Arsene Wenger

Arsene Wenger: Çok önemli bir maça çıkacağız

Arsene Wenger
Arsenal futbol takımı teknik direktörü Arsene Wenger

Arsenal Teknik Direktörü Arsene Wenger, Beşiktaş ile oynayacakları rövanş maçı öncesi basın toplantısı düzenledi

Wenger yaptığı açıklamada, “Şu an sadece Beşiktaş maçını düşünüyoruz. Çok önemli bir maça çıkacağız. Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalamama ihtimalimiz var. Bu sebeple kazanmamız gereken bir maça çıkıyoruz. Başarabileceğimize inanıyoruz. Son derece deneyimli oyuncularımız var. Gruplara kalmamız gereken bu maçlarda deneyimli oyunculara ihtiyaç var. Mental olarak iyi hazırlandığımızı düşünüyorum. Yarın akşam en iyi oyunumuzu oynayacağımızı söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

Beşiktaş’ın ilk maçta çok iyi bir performans ortaya koyduğunu vurgulayan Fransız çalıştırıcı, “İlk maçta çok iyi oynadıklar. Onlara ‘Yarın biz de evimizde böyle oynayabiliriz mesajını vermek istiyoruz” şeklinde konuştu.

Sakatların durumuyla ilgili bilgiler de veren tecrübeli teknik adam, “Walcott yarınki maçta oynayamayacak, onu zorlamayacağız. Walcott’ın ay sonunda idmanlara başlamasını bekliyoruz. Milli maç arasında da tam zamanlı idmanlara çıkacaktır. Gibbs’in de bir sakatlığı var. Forma giyme şansı yok. Önce gruplara kalalım, adım adım devam edelim istiyoruz. Yarın gruplara kalmayı hakettiğimizi göstermeliyiz” dedi.
Arsene Wenger, Türk takımlarıyla adı transfer için geçen Podolski’nin durumuyla ilgili kendisine yöneltilen soruya ise, “Podolski yarın akşam takımda olacaktır, kendisini şuan bırakmayı düşünmüyoruz” cevabını verdi.
Arsenal’in genç oyuncusu Alex Oxlade-Chamberlain de basın toplantısında söz aldı. Chamberlain’in karşılaşma ile ilgili yaptığı açıklama şöyle:

“Kişisel olarak Şampiyonlar Ligi’nde yer almayı istiyorum. Wenger’in de söylediği gibi önemli bir maç var önümüzde. Başarılı olmak istiyoruz. Sezonun ilk maçları zordur. Saha koşulları iyi değildi. Tabi bu mazaret değil. Güçlü bir takımla karşılaştık. Beşiktaş’ın işini zorlaştırıp istediğimiz sonucu almalıyız.

Bizim için en önemlisi gol yememek. Eğer gol yemezsek işimiz kolaylaşır diye düşünüyorum. Çok önemli bir fırsat bu. Beşiktaş’ı yenerek Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmek istiyoruz. Beşiktaş maçında kötü oynamadık, Everton maçında da öyle ama basit hatalar yapmamamız gerekiyor. Kalemizi gole kapayarak grup sürecine kalmalıyız. Üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız.”
“Bunu aslında Wenger’e sormanız gerekiyor. Ben nerede görev alısam orada oynarım. Kanatlarda kendimi çok daha rahat hissediyorum. Orta sahada görev alırsam da elimden geleni yapacağım. Kim oynarsa oynasın elinden gelenenin en iyisini yapacaktır. Oyun planına bağlı kalmalıyız.”

Arsenal futbol takımı Beşiktaş maçı için Londra Arsenal tesislerinde hazırlıklarını yaparken
Arsenal futbol takımı Beşiktaş maçı için Londra Arsenal tesislerinde hazırlıklarını yaparken

 

Arsenal futbol takımı Beşiktaş maçı için Londra Arsenal tesislerinde hazırlıklarını yaparken
Arsenal futbol takımı Beşiktaş maçı için Londra Arsenal tesislerinde hazırlıklarını yaparken

Beşiktaş basın toplantısı

Slaven Bilic: ”ÖZGÜVENİMİZ OLDUKÇA YÜKSEK”

 

Beşiktaş basın toplantısı
Beşiktaş basın toplantısı Emirates Stadyumu

Beşiktaş Teknik Direktör Slaven Bilic ve Oğuzhan Özyakup, Arsenal maçı öncesi yapılan basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Slaven Bilic yarınki maçta yedek kulübesinde olamayacağı için çok üzgün ve aynı zamanda ilk maçta yaşananlardan dolayı da çok üzgün olduğunu söyledi.

