DÜNYANIN EN BÜYÜK ASKERİ DEHASI ATATÜRK’ÜMÜZE AİT ENDER BİLİNEN 2 FOTOĞRAF

Daha önce görenleriniz olabilir ama çok fazla görülmemiş resimler arasında

10690007_662029113918279_1694276015302832217_n.jpg?oh=f185eafef6b26148e06d0bd4fe30b329&oe=54EED34D&__gda__=1420470397_cb5a26488ffe54a05011bac4f1b0f613

Mustafa Kemal Atatürk, Dil Kurultayı sırasında verilen bir yemekli baloda halay çekerken… (1936-Dolmabahçe)

10384801_662026577251866_1539596915379256542_n.jpg?oh=d7b7a894d3f0f24349a5417acdc71fb0&oe=54BA11D5&__gda__=1421707100_1a7bc3e9d3d77070c3dcd084b3a1e8cf

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Sirkeci Bahçekapı’da ayakkabılarını yaptırdığı Altın Çizme’den çıkarken… (1934)

PROGRAM TAVSİYESİ : Anvi Smart Defender Pro 2.3.0.2789 Ücretsiz indir

x1413207134_anvi-smart-defender-1354015552.png.pagespeed.ic.nqlRq-Wxj-.png

Anvi Smart Defender Pro yazılımı bilgisayarınızı korur ve güvence altına alır. Anvi Smart Defender Pro süpheli yazılımlar, trojanlar, adware, spyware, ransomware, rogueware, botlar ve kötü amaçlı yazılımlara karşı sizi ve bilgilerinizi koruma altın alır.

Download:

Anvi Smart Defender Pro 2.3.0.2789.Cesur.rar Full İndir Turbobit

3 ülkeden Türkiye’ye karşı ortak tatbikat

 

20.10.2014 19:35


Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalara başlayan Türkiye’ye tavır alan Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Rusya ve İsrail’in desteğiyle Türkiye’ye karşı misilleme başlattığı bildiriliyor. Kıbrıs Rum Yönetimi, yakın ilişkide olduğu Rusya ve İsrail’le ortak askeri tatbikat düzenliyor. Üçlü tatbikatın Pazartesi günü başladığına dikkat çekiliyor.

Deutsche Welle’ye göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşen Rum lider Nikos Anastasiadis, Rus donanmasının Kıbrıs civarında askeri tatbikat yapması konusunda Putin’i ikna etti. İsrail’le yakın ilişkilerini de devreye sokan Rum lider, Rum-İsrail ortak deniz ve hava tatbikatlarına da onay aldı. Haberde şöyle deniliyor:

TÜRKİYE’YE “MİSİLLEME”

“Tatbikatlar pazartesi günü başladı, 6 savaş gemisiyle Kıbrıs etrafında bulunan Ruslar, denizden havaya füze fırlatacak, İsrail savaş uçakları da Kıbrıs hava sahasında uçacak. Rum Milli Muhafız Ordusu da İsrail’le ortak deniz ve kara tatbikatı yapacak. İki gün sürecek ve adada zaten varolan askeri gerilimi daha da tırmandıracak tatbikatlar, Türkiye’nin bölgedeki hareketlerine misilleme olarak değerlendiriliyor ve endişeyle izleniyor.”

Türkiye’nin Rumların Kıbrıslı Türkleri yok sayarak tek yanlı ilan ettiği doğalgaz bölgelerine yönelik bir Navtex, yani seyrüsefer talimatı yayımladığı, bölgedeki deniz trafiğini kontrol eden talimatın pazartesi günü yürürlüğe girdiği belirtilirken “2 ay yürürlükte olacak talimatlarla bağlanan bölgelerde, Türkiye’nin yayımladığı Navtex’e uyma zorunluluğu var. Bu bölgeler Rumların tek yanlı ilan ettiği ‘münhasır ekonomik bölge’ içinde yer alıyor” deniliyor.

Deutsche Welle ayrıca Türkiye’nin yeni satın aldığı yüksek donanımlı sismik arama gemisi Barbaros Hayreddin Paşa’yı pazartesi sabahı Rumların sondaj yaptığı bölgelere gönderdiğini, geminin Rum sondaj alanları içinde Türk parselleriyle çakışan 3. parselde göreve başladığını , donanmaya bağlı 3 savaş gemisinin refakatinde görev yaptığını anlatıyor.

Rusya ve İsrail’in askeri tatbikatları ile Türk savaş gemileri eşliğinde parsellerde başlatılan sismik çalışmaların Rum parsellerinde sondaj yapan İtalyan-Güney Kore konsorsiyumunu tedirgin ettiği belirtilerken “Yabancı şirketler bölgede artan gerilimin tırmanması durumunda izleyecekleri stratejileri planlıyor” deniliyor.

RUM TARAFINDAN SERT AÇIKLAMALAR

Doğu Akdeniz’deki gerilimin, Türkiye’nin atacağı karşı adımlarla nasıl şekilleneceği bilinmiyor. Türkiye’nin Navtex yayımlaması ve gemileri bölgeye göndermesi üzerine barış görüşmelerinden çekilen Nikos Anastasiadis’in Türkiye’yi hedef alan sert açıklamalarını sürdürdüğüne, Kıbrıs sorunu çözülmeden, doğalgaz yataklarında Türklerin var olan haklarını konuşmayı reddettiğini söylediğine dikkat çekiliyor.

PROGRAM TAVSİYESİ : CD Rom’unuzu Başkası Açamasın /// KİŞİSEL Bİ LGİSAYAR GÜVENLİĞİ ÖNEMLİDİR

Haylaz kardeşi vb olanlar için oldukça kullanışlı bir program. Program lisanssızdır ve oldukça ufak bir boyuta sahiptir.Programın amacı ise, bilgisayarınızdaki Cd-Romun çocuklar tarafından kurcalanmasını önlemektir.Bunu isterseniz klavye ve mouse için de kullanabilirsiniz.

Not: Program Microsoft Windows 7 ve Microsoft Windows Xp sürümlerinde sorunsuz çalışmaktadır.

Programın kurulumunu aşama aşama anlattım.

