images29N9MMBB

YAT BORUSU

images29N9MMBB

YAT BORUSU
HÜSEYİN MÜMTAZ

“Yat Borusu”; 15 yaşın gençliği başınızda efil efil eserken kocaman, ışıkları söndürülmüş bir binanın üst kat pencerelerinin birinden Munzur Dağları’nı görmeye çalışmak demektir.
Hele tam bu sırada batıdan, Kemah tarafından önce dizelinin sesi, sonra düdüğü duyulan Doğu Ekspresi’nin vagonlarının peşine yüreğinizin de takılıp gitmesi demektir.
15 yaşın o “yat borusu” özlemdir, duygudur, vefadır, sızıdır, gözpınarlarında saklanılan iki damladır.
Acıdır, yalnızlıktır, çaresizliktir, unutulmuşluktur, elleri böğründe öylece kala kalmaktır.
Hüzündür, sıladır, gurbettir.
Tam tamına, dört dörtlük Montgomery Clift’in çaldığı o unutulmaz trompettir.
Ankara, Saraçoğlu Mahallesi, 3’üncü Cadde’dir o “yat borusu”.
Karşı penceredeki arkadaşınız Ali’dir her akşamüstü elinden topu kapıp potaya atmaya çalıştığınız.
Yahut sokağın karşısındaki Paftalı’lardır.
Namık Kemal Ortaokulu’dur, okuldan kaçmayı öğrenilen yıllardır, kaçıp da gizli gizli Bafra içilen yıllardır.
Büyük Sinema’dır, Gölbaşı Sineması’dır.
Doğu Ekspresi doğu’da, Erzurum tarafında kaybolunca da Ankara’yı bırakıp tekrar Askerî Lise’nin ıssız, sessiz koridorlarına dönüştür.
Kalabalık 10 kişilik masalarda güle oynaya yemek yemektir; gazinoda ille de satranç oynamak yahut “sinema geceleri” Erzincan ayazının buz gibi soğuğundan kaçarak sığınılan arka barakada, nar gibi kızarmış insan büyüklüğündeki sobanın sıcağında “Susuz Yaz”ı seyretmek veya “Sivil Lise” ile yapılan münazaralarda “takım kaptanı” olmaktır.
ÜLKÜ duvar gazetesini çıkarmaktır İsmail “Alper”tunga ve Hulki Aktunç’un unutulmaz arkadaşlıkları ile.
Alper’le gece kaçıp (ne cesaret) Orduevi Sinemasında tiyatro seyretmektir. En öne kurulmuşsunuzdur, perde açılırken yanınızdaki koltuklara Askeri Lise Komutanı ve Eşi gelip oturunca ezilip, büzülmek; Komutan dönüp hiçbir şey olmamışçasına, “İyi geceler çocuklar” deyince de yerin yarılıp da içine girmeyi istemenizdir.
Ankara’dan bir önceki hafta yeni çıkan (63’den bahsediyorum) James Bond’ları aceleyle getirtip okumak; bir hafta sonu “İnce Biraderler Pastahanesi”nde çay içmek veya turneye gelen Neşe/Gülden Karaböcek kardeşleri; öbür hafta sonu da yine “İnce Biraderler”de çay içip bu sefer Ajda Pekkan’ı (63’den bahsediyorum) seyretmeye gitmektir.
Alt ranzaya uzanılıp gözler kapanınca ilk pilli “Telefunken” radyonuzdan ulaştığınız “Gecenin İçinden” dir.. Şebnem Savaşçı, Duygu Törümküney ve Yavuz Aydar’lıdır o geceler..
Sonra…
Sonraki “yat borusu” Menteş’tir.
Menteş, “deli”kanlılıktır.
Yemindir, yemin. Askerlik yeminidir..
Silaha ve Türk Bayrağı’na el basıp, (diğer eliniz silah arkadaşınızın omuzunda) …
“BARIŞTA VE SAVAŞTA, KARADA, DENİZDE VE HAVADA HER ZAMAN VE HER YERDE MİLLETİME VE CUMHURİYETİME DOĞRULUK VE MUHABBETLE HİZMET, KANUNLARA VE NİZAMLARA VE AMİRLERİME İTAAT EDECEĞİME VE ASKERLİĞİN NAMUSUNU, TÜRK SANCAĞININ ŞANINI CANIMDAN AZİZ BİLİP İCABINDA VATAN, CUMHURİYET VE VAZİFE UĞRUNDA SEVE SEVE HAYATIMI FEDA EYLEYECEĞİME NAMUSUM ÜZERİNE ANT İÇERİM” diye haykırmaktır..
Ettiğin yemini ölene kadar unutmamaktır.
Sancaktır, namustur, vatandır, cumhuriyettir.. Vazifedir.
Sonra “Ankara”dır. HARBİYE’dir.
Tören geçişiyle 150 yıllık şehitleri selamlayarak çıkılan Nizamiye Kapısından gidilen koğuş pencerelerinden Ankara’yı seyretmektir.
Her 13 Mart’ta yapılan yoklamada “1283 yaka numarası” okununca “İÇİMİZDE” diye haykırabilmektir.
Kendi yakandaki 1284’e bakıp gururlanmaktır.
Dikmen’de Atatürk’ün karşılanmasından sonra her 27 Aralık’ta tam teçhizat Harbiye’den başlayıp, Kızılay-Ulus istikametinde Eski Meclis’e kadar; her yıl o günü bekleyip de yolların iki yanını dolduran Ankaralıların yoğun alkışları/tezahüratları arasında tempolu koşmaktır.
Hiç yorulmamaktır.
“Yaprak Pastahanesi”dir, Renkli Sinema, Arı Sineması’dır.
Sancak yeminidir.
“Alayımız sancağının mukaddes nöbet sırası sende.
Rengi, mübârek ecdat kanının rengidir.
Kumaşı, şehit tenidir.
Parıltısı, zaferlerin ışığıdır.
Ayyıldızı, hürriyet ve istiklâldir.
Yazısı, kahramanlık ve fazîlettir.
Gönderi, millî irâdedir.
Hamâili, şeref ve mesûliyettir.
Bütün bunlar, Türk milletinden sana emânettir.
Bu büyük emâneti, sana teslim ediyorum. Demir bileğinle onu sımsıkı kavra, kanının son damlasına kadar dâimâ yükseklerde tut. Onu senden sonra sağ kalana teslim etmedikçe son nefesini vermeyeceksin. Bu sancak nesiller boyunca ve ebediyyen elden ele verilerek, dâimâ göklerde dalgalanacaktır. Sancak nöbetçiliği, nöbet hizmetlerinin en şereflisi, en kutsalıdır. Bu şanlı sancağı teslim aldığım gibi lekesiz, tertemiz; sana teslim ettiğimin işâreti olarak öpüyor ve teslim ediyorum. Nöbetin kutlu ve uğurlu olsun!” diyerek sancağı teslim almak ve sonraki yıl teslim etmektir.
Ecdat kanıdır, şehit tenidir, zaferdir, hürriyet ve istiklaldir, kahramanlık ve fazilettir, şeref ve mesuliyettir.
Türk milletidir.
Bunların hepsidir Harbiye ve Harbiye’deki “yat borusu”..
Sonra Etimesgut’tur.
Tank’tır, tekmil’dir, tâdat’dır.
Sonra Çıldır’dır. 9 ay kış, 3 ay bahardır. Buz tutan gölde tank yürütmektir. Yaz akşamları Beşiktaş Tepe’ye tırmanıp, Ankara’yı görebilmek umuduyla batıda, en batıda güneşi batırmaktır.
Süha (Gölcük) ile silah arkadaşlığıdır.
Malkara’dır. Meriç kıyısında, “karşı yakayı” gözetlemektir. Arada bir hafta sonları İlhami ile İstanbul’a kaçıştır.
Sonra Lefkoşa’dır.
Bir fincan orta kahvedir, hatırı kırk yıl(lar) boyu unutulmayacak.
Sonra yine, ama bu defa “çoluk/çocuk” Ankara’dır, Edirne Meriç Kıyısı’dır, Girne’dir. Yine Erzincan ve nihayet Trabzon’dur..
Yâni ve kısaca Edirne’den-Ardahan’a/ Trabzon’dan-Lefkoşa’ya vatandır, millettir, Sakarya’dır.
Edirne ve Lefkoşa Selimiye’lerinde kıldığın bayram namazlarında, Çıldır Tabur Yemekhanesinde kıldığın bayram namazını hatırlamaktır.
“Yat Borusu” uyku değildir, geçmiş olduğu kadar gelecektir, idealdir, hedeftir, amaçtır; sadece bir sonraki günü değil, yarını da değil, 50 yılı planlamaktır.
“Yat borusu” bunların hepsidir ve daha fazlasıdır.
Kışla’larda “Yat Borusu”nun artık çalınmayacağını duyunca işte aklıma bunlar düştü. Fazla mı uzun oldu?
“Kalk Borusu”nun akıbetini de merak ettim.. Bilen varsa paylaşırsa memnun olurum.
1 Eylül 2014
57’İNCİ ALAY HER YERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