Oğuzhan Özyakup ise ilk maçta oynadıkları futbol ile herkesi şaşırttıklarını ama bu oyununu yarın akşam yineleyerek turu geçmek istediklerini dile getirdi.

arınki maçın önemini biliyoruz. Buraya tur atlamak için geldik. ilk maçta bunu başarabileceğimizi gösterdik. İnşallah yarın turu geçeceğiz.

İlk maçta çok çok iyi oynadık. Baskın olan taraf bizdik. Kimse bunu beklemiyordu ama bizim kalitemizi kendimiz biliyorduk. Olimpiyatta taraftarımızı arkamıza aldık ve iyi bir maç çıkardık. Yarın burada da bunu tekrarlamak istiyoruz.

Demba Ba gerçekten fantastik ve harika bir bitiriciliği olan bir oyuncu. Onunla oynamak bizim işimizi çok kolaylaştırıyor. Hatta ona kötü bir top attığınızda bile yanımıza gelip bize uyarılarda bulunuyor.

Mesut Özil büyük bir oyuncu. Ben de Arsenal’de iki sene oynadım. Bu statta iki tane kupa maçına çıktım. Sonra Beşiktaş’a geldim, çok değişik bir duygu. Şu an Beşiktaş’ta hedeflerim var. Kupa kaldırmak final oynamak istiyorum.”

VE ÇİN HALK CUMHURİYETİ

ABD, Çin’in modernizasyona tabi tuttuğu sosyalizmiyle küresel büyümenin en önemli motoru ve orta gelir düzeyi ile dünyanın ikinci ekonomisi olması,
Gelecek 15 yılda, ortalama 5-6 oranında büyümesi halinde kişi başına gelirinin 20 bin dolar gibi yüksek bir düzeye çıkması ve gelişmiş ülke olma potansiyelinden sorunludur.

*
Çin’in küresel güç olmak hedefinde, hem askeri gücünü arttırma çabası, hem dünya ekonomisinde istikrarın olabilmesi ve finans piyasalarında risklerin azaltılması;
Teminen, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası yönetiminde reform yapılması,reformun ardından dünya ekonomisinde bankaların yapılandırılması,finansal mimarinin değişimi, piyasalara işlerlik kazandırılması,yeni bir döviz rezervinin oluşturulmasında etkinleşme istemesini dert ediniyor.

*
Çünkü,Çin; gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında küresel ekonominin dengeleyicisi olmanın ‘olmazsa olmaz’ noktasındadır.
Şimdi Asyalı, Afrikalı ve Latin Amerikalı gelişmekte olan ekonomiler, ABD ve müttefiki batılı gelişmiş ülkelerin yakın zamana kadar kendilerini yalnızca kaynak ve pazar olarak algılamalarına,ekonomik olarak kendilerine bağımlı kılıp, bu ekonomik sistemle de dünya ekonomisi üzerinde tam egemenlik kurmuş olmalarına hayıftadır.
ABD ve gelişmiş ülkeler ise bilmedikleri bir dünyanın sabahına uyanmanın korkusunu sürüyor.

*
2007 ABD mali kriziyle birlikte; durgunluk ya da kriz yaşandığı zaman krizin yükünün gelişmekte olan ülkelerin sırtına yıkılmak istenmesi  milat oluşturmuştur.
Gelişmekte olan ülkeler küresel ekonominin itici gücü olduklarını algılamış ,ABD’nin yönlendirdiği tek kutuplu dünya sistemi yavaş yavaş geride kalmaya başlamıştır.
İkinci bir ekonomik motor olarak devreye giren ve dünya ekonomisinde çok önemli rol oynayan, gelişmekte olan ekonomilerin en büyük temsilcisi Çin, şimdi çok kutuplu dünya sistemini inşa ediyor…

*
Sadece küresel ekonomik sistem değil, siyasi sistemde de büyük değişiklikler ve yeniden yapılanmalar yaşanıyor.
Avrasya’da Ukrayna’nın Baltık’tan Karadeniz’e, Hazar’dan Ortadoğu’ya kadar olan bölgedeki rolü, ABD-Rusya arasındaki güç dengesinin nasıl oluşacağını belirlemektedir.
Yoksa, ABD;  Doğu Avrupa ve Kafkasya’yı Rusya’ya mı terk edecektir?
Kısacası, ABD’nin küresel ekonominin itici güc olmak rolü giderek zayıflamıştır ve küresel ekonomide gelişmiş ülkelerin payı azalırken, gelişmekte olan ekonomilerin küresel ekonomiye katkısı hızla artıyor…

*
Çin Halk Cumhuriyeti büyük pazarı ve güçlü üretim kapasitesiyle gelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarına yanıt veriyor.
Gelişmekte olan ülkelerin yeniden sanayileşmelerine yardımcı olurken, yüksek teknolojili yatırım gereksinimlerini de karşılıyor.
Bu Çin’in küresel ekonomide sadece gelişmiş ülkelerle dikey rekabette olmadığını, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerle kollayıcı ve yatay rekabette olduğu,
ABD ekonomisi dursa bile Çin’in küresel ekonominin sigorta mekanizması haline geldiği anlaşılıyor.