Buyrun ;

Kurulum :

m8Ngb4.jpg

İndirdiğiniz dosyayı Rardan çıkarın ve çalıştırın.Programı çalıştırdıktan birkaç saniye sonra aşağıdaki pencere açılacaktır.

B9bWBV.jpg

Next butonuna tıklıyoruz.Aşağıdaki ekran karşınıza gelecektir.

B9bW3D.jpg

Yine Next butonuna tıklıyoruz.Burada programı hazırlayan firmanın kullanım sözleşmesini kabul etmiş oluyoruz.

Wrp8JE.jpg

Yukarıdaki seçenekleri kendimize göre işaretliyoruz.

Make a shortcut on the desktop —> Program yüklendikten sonra programı çalıştırabilmeniz için masaüstüne kısayol oluşturup oluşturmamasını ayarlayabilirsiniz.

Start Toddler keys when Windows starts —> Windows açılışında programın çalışıp çalışmamasını ayarlayabilirsiniz.

Start Toddler Keys when setup finishes —> Kurulum bittiğinde programın çalışıp çalışmamasını düzenleyebilirisiniz.

Ayarları yaptıktan sonra Next butonuna basarak kuruluma devam ediyoruz.

Dk5WQ1.jpg

Burada programın nereye kurulmasını istiyorsanız Browse bölümünden ayarlayabilirsiniz.Daha sonra Next butonuna tıklayarak işleme devam edin.

gLYvN2.jpg

Kurulumun başlaması için Next butonuna tıklayın.

dqNDzL.jpg

Bu aşamada kurulumun tamamlanmasını bekleyin.Daha sonra aşağıdaki pencere görüntülenecektir.

voNVY6.jpg

Kurulum tamamlanmıştır.Kurulum penceresini sonlandırmak için Close butonuna tıklayın.

voNVo6.jpg

Programı çalıştırmak için yukarıdaki yolu izleyin.

Nb2N9O.jpg

Eğer programı başlatmaya çalıştığınızda yukarıdaki uyarı penceresi çıkıyorsa, program kurulumdan sonra otomatik çalışmaya başlamış demektir.

aBNpjz.jpg

Bilgisayarınızın sağ alt köşesindeki ok tuşuna tıkladığınızda yukarıdaki gibi küçük bir pencere açılacaktır.Burada TK simgeli olan bizim yüklediğimiz programımız.

ynp1Pj.jpg

Bu programın üzerine sağ tıkladığınızda yukarıdaki ayar penceresi açılacaktır.

Disable Power Button —>Bilgisayarın güç düğmesini(bilgisayarı açma/kapama düşmesini) deaktif edebilirsiniz.Bu sayede çocuklarınız bilgisayarınızı kapatamazlar.

Not: Bu seçenek ile ilgili kesin sonuç verir diyemem.İşletim sistemine göre farklılık gösterebilir.

Lock Drive Doors —> Bu seçenek ile Cd-Romunuzun sizin isteğiniz dışında açılmasını engelleyebilirsiniz.

Lock Keyboard —> Bu seçenek ile klavyenizin siz yokken kullanılmamasını sağlayabilirsiniz.

Lock Keyboard/Mouse —> Bu seçenek ile hem klavyenizin hem de mousenızın siz bilgisayar başında değilken kullanılmamasını sağlayabilirsiniz.Ancak bu seçeneği seçmenizi çok acil olmadıkça tavsiye etmem.

Hangi seçeneğin başında tik işareti varsa o seçenek aktif demektir.Bilgisayarı kapatıp açtığınızda Cd-Rom ve Power tuşu ile ilgili yaptığınız değişiklikler kaybolmaz ancak klavye ve mouse ile ilgili ayarlar her bilgisayarı kapatıp açışınızda deaktif olur.Kısacası mouse ve klavyeyi kilitleyipte açamadıysanız bilgisayarınızı kapatıp açtığınızda mouse ve klavyeniz sorunsuz çalışacaktır.

İndirme Linki ve Virüstotal :

Toddlerkeyssetup Tıkla İndir

Virüstotal

SAVAŞ KIRÇOVALI

ÖZEL BÜRO HACK TİMİ

YÜKSEK GERİLİM

 


Başbakan Ahmet Davutoğlu, İstanbul’da “Akil İnsanlar” toplantısında, AKP’nin asıl niyetini ortaya koyan bir konuşma yaptı.
Ertesi gün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu,”Peşmerge’nin Kobani’ye geçmesi için yardımcı oluyoruz. Kobani’nin düşmesini hiç arzu etmedik” dedi.
İki açıklamanın bileşkesinde “Barış Süreci”nin politik kodlarının değiştiği, gerilimin had safhaya çıkacağı anlaşıldı.

*
Davutoğlu,”Bu toprakların şehirleri, sokakları, devletleri sosyo kültürel bağları 2-3 bin yıla dayanır. Bizde 1000 yılı devirmemiş bir şehir yoktur. Şehirler tek bir etnik grupla, dinle, mezheple adlandırılamaz.
İki kavram, temel unsur var: Tarihdaşlık ve Vatandaşlık.
Tarihdaşlık bilincini kaybetmiş ulusalcı ideolojiler, bir müddet sonra dışlayıcı bir kültüre dönüşüyor;tek bir mezhep, ideoloji ve siyasete hitap etmeye başlamışsa bir müddet sonra tıkanıyor.
Tekçi yapılar kadim kültürlerin olduğu yerlerde acı ve hüzün getiriyor. Pakistan- Hindistan bölünmesindeki acıları hatırlayınız. Herhangi bir İskandinav ülkesi bununla karşı karşıya kalmaz.
Türkiye’nin farkı şudur. Biz yerleşik, içiçe geçmiş sosyo-kültürel yapılar içinde yer alıyoruz.
Irak’ın birliğini en fazla kim tehdit etmiştir? Basra’yı bir Şii şehir, Musul’u bir Şii şehir olarak tanımlayanlardır.
Şehir, devletten önce gelir. Şehirden önce gelen de insan bilincidir. Bizim oradan farkımız, biz Kürt ve Türk olarak her yerde iç içe yaşıyoruz.
Kürtlerin devleti yok, bir devlet arayışı var. Kürtlerin devleti Türkiye Cumhuriyeti’dir” diyor.