HİZMETE AMÂDE YENİ TÜRKİYE

10 Ağustos’ ta, Türkiye’ye yeni bir cumhurbaşkanı ve onun önüne yeni bir sivil anayasa yapma iradesi koydular.

YCHP’de Genel Başkan adayı Muharrem İnce, yeni Türkiye’yi “Bir hırsız, bir çapsız ve arsızlar ordusu” diye tanımlıyor. 

*
Bu tarihten başlayarak yeni anayasanın yapılacağı güne,ardından Yeni Türkiye sürecinde Recep Tayyip Erdoğan figürüne,
Avrasya’nın değişen sosyolojisi çerçevesinde çıkacak mezhepsel ve etnik kimliklerin ulusal ya da bölgesel çatışmalara neden olması ya da olmaması için milliyetçi değil çoğunlukçu,
Siyasal islama açık, yargı ve askeri vesayete bağlı olmayan güçlü parlamenter sistemi çekip çevirmek üzere otoriter bir karakter çizdiler. 
 
*
Anayasa’ya ise üst kimlik örtülü olarak “İslam Milleti” olacağı için  “Türk Milleti” de değil, “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı”na işaret eden,
Cumhuriyetin niteliğinde Atatürk milliyetçiliğine bağlılık ve Atatürk’ün inkilâp ve ilkeleri doğrultusu ile ilgili herhangi bir  bir hükmü içermeyecek bir profili belirlediler.
*
AKP hükümetine de;Türkiye’nin Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı kazandığı  Bağımsızlık Savaşı ve mazlum İslam ülkelerine örnek oluşu,
Aklın ve ilmin rehberliğinde vicdan ve düşünce özgürlüğünde Türk kültürünün çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkarılması,
Tam bağımsız,ulusal birlik ve bütünlükle söz ve karar sahipliği,