*
Uluslararası Enerji Ajansı,bilhassa hidrokarbon kaynakları ile ilgili sorunlara çözüm getirmektedir.
Ajansın dünyanın enerji ihtiyacını analizleyen raporu, Çin merkezli Asya ülkelerinin ekonomik gelişmelerinin etkisiyle bugünden 2035 yılına enerji ihtiyacının üçte bir artacağına işaret ediyor.
Üstelik,2035′e kadar fosil yakıtların öneminde değişiklik beklenmiyor!

*
İki ülke,birincisi;ABD enerjinin pahalılaşacağı bu süreçte en çok ve büyük petrol kaynaklarını doğrudan ya da dolaylı kontrol edebilme kudreti,
İkincisi; Rusya en büyük doğal gaz kaynaklarına sahip olması kudretiyle öne çıkmıştır.
2035′e kadar Irak’ın küresel petrol üretimindeki artışın yüzde 45′ini tek başına sağlayacağı öngörülüyor, ardından Suudi Arabistan,İran,Kanada,Kazakistan’ın en büyük tedarikçiler olacağı bildiriliyor.
Avrupa’nın enerji gereksiniminde ciddi bir artış beklenmemektedir,ama yukarıdaki gelişmeler doğrultusunda Orta Doğu ve Hazar hidrokarbonlarının yüzde 90′ının Çin ve diğer büyük Asya ekonomilerinin ihtiyacına  yönelmesi gerekiyor…

*
Bu tablo küresel ya da bölgesel anlamda enerji kaynakları ve nakil yollarının paylaşımında  yaşanan zorlu mücadelelerin göstergesidir.
Küresel sistemde enerji maliyetleri ve ekonomi dinamiklerinin kökten değişimiyle birlikte ülkelerin ve bölgelerin önemlerinde çok sert ve çok derin dönüşümlerin yaşanacağı açıkça görülüyor…

*
Nitekim Çin;hem ABD’nin bölgeyi jeopolitik kontrolü altına almasını ve etkisini doğrudan kendi sınırlarına yakınlaştırmasından endişelidir,
Hem hidrokarbon ithalat hacmının önemli ölçüde artmasından hareketle, kendi enerji güvenliğini sağlamak zorunluluğuyla;
Hem Hazar bölgesi, hem Ortadoğu hidrokarbon rezervlerine ilgisini bölge ülkeleriyle geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkilerde gösteriyor.

*
Hazar’ı kuşatan ülkelerde etkinliğini arttırıyor.
Kazakistan,Türkmenistan ve İran ile ekonomik,siyasi işbirliğini geliştirirken, enerji-yakıt sektörünü geliştirmek için hammadde altyapısını esaslı şekilde genişletmeyi öngörüyor.
Azerbaycan’ın Hazar’dan gemiler vasıtasıyla Rusya’ya,Kazakistan,Türkmenistan üzerinden Orta Asya’ya, Mançurya ve Çin’e ulaşmasına katkı veriyor.

*
Ya da Ortadoğu’da Irak-Şam İslam Devleti (İŞİD) ve benzeri terör örgütleri gibi zorlama organizasyonlarla Suriye’nin ve Irak’ın idari yapısının değiştirilmesi yönündeki faaliyetleri önlemek için İngiltere, Almanya ve İran ile kurduğu ekonomik işbirliklerini diplomasi ile zenginleştiriyor.

*
Ya da Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika’nın oluşturduğu BRICS işbirliği çerçevesi;ortak gelişme yönünde ekonomide istikrarın dayanak noktası ve uluslararası toplumda huzurun kalkanı olmak amacıyla bir Kalkınma Bankası ve Kurtarma Fonu kurmuştur.
Bu üye ülkelerin güçlerini birleştirerek ABD ve doların egemenliğine meydan okumaları anlamına geliyor,Dünya Bankası ve IMF’yi tek olmaktan çıkarken, ABD’nin güç hegomonyasında  büyük bir gedik açılıyor.

*
Benzer biçimde Çin’in liderliğinde Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği, Doğu Asya Zirvesi çok sayıda serbest ticaret anlaşması sürüyor.
Ya da Şanghay İşbirliği Örgütü, Shangri-La Diyaloğu ve Asya Bölgesel Forumu gibi önemli platformlar bölgesel işbirliği mekanizmalarını geliştiriyor.
Asya’dan başlamak üzere ABD’nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı gelişiyor.

