönetilmesi, refah ve gelişime ortak edilmesi söz konusu olmuştur.

*
Bugün dünyanın her yerinden insanlar faydaları ve mutlulukları için bilgi teknolojilerini talep ediyor, bilgi teknolojilerini elinde bulunduran güç ya da iktidar da sömürme,

baskı kurmak ve kontrol etmek karşılığında arz ediyor.
Sömürgecilik insandan gelişip dünyaya işliyor, modern zamanın yeni hayat tarzı ulus devletlerin ötesinde dizayn ediliyor.
*
Devletler refah devleti ya da sosyal devlete değil birer şirkete dönüşüyor,şirkete dönüşemeyen devletler taşınamıyor.
Ekonomi ve siyaset daha rafine, rasyonel, bürokrasisi oturmuş, finans sisteminin belirleyici olduğu, hukukun finans sistemi üzerine inşa edildiği yapılar istiyor.
Bu dönüşümü sağlamak üzere devletler kendi içinde ayıklanmalara gitmektedir,o yüzden devlete etki eden yapıların oluşturduğu boşluklara izin verilmiyor.

*
Din ve millet, devlete eden yapıların başında geliyor.
Ekonominin sahibi Batı, İslam coğrafyası ülkelerine  İslam’ın düşüncesine aykırı ılımlı islam vizyonuyla ekonomik güc olmaları yolunda destek veriyor.
O yüzden AKP iktidarı  İslami hilafetin temsilcisi Osmanlı’nın ardından oluşan devlet yapılanmalarının Batı’ya entegrasyonu misyonundadır.
Nasıl Vatikan doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olduğu gelir kaynakları ve muazzam iletişim gücüyle dünyanın her yanında milyonlarca insana,kendi Tanrı’sını  ve dinini en iyi pazarlayan ve o insanları çekip-çeviren bir holding gibiyse,
Türkiye ve İslam coğrafyasının pek çok ülkesi de “Ümmetin Birliği”nden hareketle,”Kur’an ve Sünnet” kaynağından Batı’nın yeniden tanımlanması amacının âlemlere “rahmet” olacağı inancını sürüklüyor!

*
Bireysel dini duyarlılıkları ağır basan insan tipi değil, siyasal manada dini anlayışları ön plana çıkaran ve cemaatleşme ötesinde partileşmiş,hedefini kendi radikal dini referanslarında belirleyen insan tipi  ortaya çıkarmaya yönelik bireysellik ön plana alınıyor.
O yüzden akıl, din,dil, hukuk, ahlak, estetik, ekonomi ve fen bileşkelerinden oluşan “millî  kültür” mütemadiyen darbeleniyor.

Üst kimlik olarak Türk Milleti değil, İslam Ümmeti,Türklük değil Türkiye yurttaşlığının oluşturması için yeni müfredatlarla yeni bir jenerasyon yetiştiriliyor.
Sosyolojiler radikal biçimde değişirken milliyetçi değil çoğunlukçu ve otoriter olması yanında “Başkanlık” modelinin de sağlanması gerekiyor…
*
O sırada Suriye BM Daimi Temsilcisi Beşşar el Caferi Suriye’de yaşanan durumlarla ilgili,
“Suriye jeopolitik konumu ve durumu sonucu daima tehditlerle karşı karşıya geliyor,son süreçte yaşanan olayların iç sorunlarla ilgili bir boyutu olsa da,esas neden bazı Arap ve Batılı ülkelerin İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek tutum ve politikalarıdır”diyor.
İsrail’e yaranmak için “Suriye Dostları “yalanı ardına gizlenmiş Suriye’ye düşman hareketlerin İslamcı terörü desteklediğine,
Teröristleri gönderen ve finanse eden ülkelerin Suriye’de yaşanmakta olan insani durumu bir ticarete dönüştürme çabasında olduklarına işaret ediyor…

*
Eh,nihayet! Birleşmiş Milletler – Uluslararası Suriye Soruşturma Komisyonu Başkanı P.Pinheriro, “Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün BM’nin savaş suçları şüphelileri listesine eklenebilir “diyor!