Millet egemenliğinde huzur ve refah için toplumun temel kurumlarından devletin rejimi ve işleyişinde oluşturulan sistematikte  millete ve insanlığa adanmış özgür bireyler olmak hedefi değil;
Yerine ulusal-milliyetçi gibi esaslarıyla belirlenen bir devletin olamayacağı,siyaseten bu hakimiyetin müslüman halklar tarafından kullanılacağı düşüncesi giydirildi.
*
Ya da Ahmet Davutoğlu’nun “Sömürgecilik, Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş sonrası dönem arka arkaya yaşandı.Sömürge döneminden önce etnik ayrımların fazla yaşanmadığı bölge yapısı bulunuyordu, sömürgecilik birlikteliği parçaladı. Öyle bir sınır yapılanması oldu ki sömürge devletleri nerede başlıyor ve nerede bitiyorsa, ulus devlet yapıları da ona göre şekillenmeye başladı. Sömürge devrinin bir mantığı oluştu; Türkler Araplara, Araplar Türklere karşı” felsefesi,
“Türkiye olarak bundan sonra Ortadoğu’da değişim dalgasını yöneteceğiz. Zihnimizde nasıl yeni bir Türkiye iddiası varsa,yeni bir Ortadoğu iddiası da var “iddiasını yüklediler.

*
Davutoğlu bu iddiayı ,”Hiç kimseyle savaşmadan, hiç kimseyi düşman ilan etmeden, hiçbir sınıra saygısızlık yapmadan, tekrar Saraybosna’yı Şam’a, Bingazi’yi Erzurum’a, Batum’a bağlayacağız. Bizim gücümüzün kaynağı bu. Size şimdi apayrı ülkeler gibi gelebilir ama, bundan 110 yıl önce Yemen ile Üsküp aynı ülkenin parçalarıydılar. Ya da Erzurum ile Bingazi.
Bunu dediğimizde, bize ‘yeni Osmanlıcı’ diyorlar. Bütün Avrupa’yı birleştirenler, yeni Romacı olmuyor. Ortadoğu coğrafyasını birleştirenler yeni Osmanlıcı oluyor. Osmanlı’yla, Selçuklu’yla, Artuklu’yla, Eyyubi’yle anılmak şereftir” ifadesiyle açıklıyor.

*
Bu formatıyla Yeni Türkiye, ABD’nin Arap Baharı sürecinde İslam ülkelerinin yapıları ve sorunlarını aşma kapasiteleri doğrultusunda ekonomik ve sosyo-politik değişkenlerinin birbiriyle etkileştirilmesi ve İslami kurguyla  ekonomilerinin yutulması sürecinde başladı.
Ne ki,bugün bu süreç İsrail-Filistin merkezinden tüm Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel ayrışması ve bölgenin Sünni-Şii ekseninde bölünmesiyle iflas etmiştir,yaratılan kaos sahipsizdir ve hertaraf  kan gölüdür.


*
Aynı zamanda başlayan,Rusya’nın Çin ile birlikte Asya’da hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı  sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışını geliştirmeleri mücadelesi ise hâlâ sürüyor.
Ukrayna’nın Baltık’tan, Karadeniz, Hazar,Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü  ABD-Rusya arasındaki güç dengesini  yeniden oluşturmaya-yazıyor.
*
Bu yeni dünyadır;ABD ve AB Soğuk Savaş zihniyetiyle Asya ve Avrasya’da aleyhine değişen bu mekanizmaya meydan okumak üzere Rusya’ya ardarda ekonomik,siyasi ve askeri yaptırım paketleri açıyor.
Bir yandan da Suriye ve Irak’ta mezhepler ve etnik güçler üzerinde uyguladığı politikalarla Rusya’nın bölgedeki jeopolitiğini yıkmaya çalışıyor.

*
Yeni Türkiye’nin varoluş nedeni Karadeniz,Hazar ve Ortadoğu’da ABD ve AB’nin aleyhine değişen mekanizmada  İslam faktörünü daha da geliştirmenin hizmetinde olmaktır.
Birincisi,ilgili ülkelerde üretim ve milli gelir artışını teşvik eden ekspansiyonist politikalar ile yayılmacılığın peşinde olacaktır.
İkincisi,İslâm ülkesinin sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte Başbakanlığa bağlı kurulan Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansıyla,
İslâmcı bir medeniyeti kurma iddiasında Türk Dış politikasının bazen ekonomik,bazen ilişkide olduğu halklarla ya da ülkelerle bağlantılarını güçlendirmek, bazen yeni nufuz alanları açmak görevinde beşinci kol faaliyeti yapacaktır.
Üçüncüsü, gerekli  istihbaratı temin etmesi halinde güçlü TSK’yı da bu kapsama almak gerekiyor…

*

Nitekim Rusya’nın, Nisan’da, Türkiye Başbakanı Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ve Trans Anadolu Projesi’yle (TANAP) somutlaşan,
Son derecede stratejik önemi olan enerji projelerinin küresel pazarların himayesine,işbirliği ve güvenlik ağına katmalarını,
Bu suretle,ABD’nin “Hazar Havzasının Enerji Kalkınması Projesi”ne  fiilen destek verilmesiyle Rusya’nın bölgedeki jeopolitiğini yıkıma uğratılmaya çalışıldığını unutmadığını düşünmek gerekiyor.
 