*
ABD’nin değişmeye-yazan bu mekanizmaya karşın yapabildiği Rusya’ya ardarda ekonomik,siyasi ve askeri yaptırım paketleri açmak,
Suriye’de,Irak’ta Rusya’nın jeopolitiğini yıkmaya çalışmak,
Çin’i frenlenmek,geleceğini şekillendirmek üzere Asya-Pasifik’te rolünü genişletmek ve bölgede kalıcı olmaya çalışmaktan öteye gitmiyor.
Bu esnada binlerce insanın yaşamlarını yitirmesine,ailelerin sönmesine ,ülkelerin tarih ve kültür birikimlerinin yağma edilmesine  hiç aldırış etmiyor.

*
İşte,belâyı sürüklemek üzere, hem Güney Çin Denizi’nde ticari ve askeri geçişleri kontrol,hem Japonya ve Güney Kore’deki üslere lojistik kolaylık sağlayan stratejik değerde Avustralya’da askeri personel,malzeme ve ekipman yerleştirmeye,istihbarat faaliyetlerini geliştirmeye ve bölgede uçak gemileri,nükleer denizaltılarını görevlendiriyor.
Vietnam ile askeri işbirliğini artırıyor,Filipinlere yeniden dönüş yapıyor, Japonya ve Güney Kore’deki üsleri geliştiriyor,Endonezya’da askeri ağırlık ve etkinliğin geliştirilmesine çalışıyor…

*
Son olarak Dışişleri Bakanlığı Koordinatörü Daniel Fried,ABD etrafında oluşan cepheyi bölmek amacıyla yeni bir öneriyle Çin’in kapısını çalıyor.
Çin’den Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlara katılmasını isteniyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı’dan yaptırımların Ukrayna’daki durumu çözmeye yardım etmeyeceği,
Artık hiçbir ülkenin,gelişmiş bir askeri ittifakın bile 21. yüzyılın sorunlarıyla tek başına mücadele edemeyeceği,işbirliğinin daha fazla zorluklar başlamadan kurulmasının tek etkili çözüm olduğunda pekişilmesi ve işbirliği ruhunun geliştirilmesi  gerektiği yanıtı alınıyor.

*
Ya Türkiye? Bu bakıştan yeni Türkiye görünmüyor.


27.8.2014
image001

IŞİD DOSYASI /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : Pembe Panter ve Bazargan’ın Pazarlık Hakkı

IS veya İD (nam-ı diğer ISIS veya IŞİD), Orta Doğu, Avrupa ve dünya’nın El Kaide’den sonraki en büyük derdi. Ama nasıl bir yerlerde vurucu güç olarak kullanılmak üzere, vaktiyle El Kaide yaratıldıysa, IŞİD de birileri tarafından yaratıldı; kullanıldı ve nihayet kontrolden çıktı. Şimdi başta ABD olmak üzere dünya ondan kurtulmaya kararlı.Hangi yeni müsibet tarafından ikame edilir diye düşünmeye dahi fırsat yok. ABD, IŞİD veya İD’ne karşı ittifak olanakları arıyor.

Şişede durduğu gibi Durmuyor Değil mi?

Bu ifade genellikle rakı için kullanılır. Ama herhalde aslı şişedeki “cin” için olmalı. Suriye rejimini yıkmak için, “Suriye’nin dostları” adı ile yaratılan muhalifler bir zafer elde edemeyince, Nusayri rejimi destekleyen Irak ve İran yani o “menfur” “Şii Kalkan”ına karşı oluşturulan Sünni kılıç, beklenenden keskin çıktı. Öyle ki eline geçirdiği her kafayı kesecek kadar gaddar. Vahşet ve dehşet saçma tercih olunca, bunun yarışması yapılsaydı, herhalde galibi IŞİD olurdu.

Şurası çok açık: ABD Suriye’de rejimi, ne Suriye’nin dostu mu düşmanı mı belli olmayan muhaliflerle, ne de IŞİD ile yıkabildi. Ama ne zaman ki Irak’ta yıkıp ta yerine oturtamadığı düzen, bir kez daha ali çıkarlarına zarar verme noktasına geldi, işte o zaman eski düşmanlardan yeni dostluklar beklemeye başladı.