*
Davutoğlu, devleti belirleyen üç unsur “Millet, ülke, egemenlik” kavramları üzerinde yükselen Türkiye Devleti’ni, “AKP Devleti’nin Yeni Türkiye’si”ne dönüştürmüş olmalarının gücüyle konuşurken,
Halbuki, ABD’nin Avrasya’da kalıcı dönüşümler için verdiği savaşımda Türkiye’deki varlığını, bir kısım halkın kanaatleri veya hükümetlerle değişmeyecek denli köklü ilişkiler üzerinden geliştirmesi ve devletin en üst yönetimini, özellikle askerle oluşturduğu yakınlığını egemenliğine güvence olarak değerlendirmesi  sonucu tarihinin en sıkıntılı döneminden geçildiğini aklına getirmiyor.

*
Egemenliğin iç içe iki aşamada el değiştirdiğini, ilkin Türk Milleti’nin aynı topraklar üzerinde yaşayan dil, tarih, ülkü,duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk çerçevesinin ya da “Tarihdaşlığın“,
ABD’nin, AKP siyasal iktidarına verdiği destekle esaslı bir islamcı kadro hareketiyle devletin elit kadrolarını oluşturan kesimleri tüm yapılardan sildiklerini,
AKP iktidarının hareketini kısıtlayan ekonomik dengeleri yeniden düzenlemesi karşılığında Avrasya’ya yönelik politikalarda açık işbirliği ve kurumlaşmalar oluşturmasıyla milleti ya da “Vatandaşlığı” bölük-pörçük ettiklerini ağzına almıyor.
Sonra demokratikleşmeyi öngören ABD, Kürt Sorununun çözülmesini öngören İsrail, TSK’nın stratejisini belirleyen NATO ve birbirine paralel  unsurlar bileşkesinde, yeniTürkiye’nin,hem siyaseti, hem askerinin yönetilmesiyle  Türk ülkesininkimliksizleştirildiğini de umursamıyor.

*
Davutoğlu konuşmasında, Fransız filozof Michel Foucault’nun, “İnsanın insan üzerinde güç ve iktidar kurma mücadelesi tarihin değişmeyen kuralıdır; sorun insanların eşitlikle mi yoksa baskıyla mı bir arada olacakları gerilimidir” düşüncesine bir öykünme sonra bir takiyye gibidir.
M.Foucault  “Modern zamanda ulus devlet kurumuyla sahip olunan toprak parçasının ötesinde insanın ve toplumsal yapının da yönetilmesi,refah ve gelişime ortak edilmesi söz konusudur. 

Bu yeni emperyalizmdir; sömürgeciliğini insandan geliştirip tüm dünyaya işliyor,modern zamanın yeni hayat tarzını  ulus devletlerin ötesinde dizayn ediyor, karşıtlar ise eşitliğin mücadelesini veriyor” diyor.
*

Davutoğlu’nun öykünmeciliğini, Dışişleri Bakanı M.Çavuşoğlu’nun,”Peşmerge’nin Kobani’ye geçmesi için yardımcı oluyoruz. Kobani’nin düşmesini hiç arzu etmedik” açıklamasındaki takiyye karakter tamamlıyor.
Türkiye’nin, PKK karşısına bir yandan Batı’nın desteğini, diğer yandan da Türkiye’nin desteğini elinde bulunduran Mesud Barzani’nin KDP’sini ve peşmergeleri,”İŞİD terörüyle mücadele” görünümü altında Kobani’ye yerleştirmekte olduğu anlaşılıyor.
Böylece Suriye’de AKP-KDP- ABD emperyalizmi bloku, farklı amaçlar güderek bir tek cephe oluşturmaya çalışıyor.

*
Yeni Türkiye’nin bir zaman Selçuklu’nun, Osmanlı’nın egemen olduğu İslam toplumlarındaki siyasal kültürün kadim kurumları ve kültürel kodlarının değişimi ya da modernleşmesinden yana olan politikalarını görmek gerekiyor.
Böylece Osmanlı zımni sözleşmesini bir demokrasi kuramı haline getirebilmeyi, Osmanlı liberalizminin felsefi dayanaklarını sürdürmeyi, İslami lehçenin siyasallaşma ve örgütlenme potansiyelini arttırmayı,sosyal seferbercilikle İslamcı kodları bütünleştirmeci ve batılaşmanın sosyal muhayyileyi sıfırlama etkisini geçersizleştirmeyi,
Giderek Osmanlı Devletinin yıkılması ve halifeliğin kaldırılmasıyla başsız ve karmakarışık kaldığını düşündüğü İslam ülkelerini ümmet anlayışında güçlü kentler üzerinden  devletler konfederasyonu oluşturmak hedefleniyor.

*
Türkiye’nin mevcut bütünlüğünü, ulusal birliği ve tam bağımsızlığını belirleyen, bunlarla bağdaşmayan ödünlerde bulunulmasını engelleyen Türkiye 1.Meclisinin Misak-ı Milli’sini değil,
Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin ülke sınırlarını Suriye ve Irak’ın kimi bölgelerini de kapsar biçimde belirlediği Misak-ı Milli çerçevesinde,
Ya da farklı kimliklerin ve farklı inançların bir ulus devletle değil, kent bazında Ortadoğu Konfederal Sistemi içinde bir arada yaşayabilmeleri kurgulanıyor.

*
Bu kurguda,ideolojik olarak klasik komünist partilerden farklı, Kürt küçük ve orta burjuvazisinin çıkarlarının temsilcisi,
Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenliğe ve gerisindeki emperyalizmin etkilerine son vermek,bunların Kürdistan’daki etkilerini en son kalıntısına kadar tasfiye etmek,bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’da demokratik bir halk yönetimi kurmak ve sınıfsız bir topluma doğru ilerlemek düşüncesinde kendi şahsi tarihini bir parti, bir hareket,bir ulus ya da yeni bir insan tarihi gibi addeden Abdullah Öcalan ve PKK örgütünün siyasetten ayrıştırılarak giderek yok edilmesi öngörülüyor ki;

İŞİD’le mücadele eden uluslararası koalisyonun da hedefi budur.