*
Kafkasya,Hazar,Orta Doğu ve Orta Asya’da güçlü ve otoriter Rusya Devlet Başkanı V.Putin’e karşı,
Güçlü ve otoriter Yeni Türkiye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yavaş-yavaş yerini almaktadır.
*
Ama Başkan Putin,”Batı ültimatom ve yaptırımlar dili kullanıyor. Devlet egemenliği kavramı aşındırılıyor. Neden istenmeyen rejimler, bağımsız politika yürüten veya başkalarının çıkarları yolunda duran ülkeler istikrarsızlaştırılmaya çalışılıyor, anlayamıyoruz. Bu tür çabalar gizli servisler, sivil toplum kuruluşları ve sözde yumuşak güç mekanizmalarıyla yapılıyor.Görünüşe bakılırsa tüm bunlar, bazı ülkelerde demokrasi olarak kabul ediliyor ama umarız, bizim ulusal meşru çıkarlarımız dikkate alınır, kimse bizim işlerimize karışmaz. Biz bu meydan okumalara uygun bir şekilde tepki veririz” diyor.

 
*
YCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise kurultay öncesi partisinde muhalefet bayrağı çeken “Yurtta Barış,Dünyada Barış” ilkeli  Kemalist milletvekillerinden sıkıntıdadır “Bu arkadaşları partiye getirmekle hata etmişim” pişmanlığını yaşıyor…2.9.2014

BARIŞ, SEVGİ VE HOŞGÖRÜ ÖZLEMİ

 

1 Eylül Dünya barış günü.

Ancak Dünya’nın büyük bölümü barış içinde iken özellikle İslam ülkeleri Ortadoğu, Afrika, savaş, katliam, yıkımla içiçedir.

 

Kapitalist dünya düzeni, dinler, ideolojiler; insanlar arasında çatışmanın, haksızlığın, adaletsizliğin, eşitsizliğin sömürünün perdelenmesinde birer araç haline gelmiştir.

 

Kin, nefret, öfke, öteki yıkım, acı, üzüntü, adaletsizlik, haksızlık, insanlardaki çileleri artırıyor.

 

Sesleniyorum:

Kur’an ve Muhammed ilkelerini kendine rehber edinen Müslümanlar,

Tevrat ve Musa ilkelerini kendine rehber edinen Museviler,

İncil ve İsa ilkelerini kendine rehber edinen Hıristiyanlar,

Brahman ilkelerini kendine rehber edinen Brahmanlar,

Süleyman ilkelerini kendine rehber edinen Masonlar,

Buda ilkelerini kendine rehber edinen Budistler,

Tao ilkelerini kendine ilke edinen Taoistler,

Nirvana odaklı Hinduistler,

Bahaullah odaklı Bahailer,

İllümunaticiler,

Küreselciler, Evrenselciler, Mesihçiler, Mehdiciler, Tanrıtanımazlar, Ateistler, Deistler, Materyalistler, Liberaller, Komünistler, Marksistler, Sosyalistler, Sosyal demokratlar, Ülkücüler, Milliyetçiler, Muhafazakarlar, Demokratlar, Cumhuriyetçiler, Kemalistler, Atatürkçüler, Dinlerarası diyalogcular, Tarikatçılar, Cemaatçılar, Hizmet yolunda olanlar,

 

Geliniz şu cümlede birleşelim.

Biz insanız. Makrokozmuz Evrende dünyalıyız. Mikrokozmozda Adem’in çocuklarıyız. Sağlıklıyız. Bilgiliyiz. Sanatkarız. Üretkeniz. Çalışkanız. Sevgi doluyuz. Dürüstüz. Adaletliyiz. Eşitiz. Farklılıklarımıza saygılıyız. Namusluyuz. Ahlaklıyız. Yalandan nefret ederiz. Dogmalara karşıyız. Haksız öldürmeye karşıyız. Barışseveriz. Doğa severiz. Hayvan severiz. Biz kardeşiz.

 

Bugün için ve gelecek için; Evren’de Dünya dışı varlıklara karşı dünyamızı korumak, insanlığı, hayvanları, bitkileri, doğayı çevreyi korumak kollamak zorundayız.

 

Bilinçli bir sorumluluk içinde, aklı ve bilim öncülüğünde kısa dünya yaşamımızı renklendirelim, neşelendirelim mutlu kılalım.

 

Barışçıl bir dünya, daha huzurlu güvenli bir ortam, daha mutlu, daha sağlıklı bir yaşam için; el ele, gönül gönüle vermek zamanı gelmiştir.

 

Sevgi’yi hangi toprakta yeşerteceğiz?

Topraklar bizim değilse

Sevgiyi hangi sular da çoğaltacağız?

Nehirler, denizler bizim değilse

Sevgi’yi hangi tepelerde yükselteceğiz?

Dağlar, kayalar, dağ çiçekleri bizim değilse

Sevgiyi hangi ormanda çoğaltacağız?

Ağaçlar, kuşlar, tilkiler bizim değilse

En acısı

Sevgi’yi nereye gömeceğiz?

Mağaralar, maden yatakları bizim değilse

Sömürü ezmek ayrımcılık altında hangi birliktelik, hangi kardeşlik

Kim kime dost, kim kime düşman?

Güven sadakat, özveri, hoşgörü

Olmayan yerde sevgi ağacı biter mi?

Hangi sevgiyi yeşerteceğiz?

 

Günün sözü: Sevgi, hoşgörü, barış, adalet insanın mutluluk reçetesidir.