“Pembe Panter’in Dönüşü”(The Return of the Pink Panter)

Ben Peter Sellers filmlerinin tutkunuyumdur. Sakar ama şanslı Fransız detektif Clouseau’yu seyretmeyenleriniz varsa tavsiye ederim. Evet o sonunda hırsızı bulur, çeteleri çökertir, dünyayı yok etmeyi planlayan delilerden kurtarır. Ama etrafa verdiği zarar hep çok büyük olur. Evler yıkılır, oteller çöker, masum insanlar pencerelerden uçar. O nasılsa hep bir şekilde kurtulur, güzel bir kız ile tatile çıkar.Ama iş orada bitmez. Tam romantikleşirken yine saldırıya uğrar. Bu defa saldıran o hep teyakuz halinde tutmak steyen yardımcısıdır. Ama heyhat güzel kaçar gider.

ABD aynen Pink Panter gibi büyük zararlar vererek yıktığı her düzenden bir şekilde tereyağdan kıl çekilir gibi çıkar gider. Şimdi Pembe Panter bir kez daha Irak’a dönüyor. Ama bu defa kapacağı güzel bir şey var mı bilemiyorum. Vatandaşı olan gazetecileri olmasa bile Musul’u belki kurtarıp geri alacak ve bizim rehineler de ABD sayesinde vatana dönecek. Ama en önemlisi Erbil’e yönelik tehdidi durduracak. Hesap öyle olmalı.

Aslında adı Ezidi, Yezidi veya Türkmen olsun, Gorani, Sorani, Luri, Zazagi veya Kırmançi konuşşsun, Nusayri, Şii, Şafi veya hatta Yahudi Kürt olsun onun için önemli değil. İş ki doğal kaynakların egemenliği istenmeyen grupların eline geçmesin. Bu dönüş ile Pembe Panter bölgeye yine ne zarar verecek şimdi bunu düşünme sırası değil.

“Pembe Panter Yeniden Vuruyor(Pink Panter Strikes Again)” : Ama Bazargan’dan Beklentileri Var.

Ben dillere pek pelesenk olan mezhebe dayalı bölme ve yönetme hevesinden nefret ediyorum. Ama şu anda Orta Doğu’da ulusal kimlik diye bir şey kalmadığı için, insanlar kendilerini sadece etnik payda, aşiret bağı veya mezhep ile tanımlıyabiliyor. Ne acı.

Ama bir gerçek var ki Pembe Panter yine düştü Şiiler’in ocağına. Bu nedenle ilk göz kırptığı coğrafi yön İran. Asırların kadim bazarganı ise sıkı pazarlıkçı. Üstün diplomasi manevralarını iyi bilen İran dışişleri bakanı Zarif, elbette ülkesi için bir mükafat bekliyor. Vaktiyle 8 yıl yakıp yıktığı Irak’ı bir müsibetten kurtaracak ise, en azından uluslararası yaptırımların kaldırılması lazım geldiğini söylüyor. Artık İran çok fazla köşeye kıstırılmamalı. Haklı değil mi sizce? Yoksa neden elini arı kovanına soksun veya daha da vahimi kan kuyusunda boğulsun ki.

Uzlaşma Zarif’in ve en önemlisi Ruhani’nin de işine gelir. Böylece Batı cephesinde sınırlarını “Sünni”saflara karşı tahkim ederken, aynı zamanda içeride Ahmedi Necat’ın geri dönüş ihtimaline karşı cephe alabilir.

Bu Kırk Katır ve Kırk Satır Arasındaki Tercih Değil

Dünya elinde binlerce satırla dolaşan katilleri dizi film gibi izliyor. Masum insanlar ölüyor. Bu güya din adına yapılıyor. Bir tür İslami Cihad. Ama Çiçeği burnunda “Müslüman” İngiliz katillerin görüntüsü, bunun sanki yeni bir haçlı(bu defa hilal görünümünde) dalgası gibi olduğunu düşündürüyor. İpten kazıktan kurtulmuşlar ordusu dehşet saçıyor.

Evet eğer İran Irak’ta ABD ye yardım edecekse, yaptırımlar mutlaka kalkmalı. İran’ın Bağdat yönetimi üzerinde zaten varolan etkinliği hoş görülmeli. İran katır yükü ile taviz beklemiyor. Dünyaya yeniden entegre olsun kafi. Ama bu arada Ruhani Hamas’a verdiği desteği kesme sözü verir ve bunu hayata geçirebilirse, ABD ile uzlaşma yolunu stabilize eder.

İran’ın Suriye rejimine verdiği destek pazarlığa tabi olur mu? Hiç sanmıyorum. Şimdi Esat rejiminin varlığı, artık zaten ABD için de IŞİD veya İS e karşı güvence. Bu bundan sonra böyle biline.

image001

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU /// Adı Konmuş Ama Henüz Doğmamış Bebek: Kürdistan

Yıllardır gidip geldiğim uluslararası toplantılarda karşılaştığım,yaşı benden bir hayli küçük bir Kürt Milletvekili, ülkesinden “Kuzey Irak” diye söz ettikçe kızıp, küplere biner, ama saygıyı-sevgiyi asla bırakmaksızın, “Kürdistan” sözcüğünü kullanacağım günleri de nasılsa göreceğini ısrarla söyler dururdu.