*
Türkiye İran’ın batısından, Irak’ın kuzeyine ve Suriye’nin kuzeyinden doğusuna ve Akdeniz’e ulaşan koridorda;
Orta Doğu’da feodal grupların etkin gücünü İslam’da birleşen kent devletlerine çevirmeye çalışıyor.
Kimi petrol üreten, kimi su kaynaklarının sahibi, kimi ekilebilir tarlaları olan kent devletler öngörüyor.
Bugünün ABD emperyalizmi de askeri gücünü yedekte tutuyor,etkili ekonomik ve siyasi gücü ile sınırsız bir dünyayı ya da tek bir pazarı oluşturmayı hedefliyor.
O da Orta Doğu’da feodal grupların etkin gücünü giderek liberal-kapitalist kurguda kent devletlerine çevirmeye çalışıyor.

Kimi petrol üreten, kimi su kaynaklarının sahibi, kimi ekilebilir tarlaları olan liberal-kapitalist kent devletleri öngörüyor.

*
Başbakan Davutoğlu, açık açık ABD yerse diyor…


*
Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov ise “Dünya, liberal-kapitalist gelişim modelinin tüm ülkelere empoze edilmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığı bir değişim çağını yaşıyor.Çağdaş uluslararası ilişkiler sistematiği artık rekabet zemininde şekilleniyor ve bu rekabet de sadece ekonomik ve finansal alanlarda değil, aynı zamanda milli değerler ve gelişim modelleri alanlarında da yaşanıyor” diyor…

21.10.2014

Oyun içinde oyun…

NECDET BULUZ 

Şimdi soru şu:

Başta Amerika olmak üzere, Batı PKK’nın silahlanmasını istiyor mu, istemiyor mu? PKK konusunda yapılan açıklamalar doğruları yansıyor mu? Görünüşe ve yapılan açıklamalara bakılırsa adı geçen ülkeler PKK’nın silahlanmasına karşılar. Buna inanabilecek miyiz?

Ancak, Suriye’deki PKK’nın kolu PYD’nin silahlanmasını da sağlıyorlar. Suriye’de IŞİD’a karşı silahlı mücadele veren PYD’nin yanında çeşitli Kürt grupları yer alıyor. Bunlar içinde PKK’lıların da ağırlığını görmekteyiz.

Türkiye, Suriye ve Irak’taki IŞİD karşısında direniş gösteren Kürt gruplara yardım yapılmasını istiyor. Destek de veriyor. Ancak, bu gruplara verilecek silahların PKK’nın eline geçebileceği kuşkularını da taşıyor. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Başbakan Davutoğlu bu konuda açıklamalar yaptı ve ağır silahların PKK’nın eline geçebileceği endişesi taşıdıklarını söylediler.

Bizim de sormak istediğimiz şudur:

PYD’ye verilen destek ve silah, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak PKK’ya verilmiş olmuyor mu? PYD’ye verilen silahların PKK’nın eline geçmesi nasıl önlenebilir? Zaten PYD yetkilileri de yaptıkları açıklamalarda “Eğer PKK bizimle IŞİD’a karşı savaşıyorsa elinde silah olacaktır” demiyor mu?

Bu noktada bizimkilerin itirazı ve endişesi hiçbir şey ifade etmeyebilir.

ABD ve Batı, her ne kadar PKK’ya silah yardımı yapılmasının karşısında olduklarını söylüyorlarsa da buna inanmıyoruz. Bu ülkeler, PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’ ye verilecek silahların PKK’nın eline de geçebileceğini bilmiyorlar mı?

Dolaylı olarak PKK’ya silah yardımı yapılmış olacak.

Özellikle Türkiye’de PKK ile “Barış sürecinin” hızlandırılması ile PKK’nın da “terörist Listesi”nden çıkarılacağı ve bu örgütün de artık tehlikeli sayılmayacağı yolunda görüşler de ağır basmaya başladı.

Almanya Dışişleri Bakanı Steınmeıer son yapığı açıklamasında “PKK’ya silah yardımı yapılmayacak”diyor. Almanya Dışişleri Bakanı PKK’nın Türkiye’de şiddet tehdidi sürdürdüğünü, bu devam ettiği müddetçe silah yardımının söz konu olamayacağının da altını çiziyor.

Aynı Almanya Kuzey Irak’taki Kürt gruplara silah yardımı yapıyor.

Konu ile son bir gelişmeye daha bakalım:

İngiltere’de yayınlanan Economist Dergisi ABD’nin PKK ile işbirliğini artırabileceğini yazıyor. Dergi, son sayısındaki haberinde “Barış sürecinin kaderi Suriye’deki Kobani kentiyle bağlantılıdır. İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı PKK’nın direnişi ve laik olması Kürt isyancıları Amerika için IŞİD’a karşı potansiyel müttefik haline getirdi. PKK’nın aksine herhangi bir terörist listesinde olmayan PYD’ ye yönelik Amerikan desteği de gelecekteki işbirliğinin göstergesi olabilir. “yorumunu yapıyor.

Bazı Amerika ve Batı medyasını taradığımızda, konu ile ilgili yapılan haber ve yorumlarda PKK’nın silahlı gücünün eskisinden çok daha güçlü ve aktif hale getirildiğini görmekteyiz. Biz, her ne kadar bu konuya gerekli duyarlılığı gösteremiyorsak da, elin adamları PKK’nın içinde bulunduğu konumu bizden daha iyi analiz edebiliyorlar.

PKK ile birçok gelişmeyi dış basından daha iyi öğrenebilmekteyiz.