Peenemünde, V2 beim Start

TARİH : 2. Dünya Savaşı’ndan Bazı Garip Olaylar

1943 yılı 2.Dünya Savaşı’nın en şiddetli yıllarıydı. Amerika Hitler’in elinden nerdeyse bütün bilginlerini kaçırmıştı. Hitler belki de en büyük hatasını yaptı elindeki bilginleri kaybederek. Tabi Yahudi oldukları için. Einstein, Freud, Philedelphia deneyinin beyni Jessup Morris…

Hatta Einstein’e Israil kurulduğunda ilk cumhurbaşkanlığı bile teklif edildi. Ama araştırmaları yüzünden reddetti. Savaş yılları bilim adamlarına inanılmaz olanaklar sağladı. Tabi ölüm üretmeleri için. Hitler’in emrindekiler o kadar üstünlerdi ki, insan kopyalamadan gen mühendisliğine, kuantumdan V2 roketlerine ve düşünce okumaya kadar her işle uğraşıyorlardı. Zaten 2.dünya savaşında Almanların yaptığı tank, top denizaltı o kadar çoktu ki; bütün maden rezervleri dibe vurdu. Alman ekonomisi bu savasın yarasını pek kolay saramadı.

Verner Von Braun V2 denen roketleri geliştirerek İngiltere’ye havlu attırmıştı. Hitler’in bilginleri Avrupa’nın ortasından adaları V2’lerle dövüyordu. Hitler’in Yahudi düşmanlığı tüm bilginlerin kaçmasına neden oldu. Yahudileri fırınlayan Hitler inanılmaz bir katliamın mimari oldu. Ama bilinmeyenler de var. Metrolara doldurulup suyla boğdurulan Hazar Türkleri ve öz Alman Halkı… Hitler bu katliamı bilerek, isteyerek yaptı. Çünkü bugünün bilimine havlu attıracak bir şeyler biliyordu sanki. Büyük kitle kıyımlar çok büyük doğa felaketlerine neden olur diyordu. İklimleri altüst eder. Bu doğa ile onun beslediği canlılar arasındaki inanılmaz bir bağ. Hitler bu kıyımlarla istediği hava değişikliğini yarattı. Ama o çok sıcak beklerken korkunç bir soğuk oluştu. Moskova önlerindeki Alman ordusu soğuğa yenildi. Komutanlar kışı bahane edip çekilmek istemişlerdi.

VonBraun

Hitler söyle cevap verdi:”Soğuk benim işim.” Büyük kitle kıyımlarının iklimi değiştirip aşırı sıcağa neden olacağını hesaplayan Hitler görülmemiş soğuğun mimari oldu. Ve Moskova önündeki Nazi ordusu askerleri tuvalet ihtiyaçlarını giderirken donarak öldüler. Bu yazdığım çok ilginç ama gerçekten çoğu asker bu şekilde ölmüş.

Bir de Japonlar’ın savaşa girmesi vardı. Japonya bu savaşta girdikten sonra taraf değiştirdi. Bu sırada aktarmadan geçemeyeceğim bir olay var:”Japonların Pearl Harbor’ı bombalamasından yıllar önce bir Amerikan ordu mensubu bu teoriyi ortaya atmıştı. Ona göre Pearl Limanı Japonlar tarafından bombalanabilirdi. Diplomatik ilişkilere zarar verdiği gerekçesi ile askeri mahkemeye verildi. Amerika çok sert tepki göstermişti bu askerine. Ama askerin söyledikleri yıllar sonra gerçekleşecekti.”

Japonlar’ın savaşa girmesinde Almanlar ve Ruslar’ın Hipnoz diplomasisi etkili oldu.

Daha ilginci Rus ve Almanlar savaşta parapsikolojik yetenekleri üst düzeyde insanları kullanıyordu. Bu adamlar hangi şehrin bombalanacağını önceden haber veriyor, o şehirler derhal boşaltılarak can kaybı önleniyordu. Bu sırada gizli deneyler raydan çıkmıştı. Kozirev Rusya’da insan ışınlama ve glikoz yakma deneyleriyle bilinenin sınırını zorluyordu. Hitler kurdurduğu laboratuarlarda ise kusursuz Alman ırkı için genlerle oynanıyordu. Fransa’yı çok kısa sürede dümdüz eden Hitler, Avrupa’yı rekor sürede işgal etti. Çünkü Hitler o güne kadar hiç kullanılmamış bir savaş taktiği kullanıyordu: Top yekûn saldırı ve savaş. Bütün birlikleri bütün kuvvetleri birlikte kullanması da ona hızlı işgaller sağlıyordu. Ve Rusya’ya yöneldi.

Hitler Tibet’e gözünü dikmişti. Tibet’i istiyordu. Tibet’teki gizli bilimleri arıyordu.(Bunlar hala esrarını koruyor) Zaten gamalı haçı eski Tibet alfabesinden aldı. Bunlar için Bu özel güçleri olan adamlar öyle bir telepatik savaşa girdiler ki, aklini yitirmeyen bir Kozirev kaldı. Avrupa’nın işgal edildiğini Ruslar’ın havlu attığını gören Amerika mecburen savaşa girdi. Ve Hitler hayatinin hatasını yaptı. Kurmayları hemen saldıralım demişlerdi. Ama Hitler onları dinlemeyip zaman kaybedince tüm savası kaybetti. O an Naziler top yekûn saldırıya geçseydi bugün…

Gelelim Philedelphia’ya. Bu deney ABD donanmasının radara görünmez kruvazör istemesiyle başlamış. Donanma finansa etmiş; Jessup Morris yönetmiş. Ama Jessup K. Morris’e deney hakkında tüm detayları anlatan C.Allan M. Bu adamın da kim olduğu onca şeyi nerden bildiği spekülatif. Tüm büyük projelerde onun geriden güdümü var. Hangi proje tıkansa hangi bilgin takılsa o devreye giriyor. Ya mektuplarıyla ya da bizzat. Yaklaşık 1 asırdır sağ. Ya da bu isim el değiştiriyor. İnternette ilgili linklerde hakkında daha fazla bilgi var. Her taşın altından çıkıyor bu esrarengiz adam. Haziran’ın sonuna doğru Philedelphia Limanında : 2 tane çok güçlü jeneratör yerleştiriliyor Philedelphia deneyindeki gemiye.