*
Halbuki IŞİD örgütünün kiralık çeteleri,hem Rojava’da, hem Irak’ta;
Müslümanlık adına insanları öldürüyor, kalp ve karaciğer yiyor, baş kesiyor, göç ettiriyor, alt yapıları vuruyor, ekonomik kaynakları yakıp- yıkıyor, kışkırtıyor,kaçırıyor.
Ya da Fırat üzerinde Felluce Barajı’nı, Burwana Barajını ve Irak’ın en büyük ikinci barajı Haditha’yı ele geçirmiş, ordunun ani bir saldırısı halinde baraj kapaklarını açarak Irak’ın şehirlerini,kasabaları ve köylerini sel felaketine uğratmakla tehdit ediyor.
Ya da Sünni-Şii ayrımı yapmadan  halkların kutsal saydıkları bölgedeki bütün tarihi ve kutsal eserleri türbeleri,camileri,mezarları yok ediyor,taş üstünde taş bırakmıyor.

*
İslam ülkelerinde benzeri sayısız eylem,ama son olarak İŞID eylemleri İslam inancı üzerinde sayısız negatif düşünceler oluşturuyor.

Dünyada İslam’ın birlik, beraberlik, barış ve huzur mesajı derin yaralar alıyor.
Müslümanların mukaddes kabul ettiği yerler yavaş yavaş yıkılır,onların izleri ortadan kaldırılırken, onların ziyaret edilmeleri ve bu yolla İslam geleneğinin yaşatılmasının önüne engel konuyor.
 
*
Bu suretle, Tevrat-Tekvin/15-18′de “O gün Rab, Abram’la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı senin zürriyetine verdim” ifadesine,yani Arz-ı Mevud’a yol açılıyor.
*

Ama ne Türklük, ne İslam derken,
Bayramlar “Baryam”a değişiyor…gibi görülse de;
Birincisi Allah, Kur’an-ı kerimi hiç kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunu bizzat kendisinin koruyacağını bildiriyor.
İkincisi; Atatürk,” Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır”diyor.
 
*
İşimiz inancımıza kalmıştır.
Özgür akıl ve vicdanın izinde Türk Milleti’nin yolunu açan Atatürk’ün önderliğinde, Ramazan Bayramımız hepimize mübarek olsun.
 
 
28.7.2014

 

VLADİMİR VE PERS PRENSİ

Rıfat Serdaroğlu

İlk turda Ekmeleddin İhsanoğlu olsun, herkes alsın ders…

Forbes Dergisi “Türkiye’deki siyasi sistemi kendi çıkarlarına hizmet etmesi amacıyla yeniden yapılandırdığı”, yani kendi dikta rejimini kurduğu gerekçesiyle Başbakan Erdoğan’ı “Putin’e” benzeterek “Vladimir Erdoğan” adını taktı.

Cemaat Medyası ise, gözaltına alınan polis müdürlerinin İran bağlantılı
“Tevhid-i Selam/Kudüs Ordusu” adlı terör örgütünün Türkiye’deki adamlarını takip ettiklerini ve ucu MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a dayanacağı için, karşı bir operasyonla gözaltına alındıklarını iddia etti.
Hakan Fidan’ın, İran İstihbaratı ile çok gizli ilişkiler içinde olduğunu söyleyen Cemaat Medyası, Oslo ve Habur fatihi Müsteşar Fidan’a “Pers Prensi” dedi.

Kim, kimi kime benzetirse benzetsin, bu yakıştırmalar “cuk” diye yerli yerine otursa da bizi ilgilendirmez. Biz kişilerin görevlerini “Anayasa-Yasalar-Devlet Teamüllerine” uygun olarak yapıp yapmadıklarına bakarız. Yanlış yapan olursa, makamı ne olursa olsun onu eleştirir, doğru yolu göstermeye gayret ederiz.

Bu anlayıştan yola çıkarak, 12 yıllık AKP döneminin sırrını çözmek isteyenlerin, “Erdoğan-Fidan birlikteliğini” mutlaka derinlemesine incelemeleri gerekir.

Erdoğan’ın, cehaletini örtmek için her yere saldırması, herkesle ve her kurumla kavga etmesi, olası bir “ülkeyi terk etme” durumunda kendisi ve yakınlarının rahat içinde yaşamalarını sağlayacak döviz biriktirme-saklama merakı, onu Fidan gibi gözü kara biriyle işbirliğine itti.
Pers Prensinin İran yakınlığının sebebi de tamamen ekonomik çıkarlar içindir.
ABD’ nin İran’a ambargo uygulanması, İran’ın bu sıkıntıyı minimize etmesi için “Altın Kaçakçılığı” işini Türk Yetkililer ile beraberce yapması, bu operasyonda Reza Zarraf gibi İran Casuslarının kullanılması ve bu İran casusunun derhal tahliye edilmesi hep bu sebeptendir.