Amerika’da Washington Post’un son sayılarında yapılan bir yorumda Amerikan Yönetiminin PKK’ya bakışı bakınız nasıl değerlendiriliyor:

“Amerika, çıkarlarını ön planda tutmak, kendisini sağlama alabilmek için gerekirse yasa dışı silahlı gruplarla bile işbirliği içine girebilir. Geçmişte bunun somut örnekleri vardır. Bunun sınırı ve kontrolü de sağlanır. IŞİD tehlikesine karşı PKK’nın kullanılması, bu örgütün silahlanması ile mümkün olduğuna göre, Amerika iş bitinceye kadar bunda bir sakınca görmez. Terörist grup olarak nitelenmeyen PKK’nın kolu PYD’ ye verilen silahlar dolaylı yollardan PKK’nın da eline geçmesi ve kullanması demektir. Silah yardımı yapılmadan önce bunların hesabı kitabı yapılır, sınırları çizilir ve denetimin nasıl yapılabileceği planlanır. Doğrudan olmasa bile, dolaylı olarak bazı silahların PKK’nın eline geçmesi de bu şekilde mümkün olabilir.”

Bütün bunlar da açık biçimde gösteriyor ki, dış dünya PKK’yı dolaylı olarak silahlandıracaktır.”PKK’ya silah yardımı olmayacak”yolundaki yapılan açıklamalar ve söylemleri bu nedenle ciddi bulmuyoruz.

Kuzey Irak’taki Peşmerge güçleri ile İsrail arasındaki ilişkiler de göz önünde bulunduracak olursak konuya biraz daha açıklık getirmiş oluruz. Barzani’nin Kandil dahil, PKK’yı nasıl koruduğunu da söylemeye gerek var mı?

Bölgemizde oyun için oyun oynanıyor. Bu geçmişteki birçok yazılarımızda da vurguladık. Çok dikkat etmemiz ve attığımız her adımın hesabını yapmak durumundayız.

e.mail: necdetbuluz@gmail.com

             necdetes@mynet.com

 

Demek ki güvenmeyeceksin…

NECDET BULUZ

Bizim baştan bu yana görüşümüz şu olmuştur:

“Bölgemizdeki olaylarda genellikle Arap ülkeleri ile işbirliği yapıyoruz. Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Körfez ülkeleri ile işbirliğimizi güvenli ve samimi bulmuyoruz. Tarihte, adı geçen ülkeler Türkiye’ye hep düşmanlık yapmışlar, arkadan vurmuşlardır. Bugün, yapılan işbirlikleri yarım kalabilir, Türkiye yine bölgesel sorunlarla baş başa bırakılabilir.”

Bunu niye yeniden gündeme getirip yazıyoruz, ona gelelim:

Türkiye aylardır Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde boşalacak koltuk için büyük bir mücadele vermişti. 193 ülkenin temsil edildiği BM Genel Kurulu’ndaki oylama için dünyanın her tarafına gidilip diplomasi çıkarması yapıldı. Araplara da son derece güvenildi. Çok önemli harcamaların yapıldığını da vurgulamalıyız.

Oylamadan önce Türkiye’nin 160 ülkenin mektup diplomasisi ile desteğini aldığı, bu ülkelerin Türkiye için oy vereceği sözünü verdiği söylendi. Oylamada ise Türkiye’ye çıka çıka ancak 60 çıktı. Tam bir fiyasko ve yenilgi.

Türkiye’nin Güvenlik Konseyi’nde geçici üyelik seçiminde 60 oyda kalması hiç kuşkusuz tartışılması, masaya yatırılıp enine boyuna incelenmesi gereken önemli bir konudur. Bazı çevrelere göre başta Suudi Arabistan olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Yunanistan’ın Türkiye karşıtı lobi faaliyetlerinde bulundukları söyleniyor.

Geçmişte olduğu gibi BM konusunda da Türkiye Araplar tarafından arkadan vurulmuştur.

2008 yılında Türkiye, konsey üyeliğine seçilmeyi başarmıştı. Bunu Türk dış politikasının bir başarısı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Bugün, aynı başarı elde edilememişse, bunu da Türk dış politikasının yenilgisi olarak görmeliyiz. Demek ki, bugün dış politikada geçmişteki kadar başarılı olmadığımız gerçeği ortaya çıkmıştır. Bizi yönetenlerin bu konuyu çok yönlü ele alıp değerlendirmesi gerekiyor.

Ortada gördüğümüz gerçeklere de kısaca değinelim:

Özellikle Suriye krizi ile başlayan süreçte Türkiye Ortadoğu’daki birçok dostunu yitirdi. Komşuları ile sorunlu hale geldi. Batı ile olan ilişkilerimizde de sıkıntılar yaşanıyor. Etkinliğimiz neredeyse “yok” denilecek düzeylere indi. Bugün, BM için yapılan oylamada ortaya çıkan sonuç bunların önümüze konulan faturasıdır. Yenilginin nedenini kendi yaptığımız yanlışlarda aramamız gerekiyor.

Önemsediğimiz bir başka konu da şu olmuştur:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son BM Genel Kurul toplantısındaki konuşması çok büyük tepkiler almıştı. Dış dünyanın bu tür sert çıkışlara böylesine tepki verileceğinin hesap edilmesi gerekirdi. Salon boşalmış, Erdoğan boş koltuklara konuşmak durumunda kalmıştı.

Özellikle sıkı işbirliği içinde olduğumuz Arap ülkelerinin takındığı tavır ve Türkiye aleyhindeki lobi faaliyetleri de aynı ölçüler içinde değerlendirmeye alınmalıdır. Arap dünyası ile olan ilişkilerin sınırları da tespit edilmelidir.

Mısır’ın Türkiye aleyhinde çalışmasını yadırgamadık. Mısır gibi bölgede çok önemli bir ülke ile olan ilişkilerimizin kopma noktasına gelmesinden sonra böyle bir gelişme sürpriz olmamıştır.

Demek ki, çok yönlü politikalar uygulamamız gerekiyor. Dünyadan kopmamak önemli.

Arap ülkeleri altımızı oyuyor, buna dikkat edelim. Avrupa, Türkiye’ye karşı artık mesafeli davranıyor. Amerika, bölgedeki çıkarları nedeni ile şimdilik dostluk köprülerini korumaya çalışıyor. Komşularımızla olan ilişkilerimiz zaten biliniyor. Açık ifade etmemiz gerekirse Türkiye bölgede yalnız bırakıldı ve kaderi ile baş başa bırakıldı. Yarının ne getireceğini ise şu anda hiç kimse doğru dürüst hesap edemiyor.