Perşembe’nin Gelişini Çarşamba’dan Çok Önce Beklemek

2014 başında karşılaştığımızda, uluslararası istatistiklere atfen bölgeye “Kürdistan” dediğimde, gelip hararetle elimi sıktı ve duygu yüklü gururunu okşamış olduğum için olsa gerek, bundan sonra bana Profesör Kalaycıoğlu değil “Sema abla” diye hitap edeceğini beyan etti. Samimiyetle 2019 yılı için bağımsızlık hazırlıklarını dile getirdi. Bağımsız bir devletin sürdürülebilirlik koşullarının özellikle “Kürdistan” ve “İskoçya” için zorluklarını, ekonomik açıdan dile getirdiğimde ise, bana "bu işin en kolay yanı" dedi. Acaba öyle mi?

Rakamların Dili ile Yarı Otonom bir Bölge olarak “Kürdistan”

Şimdi elimde, Mayıs 2014 tarihinde, The Economist Intelligence Unit, tarafından yayınlanan, “Benchmarking the Kurdistan Region”(Kürdistan Bölgesini Kıyaslamak) adlı rapor var. Rapor kısa ve öz olarak, başlıklar altında, hâlâ bir bölge olarak tanımlanan “Kürdistan”ın, güçlü ve zayıf yanları ile, hem küresel, hem de bölgesel olarak, siyasi istikrar, dış güvenlik, iç güvenlik, doğal ve beşeri kaynak tablosunu ortaya koymuş, fiziki, yasal, kurumsal ve teknolojik altyapı durumu ile iş yapma imkânlarını, dış yatırım iklimini, dış ticaret, finans ve piyasa fırsatlarını mukayeseli olarak gözler önüne sermiş.

Kürdistan Bölgesinin Güçlü Yanları

Bu rapor yayınlandığında henüz IŞİD Musul’u kuşatıp, Erbil’i tehdid etmeye başlamamıştı. Oysa ben raporun ayrıntılarını incelerken, böyle bir jeopolitik risk bölgede tozu dumana katmakta. Ancak rapora göre Kürdistan, her hâl ve şart altında fırtınalı bir denizin ortasında bir istikrar adacığı gibi.

Müreffeh, zengin, progresif ve ama en önemlisi temkinli. Geçmişin çalkantılı deneyimlerinden ders almış ve beklentilerini akılcı bir zemine dizginlemiş. Elbette ekmek elden ve su gölden değil. Ama Irak Merkezi otoritesi ile paylaşımından elde ettiği petrol geliri nedeni ile vergiler düşük ve özellikle yabancı yatırımcıyı bir hayli cezbeder bir düzeyde.

Bu Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (yarı otonom) küresel iş ortamı indeksi itibarı ile 14. sırada olmasının temel nedenlerinden biri. Bir başka neden de bölgeye geri döndüğü iddia edilen zengin Kürt diasporasının varlığı. Hem paralı, hem akıllı, hem de müteşebbis güngörmüş Kürtler, Kürt Bölgesel Yönetiminin hem umudu, hem de kıvancı.

Ya Temel Zafiyet Noktaları

Gelin görün ki içinde bulunduğu jeopolitik risklerin ötesinde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, hâlâ zayıf bir fiziki, hukuki ve idari altyapıdan şekvacı. Yok dense bile varlığı sabit olan kayırmacılık önemli bir sorun. Kavmiyet, mezhep ve aşiret bağlarının liyakate tercihi, daha besmele ile yola çıkarken aşikar olan bir sorun. Bununla atbaşı giden yolsuzluk ise gelecek için umut kırıcı olmasa bile heves köreltici.

Kürdistan bölgesinde hala istatistikler güvenilir bir biçimde toplanamıyor. Bazı temel ekonomik verileri bile başta Türkiye olmak üzere ticaret ortaklarından alıyorlar. Eğitim kurumları yetersiz, okullaşma Irak ortlamasının bile altında. Sağlık sektörleri tam oturmamış. Evet suç oranı bölgedeki diğer ülkelere göre çok düşük. Ama ne yazık ki kadına yönelik şiddet, önü alınamayan bir gerçek olarak, bölge komşularından hiç farklı değil.