Projenin adı:Rainbow Project. Şalter açılarak çok güçlü ve mono blok (yekpare) bir manyetik alan yaratılıyor. Geminin etrafında yeşil bir sis oluşuyor. Gemi siluet oluyor. Sonra gözalıcı parlak bir ışıkla gemi gözden kayboluyor. Hayretle izleniyor deney. Mürettebat ise başına gelecekten habersiz seçilmiş deney için. Deney bittiğinde gemi görünür oluyor ama tayfalar bir garip. Geminin metaliyle kaynaşmışlar (T 1000 gibi) Bir kısmi duvarların içinden geçiyor. Mideleri bulanıyor, başları dönüyor. Kimisi hepten delirmiş. Bazısı donup kalıyor, birisi dokununcaya kadar heykel gibi kalıyor. Kimisinin vücudunun yarısı görünmüyor.

Yazın yapılan bu deneyden sonra Ekim’de final deneyi yapılıyor. Sonuç daha inanılmaz. Gemi teleportasyon ve bilokasyon yapıyor. Türkçesi ışınlanıyor ve aynı anda birden fazla yerde görünüyor. 6 dk. İçinde dünyanın çeşitli limanları görünüp kaybolan bir gemi rapor ediyorlar. Bu kez tayfaların durumu daha feci. Mürettebat deneyden sonra kaderine terk ediliyor. Deneyeyse son veriliyor. Deneyden kısa süre sonra dokümanlar ortadan kaldırılmaya başlanıyor.

Ayrıntılı bilgi için tıklayın:

RAINBOW PROJESI ( PHILADELPHIA EXPERIMENT )

MIB görevde. Şu filmi çevrilen ünlü MIB. Carl Allien’den UFO motorlarını kapan Morris Uçan Dairelerin Esrarı adlı gayrimenkul ev sahibi kanun mevzuatı kitabini yazıyor :-) Şaka bir yana bu kitap onun sonu oluyor. MIB birçok tehlikeli gördüğü bilim adamına yaptığı gibi Morris’i de temizliyor. Gizli bilim adamı cinayetlerinde, teknolojik sırların ardından hep MIB çıkıyor. İleri teknoloji insanlığın hizmetine sunulamaz. Nükleer teknoloji kişilere sunulacak oyuncak değildir. Time Machine öncüleri olan Ufo’lar dünyanın yazılı kaderini alt üst edebilir. Çünkü kurt delikleri buna izin veriyor. Aslında tek yapılan deney bu değildi. Ruslar da ayni dönemlerde bir denizaltı üzerinde benzer deneyler yapmıştı. Ama Eldridge kadar ününü yayamadı. Tesla’nın demir perdesi ardında kaldı.

KAYNAK : http://insanveevren.wordpress.com/2011/05/09/2-dunya-savasindan-bazi-garip-olaylar/

İLETİ İÇİN MENTEŞ BEYE TEŞEKKÜRLERİMİZLE …

Rusya pazarının getirisi götürüsü…

NECDET BULUZ

 

Amerika ve AB’nin Ukrayna krizin nedeniyle Rusya’ya uyguladığı ambargo, Türkiye yarar mı? İlk bakışta, Rusya’nın özellikle ihtiyaç duyduğu gıda maddelerini Türkiye’den alacağını açıklaması ile bizim için Rusya pazarı önemli hale geldi. Ancak, bu Pazar, bizim için ne getirir, ne götürür bunun hesabının da çok iyi yapılması gerekiyor.

Rusya pazarı üretici açısından önemlidir. Malın satılması, iyi para kazanılması açısından bunun tartışılacak bir yanı da yoktur.

Dikkat edilecek olursa, hangi gıda maddesi ihraç ediliyorsa üretici iyi para kazanıyor. Bunu yıllardır izliyoruz. İhraç edilen mallardaki iç piyasalardaki pahalılık ve dalgalanma doğrudan tüketiciye yansıyor.

Bakınız bu yıl 2-3 liradan satılan limonun kilosu ihracat nedeni ile birden 10 liraya yükselmedi mi?  

Hiç kuşkusuz biz üreticilerin de korunmasını, ürünlerinden daha çok kar elde etmelerini hem istiyor, hem de destekliyoruz. Hiçbir zaman da üretimin ve üreticinin karşısında olmadık. Üretici ile tüketici arasındaki dengelerin de bizi yönetenlerce mutlaka kurulması gerektiğini de beklemekteyiz. Üretici teşvik edilsin, daha kaliteli ve bol ürün elde edilmeye çalışılsın. Bunlar yapılırsa kötü mü olur? Hiç kimsenin de bunların karşısında olacağını sanmıyoruz.

Ancak, bir de madalyonun öteki yüzüne bakmakta yarar var.

Bugün, Türkiye’de enflasyon çift haneli rakamları görüyorsa, bunda gıda maddelerindeki yükseliş damgasını vuruyor. Zaten Merkez Bankası’nın açıklamasında da enflasyondaki artışın gıda maddelerinden kaynaklandığı sıkça vurgulanıyor. Bu yükseliş nedeni ile de Merkez Bankası faiz indiremiyor.

Merkez Bankası, yayınladığı son raporunda tarımdaki olumsuz ve arz koşullarının gıda fiyatlarında yukarı doğru baskı oluşturduğunu vurguluyor. Raporda “Son dönemlerde gıda fiyatlarındaki yüksek seyir enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskılar oluşturuyor. Belirli tarım ürünlerinde uygulanacak aktif bir dış ticaret politikası gıda fiyatlarındaki yukarı yönlü riskleri sınırlamada etkili olabilecektir” diyor.