Bazı çevreler, Türkiye’nin ABD için hayati önemde bir müttefiki olduğunu, “Fakat karmaşık bir müttefik” ifadesini kullandıklarını da yansıtalım. Aynı çevreler Avrupa ülkelerin de yabancı cihatçıları Suriye’ye geçişi konusunda Türkiye’yi “mercek altına” aldıklarını söylüyor. Türkiye’nin yenilgisinde de bu tutumlarının en başta geldiğini de yansıtıyorlar.

Demek ki, dış dünya Türkiye’ye şüphe ile bakıyor, güvenilir bir ülke olmaktan uzak görüyor. Eğer, bugünkü yenilginin altında bir şeyler aramaya kalkarsak, öncelikle uyguladığımız dış politikanın doğru olup olmadığını tartışmamız gerekiyor. Ortada yanlışlıklar varsa-ki var görünüyor-bunların onarılması ve aynı yanlışlarda ısrarcı olmamız kaçınılmaz görünüyor.

BM yenilgisi, en azından Arap ülkelerine güvenmememiz gerektiğini ortaya koyması açısından bizim için önemlidir. Avrupa’dan kopmamamız gerekliliği de bir kez daha ortaya çıkmıştır. Keşke, bizi yönetenler bunu daha yakından görebilmiş olsalar.

e.mail: necdetbuluz@gmail.com

             necdetes@mynet.com

 

 

“Kırmızı çizgilerimize” ne oıldu?..

NECDET BULUZ 

Suriye ve Kobani’deki gelişmelerden sonra, Amerika’nın önderliğindeki “çekirdek koalisyon” içinde yer almamız ve aktif rol oynamamız için “Kırmızı çizgilerimiz”in var olduğu söylendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan “ Suriye sınırları içinde tampon bölge, uçuşa yasak bölge ve eğit-donat isteklerimiz yerine gelmediği sürece koalisyon içinde yer almamız beklenmesin” demişti.

Biz de aynı görüşte olduğumuzu yazdığımız yazılarda vurguladık. Türkiye’nin savaşın içine atılmak istenildiğini, bu konuda çok dikkatli hareket etmemiz gerektiğinin de altını çizmiştik.

Amerika, bölgede çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Şu ana kadar bizim isteklerimizin hiç biri yerine gelmedi, getirilmek de istenilmiyor. Yapılan açıklamalarda da “Programımızda şu anda bu konular yer almıyor” deniliyor.

Özetle, delik-deşik olan sınırımızı kontrol altına almakta zorlanıyoruz. Giren, çıkan belli değil. 3 milyona yaklaşan sığınmacı ile baş başa kaldık. İncirlik Üssü’nün kullanıma açılması sağlandı. Ne diyorsak, ne istiyorsak yaptıramıyoruz.

Kobani’deki olayda Amerika ve koalisyon güçleri Kürt unsurları koruyor. IŞİD’ın imha edilmesi konusunda da kararlılıklarını sürdürüyor.

Bizimkiler, bir yandan IŞİD’a, diğer yandan PYD’ye yükleniyor. Ama, sonuçta söylediklerimizle kalıyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bizim için PKK unsurları neyse, PYD unsurları da aynı” demiyor mu?

Diyor ama bunu Amerika’ya ya da koalisyon güçlerine anlatabiliyor mu? Hayır. Çünkü Amerika yönetimi” Biz PYD ile istihbarat paylaşımı yapıyoruz “açıklamasını yaptı. Silah yardımı yaptıklarını açıklamaktan kaçınmadı.

Obama’nın bir telefon konuşmasında Erdoğan’a “Biz PYD güçlerine havadan silah yardımı yapacağız” dediğini de belirtelim. Hadi bakalım bunun karşısında “Hayır, PYD’de de PKK demektir, silah yardımı yapamazsınız” diyebiliyor muyuz?

Demek ki, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak PKK ile yakınlaşma ve destek var. Bizim söylediklerimizi ciddiye alan, dikkate alan yok. Bu yapılanlar açıkça bunu gösteriyor.

Bu satırlar yazılırken, Amerika yönetimi açıklamada bulunuyordu. PYD güçlerine havadan çeşitli silah ve teçhizat yardımı yapıldığı açıklandı. Zaten, Obama’nın da bu konuyu telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aktardığını yazmıştık.

PYD ise, PKK’dan destek alıyor. IŞİD’a karşı aynı cephede savaşıyor. Amerika tarafından yapılan bu silah yardımlarının PKK’nın eline geçmesi mümkün mü? Kaldı ki, biz PYD’yi de PKK ile aynı kefeye koyduğumuza göre bizi dinleyen var mı?

Sınırdan geçip, PYD güçlerine katılmak ve IŞİD’a karşı savaşmak isteyen Kürtler buradaki silahları kullanmayacak mı? Ya da Irak’tan Suriye’ye geçen PKK ve bazı Kürt unsurlara burada silahları kim veriyor? Bu konuda kendimizi kandırmayalım ve daha gerçekçi olalım.

Şimdi sormak istiyoruz:

Nerede bizim “kırmızı çizgilerimiz?”

Kobani’deki olaylardan sonra ortaya koyduğumuz isteklerimiz ne oldu? Olmazsa olmazlarımızı ciddiye alan oldu mu? Kaderimizle baş başa kaldık mı kalmadık mı? Amerika, istediklerini bize kabul ettiriyor mu ettirmiyor mu? Biz, olup bitenlere ve sonuca bakıyoruz.

Suriye krizinden en karlı çıkacak olanın Kürt gruplarının olduğunu daha önce söylemiş, yazmış ve nedenlerini de sıralamıştık. Bugün, gelişen olaylar Kürt unsurlarının bu krizden en karlı çıkacak gruplar olduğu da açık biçimde görülmektedir.

Çünkü Kürtleri Amerika destekliyor, Batı destekliyor, İsrail ve Arap ülkeleri destekliyor. Bu gerçekleri görmek ve politikalarımızı da buna göre ayarlamak durumundayız. Ancak, görebildiğimiz kadarı ile buna gücümüz yeterli gelmiyor.