Bağımsızlığa 5 Kala-6 Kala

Bir aceleleri yok. Ama 2019 teleffuz edilen bir tarih. Hızla değişen bölge dinamikleri nedeni ile daha önce olabileceği bile dile getirildi. Bunu kim destekliyor? Belki ABD, belki AB, belki oyunu pek açık oynamasa bile Türkiye. İran’ın tutumundan kuşkulular. Suriye Kürtleri ile birleşmeyi düşlemiyorlar bile. Üstelik rasyonel oldukları için bir bağımsızlık referndumundan bile, Irak’taki yeni gelişmeler ve kapıya dayanmış IŞİD dolayısı ile söz etmiyor, planları erteleyebilecekleri izlenimini veriyorlar.

Kaygı verici bir başka Mağduriyet Edebiyatı

Tarihin, yakın ve uzak komşuların onları hep mağdur ettiği tartışması, belki “çekilen ortak çileler” merkezli millet oluşturmanın kaçınılmazı. Ellerinde doğanın onlara bahşettiği zenginliğe ne kadar şükran duyuyorlar? Kendi başlarına kalsalar bu zenginliği kavga etmeden aralarında paylaşmayı becerebilirler mi? “Senin kavmin, mezhebin ve dinin benimkine karşı” tutumuna girerler mi? girmezler mi? üzerine yorum yapmayacağım. Ama geleceğin mutasavver bağımsız Kürdistan’ı için bir başka “mağduriyet” konusu var ki asıl beni endişelendiren o.

“Coğrafi Mağduriyet”

Böyle bir deyim kullanılıyor mu bilmiyorum. Araştırmadım. Yakıştırdım oldu sanki. Ama ben “Karaya Hapsolmuş”(Land-locked) ülke deyiminden hiç hoşlanmıyor, kendi ülkesi için bunu bir coğrafi mağduriyet unsuru olarak dile getirenlere hep İsviçre’yi hatırlatıyorum. Avusturya ve Macaristan’ı işaret ediyorum. Kaynak zengini Mogolistan da dilimin ucuna geliyor. Ama söylemiyorum. Zaten beni İsviçre ve Macaristan’dan öteye geçirmiyor ve hemen denize kıyıdaş olmanın önemini anlatıyorlar. Denize girmek için mi? Gün batışını seyretmek için mi? Tabii değil. Elbette geçerli ve kolaylık getirecek nedenleri var. Ancak asıl sorun ufuktaki olası bir bağımsızlığın, Orta Doğu bölgesine başka hangi sorunları yaşatacağı, hangi jeopolitik külfeti yükleyeceği ve Türkiye’nin bu sorunlardan ne kadar pay alacağı.

image001

KAMPANYA : 1.Derece Doğal SİT alanı olan Validebağ Korusu doğal haliyle korunmalıdır. Validebağ’ da çılgın projelere hayır diyoruz.

KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

AKP’nin Üsküdar İlçe Belediye Başkanı adayı olarak gösterdiği Hilmi Türkmen’in çılgın projesinin ve buna benzer projelerin hiçbir seçilmiş başkan, atanmış bürokrat tarafından hayata geçirilmesini istemiyoruz.

VALİDEBAĞ KORUSU’NUN KORU ÖZELLİĞİNİ KAYBETTİRİP PARKA DÖNÜŞTÜREN, 1.DERECE SİT ALANI OLMA ÖZELLİĞİNİ KAYBETTİREN PROJELERE HAYIR DİYORUZ.

Recep Tayyip Erdoğan’dan destek aldığını söyleyen Üsküdar İlçe Belediye Başkan adayı Hilmi Türkmen, 1.derece doğal SİT alanı olan Validebağ Korusu için planladığı, adını "çılgın proje" koyduğu projesinde Validebağ Korusunu koru olmaktan çıkarıp içinde çocuk parkı, seyir terasları, göletler, açıkhava tiyatroları ve düğün salonları olan bir park haline getirmek istediğini açıkladı.Bu projeyi kimsenin provoke etmesine izin vermeyeceklerini, burayı kendi çıkarları için kullanan belli bir marjinal grubun tüm engellemelerine karşın Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle geniş kapsamlı bir düzenleme yapacaklarını ve tüm halkın kullanımına sunulacağı” yönünde açıklamalarda bulunmuştur.

Bu çılgın proje yeni değildir. 2009 senesi yerel seçimleri öncesinde yine AKP Üsküdar Belediye Başkanı adayı Mustafa Kara tarafından da dile getirilmiştir.

Mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve kullanımı Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) tahsis edilen 354 dönümlük Validebağ Korusu için Üsküdar Belediyesi ile MEB, 2006 yılında bir protokol imzaladı. Protokolün amacı temizlik, bakım ve onarım olarak belirtildi. Ancak korunun yapılaşmaya açılacağı ve içinden yol geçirileceği endişesiyle, yöre halkı tarafından buna çok sert tepki gösterildi. İstanbul Valiliği yoğun tepkiler üzerine bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Protokolle korunun Üsküdar Belediyesi’ne devir, tahsis ya da kiralanmasının söz konusu olmadığını belirten Valilik, belediyenin koru düzenleme projesini de Koruma Kurulu’na sunacağını kaydetti. Tartışmalar nedeniyle belediye projeyi askıya almak zorunda kaldı, fakat Koru’da güvenlik görevlileri bulundurmaya devam etti.

2009 yılında Üsküdar Belediyesi koruda koşu parkuru yapmaya başladı. Türkiye ve Avrupa Kros Şampiyonası burada düzenlendi. Bu organizasyonlar koruya büyük zarar verdi. Validebağ korusunda yapılması planlanan açıkhava düğünleri de hem koru çevresinde yaşayan bizleri, hem de koruda yaşayan hayvanları gürültü kirliliği bakımından çok rahatsız edecektir.

Bizler neden Validebağ Korusu’nun doğal haliyle kalmasını, hiç bir yapılaşmaya gidilmeksizin Koru’nun tarihi ve doğal dokusunu değiştirmeden, bilim insanlarının, çevrede yaşayanların görüşlerini alarak ortaya koyacağı, Koru’da bulunan tarihi yapılar, tüm bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasında denge ve uyumu gözeten bütünlüklü koruma uygulamalarını destekliyoruz?

-Validebağ Korusu İstanbul’da kalmış son yeşil alanlardan biridir,1.derecede doğal SİT alanıdır. Çivi bile çakılırken ilgili koruma kurulundan izin alınması gerekir,

-Koru zaten halka açık bir yerdir. Önemli olan Koru’nun korunarak gelecek kuşaklara bir bütün halinde devredilmesidir. Yapılaşarak kullanıma açılan bu gibi yerlerde ağaç çalı, böcek, kuş gibi doğal yaşam kesinlikle yok olacaktır.

-Validebağ Korusu sadece İstanbul, sadece Türkiye için değil, bütün insanlık için önemlidir. Dünyanın başlıca önemli kuş göç yollarından biri üzerindedir ve doğal yaşamın denge noktalarındandır. Bu denge ne yazık ki siyasilerin oy, ticari rant hırsıyla bozulmaktadır.

-Yapılmak istenen bu yapılaşmalar, koruda yuva kuran, üreyen, beslenen, saklanan, sığınan, Koru’nun gerçek sahiplerini, yani böcekleri, memelileri, sürüngenleri ve kuşları yok edecektir. Son 15 yılda yapılan yapılaşmalar yüzünden artık leylekler korumuza gelmemektedir ve göç yollarını değiştirdiler.

-Koruda, anıt ağaçlar ve koruma altına alınması gereken bir çok türde ağaç bulunmaktadır.

-Koru içinde, koruma altına alınan Adile Sultan Kasrı,Abdülaziz Köşkü ve ek olarak Validebağ sanatoryumu,Mustafa Necati Bey Öğretmen Huzur evi , Çamlı Köşk ve Kuş evi mevcuttur.

-Koruda çoğunluğu göçmen olmak üzere 100′ün üzerinde kuş türü tespit edilmiştir. Onları her sene görmek istiyorsak, yaşam alanlarına müdahale edilmesini önlememiz gerekiyor. Böğürtlenliklerin, çalıların,sarmaşıkların kesilmemesi, kestirilmemesi gerekiyor. Kuşların evleri, sığınakları ve herşeyleri…İnsan hayatı için tehlike yaratmadıkça kurumuş ağaçlara da dokunmamalıyız. Erkek ağaçkakanlar üreme taklamalarını bu ağaçlardan yaparlar. Barındırdıkları kurtlar, kuşlara ve böceklere yem oluşturur. Çalılar: karatavuk, çıt kuşu, kızılgerdan için iyi birer sığınaklar. Meşelerden alakargalar besleniyor.

Besin zincirini bir noktadan kırarsak, Korudaki ekosistem tamamen bozulur. Korumuzdaki habitat sadece insanlara değil, diğer canlılara da hizmet ediyor.

Altunizade, Koşuyolu, Acıbadem üçgeninde yaşayanlara nefes aldıran, doğaya kısa süreli ulaşmak için çok az İstanbulluya nasip olan bir şans.

Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsisinde bulunduğu Validebağ Korusunu korumak, güvenliği ve temizliğini sağlaması için çağrıda bulunuyoruz.

VALİDEBAĞ KORUSU’NUN değerini bilip onu, "PAMUKLAR" içinde korumalıyız.

Dünya Türkleri Birliği