Bunun yanında kuraklık, don ve dolu nedeni ile gıda maddelerinde beklenen üretimin elde edilememesini de bunlara eklemeyi unutmayalım. Nitekim Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da bu noktaya dikkat çekiyor ve “Üreticiler zor bir üretim sezonu yaşıyor” diyor.

Her konuda olduğu gibi tarım konusunda da uzun vadeli ve önümüzü görebileceğimiz çalışmalar yapmamız gerekiyor. Böyle durumlar karşısında iç tüketimde sıkıntı yaşanmaması için alınması gereken önlemler önceden alınmıyor ve bir planlama yapılmıyorsa bu sıkıntılarla karşı karşıya kalmamız da kaçınılmaz oluyor. Bugün, Rusya pazarı ile bunu yaşamaya başladık.

Ya da İspanya’nın, İtalya’nın yaptığını örnek alıp, buna göre hareket etmek durumundayız. İspanya ve İtalya, zeytinyağı piyasasını elinde tutuyor. Çoğu ihraç ettiği zeytinyağını ham olarak Türkiye’den alıp, işliyor, kendi ambalajı ile ihraç ederek hem açık kapatıyor, hem önemli miktarda kar elde ediyor. İngiltere KKTC’nden portakal ve greyfurt alıyor, bunları işleyip, ambalajlayarak ihraç ediyor. Çay konusunda da aynı yöntem uygulanıyor.

Gıda konusunda ortadaki bu olumsuzluklara Rusya’ya başlayacak ihracat hiç kuşkusuz sebze ve meyve fiyatlarını daha da artıracaktır. Bunun sonucu olarak pahalılık, ardından enflasyon artışı devam edecektir. Bunun için ne gibi önlemler alınıyor, tüketici lehine neler yapılacak bunların da kamuoyu ile paylaşılması gerekiyor.

Dünyanın her tarafında üretim düşüklüğünde, üretimin fazla olduğu dönemlerde ürünler depolarda muhafaza edilir. Türkiye, depolama konusunda da istenilen seviyelerde bulunmuyor. Stok yapacak durumda değiliz. Ekonomik birliklerin de yeterince gelişmemiş olması var olan sıkıntılara yenilerini ekliyor.

Bu durumda yapılması gereken, yeterli olmayan ürünlerin ithal edilmesi olacaktır. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Piyasalardaki fiyat artışlarının önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Birkaç yıl öncesine baktığımızda aşırı pahalanan eti ithal ederek frenlemedik mi?

Zaten bazı Avrupa ülkeleri, Rusya’ya doğrudan ihracat yapamayacakları için Türkiye’yi bir geçiş kapısı olarak da görmeye başladı. Türkiye kanalı ile malların Rusya’ya ihraç edilmesi gündemde. Bunların ne kadarının tarım ürünü olacağını bilemiyoruz. Görebildiğimiz kadarı ile daha çok gıda dışı malların Türkiye yolu ile Rusya’ya ihraç edilebileceğine dair çalışmalar yapılıyor.

Eğer bugün enflasyonla gerçek anlamda mücadele edilecek, tüketici korunacaksa, bizi yönetenler bunun önlemini almak zorundadırlar. Son bir yıl içinde gıda maddelerinde görülen aşırı pahalılık önlenmemiş, tüketici de kaderi ile baş başa bırakılmıştır. Bu da ister istemez enflasyon rakamlarının yükselmesine neden olmuştur.

Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde Rusya pazarının üretici için önemli, ancak iç tüketici ve yükselecek fiyatlar açısından olumsuz olabileceğini görmekteyiz.

e.mail: necdetbuluz@gmail.com

             necdetes@mynet.com

 

 

 

 

 

11-1127fc5d65f025

(18+) Yokoluşunu Şölene Dönüştüren Toplum

 

11-1127fc5d65f025

 

18+ işin esprisi, 18+ mı kalmış bu devirde ve İŞİD kafa kesiyor,  ..birileri açmış ağzını Ağız dolusu sö*vüyor:g-2225
(Güzel midir çirkin midir bilemem :(
Ne özeli, kendi arabasıyla değil ki :)
Eğer bunu ispatetmezlerse En şeker adamlar, bunu da burdan açıkcça söylüyorum!)
Sütü bozukların iktidarı değiliz!) vs. vs.  :(
ve ben burda …sanki ehliyet alacağım veya silah ruhsatı, laf olsun.. :(

“mânî oluyor halimi takrire hicabım”.. g-2225 (utancım halimi anlatmaya engel oluyor)..
Aynen öyle, Ama kim? …yağmur yağıyor.. gg1_11_2013_55

(Yazı 30.9.2012 tarihinde ilk internette yayımlanmıştır,
Zaman zaman güncellenir..)

Not: Oyun havası En Alttadır (4), ve Ağız Tadı Dinleyin..
Bence onu önce tıklayın tadına varmak için..
Hem dinler hem okur sunuz..

 

……

 

..Herşey ne kadar da açık aslında,
Ama bu halk inadına uyuyor, uyutuluyor ve Yapay Gulyabanilerle (din düşmanları) Yokoluşunu mayıl mayıl izliyor!..
..ve APK şürekasına uyarak!..