Bizim en çok endişe ettiğimiz bir başka konu da şu;

Suriye’deki kriz bittiğinde Kobani’deki durum normalleştiğinde biz ne durumda olacağız? Türkiye nasıl bir yola savrulacak? Ortadoğu’daki haritalar nasıl değişecek? PKK ile olan durum nasıl şekillenecek? Bizi bekleyen öylesine zor ve sıkıntılı durumlar var ki, bunları düşünmek bile istemiyoruz.

“Kırmızı çizgilerimizi” bile koruyamıyorsak, fazla söze gerek var mı?

Türkiye’nin cihatçı grupların merkezi durumuna gelebileceğini iddia edenler de var. IŞİD bir yandan, PKK diğer yandan bizim en önemli sorunlarımız olarak karşımızda duracaktır. Komşularımızla olan sorunlarımız, Amerika ve Batı ile olan ilişkilerimiz de bizim için sıkıntı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

e.mail: necdetbuluz@gmail.com

             necdetes@mynet.com

 

 

 

 

ABD’den Kürtlere silah yardımı

Ekim 20, 2014 |

 

Amerikan güçleri, Suriye’nin kuzeyindeki Kobani’de IŞİD ile savaşan Kürt güçlere havadan silah ve tıbbi malzeme yardımında bulundu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) yapılan yazılı açıklamada, ABD askeri güçlerinin, sahada IŞİD’e karşı şehri koruyan Kürt güçlere takviye yapmak için Kobani bölgesine bugün havadan birçok yardım yaptığı bildirildi.

ABD Hava Kuvvetleri’nin C-130 tipi nakliye uçağının Irak’taki Kürt yetkililer tarafından sağlanan silah, cephane ve tıbbi malzeme yardımını, Kobani’nin kontrolünü ele geçirmeye çalışan IŞİD’e karşı direnişe devam edilmesi kapsamında gerçekleştirdiği kaydedildi. Açıklamada, yardımın ardından uçağın bölgeden güvenlik şekilde ayrıldığı ifade edildi.

Amerikan ordusunun Kobani’de IŞİD’e karşı bugüne kadar 135 hava saldırısı düzenlediği bilgisi paylaşılan açıklamada, saldırıların IŞİD’in ilerleyişini engellediği, yüzlerce savaşçısının öldürüldüğü, muharebe teçhizatlarının imha edildiği veya hasar verildiğine yönelik belirtilerin bulunduğu kaydedildi.

Açıklamada, “Ancak IŞİD, kente yönelik tehdidini sürdürüyor. Kürt güçlerinin direnişine devam ettiği Kobani’de güvenlik durumu kırılganlığını koruyor. CENTCOM komutanının da belirttiği gibi Kobani hala düşebilir” değerlendirmesinde bulunuldu. Açıklamada, saldırıların “Doğal Kararlılık” operasyonlarının bir parçası olarak gerçekleştirildiği belirtildi.

TÜRKİYE’Yİ DE BİLGİLENDİRDİK

Amerikalı üst düzey yetkili, Amerikan güçlerinin Kobani’de IŞİD ile savaşan Kürt güçlere havadan silah ve insani malzeme yardımı yapmasıyla ilgili olarak, ABD Başkanı Barack Obama’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirdiğini kaydetti.

Telekonferansla gazetecilere bilgi veren Amerikalı üst düzey yetkililer, Kobani’de IŞİD ile Kürt güçler arasında zorlu bir çatışmanın olduğunu, bu nedenle Obama’nın bu konuda harekete geçmek istediğini bildirdi.

Bu kapsamda, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin sağladığı silah ve insani yardımların ABD askeri uçaklarıyla Kobani’ye havadan bırakıldığını belirten yetkililer, uçakların toplam 27 konteyner takviye yaptığını bildirdi. Yetkililer, bu takviyelerin küçük silahlar ve cephanelikler ile insani yardım bağlamında tıbbi malzemelerden oluştuğu bilgisini verdi.

Silah yardımının ilk kez mi yapıldığı ve neden doğrudan ABD tarafından sağlanmadığına yönelik soru üzerine Amerikalı üst düzey bir yetkili, ABD’nin bir süredir Suriyeli muhaliflere yardımları artırdığını ve askeri yardım yapma kararı aldığını hatırlattı.

Yetkili, ancak Kobani’deki durumun spesifik ve acil bir takviye gerektirdiğine işaret ederek, Irak’taki Kürt yönetiminin silah desteği sağlamak istediği ve bunun da Kobani’de sahada savaşanlara destek vermenin en hızlı yolu olduğunu dile getirdi. Yetkililer, ABD’nin de bu takviyenin yerine ulaşması için havadan eşsiz askeri kapasitesini kullandığını söyledi.

“IŞİD, şehri ele geçirirse katliam yapar”

Kobani’de halkın çoğunluğunun şehri terk ettiği ve sayıları yüzlerle ifade edilen insanların kaldığı hatırlatılarak, neden şimdi buraya insani yardım yapılmaya başlandığına yönelik soru üzerine yetkililer, IŞİD’in ele geçirdiği şehirlerdeki kadın-çocuk herkesi katlettiğine dikkati çekti.

Yetkililer, son dönemde IŞİD’in Kobani’ye çok fazla kaynak aktardığını da hatırlatarak, bunun da kendilerine daha fazla IŞİD hedefini vurma fırsatı sağladığını söyledi.

Bu takviyelerin Kobani’nin düşmesini engelleyip engellemeyeceği sorusuna karşın yetkililer, sahadaki durumun karmaşıklığı nedeniyle bunun bilinemediğini, yardımların sahadaki güçlerin acil ihtiyaçlarını karşılamaya dönük olduğunu dile getirdi.

“Obama, Erdoğan’a bilgi verdi”

Yetkililer, bu takviye hakkında Türk yetkililerine bilgi verilip verilmediğine yönelik bir soru üzerine, Türk hükümetine bir süredir Kobani’deki güçlere takviye gönderilmesinin aciliyetini ifade ettiklerini ve Türk hükümetiyle birçok düzeyde görüşmeleri bulunduğunu söyledi.