Vladimir-Pers Prensi ittifakı, altın kaçakçılığından Cemaate pay vermek istemedi.
Cemaat ise çoktan beri bildiği ve delillendirdiği 17/25 Aralık Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olayını, kendine bağlı savcı-polisler aracılığıyla patlatıverdi.
Görüldüğü gibi, Erdoğan ile Cemaat arasındaki kavganın esas sebebi tamamen duygusaldır. (!)

Kimsenin ah’ı kimsede kalmıyor artık.
Kelime-i Şahadetten ve Ezan-ı Muhammedî’den “Hazreti Muhammed” adını çıkartıp, dinler arası diyalog saçmalığı ile tek dünya düzeni savunucusu Evangelist Hıristiyanların emrine giren Cemaate, 2002 yılından sonra bizzat Erdoğan tarafından, Erdoğan’ın güçlenmesine engel olabilecek güçleri temizleme görevi verildi. Karşılığında Cemaatin elemanlarına, devletin en hassas birimleri açıldı. Cemaat ise ezeli düşmanı Türk Ordusunu hedef seçti. Sahte- düzmece dijital delillerle Türk Ordusunun Komuta Heyetinin yarıya yakınını zindana tıktılar.
Milli Ordumuza yapılan bu kumpasın, Erdoğan’dan habersiz yapıldığına, Erdoğan’ın Cemaat tarafından kandırıldığına bu dünyada sadece bir kişi inanır; Tombalak Paşa Özel Necdet!

İran’dan gelecek “AVANTA PARA” paylaşımında çıkan kavga, AKP ve Erdoğan’ın yolsuzluklarının ortaya çıkması ile iyice alevlendi. Hele Erdoğan ile Bilal Oğlanın arasında geçen sıfırlama konuşmasının yayılması sonucu kan davasına döndü.
Şimdi ise Erdoğan ve ekibi, Türk Ordusunu yok etmek için kullandıkları tetikçileri, kendisine dokunduğu için temizlemeye başladı!

Televizyonlarda “Biz ne yaptıysak vatan için yaptık” diyenler, “Anam için hatim indirin” deyip, salya sümük ağlayan ve ellerindeki kelepçeleri gösterip
“Biz haram yemedik, hırsızlık yapmadık” diye bağıran Polis Müdürlerinin tutuklama kararı sonrası, görevli polislere saldırmalarını izledik.

Hâlbuki aynı yollardan geçip, bunların kurduğu tuzaklarla 5-6 yıl zindanlarda yatan Türk Paşalar, tutuklandıklarında büyük bir vakur ve cesaret örneği göstererek sadece “Vatan Sağ olsun” deyip, hukuka sığınmışlardı…

Türk Milleti olarak, Hırsızlığı meslek edinmişlerle- dinimizi kullanıp Müslümanları dolandıranların birbirleriyle boğaz-boğaza yaptıkları çirkin kavgalarını seyrediyoruz.
Sırada, TC Devletinin Anayasa ve Yasalarını dürüst olarak uygulayan, hukuk devleti ilkesi ve adalet içinde görev yapan gerçek “Bağımsız Türk Yargısının” bunların tamamından hesap sorması vardır.

Bu hesap sormanın anahtarı 10 Ağustos’ta, Türk Milletinin eline geçecektir.
Ne Bölücüye, ne Vladimir benzerlerine oy verilmemelidir.
Hiçbir neden, sandığa gitmeyerek dolaylı olarak bunlara destek olmayı haklı çıkarmaz.
Büyük Atatürk’ümüzün evine “NAMUSLU” birini göndermek hepimizin vicdan borcudur.

Ne Vladimir, ne PKK, ne de Pers,
Bunların hepsi Türk Milletine, Türk Tarihine, Türklüğe, Atatürk’e ters,
İlk turda Ekmeleddin İhsanoğlu olsun, herkes alsın ders…

Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Büyük Türk Milletinin tümüne, akıllı-sağlıklı-namuslu-çağdaş- ülkesini, vatanını seven yöneticiler nasip etmesini
Yüce Tanrımdan niyaz ediyorum…

Sağlık ve başarı dileklerimle 26 Temmuz 2014
Rifat Serdaroğlu

Dünya Türkleri Birliği