[Bilse ki Bu millet,
Olanlar Yani Salla/başımızdakilar ..Fanatik bir Yahudici (İsrailci) ve ..Hepsi de Olanların bir Muvaza (Danışıklı döğüş) ve Nümayiş (Yalandan Göz boyama)
..ve Oyunun birer repliği!..]
..One minutecik,
Mavicik Marmaracık,
Kozmetikcik Odacık,
./..
(şunu da o tarihlerde yazmıştım, hani 22 gün girdiler ya Kozmik Oda’ya, Bülent Arınç’ın deyimiyle “Kozmetik Oda“.. :(
Bilahere basit bir ses klip yapmıştım 2 sene önce)
http://www.youtube.com/watch?v=LTs7zo0YiVw
……
./..
..THEÖKÜZ  ..yok bu olmayacaktı,
Gölcüklücük Odacak (Şimdi hıyanet modacak)
İbom Şov Papucumun Suikasti,
(..kurusıkı mermi and mizansen ve muhtarla yes yes ortak tiyatro,
Devlet uçağıyla fellik felik kaçması, kaçırılması
yes m*oku çıkmasın diye..)..
……
Ve ..Rahibin 2010′da 11 Eylülünde Kur’an yakması!
Hatırlayın, “1 gün sonra 12 Eylül ve “Refarandum idi.”
Ve Din ağalarının,  ..Bunu gizliden alkışlaması ve/ya sükût etmesi  ..hiç de sürpriz değil! :(
Çünkü Proje kendilerinin;
ve Kalıbımı basarım!..
..Düşünün,
Hangisinden “tık” çıktı???
(haşa) ..Allah mı büyük, Amerika mı, veya İsrail???
..hani ota noka konuşan ve mangalda kül bırakmayanlar 78g ..?
Çıkmaz!
Çünkü
(..VEYA BECAUSE  ..Kahrolsun İngilizce) :(
..(K)aaayeeeet Memnun ve de Mes’uuut, Bahtiyar ve de Mesrur ..Papucumun hazretleri  ..Kenya :(
..12 Eylül’de de istenen at geldi! :(
Saf inançlı halk, bir güzel kullanıldı. :(

 

2222_b

 

…Bir ulus düşünün “Kadim mi kadim,”
..ve Kendinden eski tarihi olan!..
Ve O Ulus, 1453′te çağ atlamış!..
..Aynı ulus, Haçlı’yı tokatlayan..!
..Yetmez,
“Bugün bir tokat daha vurup Kurtuluş Savaşıyla Taçadıran!..”
O Ulus ki,
Bugün sinmiş, sindirilmiş ve Tüm Değerlerini Kaybetmiş…
Kurtuluş Savaşı veren,
..ve Aynı Atanın Evlatları ..Paşalar,
İsimlerinin başına bir suç yamanarak,  ..sessiiizce  ve   …kahpece içeri tıkılmıştır!
“MİT eski Müsteşarı Ergenekon diye bir şey yoktu” http://www.turkishnews.com/tr/content/2014/02/08/mit-eski-mustesari-ergenekon-diye-bir-sey-yoktu/

Olmadığını ben de biliyorum sayın MİT veya Pİt (Pit neci laa, bilmiyorum attım gitti) :(
Ama olması lazım, Bize bir suç lazım :(
Ve bunun düzmece olduğunu …Bundan tam 4 (DÖRT) yıl önce yazmıştım “Hıyanete Karşı Gelen Adam ‘Çömez’ “ isimli yazımla ve tarih 27 Ekim 2010 idi.. :(
http://www.haberingundemi.com/yazar/Hiyanete-Karsi-Gelen-Adam-Comez/830/
……
Aynı Haçlı,
“Bugün Oyun bitti biz kazandık, sinsi fikrini ve hızla bu halka enjekte ediyor..”
..Ve Celladını Alkışlayan Toplum (bilinen söz) Türk Toplumu,
karşıya geçip,  ve Dalap neşşek gibi (*) geviş getiriyor ve yüzüne bakarak..!
..Ve
“Yetmez ama, Yes Köküne Kadar Pu*tt*ing diyor!..”
..Ne diyelim Mal Senin (kabzımal),
İstersen bomba koyar patlatırsııın  ..sebzeyi! :(   ..İster suyundan, İster tanesinden! :(

Ben güzele güzel demem
Güzel Benim olmayınca
Hep tanesinden mi olur
Suyundan da koymayınca :(

 (Edebî değeri olan bu dörtlüğü saklayın ve mütemmim cüz’i fotoyu) :(

333_c

 

Günün Sözü, hani moda ya;
Ne Mutlu Ahmağım diyene,
ve Sonuna Anırarak Gidene!.. Kendime diyorum, ters istikamete giden biri olarak..
.Sevgilerime..
Yazılış: 30.9.2012
Güncelleme: 1.9.2014
__YaLNıZ__
(Eshabil Üstündağ)
adanams@gmail.com
(*) Dalap:
Dişi eşeğin,
…Ne dişisi yav ..Bal gibi de Kancık Eşek İşşte! :(
..çiftleşme öncesi “sakız çiğner gibi yaptığı hareket..” :(
Ek:
Videolar:

1- Hz. İsa’da Birleşelim.. http://www.youtube.com/watch?v=ob4B43dqNfk

2- Haçlı seferlerinin faydaları http://www.youtube.com/watch?v=HIdFhOZvLLo

3- BESMELEYLE KİLİSE AÇARKEN DİNAMİTLE CAMİ UÇURANLAR, yazı. http://www.turkishnews.com/content/2014/08/11/besmeleyle-kilise-acarkendinamitle-cami-ucuranlar/

4- Şöleninize katkıda buunmak üzere Bu da Benden,
Haydi Hep Beraber Oynayalım

 

 

Dünya Türkleri Birliği