ABD Başkanı Obama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dün telefon görüşmesi yaptığını anımsatan bir yetkili, Obama’nın Erdoğan’ı, Kobani’ye havadan destek verme yönündeki bu girişimleri ve önemi hakkında bilgilendirdiğini aktardı.

Yetkili, “Türkiye’nin Kürt gruplar da dahil bazı gruplara yönelik kaygılarını anladıklarını ama IŞİD’in de ABD ve Türkiye’nin ortak düşmanı olduğunu” kaydetti.

Türkiye ile IŞİD’in gücünü azaltma ve yok etmede en iyi yollar konusunda görüşmeler devam etse de birçok düzeyde Türkiye ile işbirliğinin olduğuna işaret eden yetkili, bu tür konuların Ankara ile gelecek günlerdeki görüşme maddelerinden biri olmaya devam edeceğini bildirdi.

Yetkililer, Türkiye’nin Kobani’den sığınmacıları kabul ettiğine dikkati çekti ve Suriyeli muhaliflere eğitim ve ekipman programına katılmasına yönelik memnuniyetlerini dile getirdi.

”Türkiye bu konuda en yakın müttefiklerimizden olmaya devam ediyor”

Amerikalı üst düzey yetkili, Türkiye ile bu konudaki ortaklıklarına değer verdiklerini anlatarak, “Türkiye, bu konuda en yakın müttefiklerimizden biri olmaya devam ediyor” dedi.

Kobani’ye yeniden takviye yapmanın yollarına da baktıklarını dile getiren yetkililer, bunlardan birinin de karadan yardım olduğunu, bunun da Türkiye ile görüşülmesi gerektiğini kaydetti. Yetkililer, sahadaki güçlerin ihtiyaçlarını değerlendirmeyi sürdürdüklerini de bildirdi.

Başka bir üst düzey yetkili de “Türklerle Kobani’ye yönelik daha sürdürülebilir takviyelerin sağlanması noktasında görüşmeye devam edeceklerini” söyledi. (AA)

KIŞLALI’NIN AVUKATI İDİM

KIŞLALI’NIN AVUKATI İDİM

Ahmet Taner Kışlalı 21.Ekim.1999 günü sabahı ailesine iyi günler dileyerek evinden çıktı, arabasının ön camında silecek üzerinde bulunan yabancı bir maddeyi almak için uzandı…
Büyük bir patlama, sonra büyük bir sessizlik.
Ahmet Taner Kışlalı öldürülmüştü.
Bu dava kamuoyunda “Umut Davası” adı ile bilinmektedir. Davaya bu adın verilmesinin nedeni; Atatürkçü aydınlara karşı girişilen hareketlerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik kimliğine yönelik eylemlerin ardındaki gizli ilişkilerin ve ülkenin birliğine karşı yöneltilen “kumpasların” aydınlığa çıkacağından kaynaklanan ”umut”tan kaynaklanmıştır.
Ancak aradan geçen 15 sene sonunda bu umut yeşermemiş, dava ve arkasındaki ilişkiler yumağı karanlıklar içinde kalmış ve bu kumpası, başka kumpaslar izlemiştir..
Davanın maktul’leri olarak :
1.- Ahmet Taner Kışlalı – 21.10.1999 (Arabasına bomba yerleştirmek suretiyle)
2.- Muammer Aksoy – 30.1.1990 (Tabanca ile başörtüsü neden gösterilmek suretiyle)
3.- Bahriye Üçok – 6.10.1990 (Bombalı paket yollamak suretiyle)
4.- Uğur Mumcu – 24.1.1993 (Arabasına bomba yerleştirmek suretiyle)
öldürülmüşlerdir.
Kışlalı’ların vekili olarak izlediğim bu davanın resmi veya hukuki adı “Yasadışı Kudüs Ordusu / Tevhid-Selam Örgütü Davası” dır.
Davanın adını oluşturan “Kudüs Ordusu” İran Devriminden sonra “Devrim Muhafızları” içerisinde kurulan bir ordu hüviyetindedir.
“Tevhid” ise kelime olarak “birlik, teklik” anlamına gelmektedir. Davanın sanıkları olan kişiler bu isimleri taşıyan “Tevhit” ve “Selam” yayınlarında toplanarak örgüt konumuna gelmişler ve İran Devrim Muhafızlarının oluşturduğu Kudüs Ordusu gibi din esaslarına dayanan bir devlet düzeni oluşturmayı amaçlamışlardır.
1979 yılında Ayetullah Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen İslam Devrimi, diğer islam ülkelerinde heyecan yaratmış ve örnek alınmıştır. Din üzerine kurulu devlet düzeninin, her ne pahasına olursa olsun, ihraç ve ithal edilmesi arzularını kuvvetlendirmiştir.
Böylece örgüt ve davayı oluşturan “Yasadışı Kudüs Ordusu / Tevhid-Selam Örgütü Davası” ismi oluşmuştur.
Davanın en ciddi noksanlarından biri; ülkemizde uzun süre boyunca işlenen öldürme ve terör eylemlerinde yabancı devletlerin ve özellikle din ve şeriat düzenini ihraç etmek isteyen ülkelerin hangi ölçüde parmağı ve desteği olduğunun, yurt içinde kimlerle ve hangi çevrelerle ilişki kurduğu hususunun hiç araştırılmamış olmasıdır.
“Ankara 2.Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde” daha sonra CMK. Md. 250 ile devreye sokulan “Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde” 2000 yılında görülmeye başlanan dava yakın zamana kadar; bozmalar, yeniden yargılamalarla devam etmiş, davanın sonu da başlangıcı gibi karanlığa gömülmüştür.
Türkiye içinde bulunduğu sorunları, kaos ortamı ve çıkmazların nedenini geçmişte ve çözülmeyen bu davaların içinde aramalıdır.
Dava ve sorunlara çözüm getirmeyen, yeni ve sürekli sorunlar yumağı yaratan sistem ve sistem kurucularında aramalıdır.
Aksi takdirde daha bir çok “umut” yeni ve başka bir “umutsuzluğa” dönüşecektir.

Av.A.ERDEM AKYÜZ
erdemak@gmail.com

Dünya Türkleri Birliği